fbpx
Connect with us

Uzay

NASA’nın 12 milyar dolar harcadığı dev Mars roketi beklentileri karşılamıyor

Published

on

NASA’nın insanlı Mars ve Ay görevleri içi hazırladığı dev roket SLS, harcanan 12 milyar dolara rağmen bir türlü bekleneni veremiyor. Uzay ajansı roketin 2020 yılında da fırlatılamayacağını açıkladı. NASA’nın insanlı derin uzay görevleri için hazırladığı devasa roketi SLS (Space Launch System), bir türlü bekleneni veremiyor. Art arda gelen erteleme kararları ve teknik problemler nedeniyle roketin geleceği şu anda tamamıyla belirsiz bir hale gelmiş durumda. Geçtiğimiz günlerde konuyla ilgili bir basın toplantısı düzenleyen NASA başkanı Jim Bridenstine, SLS’nin 2020 yılında da fırlatılamayacağını açıkladı.

2011 yılından bu yana geliştirme süreci devam eden SLS’nin aslında 2017’de ilk görevine çıkması bekleniyordu. Ancak NASA ve roketin üretiminden sorumlu olan Boeing, geride bıraktığımız üç yıl içerisinde tam üç farklı erteleme kararı alarak roketin fırlatma tarihini 2017’den 2020’ye almıştı. NASA-Boeing ikilisi şimdiyse roketin 2020 yılında da kalkışa geçemeyeceğini söylüyor. SLS projesi NASA’nın önümüzdeki 20 yıllık insanlı uzay görevleri planları için çok büyük bir öneme sahip. Zira uzay ajansının Ay, Mars ve hatta bazı asteroitlere düzenlemeyi planladığı tüm uzay görevlerinin merkezinde SLS roketi bulunuyor.

Ancak 2011 yılından bu yana harcanan yaklaşık 12 milyar dolara rağmen roketin geleceğinin hala belirsiz olması nedeniyle şu anda ABD’de ciddi bir tartışma ortamı oluşmuş durumda. Sektörün önde gelen bazı isimleri NASA’nın daha fazla zarar etmeden projeyi derhal iptal etmesi gerektiğini bile söylüyor. Bu alanda kendisini kanıtlayan Elon Musk’ın Falcon Heavy ve Starship roketlerine yatırım yapılmasının daha uygun olacağı konusunda öneriler var.

SLS roketinin 2020 için planlanan EM-1 (Exploration Mission 1) görevinde NASA, Orion kapsülünü Ay yörüngesine fırlatıp geri getirmeyi planlıyordu. SLS’nin hazır olmaması nedeniyle bu görev şu anda elbette tehlikeye girdi. NASA başkanı Jim Bridenstine ise EM-1 görevini SLS roketi olmadan da gerçekleştirebileceklerini söylüyor.

SLS yetişmedi, Elon Musk yardıma geliyor

Bridenstine yaptığı açıklamalarda,”SLS roketinin beklediğimiz tarihte uçması mümkün görünmüyor. Projenin ne kadar zorlayıcı olduğunu şu anda çok iyi anlıyoruz. Biraz daha zamana ihtiyacımız olacak. Ancak bir konuda çok net konuşmak istiyorum. NASA olarak eğer bir söz verdiysek bu söze bağlı kalmamız gerek. 2020’de Ay yörüngesine bir görev düzenleyeceğimizi söyledik ve bunu yapmalıyız. Bu hedefi gerçekleştirmek için her türlü seçeneceği değerlendirmemiz gerekiyor.” sözlerini kullandı.

Bridenstine, özel şirketlerin ürettiği roketleri işaret ederek,”Amerika Birleşik Devletleri’nin büyüklüğünü de işte tam olarak burada görebiliyoruz. Şu anda kullanabileceğimiz tamamıyla hazır halde bulunan başka imkanlarımız da var. EM-1 misyonunu bu şekilde gerçekleştirebiliriz.” ifadelerini kullandı.

Jim Bridenstine EM-1 görevi için tam olarak hangi şirketle anlaşacaklarını elbette henüz söylemedi. Ancak ArsTechnica’dan Eric Berger’in haberine göre Elon Musk’ın uzay şirketi SpaceX, şu anda hali hazırda NASA ile görüşmelere başlamış durumda. SpaceX’in Falcon 9 ve Falcon Heavy roketleriyle EM-1 görevi için rakiplerinin önünde olduğu söyleniyor.

Tabi EM-1 görevi SpaceX roketleriyle başarılı bir şekilde tamamlansa dahi NASA, SLS projesindeki başarısızları nedeniyle eleştirilerin odağı olmaya devam edecek. Son ertelemelerle beraber roketin maliyetinin 14 milyar dolara çıktığı belirtiliyor. Ayrıca SLS’nin üretim ve kalkış maliyetlerinin çok pahalı olması ve teknoloji anlamında da SpaceX’in Falcon Heavy ve Starship roketlerinin gerisinde kalması nedeniyle de ciddi eleştiriler gelmeye devam ediyor.

SLS, başarıyla tamamlanması halinde insanlığı Ay’a götüren Saturn V’i de geride bırakarak tarihin en güçlü roketi ünvanını eline geçirecek. Devasa roket aynı zamanda SpaceX’in Falcon Heavy roketin de yaklaşık 1.8 kat daha güçlü olacak. Bakalım Space Launch System’ın ilk kez kalkışa geçtiği tarihi anları görebilecek miyiz.

Editör / Yazar: İsa EKİCİ

Kaynak: https://arstechnica.com/science/2019/03/nasa-to-consider-use-of-private-rockets-for-first-orion-lunar-mission/

Fizik

Einstein’ı Ünlü Yapan Güneş Tutulması

Published

on

İmkansız gibi görünüyor fakat Albert Einstein’ ın ölümünün üzerinden altmış yıl geçmesine rağmen beyaz dağınık saçlarından, gür bıyıklardan ve çizgili yüzünden hemen tanınabilmesi, onun sanki doğduğundan beri bizim için ünlü olduğu izlenimini oluşturuyor. Aslında, Alman doğumlu dahinin tam teşekküllü bir fizikçi olmadığı bir dönem elbette ki vardı. İşte bu dönemde, Bern (İsviçre)’de patent müfettişliği yapıyor ve çalışma saatleri dışında bilimsel araştırmalarıyla uğraşıyordu. Yıl 1905, Einstein henüz 26 yaşındayken, uzay ve zaman arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlamamıza yardımcı olan Özel Görelilik Kuramı (İzafiyet Teorisi) ile fizikte devrim yapmaya başladı. Dünyanın en ikonik matematiksel denklemlerinden biri olan – E = mc2 – özel görelilik kuramından çıkmadır.

Albert Einstein, 28 Aralık 1934’te Pittsburgh’da Bilimin İlerlemesi İçin Amerikan Derneği’nde konferans verdi. (AP)

Bu çalışma Einstein’ı akademik açıdan güvenceye aldı ancak onu ünlü yapmadı. Keza 1915’te yayınladığı genel görelilik teorisi de o an için büyük dehaya herhangi bir ün katmadı. Çalışmalarına büyük bir hırsla devam eden Einstein, yerçekimi olarak anladığımız şeyin aslında uzay ve zamanın eğriliğinden dolayı olduğunu savundu. (O zaman fizikçiler arasında bu çok tartışılan bir konuydu)

Bunlardan sonra 1919’da Güney Amerika’dan Afrika’ya uzanan yol boyunca altı dakikadan fazla süren bir karanlık (güneş tutulması) çöktü yeryüzüne ve Einstein’ın ünsüz hayatını değiştirdi. Bazı insanlar 29 Mayıs 1919’a “Einstein’ın tutulması” diyerek tarihe atıfta bulundu.

Yaklaşık bir asır sonra, 21 Ağustos’ta, ülke tarihinde en çok beklenen astronomik olaylardan birinde, bir güneş tutulması Amerika Birleşik Devletleri’ni çevreleyecekti. Bu olay bilim insanlarına güneşin buharlaşan koronasını (gaz yuvarı/taç küre), yıldızın etrafında dalgalanan veya patlayan plazma parçacıklarını inceleme fırsatı verecekti.

1919’da Sir Arthur Eddington liderliğindeki İngiliz gökbilimciler tutulmayı incelerken, yıldızlardan gelen ışığın, güneşin kütle çekim alanı tarafından saptırıldığını kanıtlamak için Einstein’ın teorisini kullandılar. Dünyanın dört bir yanındaki gazeteler Einstein’in bu başarısını kutladı. New York Times, 10 Kasım 1919 tarihinde ön sayfasından “Einstein Teorisinin Zaferleri” başlığıyla okuyucularına seslendi.

Einstein’ın etkili bir şekilde yaptığı şey, dünyanın uzay hakkındaki görüşlerini, insanların bu görüşleri nasıl anladıklarını ve bunlarla nasıl ilişki kurduklarını değiştirmekti. Einstein’in yaptığı en önemli şey, bilimsel atılım önerileriyle yaklaşık 17 milyon insanın hayatına sahip çıkarak, insanlara I. Dünya Savaşı’ndaki yıkımdan kurtuluş imkanı sunmasıydı.

“Fizikçi ve Filozof: Einstein, Bergson ve Zaman Anlayışımızı Değiştiren Tartışma”nın yazarı Jimena Canales, yıllar sonra yazdığı kitabında “Avrupa o gittikten sonra derin bir yastaydı” dedi. İnsanlar, kendilerinden milyonlarca kilometre uzakta olup bitenlerle ilgili haberlere aç kalmıştı.

Einstein, 1921’de Nobel Ödülü’nü kazandı. Daha sonra dünya turuna çıktı, kraliyet aileleri ve Hollywood yıldızlarıyla dolu dolu vakit geçirdi. Charlie Chaplin, 1931’de yeni filmi “Şehir Işıkları”nın galasına Einstein’ı davet etti. Söylentiye göre Chaplin orada Einstein’a “Kimse seni anlamıyor ama herkes beni anlayabiliyor. Ona rağmen ikimizi de alkışlıyorlar” diyor. Yani Einstein artık kitlelerce tanınan ünlü bir fizikçi olmuştur.

Daha sonraları Einstein, 1933’te Nazilerin iktidara gelmesinden ve ülkenin üniversitelerinden Yahudi bilim insanlarının kovulmaya başlanmasından dolayı Almanya’dan kaçtı. Einstein, 3 Ekim 1933’te Londra’da bulunan Royal Albert Hall’daki büyük konuşmasında, Hitler’in yarattığı tehlikeler konusunda halkı ve otoriteleri uyardı.

“Entelektüel ve bireysel özgürlüğü bastırmakla tehdit eden bu güçlere direnmek istiyorsak, tehlikede olanı zarar gelmeden önce korumalıyız” dedi ve “Bugünkü özgürlüğümüzü zamanında zorlu mücadeleler veren atalarımıza borçluyuz” cümlesiyle konuşmasını sonlandırdı.

Dört gün sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti ve Princeton’da bulunan İleri Araştırmalar Enstitüsü’nde önemli bir görev üstlendi ve ününe ün kattı. W.E.B.Du Bois’e eşlik ederek, NAACP(Siyahi İnsanların Gelişmesi İçin Ulusal Birlik)’ye kurucu üye olarak katıldı. Barışçıl – açık sözlü bir insan hakları koruyucusu olarak global bir şöhrete kavuştu.

İngiliz bilim adamı Stephen Hawking ’in 2016 yılında New York’taki konuşmasından bir kare. Albert Einstein’ın fotoğrafı ise arkasındaki ekranda duruyor. (EPA / JASON SZENES)

Canales, “Einstein, o zamanlar, bir kamu bilimcisinden daha fazlası olmuştu. Kehanetçi oldu ve bilim adına bir şeyler yapılırken asla geride durmadı. Yeni yarattığı bu rol, Stephen Hawking ve Carl Sagan gibi bilim insanları tarafından sürdürülmeye devam edildi”dedi. Her şey 1919′ da ayın kısa bir süre güneşi engellemesiyle başlayıp 1955’te büyük bir hüzünle bitmişti.76 yaşında öldüğü zaman, Einstein’ın adı dahi kelimesiyle eş anlamlı olmuştu.

Editör / Yazar: O.Can CANİKLİ

Kaynak: https://www.washingtonpost.com/news/retropolis/wp/2017/08/15/the-solar-eclipse-that-made-einstein-famous

Continue Reading

Uzay

NASA Mars’taki ilk depremin görüntülerini yayınladı

Published

on

NASA’nın InSight uzay aracı, Mars’taki ilk sismik hareketi kaydetti. Bilim insanları, 6 Nisan’da Mars’ta hafif şiddette bir yer sarsıntısı tespit edildiğini duyurdu. Uzmanlara göre bu sarsıntı Mars yüzeyindeki bir çatlaktan ya da göktaşı çarpmasından kaynaklanıyor olabilir. Bunun, Dünya ve Ay dışında gezegende kayıt altına alınan ilk deprem olduğu belirtiliyor. Geçtiğimiz aylarda altı aylık uzun yolculuğun ardından altı dakikalık zorlu iniş işlemini de başarıyla gerçekleştiren InSight, NASA’nın Mars’a indirmeyi başardığı 8. uzay aracı olmuştu. Bu zorlu süreç işin yalnızca ilk adımıydı. ABD Havacılık ve Uzay Ajansı NASA’nın sismik inceleme aracı olan InSight en önemli veri toplama araçlarından biri olan deprem ölçer (sismometre) enstrümanını Kızıl Gezegen’in yüzeyine yerleştirmeyi başarmıştı.

Apollo’nun Verilerini Hatırlatıyor

Bilim insanları, sarsıntının karakterinin Apollo’nun ay yüzeyinde kaydettiklerini anımsattığını söyledi. Ay yüzeyinde de 1969 ve 1977 yılları arasında binlerce deprem kaydedilmişti.

Uzmanların hem 6 Nisan’da kayıt altına alınan veriyi hem de mart ortasından bu yana tespit edilen daha zayıf üç sismik sinyali incelemeyi sürdürdüğü belirtildi.

Oluşum Sürecine Işık Tutacak

InSight, geçen kasım ayında Kızıl Gezegen’e inmişti. Bilim insanları bu projeyle, Mars’taki depremleri inceleyerek gezegenin yapısı hakkında daha fazla bilgi edinmeyi umuyor.

Verileri, Dünya’nın iç yapısıyla karşılaştırmayı hedefleyen uzmanlar iki gezegenin oluşum sürecindeki farklılıkları ortaya koymayı planlıyor.

Mars’ın jeolojik açıdan Dünya kadar aktif olmadığı ve Ay gibi tektonik plakaları bulunmadığı ifade ediliyor.

InSight Uzay Aracını Nasıl Bir Süreç Bekliyor ?

InSight’ın gücünü güneş enerjisinden aldığı düşünülürse, panellerin çalışır durumda olması gelecek için olumlu bir işaret. Aracın enerji kısmının kontrol edilmesinin ardından, araca bağlı olan robotik kolun ve diğer ekipmanların iyi durumda olup olmadığı da kontrol edilecek. Bu kontrolün de tamamlanması ile birlikte InSight, Mars’taki asıl görevine başlayabilecek. InSight’ın Mars’taki daha öncesinnde yaptığı görevi ise kızıl gezegenini köstebeği olup yüzeyde yaklaşık 5 metrelik bir delik açmak oldu. InSight, söz konusu deliğe ‘İç Yapı Sismik Deneyi’ (SEIS) adlı sismometreyi yerleştirecek. Bu sismometre Mars’ın kuru kabuğunun altında ne gibi faaliyetler olduğunu, bununla birlikte Güneş sisteminin en büyük volkanlarından bazılarına sahip olan Mars’ın sismik durumunu inceleyecek.

InSight’ın göreve başlamasının ardından en az iki yıl boyunca Mars’ın sismik durumu ile ilgili verileri Dünya’ya iletmesi bekleniyor. InSight, Kızıl Gezegen’e iniş yapan diğer uzay araçlarının aksine görev yaptığı bölgeden asla ayrılmayacak. Mars’ın kalbi ve sismik durumu ile ilgili elde ettiği veriler ile gezegenlerin oluşumu hakkında şu ana kadar hiç elde edilmemiş verilerin bulunmasını sağlayacak. Yani ”Mars’ta yaşayabilir miyiz ?” sorusunun net cevaplarından birisi alınmış olacak.

Kaynak: https://edition.cnn.com/2019/04/23/world/marsquake-nasa-insight-scn/index.html

Continue Reading

Uzay

Jüpiter’in Uydularında Neler Saklı?

Published

on

Bilim insanları Jüpiter’in etrafındaki bu dört uyduyu, tüm Güneş Sistemi’ndeki en etkileyici hedeflerin arasında değerlendiriyor; fakat neden? Jüpiter’in onaylanmış 79 uydusu arasından bu dört eski üye, yaşama ev sahipliği yapan derin yüzeyaltı okyanuslarına ait ipuçları ile Güneş Sistemi’nin en ayırt edici jeolojisini sunarak gök bilimcileri oldukça heyecanlandırdı. “Galilean Uyduları” 1610’da onları ilk defa gözlemleyen Galileo Galilei’nin ardından isimlendirildi. Jüpiter’in en yakın Galilean uydusu Io, kendisini çevreleyen buz benzeri yapılara nazaran dünyevi gezegenlere daha yakın bileşimi ile oldukça olağan dışı. Aynı zamanda Güneş Sistemi’ndeki 400 faal volkan arasında en aktifi olarak biliniyor. Bu durumun sebebi ise Jüpiter’in yerçekiminin itme-çekme kuvvetleri ile onun etrafında dönen minik komşu uydular tarafından üretilen iç ısı. Aynı “halat çekme yarışı” ısısı, Jüpiter’in ikinci Gelilean uydusunun Dünya’ya nazaran iki kat fazla hacimde derin yüzeyaltı okyanusu bulundurduğu inancını beraberinde getiriyor.

Europa, Io’dan farklı olarak buzlu bir yüzeye sahip; ancak gökbilimciler, organik moleküller dahil olmak üzere yaşamsal bir kimya içeren tuzlu okyanusların, buzun altında barındığını düşünüyor. Europa eliptik bir yörüngede Jüpiter’in yanından geçtiği zaman uydunun kenarları çekimsel gelgit kuvveti tarafından gerilip esnetiliyor ve merkezden dışa doğru ısınmaya sebep olan iç sürtünme oluşuyor. NASA olası bir okyanusun varlığını teyit etmek için Europa Clipper uydusunu kullanarak 2020’lerde yakın bir bakış atmayı planlıyor. Europa’nın komşusu Ganymede’in ise kalın buz kabuğu altına saklanmış bir okyanus barındırdığı düşünülüyor. Tuzlu su okyanusunda kendini gösteren bir elektrik iletkeni tabaka, uydunun manyetik alanını etkilemiş olabilir. Fakat Ganymede’in Jüpiter’e uzaklığı, onda daha zayıf gelgit kuvvetlerinin etkin olduğunu gösteriyor; yani suyun var olması daha az olası bir durum.

Ganymede, Güneş Sistemi’nde yüzeyini zararlı radyasyon ve güneş rüzgarlarından koruyacak “magnetosfer”e sahip olması sebebiyle eşsiz. Aynı zamanda Jüpiter’in en büyük uydusu olan Ganymede, Güneş’in etrafında dönüyor olsaydı bir gezegen olarak kabul edilebilirdi. Callisto, 4 Galilean uydusu arasında Jupiter’e en uzak olanı. Bu uydu Güneş Sistemi’ndeki en fazla kratere sahip yapılardan biri gibi görünüyor. Çukurlar 2600 km genişliğe ulaşabiliyor ve bu kraterler Güneş Sistemi oluşumunun erken dönemleri hakkında bize pek çok bilgi verebilir. Çünkü gökbilimcilere göre 4 milyar yıldır yüzey değişmemiş. İnsansız hava araçları onlarca yıldır Galilean uydularının çok yakınından geçiyor ve elde edilen bulgular suyun varlığına ait çok daha büyük olasılıkları destekliyor.

NASA’nın Europa Clipper projesi kapsamında, Avrupa Uzay Ajansı’nın JUpiter ICy moons Explorer olarak da bilinen uzay aracı “aka JUICE”, uyduların gizemli özelliklerini derinlemesine kavramamız için önemli role sahip. Ancak uzay araçlarının Güneş etrafında fırlatılması ve Jüpiter’in büyük çekim kuvvetleri tarafından yakalanması arasında 800 kilometrelik bir mesafe olduğu için bu araçların uydulara ulaşması pek kolay olmayacak. Eğer aka JUICE bu çetin yolculukta hayatta kalarak uydular arasında dolaşmak için yeterli enerjiyi üretebilirse gökbilimciler, yüzey altında nelerin yattığı konusunda eşsiz bir bakışa sahip olacak -bu durum Dünya’nın da ötesindeki ilk yaşam formlarının keşfi ile sonuçlanabilir.

Editör / Yazar: Emine Kızılkaya

Kaynak: https://www.seeker.com/videos/space/what-secrets-are-hiding-on-jupiters-moons

Continue Reading

Öne Çıkanlar