fbpx
Connect with us

Arkeoloji

Musteryen Alet Kültürü

Published

on

Aşölyen aletlerine göre daha kusursuz ve ustalıkla yapıldılar. Homo neandertal türleri tarafından yapılmıştır. Aletin daha verimli bir şekilde çalışmasını sağlamak için genellikle çakmaktaşından yaparlardı ve ince uçlu bir şekilde yapılıyordu. Uzmanlaşmaya yönelik eğilimleriyle kendi amaçlarına uygun, çok çeşit modelli aletlerin yapımında gelişme göstermişlerdir. Alet yapmak için alet kullanıyorlardı. Musteryen (Mousterian) endüstrisi yaklaşık olarak 200,000 yıl önce görüldü ve ortalama 40,000 yıl önceye kadar, Avrupa’nın çoğu bölgelerinde, Yakın Doğu ve aşölyen aletlerinin görüldüğü Afrika’da yayıldı. Avrupa’da bulunan aletler Homo neanderthal ile yakın bağlantılıydı. Ancak başka yerlerde Hem Homo neanderthal hem de erken dönem Homo Sapiensler alet yapabiliyordu. Musteryen (Mousterian) aletlerinde ilk önce taşın göbeğinin darbeyle form kazanmış bir bıçakla şekillendirilmesi gerekiyordu. Aleti yapan ustalar ya şekil vermeden önce taş yüzeyinde yuvarlak biçimli yükseklik oluşturuyor ya da üçgen şekilli pulları yapmadan önce taşın göbeğine prizma şekli veriyordu. [Aşölyen Aletleri hakkında bilgi için tıklayın]

Musteryen (Mousterian) aletleri , kendine özgü olan birkaç göbek taşı şeklinden tasarlanmıştır. Taşların üretim aşamasındaki tüm işlemler, standartlara sahipti ve açık bir şekilde gelişim göstermekteydi.(Basit göbek taşı, pürüzlü boş taş modeli, uç kısmı inceltilmiş alet) Gelişim evrelerindeki prosedürlere bağlı olarak alet şekillerinin versiyonları üretim esnasında değişebilmekteydi. İstikrarlı ve tutarlı üretimin amacı, her bir bıçak darbesinde darbe vurulan bölgeyi mümkün olduğunca çoğaltmaktı. Bu yapılan alet üretim işlemi daha fazla hassas çalışmaya ve emeğe ihtiyaç duyuyordu. Aynı zamanda bu durum, aletlerin kenarlarının yeniden şekillendirildiği ya da kütleştirilerek tıraşlandığı anlamına geliyor. Bu durumda her bir alet yapımı daha uzun sürdü. Tüm alet yapım endüstrisi emekle atılan her bir adımdan kat ve kat faydalandılar.

El baltası gibi geniş göbek aletlerinin kullanımındaki kademeli azalış ile Musteryen (Mousterian) geleneği dikkat çekmiş ve özel olarak yapılmış pullu aletler daha yaygın hale gelmiştir. Özel yapım pulların ortalama belirlenen boyut ve şekilleri sıklıkla Levallois ile hazırlanmış göbek tekniği ile yapılmaktaydı. Çakmaktaşın bloklarının ve diğer narin kırılgan kayaların bir tarafı darbeli pulluydu, bu alan üzerindeki tümsek bölge ‘’kaplumbağa kabuğu’’ şeklini alana kadar darbe alırdı. Daha sonra diğerlerine göre daha düz olan ve bir tarafta tümsek oluşturan geniş pullu göbeğin sonuna ağır bir darbe vuruşu gerçekleşirdi ve bu tekniğe Levallois tekniği denmekteydi. Bu tekniği ilk olarak 300,000 bin yıl önceye dayanan antik insanlar denemiştir. Neanderthallar ve çağdaşı olan türler tarafından bu teknik Musteryen (Mousterian) geleneği için mükemmelleştirilmiştir.

Musteryen endüstrisinde özel yapım aletlerin şekillerindeki çeşitlilik dikkat çeker. Kesici aletler; girintili çıkıntılı pulları, çentikli (tırtırlı) pulları ve üst paleolitik aletlerine benzer pullu bıçakları kapsıyordu. Kesici aletler, çubuğun sonundaki dişlilerin bağlanmasını sağlayan düz bir sapa ya da sivri ucu olan mızrakların alt kısmına dizayn edilmiş olarak görülüyor. Büyük bir ihtimal barınak, yatmalık alan, taşıma kesesi, kıyafet, ayakkabı vb. amaçlar için avlanılan hayvanların derilerini kazıma amaçlı kullanıyorlardı. Eski insanların biriktirdikleri maddi varlıkların tümü sosyal organizasyon ve istikrara bağlı olan bir başarıdır.

Aletler diğer bileşenlerle kombin edilmiştir (sap, mızrak sapı) ve daha geniş uygulamalar için kullanılmışlardır.(giyim, şekil verilmiş tahta aletler, büyük av oyunları) Mousterian teknolojisi diğer materyallerin de dahil olduğu birbiriyle bağlantılı olan çoğu üretim aktiviteleri için temel taştır; özel olarak yapılmış aletler özel olarak geliştirilmiş uğraş ve emekleri yarattı. Verimli ve esnek yapıda olan Mousterian alet yapım prodesürleri, zenginlik ve sosyal statüye bağlı olan fiziksel konforun artmasını sağladı ve tüm aktiviteler gelişim göstererek standart bir hal aldı.  [Oldowan Aletleri hakkında bilgi için tıklayın]

Editör / Yazar: Meltem TERZİOĞLU

Kaynak: https://humanevolutionb36.weebly.com/cultural-evolution.html

Advertisement
2 Comments

2 Comments

  1. Pingback: Üst Paleolitik Alet Kültürü; Magdalenian |

  2. Pingback: Neolitik Çağ Alet Kültürü – EğitimciTV.com

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arkeoloji

Tutankhamun’un Mezarına İngiliz Arkeologlarının Cevabı

Published

on

Hiç akla gelmeyecek bir yerde, bir bar ve bir süpermarket arasında kalan bir arazide gömülü inanılmaz bir mezar odası bulundu. Bulunan bu kraliyet mezarlığı İngiliz arkeologların Tutankamun ‘un mezarına verdiği cevap olarak nitelendiriliyor. Bu kazı mısır firavununun mezarı kadar ışıltılı ve dikkat çekici olmasa da, Anglosakson Dönemine ait en önemli keşifler arasında yerini aldı bile. Kazıda bulunan materyaller, o dönemin kültürü, insanları ve el işçiliğine ışık tutuyor. Mezar odası ilk olarak 2003 yılında İngiltere Essex ‘te yol çalışmaları sırasında keşfedildi. Yıllar süren titiz çalışmaların sonunda Londra Arkeoloji Müzesi (MOLA) arkeologları tarafından henüz yapılan açıklamada mezarın büyük ihtimalle MS 6. Yüzyıl’dan bir Anglosaksonların prensine ait olduğu açıklaması yapıldı. Mezar aynı zamanda bilinen en eski Hristiyan mezarı olma özelliği taşıyor.

Mezar odasının içinde içme kapları, kase, sürahi © MOLA

MOLA Araştırma Direktörü Sophie Jackson, “Kazı bu ülkenin gördüğü en önemli Anglosakson keşiflerinden biri.” Diyerek kazının önemini belirtiyor. Mezarın içinde bulunan paralarla yapılan karbon tarihlenmesi testleriyle mezarın MS. 575 ile 605 yılları arasında inşa edildiği bilgisine ulaşıldı.

mavi renkte kaplar © MOLA

Odada bulunan materyaller arasında altın bir kemer tokası, bir Bizans sürahisi, süslü bir içme boynuzu, dekoratif bir kase, mavi renkte kaplar ve altın haçlar dikkat çekiyor. Haçlar mezarın bir hristiyana ait olduğunu fikrini kesinlemekte fakat mezar odası gibi cenaze gelenekleri Hristiyanlık öncesi inanç ve gelenekleri yansıtmakta.

Bir diğer önemli bulgu da mezarın içine dağılan lir (antik arp benzeri bir Anglosakson enstrümanı) kalıntıları. Enstrüman çürümüş olmasına rağmen uzmanlar tarafından uygulanan tekniklerle lirin büyük ihtimalle Hindistan ya da Sri Lanka’ dan getirilmiş değerli taşlarla dekore edildiği tespit edidi.

lir kalıntıları. © MOLA

Yapılan incelemelerde araştırmacılar mezarın genç ve 1.73 boyunda bir erkeğe ait olduğunu saptadılar. Mezar odasında bulunan değerli eşyalar ve mezarın şaşaalı yapısı mezarın sahibinin bir aristokrat ya da kraliyet ailesi mensubu olduğu iddialarını destekliyor. Her ne kadar kimliğinin tespiti mümkün olmasa da, mezarın Kral Saebert’ in kardeşi Seaxa’ ya ait olduğu tahmin ediliyor.

Zorlu araştırmalar sonucunda, 6. yüzyılda yapılan mezar odasının rekonstrüksiyonu. © MOLA

Çevrede bulunan altın paralar arkeologların mezarı bulmasına yardımcı oldu. © MOLA

Editör / Yazar: Selin Ayça ÇELEBİ

Kaynak: https://www.iflscience.com/editors-blog/britains-answer-to-tutankhamuns-tomb-discovered-between-a-supermarket-and-a-pub/

Continue Reading

Arkeoloji

Bilim İnsanları, Kehribar İçine Sıkışmış Antik Deniz Canlıları Buldu

Published

on

Güneydoğu Asya’daki Myanmar’ da bulunan kehribar, görünüşe göre 100 milyon yıl önceki doğal dünyayı incelemek için inanılmaz derecede zengin bir kaynak haline geliyor. Geçen yıl, kurbağalar, salyangozlar, bir yılan, garip tüyler ve oldukça tuhaf böcekler ortaya çıktı. Bütün bunların ortak noktası ise karada yaşayan canlılar olması. Fakat şimdi paleontologlar küçük bir kretase dönemi kehribar parçası yığınında gerçekten garip bir şey keşfettiler: deniz canlıları, karada yaşayan canlılar ile yan yana. Dört deniz salyangozu ve okyanustan genç bir ammoniti. Yüksek ve düşük gelgit arasındaki bölgede yaşayan dört balık kenesi (ve mutemelen üç tane daha) de sahil kumu ile birlikte kehribarın içerisinde. Karasal canlı olarak kehribar, 22 akar, bir örümcek, 12 yetişkin böcek (sekiz sinek, iki ateşböceği, bir parazitik yaban arısı ve bir hamam böceği) ve bir kırkayak içeriyor. Ve hepsi bir yığın halinde 33-29-9.5 milimetrelik bir hacim içerisinde.

Araştırmacılar, “Kehribarda suda yaşayan organizmaları bulmak nadirdir ve kehribarda denizde yaşayan organizmalarını bulmak daha da nadirdir, ancak bu kehribar makroskobik deniz organizmalarıyla birlikte intertidal, karasal ve potansiyel olarak tatlı sudaki su organizmaları bulunduruyor.” yazdı. Kehribar kesinlikle gizemli. Paleontologlar, örneğin, kaç yaşında olduğunu çözemediler. Kehribarın bulunduğu volkanik kaya matrisindeki zirkonların uranyum-kurşun tarihini en fazla 98,8 milyon yıllık, ancak kehribarın üzerindeki kumtaşı tabakasının fosilleşmiş bir amonit içerdiği ve 113 milyon yıldır orada olduğu düşünülüyor. Kehribarın, toplandığı yataktan daha yaşlı olması mümkün. Bu yüzden 113 milyon yıldan daha eski olabilir. Bu, şu anda çözülemeyen bir sorun.

Neyse ki, nasıl aynı kehribar parçası içerisinde böylesine çeşitli canlıların olduğu, tahmin etmesi biraz daha kolay bir konu. İşte ipucu : Ammonit ve deniz gastropodlarının kabukları hafifçe aşınmış, önemli miktarda bir ammonit kabuğu kaybolmuş ve açıklığı kumla tıkanmış; Ayrıca ammonite veya salyangoza ait yumuşak doku belirtileri de yok. Reçine suya batırıldığında düzgün şekilde katılaşmaz. Bu nedenle suya bir damla düşmesi ve deniz hayvanlarını topladıktan sonra kehribara dönüşmesi pek mümkün değil. Paleontologlar, burada gördüğümüz deniz canlılarının çoktan öldüklerini, kabuklarının gelgitlerle taşındıklarını ve kumsala vurdukları sonucuna vardılar .

Orada da bir ağaç reçinesi bloğunda yakalandılar. “Reçine içindeki makroskopik deniz makrofosillerinin varlığı reçine ormanının bir sahile yakın bir yerde olduğunu, muhtemelen bir plajın yanında büyüdüğünü ve istisnai olaylara maruz kalabileceğini öne sürüyor ” yazdı araştırmacılar.“Kabuklar, istisnai derecede yüksek, belki de fırtına kaynaklı bir gelgit, hatta bir tsunami veya başka bir yüksek enerji olayı kaydedebilir.

Alternatif ve daha muhtemel olarak, reçine kıyı ağaçlarından sahile düşerek, karasal eklembacaklıları ve plaj kabuklarını topladı ve son derece yüksek enerjili plaj ortamından sağ çıkıp kehribar olarak kaldı.” Ve Myanmar’ daki bir kumtaşı yatağının altına gömülen kehribar bu şekilde milyonlarca yıl kaldı. Deniz hayvanları içeren diğer kehribar örnekleri bulunana kadar bu tür kalıntıların nasıl ortaya çıktığı hakkında daha fazla bilgi edinemeyebiliriz.

Editör / Yazar: Ramazan Fırat Şahin

Kaynak: https://www.sciencealert.com/cretaceous-sea-creatures-have-been-found-trapped-in-amber-alongside-insects

Continue Reading

Arkeoloji

Tutankhamun’un Karmaşık Ailesi ve Firavun Kız Kardeşi

Published

on

Tutankhamun’dan önce kadın bir firavunun bölgeye hükmettiği arkeologlarca bilinen bir gerçek. Hatta şu an Tutankhamun’un mezarı olan lahit aslen bu hükümdar için yapılmıştı. Bu firavunun adı bilinse de – Neferneferuaten Ankhkheperure – gerçek kimliği açığa çıkarılamamıştı. Yeni yapılan tartışmalı araştırmalara göre bu hükümdar Tutankhamun’un 2 ablasından biri. Muhtemelen Tutankhamun’ un babası Kral Akhenaten hayata veda ettikten sonra sonra küçük ablası Neferneferuaten 12 yaşında ilk kadın firavun olarak hükmetmeye başladı ve ablası Meritaten de ona eşlik etti. Ama Meriaten’ in eşlikçi pozisyonu uzun sürmedi. Kardeşinden 1 yıl sonra kendini de firavun ilan ettiğini ifade ediyor Quebec Üniversitesi profesörü Angenot, geleneksel anlayış olan kraliçe ve firavun hükümdarlığının yerine 2 firavun olarak hükmettiler. Angenot ’un iddiaları Mısır bilimciler tarafından kabul edilmedi. Genel görüş bahsi geçen eşlikçi kraliçenin Tutankhmun’un üvey annesi Nefertiti olduğu yönünde.

Tutankhmun’un Karmaşık Ailesi

İngiliz arkeolog Howard Carter Tutankhamun’ un mezarını keşfettiğinden beri Tutankhamun’un ailesi oldukça ilgi çekiyor. Tutankhamun’un aile ilişkileri oldukça karmaşıkt. Babası Firavun Akhenaten, antik Mısır tanrısı, güneş diski olarak bilinen Aten’e tapınıyordu. Veba Mısır’ı vurduğunda Akhenaten hükümdarlığının 17. yılındaydı. Profesör Angenot’a göre o dönemde Firavun’un 3 kızı vebadan hayatını kaybetmişti. Live Science’a yaptığı açıklamada ‘vefat eden 3 çocuğunun ardından hayatta kalan 4 çocuğunu hükmetmek için hazırlamaya başladığına inanıyorum.’ dedi. Böylece Akhenaten en büyük kızı Meritaten’le evlendi ve diğer kızı Ankhesenpaaten’ i Tutankhamun’ la evlendirdi.

Böylece Tutankhamun kral olduğunda kızı da kraliçe olarak ona eşlik edecekti. (Mısır’da kraliyet arasında aile içi evlilikler normal görülüyordu.) Çocuklarını taker taker kaybederken en küçük çocuğu Neferneferuaten 7 yaşındaydı. Çok küçük olduğu için iyi bir kraliçe olamazdı. Çocuk sahibi olamayacağı için soyu devam ettiremezdi, yalnızca firavun kanı taşıyordu. Bu noktada Akhenaten onu kraliçe değil kral ilan etmeye karar verdi ve firavun ilan etti. Eğer bu teori doğruysa Akhenaten yaşamını yitirmesinin hemen ardından Tutankhamun tahta geçmek için fazla küçükken Mısır’a hükmeden gizemli kadın firavun Neferneferuaten Tasherit’ti.

Gizemli Kraliçe

Akhenaten’in yaşamını yitirmesinden sonra bir kraliçenin hükmettiği 50 yıldır biliniyor. Tutankhamun’un mezarına yapılan incelemeler mezarın aslında bir kadın için yapıldığını ve üzerinde isim kalıntıları olduğu görüldü. Çoğu Mısır bilimci bunun ismini değiştiren Nefertiti olduğunu, bazılarıysa babasıyla evlenen Meritaten olduğunu düşünüyor. Angenot’sa en mantıklı olanın doğum ismini kullanan Neferneferuaten’in hükmetmiş olması olduğunu düşünüyor. Bu yalnızca bir tahmin değil. Kraliyet isimleri genellikle doğum isimlerini de kapsar. ‘Bu yüzden bu gizemli kadının Nefertiti ya da Meritaten olamayacağını düşünüyorum çünkü ikisinin de isimleri Neferneferuaten değil. Kraliyet ismi ve doğum ismi uyuşan tek aday Neferneferuaten. Tek problem en küçük çocuk olduğu için tahta oturma şansının düşük olması.’ diyor Angenot.

Angenot, Neferneferuaten’in tahta oturmuş olduğuna dair kanıtlara sahip. Bir sanat tarihçisi olarak, daha önceden bulunan ve Akhenaten’in ya da Nefertiti’nin olduğu düşünülen heykel ve kafa tasının genç Prenses Neferneferuaten’e ait olduğunu iddia ediyor. Dahası göstergebilimsel analizler başla yapılan bir jestin Akhenaten ve Meritaten’in çocuklarının çizmlerinde ve 2 kraliyet üyesinin tamamlanmamış ikonlarında görüldüğünü kanıtladı ki bu Neferneferuaten firavun olarak hükmetmeye başlamasının ardından ablası Meritaten’in ona eşlik ettiğinin göstergesi.
Tutankhamun’dan sonra gelen hükümdar iki kadının hükümranlığını onaylamadığı için döneme ait ikonların yok edilmesini emretmiş ve bu yüzden o dönem hakkında çokk fazla bilgimiz yok.
Neferneferuaten ve Meritaten aynı kraliyet ismini paylaşmış olabilir. Üstelik Mısır’ ın kadınlar tarafından yönetilmesi görülmemiş bir şey değildi. Daha önce Hatshepsut ve Sobekneferu tarafından da yönetilmişti.

Ya Sonra?

Angenot araştırmasını 20 dakikalık bir sunum olarak sundu ve şu an kağıda döküyor. Çoğu Mısır bilimci daha fazla bilgi edinebilmek için araştırmanın yayınlanmasını bekliyor.  ‘Ahmose and Tetisheri Project’in yönetmeni Mısır bilimci Stephen Harvey, Angenot’un iyi bir araştırma yaptığını ve kimin olduğu belli olmayan heykeller için iyi bir dayanak oluşturduğunu ve fikirlerini nasıl sunduğunu görmeyi sabırsızlıkla beklediğini söyledi. Tamamen karşıt fikirlere sahip olanlar da yok değil bir başka Mısır bilimci Aidan Dodson bu teorinin ilginç olmasına rağmen inanılabilir olmadığını ifade etti. Dodson bir jestin 18. Hanedanın bir prensesiyle bağdaşlaştırılmasının olanaksız olduğunu belirtiyor ve bahsi geçen kadın firavunun Nefertiti olduğuna dair bir kitap yazıyor.

Dahası tamamlanmamış abidelerde 3 hanedan üyesinin ismi için daha isim kabartması var. Bunlardan 2’s, krala ve biri de kraliçeye ait olabilir. Dodson, Angenot’un kendisine ‘2 kadın firavun aynı ismi kullandığı için bu isimler birleştirilip Neferneferuaten Ankhkheperure Meritaten şeklinde işlenmiş olabilir.’ dediğini iddia ediyor ama daha sonraları bu yöntemi destekleyen hiçbir uygulama olmadığı için bunun yanlış olduğunu savunuyor. ‘Ek olarak Neferneferuaten, önceleri Nefertiti’ nin isminin bir parçasıydı yani eşi hayatını kaybettikten sonra bu ismi firavun ismi olarak kullaması çok da şaşırtıcı olmazdı.’ diyor Dodson. Mısır Bilimci Harvey Angenot’ un çalışması yayınlandığında değerlendirilmesinin daha kolay olacağını ve konu hakkındaki detayları öğrenip iyi bir değerlendirme yapmayı istediğini belirtti.

Editör / Yazar: Şeyma SÜRÜCÜ

Kaynak: https://www.livescience.com/65433-king-tut-sisters-pharaoh.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar