fbpx
Connect with us

Evrim

Neandertaller Hakkında Bilmediğimiz 10 Gerçek

Published

on

Ortada Neandertallerle ilgili bir çok yanlış bilgi vardır. Onların aptal ve uygarlaşmamış oldukları düşüncesi gibi. Neandertallerin aptal ve vahşi yaratıklar oldukları inancı çok eskilerden gelmektedir ve hatta Neandertallere Homo Stupidus (aptal insan) ismi bile takılmıştır. Günümüzde, Neandertallerin insanlar kadar akıllı ve zeki olduklarını biliyoruz. Ancak Neandertallerle ilgili tek şaşırtıcı gerçek bununla sınırlı değil. Onlarla ilgili düzenlediğimiz ilginç bilgileri yazımızda bulabilirsiniz.

1. Neandertaller Dik Yürüyebilirlerdi : Neandertaller genellikle goriller gibi kambur bir sırta sahip ve dik duramayan varlıklar olarak tasvir edilmişlerdir. Bu tasvir doğru değildir. Neandertaller dik yürür ve bizden daha dik dururlardı. Bu mit, Neandertallerin gorillerle insanlar arasında bir ırk olduğunu öne süren Marcellin Boule tarafından ortaya atılmıştır. Araştırmacılar, bir Neandertal iskeletinin bilgisayar destekli modellemesini ortaya çıkardıklarında onların dik yürüyebilen varlıklar oldukları sonucuna vardılar. Boyun ve alt omurgalarının kıvrımlı olduğunu da eklediler. Bu özellikler dik durduklarını gösterir. Eğer boyun ve omurgaları düz olsaydı o zaman kambur bir şekilde yürüdükleri düşünülebilirdi. Araştırmacılar aynı zamanda iskeletin kalçalarındaki aşınma izlerinin de dik durmaya işaret olduğunu belirtiyor. Neandertallerin kuyruksokumu kemiği aynı bizlerde olduğu yerde bulunmaktadır. Bu sadece dik duran bir yapıda görülebilirdi.

2. Afrikalı Olmayanlar Neandertal Genleri Taşıyor

İlk Homo Sapiensler 70,000 yıl önce Afrikadan göç etti. O zamanlar Homo Sapiensler Dünyayı diğer iki ırk olan Homo Neandertaller ve Homo Denisovalılarla paylaşıyordu. SapiensAvrasyaya geçti ve Neandertallerle karşılaşıp üredi. Günümüzde bu Avrasya soyundan gelen SapienslerNEandertal genleri taşımaktadırlar. Bilim insanları Asya ve Avrupalı insanların genlerinin ortalama %2 sinin Neandertal genleri olduğunu keşfetti.

Sahra altı Afrikalı insanların ataları ise Afrikayı hiç terketmedikleri için onların genlerinde hiç Neandertal geni yoktur. Homo Sapiens Neandertaller ve Denisovalılarla çiftleşmiştir çünkü bu üç tür de aynı atadan (Homo Heidelbergensis) gelmektedir. Bir grup Homo HeidelbergensisAfrikayı 500,000 ile 600,000 yıl önce terketti ve yolculukları sırasında birbirlerinden ayrıldılar.Batı Asya ve Avrupaya göç eden grup Neandertaller dediğimiz ırk olmuştur. Diğer grup ise Doğu Asya tarafına göç eden Denisovalılardır. Homo heidelbergensis ise Afrikada kalmış ve Homo Sapiens haline gelmiştir.

3. Homo Sapiens Neandertalleri Avlayıp Yiyebiliyordu

Eğer İspanyol antropologlar PolicarpHortola ve BienvenidoMartinez-Navarro’nun hipotezleri doğruysa, Homo Sapiens Neandertal etine ilgi duyuyor olabilirdi. Antropologlara göre insanlar Afrikadan Avrupaya göç ederken Neandertallerle bayram yaptığını söylüyor. CentreNational de la RechercheScientifigue’de araştırmacı olan FernandoRozzi de aynı varsayımlarda bulunuyor. O da bu kanıya Neandertal çene kemiklerini analiz ettikten sonra ulaşmıştır. Rozzi ve ekibi kemik üzerinde insanlar tarafından yapılmış kesik izleri keşfetti ancak eğer bu bulguların yeterli olmadığını düşünüyorsanız şunu dinleyin, onlara göre ilk insanlar gerdanlık ve kolye yapımında Neandertal dişlerini kullanıyorlardı! Ancak bazı araştırmacılar da Homo Sapiensin Neandertalleri yediği iddialarını kabul etmemektedir. Onlar bu çene kemiklerinin zaten ölmüş bir Neandertal üzerinden aldıklarını düşünmektedirler. Eğer doğru ise, iddialar SapiensinNeandertalleri avlayarak onların yok olmasına sebep olduğu hipotezini desteklemektedir. Bazı araştırmacılar Neandertallerin dünya genelinde aynı anda ortadan yok olmasının sebebinin SapiensinAvrupaya ulaşmasından kaynaklandığına inanmaktadır.

4. Neandertaller Çizim Yapabiliyorlardı

Neandertaller, birer sanatçıydı. Aslında Dünyadaki en eski mağara resimlerini yapanlar onlardı. 65,000 yıl önce bazı Neandertaller tarafından kırmızı pigmentlerle İspanyol mağara duvarlarına yapılmış, bazı oymalar ve çizimler bulunmuştur. Araştırmacılar iki ayrı mağarada daha benzer çizimlere rastlamıştır. Bu üç sanatsal çalışmanın da Neandertal el işçiliği tarafından yapıldığı açıktır çünkü henüz o yıllarda SapiensAvrupaya gelmemişti. Çizimler Neandertallerin insanlara benzer bazı bilişsel kabiliyetleri olduğunu göstermektedir.

5. Neandertaller Neredeyse Homo Stupidus Olarak Adlandırılıyorlardı

İlk Neandertal fosili (ilk insan olarak bilinen) 1856 da Almanya’nın (NeanderThal) “Neander Vadisi” adlı bölgesinde bulundu. NeanderThal, vadide sıkça dolaşan 17. yüzyıldan kalma bir Alman bakanı JoachimNeumann’ ın adını aldı. Neumann aynı zamanda “Neander” takma adıyla (Yunancada “newman” yani yeni adam anlamına gelen) yazdığı ilahiler de yazdı. “Neander” ve “thal” kelimeleri daha sonra birleşerek “neanderthal” ismini oluşturdu. 1904 yılında ise “h” harfi isimden kaldırıldı çünkü Almancada “th” sesi yoktur. 1864 yılında, William King bulunan insan fosillerinin Homo neanderthalensis olarak adlandırılması önerisinde bulundu. 2 yıl sonrasında ErnstHaeckel ise bu insan kalıntılarının sahibi olan türe Homo stupidus (yani aptal insan) denmesi önerisinde bulundu. Ancak King’in önerisi daha önce yapıldığı için bu isim kabul edildi. Ernst’in Homo stupidus ismi önerisi şaşırtıcı değildir. Şu an olduğu gibi, o zamanlarda da Neandertaller hakkında fazla bilgiye sahip değildir. Çoğu insan onların, yazıp çizemeyen ve araç gereç kullanamayan aptal insanlar olduklarını düşünüyordu. Ancak şu an Neandertallerin araç gereç kullanıp, çizim yapabilen, yaşlı ve hastalarına özen gösteren, etkili avlanma yetenekleri olan ve muhtemelen bir dil konuşabilen varlıklar olduklarını biliyoruz. Bir çok yönden Homo sapiens ile benzerlik gösteren varlıklar.

6. Neandertallerde Soy – İçi Üreme Çok Yaygındı

Soy-içi üreme Neandertaller arasında çok yaygındı. 2014 yılında, araştırmacılar Sibirya’nın Altay Dağları’nda 120,000 yıl öncesinden kalma bir Neandertal ayak parmak kemiği buldu. Genom analizi Neandertallerin yakın ilişki ebeveynleri olduklarını ortaya koydu. Bunlar kardeş, kuzen hatta amca yeğen bile olabilirlerdi. Soy-içi üreme hipotezi Hırvatistan Vindija’da çıkarılan 50,000 yıllık bir Neandertal fosili ve İspanya Sidron’da çıkarılan diğer 13 tanesi ile desteklenmekteydi. Bütün kemikler, bireylerin soy-içi üremeden gelen bireyler olduklarını destekler nitelikteydi. Neandertaller arasındaki bu soy-içi üreme belli başlı sorunları da beraberinde getirmiştir.

Akraba ilişkilerinden doğan bazı Neandertallerin engelli veya vücutlarının bazı bölgelerinde kusurların olduğu gözlemlenmiştir. Neandertal fosillerinin çoğunda biçimsiz omurga ve diz kapaklarının varlığı görülmektedir. Soy-içi üreme Neandertalleri giderek zayıflatıt ve Homo sapiensten daha yavaş çoğalmalarına neden oldu. Ne yazık ki Neandertaller bu gen özelliklerini nesilden nesile geçtikçe bizlere de aktarmış bulundular. Bu genler büyük ölçüde bastırılmış olsalar bile bugün bazılarımızda hala mevcuttur. Bazı araştırmacılar Neandertal soyunun tükenmesinin soy-içi üremeden kaynaklandığını savunmaktadır.

7. Neandertaller İnsan Eti Yerlerdi

Homo sapiensin Neandertalleri yediğinden kesin emin olamasak bile Neandertallerin birbirlerini yediklerini biliyoruz. Evet, Neandertaller birer “yamyam” dı. Sonuçlara bilim insanlarının, 40,000 yaşında 5 farklı Neandertalin kemiklerinde yaptıkları analizler sonrasında ulaşıldı. Kemiklerin tamamı, Neandertallerin avladıkları hayvanların kemiklerini kırdıkları biçimlerde kırılmıştı. Neandertallerin, kendi türleri ile beslenmelerinin sebepleri hala açıklanmış değil. İlk olarak, Neandertal, ilk sapiens ve hatta modern sapiens etleri bile besleyici değildir. Neandertaller büyük ve daha besleyici olan at, bizon, geyik ve mamut gibi etraflarında gezinen hayvanları avlarlardı.

Araştırmacılar Neandertallerin, kemik ilikleri için birbirlerini yediklerini öne sürmektedir. Kemiklerin içindeki iliğe ulaşılabilecek şekilde kırılmış olması bu teorinin doğru olması olasılığını artırıyor. Araştırmacılar ayrıca Neandertallerinkültürel sebeplerden ötürü veya kendi bölgelerinin güvenliğini dışardan gelen Neandertalere karşı korumak için birbirlerini yemeye başlamış olabileceklerini düşünmekteler.

8. Neandertaller Başka Hayvanlar Tarafından Avlanıyorlardı

Neandertaller büyük ihtimalle hayatlarının büyük bir kısmını başka hayvanlara yem olmadan geçirmeye çalışıyorlardı. Hemcinsleri ve diğer insan türleri dışında yırtıcı hayvanlar tarafından da avlandılar. Araştırmacılar bu sonuçlara yine bazı fosillerin analizlerini tamamladıktan sonra ulaştılar. Üzerinde büyük etçil canlıların ısırık izleriyle uyuşan izler bulunan Neandertal fosilleri buldular ve bu, küçük bir neandertal çocuğunun dev bir yırtıcı kedi tarafından yendiğini kanıtlar nitelikteydi.

Polonya’nın Ciemna mağarasında bulunan başka bir Neandertal çocuğunun kemiklerinin analizi ise çocuğun büyük bir kuş türü tarafından yendiğini gösteriyordu. 115,000 yaşındaki kemik kalıntıları üzerinde ise bir kuşun sindirim sisteminden geçtiğini belirtir nitelikte izler bulunmakta. Fakat tabii ki bu kalıntılar çocuğun bir kuş tarafından yendiğini mi yoksa kuşun ceset üzerinden beslendiğini mi anlamamıza yetmemektedir. Neandertallerin bazı hayvanların midelerinden geçmiş olması çok da şaşırtıcı bir durum olmazdı çünkü onlar zaten bu yırtıcılarla komşuydu ve bazen aynı mağara için bile savaş vermiş olma ihtimalleri yüksekti.

9. Neandertaller Öldüklerinde Gömülürlerdi

1908 yılında, iki arkeolog Fransa’nın La Chapelle-aux-St. mağarasında50,000 yıllık Neandertal kalıntıları buldular. Onlara kimse inanmasa da, antropologlar cesetlerin oraya kasıtlı olarak gömüldüklerini iddia ettiler. 1999 yılında arkeologlar bölgeye yeniden gitti ve 2012 de New York Üniversitesinden William Rendu’nun liderlik ettiği ekip, Neandertallerin gerçekten oraya gömüldüklerini doğruladı. O günden sonra Avrupa’nın çeşitli yerlerinde Neandertallerin gömülü olduğu 20 yeni bölge keşfedildi. Mezarlar hızlı ve özensizce kapatılmıştı çünkü cesetlerin leş yiyenlerden korunmasını sağlamak istiyorlardı.

Neandertal mezarlarının keşfi, onların yaşlı ve hastalara baktıklarını kanıtlama çalışmalarına yardım etti. Fransız mağaralarında bulunan Neandertal kemikleri deformasyona uğramış ve dişlerinin çoğu dökülmüş olan kişilere aitti. Yani bu neandertallerin yaşlanmış olma ihtimalini hayli artırıyordu. Neandertallerin bakmayı reddettiği, ilgilenmediği bu kişileri gömme zahmetine katlanmaları çok düşük bir ihtimadir.

10. Neandertallerin Soyu Neden Tükendi Bilmiyoruz

Neandertallerin neden soyunun tükendiğini tam olarak bilmiyoruz. Sapiens tarafından avlanmaları ve soy-içi üreme sonucunda ortaya çıkan sorunlar nedeniyle tükenmiş olması muhtemel olasılıklar ancak bunlar yalnızca hipotez. Bir kısım araştırmacı ise ilk insanların Avrupa’ya göçünden sonra getirdikleri ölümcül hastalıkların yayılmasıyla soylarının tükendiğini düşünürken bazıları da onların diğer türlerin üreme hızlarına erişemedikleri için bunun gerçekleştiğini düşünmekte. Daha yeni bir teori ise iki buz çağını içeriyor. Yaklaşık 44.000 yıl önce, bir buz çağı başladı ve 1000 yıl sürdü.

Bunu 40.800 yıl önce başlayan ve 600 yıl sonra sona eren başka bir buz çağı takip etti. Avrupa’daki sıcaklıklar her iki buz çağında sıfırın altına ulaştı. Bitkiler yok oldu ve bu açlık oyununda Neandertaller avlanan taraf oldu. Büyük hayvanlar öldü ve arkasından onları avlayıp beslenen Neandertaller de bu hayvanları takip etti. İlk sapiensler buzul çağında hayatta kaldı çünkü onlar zaten her çeşit bitki, et ve balığı yemeye alışkındı. Bazı araştırmacılar, az sayıdaki Neandertalin ilk buz çağında hayatta kaldığına ve ikinci buz devri başladığında geri kalan Neandertallerin diğer insanlarla hareket ettiğine inanıyor. Bir araya geldiler ve kısa sürede insan gen havuzunun bir parçası oldular.

Editör / Yazar: Oğuzhan PEKGÜRLER

Kaynak: https://listverse.com/2019/03/23/10-surprising-facts-you-never-knew-about-neanderthals/

Arkeoloji

Prof. Özdoğan: Avrupa kültürünün temeli Çatalhöyük

Published

on

“Avrupa kültürünün temeli Çatalhöyük’tür” tezini savunan Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, “Göçlerle, kültürel etkilerle, kız alıp vermeyle Avrupa’yla bir etkileşim olduğu belliydi. DNA sonuçları arkeolojik bilimsel verileri teyit etti” dedi. Polonya Ulusal Bilim Merkezi (Polish National Science Center) tarafından verilen destekle gerçekleşen çalışma, ‘Antik Mitokondriyal Genomlar Çatalhöyük Halkı Gömülerinde Annelik Akrabalıklarının Yokluğunu ve Genetik Yakınlıklarını Açıklıyor’ başlığıyla genetik dergisi Genes’te yayımlandı. iki Türk bilim insanı nın da yer aldığı araştırma ilginç sonuçlar ortaya çıkardı. Araştırmada “Çatalhöyük sakinlerinin diğer Orta Anadolu Neolitik bireyleriyle genetik yakınlıkları bu grubun, Marmara bölgesinden gelen Neolitik, Yakın Doğu Orta Neolitik ve Kalkolitik popülasyonlarıyla yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar Neolitik’in yayılışıyla ilgili genel kabul görmüş göç yönünü desteklemektedir” denildi.

Yıllardır “Avrupa kültürünün temeli Çatalhöyük’tür” tezini savunan Prof. Dr. Mehmet Özdoğan şunları söyledi: “Arkeolojik çalışmalarla bu durumu daha önce belirlemiştik. Söylediklerimiz safsata değil bilimsel verilerdi. Göçlerle, kültürel etkilerle, kız alıp vermeyle Avrupa’yla bir etkileşim olduğu belliydi. DNA araştırmaları genişledikçe iyice netleşmeye başladı. DNA sonuçları arkeolojik bilimsel verileri teyit etti. Göç dalgası M.Ö. 7400’lerde başladı binlerce yıl devam etti.”

Geçtiğimiz günlerde açıklanan ve BBC’ye haber olan başka bir DNA araştırmasıyla da ‘‘ Stonehenge anıtını Anadolu’dan gelen göçmenlerin inşa ettiği’ ileri sürülmüştü.

Anaerkil Mi Ataerkil Mi?

Araştırmayla ayrıca ‘ Çatalhöyük’ te anaerkil bir toplum hâkimdi’ fikri şimdilik çürümüş oldu. Neolitik yani insanların yerleşik hayata geçip tarıma başladığı dönemde, insan topluluklarının anaerkil olduğunu ve Ana Tanrıça’ya taptıklarını düşünenlerin sayısı azımsanmayacak kadar fazla. Çatalhöyük’te 2016’da bulunan ‘Ana Tanrıça’ heykeli bir çeşit tanrıça inancına ait olma fikrini güçlendirdi ve bunun bir kanıt olduğu yönünde fikirler ortaya atıldı. Çatalhöyük halkının, ölülerini bir sepet içinde evlerine gömdüklerini ortaya çıkaran eski Kazı Başkanı Prof. İan Hodder, “Toprağın yapısından dolayı günümüze kadar gelebilen iskeletler, bize birçok konuda bilgi veriyor. Kemiklerde yapılacak DNA testleri, toplumun anaerkil mi yoksa ataerkil mi olduğunu da ortaya çıkaracak” diyordu.

Çatalhöyük’te aynı evde gömülü olan 10 mezarda yapılan DNA araştırmasında akrabalık ilişkisi tespit edilemedi. Anne tarafından farklı soylardan geldikleri değerlendiriliyor. Mezarda diş ve kemik fenotiplerine göre biyolojik yakınlığı olan bireylerin, birçok ayrı binaya yayılmış olduğu görünüyor. Bu sonuçlarla Çatalhöyük’te anaerkil toplum fikrinin yeni araştırmalar çıkana kadar çürütüldüğü belirtiliyor.

Yeni Araştırma Başladı

Araştırmanın içinde yer alan Prof. Dr. Mehmet Somel, Çatalhöyük’te AB destekli yeni bir proje başlattıklarını ve DNA çalışmalarını çok yönlü olarak araştırdıklarını söyledi. Prof. Somel şöyle konuştu:

“Bu araştırmanın iki sonucu var. Evler içinde birkaç farklı birey birbiriyle anne olarak akraba mı? Yöntem sadece anne akrabalığı üzerine kuruluydu. Anne soy üzerinden akrabalık olmadığı bu projeyle ortaya çıktı. Ataerkil olabilir mi araştırmasını şimdi biz ODTÜ ve Hacettepe Üniversiteleri olarak AB destekli bir projeyle yürütüyoruz. 5 yıl sürecek proje. Baba soy üzerinden inceleyeceğiz. Diğer yandan Avrupa tarım kültürü topluluklarının Anadolu ve Ege’den yayıldığını genetik veriler bize söylüyor.”

8 Bilim İnsanının İmzasını Taşıyor

Genes dergisinde mart ayında yayımlanan araştırma, Polonya’daki Adam Mickiewicz Üniversitesi Arkeoloji Enstitüsü’nden Maciej Chyleńsk ve Arkadiusz Marciniak, Moleküler Biyoloji Teknikleri Laboratuvarı Biyoloji Fakültesi’nden Mirosława Dabert ile Biyoloji Fakültesi, Evrimsel Biyoloji, Antropoloji Enstitüsü’nden Anna Juras, Çek Cumhuriyeti’ndeki Charles Üniversitesi Biyoloji ve Çevre Bilimleri Bölümü’nden Edvard Ehler, Türkiye’deki Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin Biyolojik Bilimler Bölümü’nden Prof.Dr. Mehmet Somel ve Reyhan Yaka, İsveç’teki Stockholm Üniversitesi’nin Arkeolojik Araştırma Laboratuvarı, Arkeoloji ve Klasik Çalışmalar Bölümü’ nden Maja Krzewińska imzalarını taşıyor.

STONEHENGE Anıtını da Anadolulular Yaptı

Londra’ya 130 kilometre mesafedeki dünyanın turistik ve arkeolojik bakımdan en popüler anıtları arasında yer alan Stonehenge anıtının, binlerce yıl önce Anadolu topraklarından adaya giden göçmenlerce inşa edildiği DNA sonuçları ile ispat edildi. Nature Ecology & Evolution (Doğa Ekolojisi ve Evrim) dergisinde nisan ayında ‘Antik genomlar erken neolitik Britanya’da popülasyonun yerini gösteriyor’ (Ancient genomes indicate population replacement in early neolithic Britain) başlığı ile verildi.

BBC’nin haberine göre, araştırmacılar İngiltere’de neolitik dönem insan kalıntılarından elde edilen DNA’ları, o dönem Avrupa’da yaşayan insanlardan elde edilebilen DNA’larla karşılaştırdı. MÖ 6000’de Anadolu’da başlayan büyük göç dalgası sırasında bir grup, Tuna Nehri’ni izleyip Orta Avrupa’ya yönelirken, bir grup da Akdeniz boyunca ilerleyip bugün İspanya ve Portekiz’in bulunduğu İberya’ya ulaştı. Kaynak: (Sputnik)

Continue Reading

Ekoloji

Bu Etçil Bitki, Aynı Zamanda Bir Kemirgen Tuvaleti Olacak Şekilde Evrimleşti

Published

on

Borneo’ nun dağlık sisli ormanlarında hiçbir şey israf olmamaktadır. Bu durum atıkların kendisi için dahi geçerlidir. Burada dünyadaki en büyük etobur bitki, yerel sivri fareler için (Tupaia montana) bir çeşit tuvalet olacak şekilde evrimleşmiştir. Memelilerin arkasına mükemmel şekilde uyumlu bir klozet ile bu büyük ve testi biçimli etçil bitki (Nepenthus rajah), yakın akrabalarının yaptığı gibi sadece böcekleri yutarak değil, besin elementlerince zengin olan dışkıları da tüketerek hayatta kalmaktadır. Bu bitki; iki litre kadar su tutabilecek bir ibrik ve bolca nektar üreten oldukça aktif bezler ile dünyadaki en tuhaf ve kafa karıştırıcı bitkilerden birisidir. Bitki 150 yıldan fazla süredir keşfedilmiş olsa da, bilim insanları bitkinin tatlı özsuyunun amacını ancak son 10 yılda kavramışlardır. Nektarını ağaç farelerini kışkırtmak için kullanan bu bitki, araştırıcıların deyimiyle basit anlamda “beslenme istasyonuna sahip bit tuvalettir”. Video gözlemleri, ağaç farelerinin bu etçil bitkiye atlayarak yaprağımsı kapaklarındaki nektarı yaladıkları esnada, bölgelerini belirlemek için küçük atıklar bıraktığını açığa çıkarmıştır. Bu davranışı aşağıdaki David Attenborough videosunda görebilirisiniz.

Sivrisineklerin seyrek olduğu bölgelerde bu etçil bitki, benzersiz bir evrimsel yol izlemiş gibi görünüyor. Diğer etçil bitkilerden farklı olarak N. rajahis; fare şekilli bir orifis ve kaygan olmayan kenarlar ile oldukça sağlamdır ve farelerin bu bölgede tutunmasına izin vererek daha uzun süre beslenmektedir. Aynı zamanda bu etçil bitkinin hunisinin şekli, farenin kakasının yağmur akıntısı ya da yerçekimiyle kâsenin dibine kadar inmesini sağlamaktadır. Söylendiği kadar tuhaf olsa da bitkinin bu isteği bir anomali değildir. Başka bir etçil bitki, yarasalarla benzer bir ortak ilişki kuracak şekilde gelişmiştir. N. hemsleyana, yünlü yarasa için (Kerivoula hardwicki) gün boyu tüneyecek bir barınak görevi görmektedir ve karşılığında yarasanın atıklarıyla ziyafet çekmektedir. Bu arada aynı fareler, N. lowii ve N. microphylla da dahil olmak üzere diğer etçil bitkilere de tuvalet yaparken görülmüştür fakat yerde yetişen N. lowii, hayvanları tuzağa düşürme kapasitesini etkin olarak kaybetmişken diğer iki tür genellikle fare kakasıyla beslense de hala eklem bacaklı avlarını yakalayabilmektedirler.

Evrimsel genetikçi ve Oxford Üniversitesi’nde bitki taksonomisti olan Chris Thorogood bit blog yazısında “Bu ağaç faresi tuvaletleri, optimal miktarda dışkı yakalamak için hayvanları konumlandıracak şekilde yönelmiş içbükey ve yukarı aşağı doğru eğilmiş kapaklara sahiptir” demiştir. “Ağaç faresi tuvaletleri, su ve ölü yaprak yakalama özelliğini artıracak şekilde geniş ibrik ağızlarıyla diğer etobur bitkilerden evrimleşmiş olabilir”.

Fare kakası, kulağa iştah açıcı bir yemek gibi gelmese de azot, fosfor gibi besin elementleri bakımından bitkinin hayatta kalacağı kadar zengindir. Aslında son çalışmalarda fare dışkılarının N. lowii yapraklarındaki azotun yaklaşık yüzde 57-100 ’ünü oluşturduğu bulunmuştur. Bu herkesin katıldığı bit kazan-kazan durumudur fakat hala açıklığa kavuşturulması gereken birçok detay vardır. Örneğin ağaç fareleri, etobur bitkinin onları taşımak için hazır olduğunu kesin olarak nasıl biliyorlar? Yeni şekillenen bir etobur bitkinin ziyaretçiler için yeterince sağlam olması birkaç gün almaktadır.

Gerçi yabani hayattakilerin çoğu, çok az hasar belirtisi göstermektedir. Bu durum da farelerin sabırlı birer besleyici olduğunu göstermektedir. Bir çalışmanın hipotezine göre “Bunun tek mümkün açıklaması, etobur bitkilerin iş için hazır olup olmadıklarına dair ağaç farelerine sinyal göndermesidir”. Örneğin N. lowii bitkisi olgunlaştığında iç yüzey katı ve koyu mor renge dönmektedir ve bu, ağaç farelerine üzerinde çıkabilmeleri için hazır olduğunu göstermektedir. British Columbia’ daki Royal Roads Üniversitesi’nden ekolojist Jonathan Moran, 2009’da Live Science’a “Gerçek şu ki, etobur bitkiler ağaç farelerinin aktivitelerine uygun hale ve şekle gelmişlerdir ve bu uzun bir süreçte olmuştur” şeklinde söylemiştir.

Editör / Yazar: Onur İLERİ

Kaynak: https://www.sciencealert.com/where-does-a-shrew-do-a-poo-in-its-very-own-loo-of-course

Continue Reading

Arkeoloji

Üst Paleolitik Alet Kültürü; Magdalenian

Published

on

Bu dönem boyunca Magdalenian gibi çeşitli alet kültürleri varlığını göstermiştir. (Sivri uçlu kemik, zıpkınlar ve ilk olarak kullanılan mikrolitler) ( Mikrolitler; genellikle çakmaktaşı ya da çörtenden yapılmış olan ve bir ya da yarım santimetre ebatlarında olan küçük taşlardır. Bu taşlar hem küçük kesiklerden hem de tepesi kesilerek rötuş yapılmış daha büyük kesiklerden üretilir.)
Homo sapiensler tarafından yapılmıştır. Mızrak atıcı, ok başı, balık kancası gibi aletlerin yapımı için fildişi, kemik, boynuz gibi yeni materyaller kullanılmıştır. Üst Paleolitik Çağ Endüstrisi 40,000’den 12,000 önceye kadar baskındı. Bu endüstrisinin kökeni birbirinden bağımsız olarak Asya (90,000’dan daha önce) ve Afrika’da görülmüştür. Bu alet yapım kültürü alet formlarının artışını, aletlerin malzemelerini ve alet yapım tekniklerinin daha gelişmiş ve karmaşık halini göstermekteydi. [Oldowan Alet Kültürü]

Üst Paleolitik ve Neolitik Aletler

Kendine özgü olan bölge stillerinde hızlı bir şekilde çeşitlilik oluşmaya başlamıştı, bu stillerden bazıları ard arda örtüşmeler yaşamıştı ancak estetik bir alet yapım kültürü olduğu fark edilebilmekteydi. Bu alet formlarındaki uyarlamalar, Musteryen endüstrisinde görülen etkin malzemelerin çeşitliliğindeki artışların yanıtı niteliğindedir. Bölgesel olarak görülen stiller muhtemelen sadece stilistik versiyonlardan ibaret değildi aletlerin değişik materyallere uyumunu da göstermekteydi ve değişik habitatların ihtiyaçlarına göre, farklı gıda kaynakları ve insan doğasındaki ebatların artışındaki denkliğe göre üretim meydana gelmişti. Bu açıklamaya örnek olarak, Üst Paleolitik Endüstrisinde gerçekleştirilen dikilmiş iğne ve balık kancası söylenebilir. [Aşölyen Alet Kültürü]

– Coğrafi olarak geniş alana yayılmış olan Orinyasiyen periyodu (40,000 ila 28,000 yıl önce) Avrupa ve Afrika’nın bazı bölgeleri boyunca görülmüştür ve Homo sapiens ile beraber Homo neandertaller ile ilişkilidir.

– Daha sınırlı olan Châtelperronian (40,000 ila 34,000 yıl önce) Orinyasiyen’in bir çeşididir ve Avrupa’daki Avrupalı olan Homo neanderthaller ile ilişkilidir.

– Neanderthallerin nesli tükendikten sonra Gravettian periyodu görülür ve (28,000 ila 22,000 yıl önce) geniş sırtlı bıçaklar yapmışlardır. Kemik noktasının alt bölümüne eğim vererek alet repertuvarının gelişmesini sağlamışlardır. Fildişi boncukları ölü gömme süslemeleri olarak kullanıldı ve bu ritüel ‘’Venüs figürleri’’ olarak anıldı. Ritüeller ve bölgeler insan kültürünün hiyerarşisine zenginlik ve sosyal statü ekledi.

– Kısa sürmüş olan Solutrean periyodu (22,000 ila 19,000 yıl önce) ısı sayesinde yapılma imkanı bulan şık ve zarif aletler ile tanıştı ve aniden dikkatli ve biriktirilen çakmak taşlar bunları kontrollü ve dikkatli bir şekilde ortadan kaldırdı.

– Son olarak Magdalenian periyodunda (18,000 ile 12,000 yıl arası) ok ve mızraklarda hassas pullu taşların kullanımında, zıpkınlardaki çok dikenli uçların kullanımında ve kemik, boynuz ya da tahtadan yapılmış mızrak atıcısı kullanımında artış görülmekteydi. Bu periyottaki her bir yeni alet sembolleri temsil etmektedir , Chauvat’ ta bulunan mağaradaki resim buna örnek verilebilir.

– Semboller insan kültürünü, teknik becerilerin bütünü olarak değil de paylaşılan dünyanın temsili ve görselleştirilmiş hali olarak tanımlar. Bu temel yazı dili yakın zamanda görsellerin kullanımı aracılığı ile gelişti ve sayı hesabı yapmak, yönetimsel kontrol, zaman takvimi, tarihi kayıt ardından sözlü anlatı gelişimlerini gösterdi.

Üst Paleolitik aletler

kazıcıları, oymacıları (fildişi ya da kemik oymak için), kemik uçları, fildişi boncukları, diş kolyeleri, soyut hayvan ya da insan figürlerini bir araya toplamıştır. Tüm bunlar giyimde, barınak yapımında, kap kaçaklarda, sunu ve süslemelerde, ilaçlarda, beslenme alışkanlıklarında ve ritüel etkinliklerde paralel olarak gelişim göstermiştir. Bu zamanla beraber daha sonra taş ve kemik aletleri üretim alanında çeşitliliği getirdi ve neredeyse kesin denilebilecek hem yaşa hem de cinsiyete bağlı olan kendine has üretimler yapılmaya başlandı.

Tekil gruplardaki aileler arasında sosyal hiyerarşi meydana geldi. Değerli mal varlığının birikimi ve giyilen değişik çeşit süslemeler kısmen sembol niteliğindeydi. Alet yeniliğinin çeşitliliğindeki artış temposu ve Üst Paleolitik çağın daha iyi verim sağlayan avlanma şekilleri büyük oyunun azalan türleri üzerinde acımasız bir baskı uygulamıştı, çoğunun neslinin tükenmesine yol açtı ya da insanların ulaşamayacağı alanlara sürüklenmelerine sebep oldu. Av kaynaklarındaki bu düşüş, insan toplumlarının avcı toplayıcılıktan tarımsal ekonomiye geçişini hızlandırdı. [Musteryen Alet Kültürü] 

Editör / Yazar: Meltem TERZİOĞLU

Kaynak: https://humanevolutionb36.weebly.com/cultural-evolution.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar