fbpx
Connect with us

Uzay

NASA, Kepler Uzay Teleskobu’nun emekliye ayrıldığını açıkladı

Published

on

NASA, Kepler Uzay Teleskobu’nun, derin uzaydaki 9 yıllık keşif yolculuğunun ardından emekliye ayrıldığını açıkladı. Amerikan Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA), Kepler Uzay Teleskobu’nun, derin uzaydaki 9 yıllık keşif yolculuğunun ardından emekliye ayrıldığını açıkladı. NASA’nın internet sitesinden yapılan açıklamada, yakıtı biten Kepler Teleskobu’nun bilim operasyonlarının sonuna geldiğini duyurdu. NASA’nın ilk gezegen keşif misyonu olan Kepler’in tüm beklentilerin ötesine geçerek insanlığın Güneş Sistemi ve ötesindeki yaşam arayışına yeni bir soluk getirdiğini ifade eden Bilim Misyonları Direktör Yardımcısı Thomas Zurbuchen, “(Kepler) Yalnızca bize uzayda ne kadar çok gezegenin var olduğunu göstermekle kalmadı aynı zamanda bilim dünyasında çığır açan yepyeni bir araştırma alanını da tanımlamış oldu. Onun keşifleri insanoğlunun kainattaki yerine yeni bir ışık tutarken yıldızların ötesindeki davetkar gizemleri ve olasılıkları önümüze serdi.” dedi.
İlk gezegen avcısı
Kepler 9 yıllık misyonu boyunca Güneş Sistemi dışında 2 bin 600 gezegen keşfetti. Bu keşifler sayesinde o zamana dek yıldızlar ve yıldız kümelerinin odaklanan gökbilimde ötegezegenler başlı başına bir araştırma konusu haline geldi. Kepler’in keşifleri sayesinde gökyüzündeki yıldızların yüzde 20’si ila yüzde 50’sinin yörüngesinde yaşama elverişli Dünya’ya benzer boyutta kayalık gezegenler barındırdığı anlaşıldı. 35 yıl önce Kepler Teleskobu’nun hayata geçirilmesine ilişkin ilk fikir ortaya atıldığında insanoğlunun Güneş Sistemi dışındaki tek bir gezegenden dahi haberi olmadığının altını çizen Kepler Misyonu’nun kurucu Baş Araştırmacısı William Borucki, “Artık gezegenlerin her yerde var olduğunu biliyoruz. Bu bulgu, yeni nesillere kainatın keşfi açısından yepyeni bir kapı aralıyor.” ifadelerini kullandı. 6 Mart 2009 yılında uzaya fırlatılan Kepler Teleskobu, yıldız parlaklığını ölçen bir gelişmiş dijital kamerayla donatılmıştı. Teleskop, Kuğu (Cygnus) Takımyıldızı’nda 150 bin yıldızın olduğu bir yıldız kümesine odaklanması planlanmıştı.
Kepler’in ikinci hayatı: K2
Teleskop, keşif misyonunun 4. yılında öncelikle bilim görevlerini büyük ölçüde tamamlamışken mekanik arızalar nedeniyle faaliyetine ara vermek zorunda kaldı. Arızayı tamir eden bilim adamları, Kepler’in görüş alanını her 3 ayda bir değiştirdiği yeni bir operasyon moduna geçirdi. “K2” adı verilen keşif misyonunun bu aşamasında Kepler 500 bin yeni yıldızın bulunduğu bir alanı gözlemleme fırsatı buldu.

Bu kadar geniş bir alana odaklanmak bilim adamlarına yıldızların hareket tarzları ve yörüngesindeki gezegenlerin yapısı hakkında yeni bilgiler sağladı. Bu bilgiler, Samanyolu Galaksisi’nin geçmişi, Süpernova denilen yıldız patlamaları ve kainatın genişleme hızı açısından yeni teori ve açıklamalar ortaya atılmasına vesile oldu. Emekliye ayrılmasının Kepler’in ilham verdiği keşiflerin sona erdiği anlamına gelmediğinin altını çizen Kepler Proje Araştırmacısı Jessie Dotson, “Kepler’in topladığı verilerden çıkacak yeni keşifler beni heyecanlandırıyor. Gelecek keşif misyonları Kepler’in bulguları üzerine inşa edilecek.” dedi. Kepler keşif misyonu, NASA’nın California’daki Ames Araştırma Merkezi tarafından icra ediliyordu. Teleskop, NASA’nın Jet İtki Laboratuvarı tarafından geliştirilmişti. Teleskop adını, 17. yüzyılda yaşayan, modern bilimsel devrimin öncülerinden Alman matematikçi ve gökbilimci Johannes Kepler’den alıyordu.
Kaynak: https://www.independent.co.uk/news/science/kepler-space-telescope-nasa-fuel-space-orbit-launch-dead-location-a8609601.html

Uzay

NASA’nın 12 milyar dolar harcadığı dev Mars roketi beklentileri karşılamıyor

Published

on

NASA’nın insanlı Mars ve Ay görevleri içi hazırladığı dev roket SLS, harcanan 12 milyar dolara rağmen bir türlü bekleneni veremiyor. Uzay ajansı roketin 2020 yılında da fırlatılamayacağını açıkladı. NASA’nın insanlı derin uzay görevleri için hazırladığı devasa roketi SLS (Space Launch System), bir türlü bekleneni veremiyor. Art arda gelen erteleme kararları ve teknik problemler nedeniyle roketin geleceği şu anda tamamıyla belirsiz bir hale gelmiş durumda. Geçtiğimiz günlerde konuyla ilgili bir basın toplantısı düzenleyen NASA başkanı Jim Bridenstine, SLS’nin 2020 yılında da fırlatılamayacağını açıkladı.

2011 yılından bu yana geliştirme süreci devam eden SLS’nin aslında 2017’de ilk görevine çıkması bekleniyordu. Ancak NASA ve roketin üretiminden sorumlu olan Boeing, geride bıraktığımız üç yıl içerisinde tam üç farklı erteleme kararı alarak roketin fırlatma tarihini 2017’den 2020’ye almıştı. NASA-Boeing ikilisi şimdiyse roketin 2020 yılında da kalkışa geçemeyeceğini söylüyor. SLS projesi NASA’nın önümüzdeki 20 yıllık insanlı uzay görevleri planları için çok büyük bir öneme sahip. Zira uzay ajansının Ay, Mars ve hatta bazı asteroitlere düzenlemeyi planladığı tüm uzay görevlerinin merkezinde SLS roketi bulunuyor.

Ancak 2011 yılından bu yana harcanan yaklaşık 12 milyar dolara rağmen roketin geleceğinin hala belirsiz olması nedeniyle şu anda ABD’de ciddi bir tartışma ortamı oluşmuş durumda. Sektörün önde gelen bazı isimleri NASA’nın daha fazla zarar etmeden projeyi derhal iptal etmesi gerektiğini bile söylüyor. Bu alanda kendisini kanıtlayan Elon Musk’ın Falcon Heavy ve Starship roketlerine yatırım yapılmasının daha uygun olacağı konusunda öneriler var.

SLS roketinin 2020 için planlanan EM-1 (Exploration Mission 1) görevinde NASA, Orion kapsülünü Ay yörüngesine fırlatıp geri getirmeyi planlıyordu. SLS’nin hazır olmaması nedeniyle bu görev şu anda elbette tehlikeye girdi. NASA başkanı Jim Bridenstine ise EM-1 görevini SLS roketi olmadan da gerçekleştirebileceklerini söylüyor.

SLS yetişmedi, Elon Musk yardıma geliyor

Bridenstine yaptığı açıklamalarda,”SLS roketinin beklediğimiz tarihte uçması mümkün görünmüyor. Projenin ne kadar zorlayıcı olduğunu şu anda çok iyi anlıyoruz. Biraz daha zamana ihtiyacımız olacak. Ancak bir konuda çok net konuşmak istiyorum. NASA olarak eğer bir söz verdiysek bu söze bağlı kalmamız gerek. 2020’de Ay yörüngesine bir görev düzenleyeceğimizi söyledik ve bunu yapmalıyız. Bu hedefi gerçekleştirmek için her türlü seçeneceği değerlendirmemiz gerekiyor.” sözlerini kullandı.

Bridenstine, özel şirketlerin ürettiği roketleri işaret ederek,”Amerika Birleşik Devletleri’nin büyüklüğünü de işte tam olarak burada görebiliyoruz. Şu anda kullanabileceğimiz tamamıyla hazır halde bulunan başka imkanlarımız da var. EM-1 misyonunu bu şekilde gerçekleştirebiliriz.” ifadelerini kullandı.

Jim Bridenstine EM-1 görevi için tam olarak hangi şirketle anlaşacaklarını elbette henüz söylemedi. Ancak ArsTechnica’dan Eric Berger’in haberine göre Elon Musk’ın uzay şirketi SpaceX, şu anda hali hazırda NASA ile görüşmelere başlamış durumda. SpaceX’in Falcon 9 ve Falcon Heavy roketleriyle EM-1 görevi için rakiplerinin önünde olduğu söyleniyor.

Tabi EM-1 görevi SpaceX roketleriyle başarılı bir şekilde tamamlansa dahi NASA, SLS projesindeki başarısızları nedeniyle eleştirilerin odağı olmaya devam edecek. Son ertelemelerle beraber roketin maliyetinin 14 milyar dolara çıktığı belirtiliyor. Ayrıca SLS’nin üretim ve kalkış maliyetlerinin çok pahalı olması ve teknoloji anlamında da SpaceX’in Falcon Heavy ve Starship roketlerinin gerisinde kalması nedeniyle de ciddi eleştiriler gelmeye devam ediyor.

SLS, başarıyla tamamlanması halinde insanlığı Ay’a götüren Saturn V’i de geride bırakarak tarihin en güçlü roketi ünvanını eline geçirecek. Devasa roket aynı zamanda SpaceX’in Falcon Heavy roketin de yaklaşık 1.8 kat daha güçlü olacak. Bakalım Space Launch System’ın ilk kez kalkışa geçtiği tarihi anları görebilecek miyiz.

Editör / Yazar: İsa EKİCİ

Kaynak: https://arstechnica.com/science/2019/03/nasa-to-consider-use-of-private-rockets-for-first-orion-lunar-mission/

Continue Reading

Teknoloji

İşte, Toyota’nın Ay’a göndereceği dev keşif aracı

Published

on

Japon otomotiv devi Toyota, uzay sektörüne çok ilginç bir giriş yapmaya hazırlanıyor. Japonya Uzay Araştırma Organizasyonu (JAXA) ile iş birliği yapan şirket, Ay’a dev bir araç göndermek için hazırlıklara resmen başladıklarını duyurdu. Bugün yapılan ortak açıklamada uzay aracının ilk temsili videosu ve detayları da paylaşıldı. JAXA’nın resmi internet sitesi üzerinden yayınlanan yazıda arabanın Ay’da taşımacılık yapma amacıyla kullanılacağı belirtiliyor. Otonom sürüş kabiliyetlerine sahip olacağı söylenen araç, iki astronotu Ay yüzeyinde tam 10 bin kilometre boyunca taşıyabilecek. Ayrıca istenildiği takdirde ekstradan iki yolcu daha taşıyabilecek. Son olarak aracın, 2019 Toyota 4Runner SUV modelinin tam iki katı uzunluğunda ve iki katı genişliğinde boyutlara sahip olduğu belirtiliyor.

Ay arabasının güç ihtiyacı ise tamamıyla yenilenebilir enerji teknolojileriyle karşılanacak. Toyota’nın geliştirdiği yakıt hücresi teknolojisi Ay aracında kullanılacak. Yakıt hücrelerinin katlanabilir güneş panelleriyle sarj edilmesi planlanıyor.

Konuyla ilgili bazı açıklamalar yapan JAXA başkanı Hiroshi Yamakawa,”Zorlu keşif maceralarımızda Toyota’nın da bize katılması kendimize olan güvenimizi kuvvetlendiriyor. Basınçlı kabinlere sahip insanlı bir araç, geniş ölçekli keşif görevlerimizde çok önemli bir rol oynayacak. Ay’ın yüzeyini daha hızlı ve daha verimli bir şekilde araştırabileceğiz.” ifadelerini kullandı.

Toyota ve JAXA ikilisi, dev aracı 2029 yılı gibi Ay yüzeyine indirmeyi hedefliyor. Uzay ajansının verdiği tarih biraz geç gibi görünebilir ancak zaten o tarihe kadar herhangi bir insanlı görev düşünülmüyor. JAXA’nın şu andaki hedefi 2030 yılında Ay’a ilk Japon astronotları indirmek. Yani Toyota’nın 2030’a kadar aracı hazır hale getirmesi yeterli olacak.

Toyota’nın Ay arabasının NASA gibi diğer uzay ajansları tarafından da kullanılması bekleniyor.

Kaynak: https://www.forbes.com/sites/jamiecartereurope/2019/03/12/toyota-reveals-self-driving-moon-car-as-japan-prepares-to-land-astronauts-on-the-moon/

Continue Reading

Uzay

Dünya’nın Atmosferi Düşündüğümüzden Daha Büyük: Ay’ın Bile Ötesine Gidiyor

Published

on

Biz insanlar her şeye etiket ve sınır koymaya meraklıyızdır. Örneğin, Dünya’nın atmosferi ile uzay arasındaki sınırın ismi Karman çizgisidir. 100 kilometre irtifada yer alan bu noktada, havacılık sona erer ve uzayda yolculuk bilimi devreye girer. Fakat Dünya’nın atmosferi, bundan çok daha karmaşık bir şeydir (hatta Karman çizgisinin nerede olması gerektiğine dair bazı tartışmalar da mevcut). Şimdiyse; gökbilimcilerden oluşan bir takım, bunun düşündüğümüzden çok daha büyük olduğunu keşfetmiş. O kadar büyük ki; Ay’a kadar uzanıyor ve sonra yine o kadar uzağa gidiyor. Eksozfer şeklinde isimlendirilen bir atmosfer katmanının parçası olan bu bölge, jeohâle (geocorona) şeklinde adlandırılıyor. Bu alan, uzak morötesi ışıkta parlayan ince bir nötr hidrojen bulutundan oluşuyor. Bulut çok ince olduğu için, ölçülmesi zor olmuş. Daha önce, üst sınırının Dünya’dan yaklaşık 200.000 kilometre uzakta olduğu düşünülüyormuş; çünkü bu noktada Güneş’in radyasyon basıncı, Dünya’nın yerçekimini etkisiz hale getiriyormuş. Avrupa Uzay Ajansı ile NASA’nın ortak sahibi oldukları Güneş ve Heliosfer Gözlem Aracı’ndan (SOHO) gelen verilere göre, belirlenen sınırın gerçek sınırla uzaktan yakından alâkası yokmuş. Bilim insanlarının bulduğuna göre jeohâle, 630.000 kilometre kadar dışa uzanıyor. Yani; çok sevgili uydumuzu, atmosferik şekilde kucaklıyor. Rusya Uzay Araştırması Kurumu’nda fizikçi olan Igor Baliukin, “Ay, Dünya’nın atmosferinde geziyor” diyor. Aslında, 384.400 kilometrelik ortalama bir uzaklıkla, neredeyse onun tam ortasında duruyor.

Jeohâle çizimi (ölçekli değil). ESA

SOHO’nun, bu gözlemleri yirmi yıldan uzun bir süre önce; 1996 ile 1998 arasında yapmış olması, durumu çok daha ilginç hale getiriyor. Söz konusu veriler, birinin bir yolunu bulup incelemesi için arşivde öylece duruyormuş. Bahsi geçen ölçümler; jeohâleyi haritalamak için gözlem aracının SWAN cihazı kullanılarak özel olarak alınmış. Bu cihaz, Lyman-alfa fotonları şeklinde adlandırılan ve hidrojen atomlarından çıkan uzak morötesi yayımları ölçmek için özel olarak tasarlanmış hassas bir cihaz.

Bu şeyleri Dünya’dan göremiyoruz (atmosferin iç katmanlarında emiliyorlar), bu yüzden; uzayda onları arayacak cihazlara ihtiyacımız var. Örneğin Apollo 16 astronotları, 1972 yılında jeohâlenin bir fotoğrafını çekmeyi başarmıştı; üstelik, içerisinde durduklarını bile bilmeden.

Apollo 16 astronotlarının Ay’dan çektiği jeohâle fotoğrafı. (NASA)

SWAN cihazı, uzayın uzak kısımlarından gelen Lyman-alfa yayımlarını süzerek, jeohâleden gelen ışığı titizlikle ölçebiliyor. İşte, daha detaylı olan bu haritaya olanak sağlayan şey de bu. Bu şey şaşırtıcı boyutlu olmasının yanısıra, Güneş’in tuhaf bir etkisini de ortaya çıkarmış. Dünya’nın Güneş gören tarafında yer alan hidrojen atomları, Güneş ışığı tarafından sıkıştırılıyor ve santimetreküp başına 70 atomdan oluşan bir yoğunlukla son bulup, Ay yörüngesinde 0.2 atoma kadar inceliyor (hiç yoğun değil; fakat gerçekte hâlâ bir boşluk).

Gece tarafında yer alan hidrojenlerin yoğunluğu ise, Güneş’in radyasyon basıncından dolayı daha yüksek; bu durum bir nevi, kuyrukluyıldızın kuyruğuna benzeyen bir görüntüyle nihayet buluyor. Bu hidrojen atomları, morötesi radyasyonu dağıtsa da; söz konusu miktar önemsiz kalıyor; özellikle de Güneş’in savurduğu çok büyük miktarlarla karşılaştırıldığı zaman. Bu durum, astronotlar için tehlikeli bir radyasyon ortamı oluşturuyor. Bu yüzden jeohâlenin tam kapsamını bilmek, uzayın keşfinde çok büyük farklılık sağlamayacak.

Bu keşfin taşıdığı anlam ise; jeohâlenin içerisindeki tüm uzay teleskoplarının, derin uzay gözlemleri için muhtemelen Lyman-alfa dayanaklarını ayarlamaya ihtiyaç duyacak olmaları. SWAN’ın eski baş araştırmacısı olan ve Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nde (CNRS) çalışan gökbilimci Jean-Loup Bertaux, şöyle söylüyor: “Yıldızların ve galaksilerin kimyasal bileşimleri üzerinde çalışma yapmak için gökyüzünü morötesi dalgaboylarında gözlemleyen uzay teleskoplarının, bu durumu hesaba katması gerekecek.” Daha ilginç olan ne biliyor musunuz? Aslında hiçbir insan evladının, Dünya’nın atmosferinin dışına çıkmamış olması. Galiba yapacak bazı işlerimiz var…

Takımın araştırması, Journal of Geophysical Research: Space Physics bülteninde yayınlandı.

Kaynak: https://www.sciencealert.com/earth-s-atmosphere-is-so-big-that-it-actually-engulfs-the-moon

Continue Reading

Öne Çıkanlar