fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

NASA Bizi Büyük Asteroidlerden Korumayı Başaramayabilir

Yayınlandı

üzerinde

21 Eylül 2135’te, büyük bir gök taşının dünyaya çarpma ihtimali var. Araştırmacılar 500 metre genişliğindeki asteroidin dünyamıza çarpmasını önlemenin mümkün olamayacağını söylüyor. NASA’nın en üstün teknolojisinin bile böyle bir tehlikeye karşı yetersiz kalabileceği ile ilgili uyarılarda bulunuluyor. Bilim insanları problemi çözmek adına HAMMER adında bir plan geliştiriyor. Uluslararası Nükleer Güvenlik Yönetimi’nden ve NASA’dan bilim insanları nesnenin yönünü değiştirmek için bir uzay aracı kullanılabileceklerini söylüyor. Fakat, yeterli zaman olmazsa, uzmanlar nükleer silah kullanımının daha iyi bir yöntem olabileceğine dair uyarıyor.Araştırmalar, İnsanlığın sonunu getirecek, 500 metre genişliğindeki dünyaya çarpma ihtimali olan çok büyük bir asteroidin NASA tarafından bile durdurulamayacağını gösteriyor. Daily Mail’in raporuna göre de, 2135’te olması beklenen çarpışmayı durdurmak mümkün olmayabilir.
Buzz Feed News , 21 Eylül, 2135’te gerçekleşmesi beklenen çarpışmanın 2,700’de 1 olma ihtimalini raporladı.Uzmanlar, bu büyüklükteki bir gök taşının en gelişmiş teknolojiler kullanılsa bile yetersiz kalabileceğinin altını çiziyor.”Bennu” adı verilen karbon içerikli bu asteroid LİNEAR tarafından 11 Eylül, 1999’da keşfedildi. Robert Marcus, H. Jay Melosh Gareth Collins’in araştırmalarına göre her 130 yılda 1 bu tür asteroidlerin dünyaya çarpması beklenebilir. 2015’te yapılan çalışmalarda, bu esteroidin çarpma ihtimalinin en yüksek olduğu gezegen Venüs (26%), ardından Dünya(10%) ve Merkür (3%). Marsa çarpma ihtimali ise yalnızca 0.8% ve Jupiter’e çarpma ihtimali ise 0.2%. Bilim insanları, bu denli büyük bir çarpışmanın sonuçlarının iyi olamayacağını ve medeniyeti ortadan kaldırabileceğini söylüyor.Hesaplamalara göre, çarpışmanın oluşması halinde beklenen kinetik enerji 1200 megaton olabilir. Bilim insanlarının ortaya çıkardığı HAMMER; bir uzay aracının asteroide çarptırılarak yönünü değiştirmeye yönelik bir plan. Hammer 9 metre ve 8.8 tonluk bir uzay aracı. Şu anda, oldukça büyük olan bu astroid dünyadan 84 milyon kilometre uzaklıkta ve güneş yörüngesinde yavaşça hareket ediyor ama gezegenlerin yörüngesi dairesel olmadığından, dünyaya çok yakın bir noktadan geçebilme ihtimali var.NASA bunu bir fırsata çevirip asteroid üzerinde çalışıp evrenin merkezini ve gezegenlerin oluşumunu ve eğer mümkünse nerden geldiğimizi bilmek istiyor.
Her ne kadar dünya doğrudan BENNU tarafından tehdit altında olmasa da ve yakınlarda Dünya’ya çarpması beklenmiyor olsa da, bilim insanları gelecek yüzyılda 2,700’de 1 dünyamıza çarpma ihtimalinin olduğunu söylüyor. Acta Astronautica dergisinde yayınlanan habere göre iki gerçekçi çözümden sözedilebilir. Uzay aracı kullanılarak ya kinetik bir çarpma ile ya da nükleer patlayıcılarla NEO(Dünya’ya yakın nesneler)’nun yönünü değiştirmek. Her ne kadar tercih edilen yaklaşım kinetik bir çarpma olsa da çeşitli faktörler ve belirsizlikler ya da kısa sürede uygun cevapların alınamaması, kinetik çarpmanın etkisini ve uygunluğunu azaltabilir. HAMMER, insanlığı kurtaracak uzay aracı, yalnızca bir teori, böyle bir araç şu an mevcut değil. Ama NASA bunun gelecek için düşünülmesi gereken bir şey olduğunun farkında ve umarız Bennu çok yaklaşmadan önce hazır olur.
Kaynak: https://ancient-code.com/nasa-may-not-manage-to-save-us-from-massive-asteroid-that-could-wipe-out-life-on-earth/

Bilim

İnsan Hücrelerinin Yaşlanması Laboratuvarda Başarıyla Terse Çevrildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yaşlanma, insanların tarihin başından beri kazanamayacaklarını bildiği bir savaştır. Bundan nefret edebiliriz ya da en sonunda bunu kabul edebiliriz. Nasıl davranırsak davranalım sonuçta yaşlanmaktan kaçamayız. Bununla birlikte, yıllar boyunca bilim insanları bu biyolojik sürecin köklerini saptamaya çalışmakta ve durdurmak ya da tersine çevirmenin herhangi bir yolunu aramaktadır.
Süreç içerisinde bazı küçük başarılar elde edildi ve bunlara yeni bir çalışma eklendi. Araştırmacılarbazı insan hücrelerinin yaşlanma sürecini, enerjinin üretildiği hücreler içindeki yapılar olan mitokondrilerespesifik bir molekül yerleştirerek geri döndürmeyi başardı. Bu yaklaşım hücrelerin yaşlanmasını durdurmaktadır. Araştırmanın başyazarları, yaşlanma sürecinin tam olarak anlaşılamadığını belirtiyor. Bundan önce DNA’nın zarar görmesi, inflamasyona maruz kalma ve kromozomların sonundaki koruyucu moleküller olan telomerlerin zarar görmesi gibi fikirler bu konuyla ilgili ortaya kondu.
Yakın bir zaman önce bazı bilim insanları genleri doğru zamanda açıp kapatabilme yeteneğimizin kaybolduğuna dair bir teori üretti. Yaşlanmayla ilgili yürütülen bu yeni çalışma Aging dergisinde yayınlandı. Çalışma içeriği, Hidrojen sülfürün doğrudan mitokondriye aktarılmasının, eski hücrelerin genç hücrelerin bölünme yeteneklerini yeniden kazanmalarına nasıl izin vereceğini anlatıyor. Hidrojen sülfür çürük yumurta kokusu yapan bileşiktir. Yüksek dozlarda tehlikelidir. Ancak düşük seviyelerde faydalı olduğu bilinmektedir.
Ekip, molekülün mitokondrilerdeki varlığının çevresel değişikliklere cevap olarak genleri açıp kapatacak olan belirli birleştirme faktörleri ile proteinlerin bolluğunu artırabileceğine inanıyor. Bu grupta yaklaşık 300 protein bulunmaktadır ve yaşlandıkça sayıları azalmaktadır. Hidrojen sülfür yaşlanma mekanizmasına bağlı olan iki birleştirme faktörünü artırdı. Ekip bunun gibi moleküler araçları kullanarak yaşlanan hücreleri ortadan kaldırmayı sağlayabileceğini umuyor.
Kaynak: http://www.iflscience.com/health-and-medicine/scientists-have-successfully-reversed-the-aging-of-human-cells-in-the-lab/

Devamını Oku

Bilim

Bilim İnsanları, Ölümün hızını keşfetti!

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Ölümün hızı ne kadardır? Stanford Üniversitesi’nden Bilim insanları bu sorunun yanıtını bulmak için kafa patlatmış. Yapılan deneyde ölüm tehdidi olarak adlandırılan tetiklemenin bir hücrede yayılma hızını ölçüldü. Ölüm hücrelerde saatte 2 milimetre ilerliyor. 
Ölümün hızı ölçüldü, peki bu ne işimize yarayacak?
Yapılan deneylerde kurbağa yumurtaları kullanıldı. Bunun temel sebebi ise böyle bir deneyi daha kolay gözlemlenebilecek büyüklükte bir hücrede gerçekleştirmek. Bildiğiniz gibi yumurtalar görebileceğiniz en büyük hücreler. Peki ölümün hızı ölçülünce ne öğrendik? Ölümün hızının ölçülmesiyle birlikte, hücre içinde gerçekleşen ölüme neden olan mekanizmanın nasıl harekete geçtiği ve neyin ölümü tetiklediği ortaya çıkarılmış oldu.
Deneyi gerçekleştiren Biyokimya Profesörü James Ferrell ve meslektaşı Xianrui Cheng, hücre içinde yayılan bu yıkımın diğer hücrelerde de ölümü nasıl tetiklediğini ortaya çıkardı. Hücre ölümü stadyumda ki Meksika dalgasına benzer bir şekilde senkronize gerçekleşiyor. Buna neden olan ise ölen hücrelerin sinirlere gönderdiği tetikleme dalgası. Bu tetiklemenin ana sebebi ise apoptoz yani, vücudun gereksiz olan parçalardan kurtulma mekanizması. Aslında apoptozun bu konuda etkisi biliniyordu ama bu kadar etkili olduğu yeni keşfedilmiş oldu.
Bu mekanizma örnek olarak embriyonun sağlıklı bir bebek haline gelmesi sırasında vücut için gereksiz olan hücrelerin ölümünde harekete geçiyor. Yine virüslere ve kansere karşı vücut bir savunma mekanizması olarak virüslü hücrelerden bu şekilde kurtuluyor. Bu araştırmayla birlikte apoptoz sürecinin gelecekte kanser tedavisi gibi süreçlerde daha etkin kullanılmasının yolu açılmış oldu. Bu çalışma sonrası Bilim insanları bu tetiklemenin nasıl meydana geldiği ve apoptoz mekanizması üzerine çalışmalarını yoğunlaştıracaklar.
Kaynak: www.theguardian.com/science/shortcuts/2018/aug/12/thirty-micrometre-minutes-scientists-discover-speed-of-death

Devamını Oku

Arkeoloji

Homo Erectuslar Değişen İklime Uyum Sağlamak İçin Çok Tembel Olduklarından Yok Oldu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yakın zamanda yürütülen bir çalışmada Homo Erectus olarak bilinen eski bir insan neslinin tükendiği ortaya kondu. Atalarımızın yaşamlarına bir göz atmak için Avustralya Ulusal Üniversitesi (ANU) araştırmacıları, Alt Paleolitik Dönem’de Arap Yarımadasındaki bir alanda bulunan binlerce eseri inceledi. Oldukça eski dönemlere ulaşan bu inceleme esnasında Homo Erectuslara dair birçok veriye rastlandı.
Nesli tükenen bu insan topluluğu kendilerini dış dünyaya açma noktasında oldukça tembel davrandılar. Farklı bir yeri keşfetme gibi bir eylemlerinin olmadığı yapılan incelemelerde ortaya kondu. Homo Erectusların birçok insanın sahip olduğu merak duygusuna sahip olmadıkları düşünülüyor. Homo Erectusların yaşadığı bölgede kurumuş iki büyük nehir yatağı yer alıyor. Arkeologlar Homo Erectusların bir süre için güçlü ve başarılı olduklarını ifade ediyor.
Ancak teknolojik bakımdan ilerleyememeleri onların sonunu getirdi. Homo Erectuslar yaşadıkları bölgede değişen iklim koşullarına ayak uydurmalarını sağlayacak aletleri geliştirmedikleri gibi bölgeden gitmeyi de düşünmediler. Homo Sapiensler ve Neanderthaller uzun mesafelerde dağlara gidebilecek ve buralara tırmanmayı sağlayacak aletler ürettiler.
Homo Erectuslar ise hayatta kalmalarını sağlayacak bir hızda kendi araçlarını üretemedi. Tortu örnekleri, Arap Yarımadası’ndaki ortamın kademeli olarak çöle döndüğünü ancak Homo Erectusların kullandıkları aletlerde bir değişimin yaşanmadığını ortaya koyuyor. Araştırmacılar, “Onlar sadece tembel değil, aynı zamanda çok muhafazakardı” açıklamasında bulunuyor. Hiçbir ilerleme kaydedemediler ve sonunda kuraklaşan iklim şartlarıyla nesilleri tükendi.
Kaynak: http://www.iflscience.com/editors-blog/homo-erectus-died-out-because-they-were-too-lazy-to-adapt-to-changing-climate-study-suggests/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar