fbpx
Bizi Takip Edin

Uzay

Neden 45 Yıldan Beri Ay’a Gidilmiyor?

Yayınlandı

üzerinde

NASA’nın aya gitmesi günümüzdeki en büyük başarılarından birisi olmayı sürdürüyor. Ancak gerçekten aya gidilip gidilmediğiyle ilgili birçok komplo teorisi üretildi. Ay’a giden astronotlar kayaları topladı, fotoğraflar çekti, deneyler yaptı, bazı bayraklar diktiler ve sonra geri döndüler. En son mürettebatlı Ay’a iniş – 45 Aralık 1972’de Apollo 17’yle gerçekleştirildi. Bu ziyaretin üzerinden neredeyse 45 yıl geçti. İnsanların yeryüzüne en yakın bu cisme geri dönmesi ve orada bir koloni kurması için birçok neden varken, niçin aya bu kadar süredir gidilmiyor.  Araştırmacılar ve girişimciler, Ay’daki mürettebatlı bir üssün, derin uzay görevleri için bir yakıt deposuna dönüşebileceğini, benzeri olmayan uzay teleskoplarının oluşturulmasını sağlayacağını, Mars’ta yaşamayı kolay hale getireceğini ve Dünya ve Mars arasındaki köprünün kurulmasıyla alakalı uzun süredir devam eden gizemleri çözebileceğine inanıyor. Ay seyahatler belki de uzay turizmi yaratarak gelişen bir ekonomi bile olabilir. Eski astronot ChrisHadfield geçtiğimiz günlerde Business Insider’a verdiği demeçte, “Ay’da kalıcı bir insan araştırma istasyonu bir sonraki mantıklı adımdır. Bu sadece üç gün uzakta” açıklamasında bulundu. Ancak birçok astronot ve diğer uzmanlar, son 45 yıl boyunca mürettebatlı bir ay seyahatinin yapılmama gerekçesini banal buluyor.
Ay’a Gitmek Gerçekten Çok Pahalı
Herhangi bir uzay programı için, özellikle insanları kapsayan görevler için denenmiş ve gerçek bir engel, maliyettir. Mart 2017’de Başkan Donald Trump tarafından imzalanan bir yasa, NASA’ya yıllık yaklaşık 5,5 milyar ABD doları bütçe sağlıyor. Bu bütçe 2019’da 19,9 milyar ABD dolarına yükselebilir. Miktarlara bakıldığında bir düşüş görülüyor. NASA’nın birçok farklı projesi ve misyonu bulunuyor. Bunlar; James Webb Uzay Teleskobu, Uzay Fırlatma Sistemi olarak adlandırılan dev roket projesi ve güneşe, Jüpiter’e uzak mesafeli görevler. Mars, Asteroit Kuşağı, Kuiper Kuşağı ve güneş sisteminin kenarınıyla ilgili görevler. Bu görevlerin tamamına para aktarılması düşünüldüğünde NASA’nın bütçesi geçmişe göre biraz küçük.  ABD ordusunun bütçesinin yıllık 600 milyon dolar olduğu düşünüldüğünde, NASA’nın bütçesinin ne kadar yüksek olduğu görülebilir. Ancak oldukça maliyetli olan uzay araştırmaları için yine de yeterli değil. NASA’nın bütçesi 1965’te yüzde 4’e çıktı. Geçtiğimiz 40 yıl boyunca ise yüzde 1’in altında kaldı ve son 15 yıldır federal bütçenin yüzde 0.4’üne doğru ilerliyor. Trump tarafından oluşturulan bütçe içerisinden Ay’a bir ziyaret ve sonrasında Mars yörüngesine bir ziyaret yapılması gerekli. Ancak NASA’nın maliyetli projeleri göz önünde bulundurulduğunda mevcut bütçe bu ziyaretler için yeterli olmayabilir. NASA tarafından 2005 tarihli bir raporda Ay’a gidişin yaklaşık olarak 104 milyar dolara mal olacağı bildirilmişti. Apollo programının bugün Ay’a gidiş maliyeti 120 milyar dolar olarak bildiriliyor. NASA’nın bütçesi Ay’a yeni bir ziyaret yapmak için her zaman düşük kaldı. Geçtiğimiz 45 yıl süresince Ay’a yeni bir ziyaret yapılamamasının sebebi ise bu yüksek maliyetler olarak gösteriliyor. Amerikan Kongresi Ay’a gidiş için daha fazla bütçe çıkarmaya karar vermedikçe insanlı bir Ay ziyareti mümkün görünmüyor. Bugüne kadar ki hiçbir başkan döneminde Ay’a yeniden ziyaret yapılmasıyla ilgili net bir girişim gerçekleştirilmedi. Oğul Bush döneminde böyle bir girişim için adım atılsa da Barack Obama’nın yönetime gelmesiyle birlikte girişim rafa kaldırıldı.  NASA’da çalışan birçok astronot, Ay’a yeniden gitmekle ilgili Amerikan yönetiminin istekli bir tavır ve bütçe ortaya koymamasından dolayı yaşadığı hayal kırıklığını anlatıyor. Devletin Ay’a yeniden gidilmesiyle ilgili bir taahhüt vermemesinin ana nedeni ise politikacılara oy veren Amerikan halkının iradesi olarak gösteriliyor. Apollo programının en yüksek ses getirdiği ve Neil Armstrong ile BuzzAldrin’in Ay yüzeyine çıktığı zamanda bile Amerikalıların sadece %53’lük bir kısmı programın maliyetine değdiğine inanıyordu. Geri kalan tüm zamanlarda Amerikan halkı Ay’a girilmesi konusunda %50’nin altında bir destek sergiledi. Bugün, Amerikalıların yüzde 55’i, NASA’nın aya geri dönmeye öncelik vermesi gerektiğini düşünüyor. Haziran ayında yayımlanan PewResearch Center anketine göre, inananların yalnızca dörtte biri bunun en önemli öncelik olduğunu düşünüyor. Ancak ankete katılan insanların yüzde 44’ü astronotların Ay’a gitmesini hiç istemiyor. Mürettebatlı Mars aramalarına destek daha güçlü.Yüzde 63’lük bir kesim NASA’nın önceliğinin Mars olması gerektiğine inanıyor. İnsanların %91’lik bir bölümü ise NASA’nın önceliği olduğuna katil asteroitler için gökyüzünü taramanın daha önemli olduğunu düşünüyor.  Kaynak: https://www.sciencealert.com/astronauts-explain-why-nobody-s-visited-the-moon-in-more-than-45-years-and-the-answer-s-a-little-depressing

Uzay

Bilim İnsanları Bizimkinden Önceki Evrenler İçin Kanıt Bulmuş Olabilir

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bilim insanları geçmiş evrenlere dair kanıtların uzayda bulunduğunu iddia ediyor. Bilime göre başka bir evrenden gelen kara delik kalıntıları bulunuyor. Bu fikir, konformal döngüsel kozmoloji (CCC) denen bir şeye dayanmaktadır ve evrenimizin tek bir Büyük Patlama’dan başlamış olmaktan ziyade, Büyük Patlama ve kompresyon döngüleri boyunca devam ettiği teorisidir. Evrenin çoğu bir döngüden diğerine yok olurken, bazı elektromanyetik radyasyon dalgalarının bu yok oluştan kurtulabildiği iddia ediliyor.
Matematikçi ve fizikçi Roger Penrose, bu fikrin oluşması için gözlenen şeyin bir kara deliğin yok olmasından önceki son kalıntısı olduğunu söylüyor. Kanıtlar, Stephen Hawking’in adını taşıyan “Hawking noktaları” şeklindedir. Kara deliklerin Hawking radyasyonu olarak bilinen radyasyonu yayabileceğini söyleyen Penroseve meslektaşlarının yok evrenlerden sonra yeni oluşan evrenler teorisi kuramlaştırıldı. Hawking noktalarının, BigBang’den günümüze kalan kozmik mikrodalga arka plandan (CMB) kalan ısı yansımalarında görülebileceği bildiriliyor. Hawking noktaları, B-modları olarak bilinen CMB haritasında ışık halkaları gibi görünecektir.
Önceden SPK’daki bu anormal noktaların, yıldızlararası tozun yerçekimi dalgalarından kaynaklandığı düşünülüyordu. Ancak Penrose ve meslektaşları, Hawking noktalarınınCMB’yi haritalamayı amaçlayan BICEP2 projesi tarafından zaten bulunmuş olabileceğini bildiriyor. Penrose, “Kainat için problemli görünmekle birlikte, bu tür anormal noktaların varlığı, konformal döngüsel kozmolojinin (CCC) bir sonucudur” açıklamasında bulundu. Emisyonda aşırı düşük sıcaklıkta bulunmasına rağmen CCC’deki bu radyasyon, kara deliğin geleceğinde uyumlu bir sıkışmayla büyük ölçüde yoğunlaşmaktadır. Bu da sonsuzluğa geçişte tek bir noktaya sebep olmaktadır.
Yok olan evrenlerden sonra oluşan geri dönüşüm evrenleri teorisi tartışılmaz bir noktada değil. Elde edilen kanıtların birçoğunda evrenin genişlemesinin hızlandığı, evrenin tek bir noktaya sıkışacak kadar yoğunlaşmayacağını ve yine Büyük Sıçrama teorisi olarak isimlendirilen genişlemenin oluştuğu görülmektedir. Ayrıca Hawking radyasyonuyla ilgili henüz bir kanıt bulunamamıştır. Bu ilginç teorinin tüm bilim çevreleri tarafından kabul görebilmesi için daha birçok kanıt toplanması gerekiyor.
Kaynak: https://www.iflscience.com/space/dead-black-holes-may-suggest-this-is-not-the-first-universe/

Devamını Oku

Uzay

Bilim İnsanları, Samanyolu’nun Yörüngesinde Keşfedilen Minik Galaksi Hakkında Araştırma Yürütüyor

Yayınlandı

üzerinde

Samanyolu’nun hemen dibinde keşfedilen minik bir galaksi bilim insanlarını şaşırttı. Segue 1 ismi verilen galaksi oldukça tuhaf bir yapıda. Çok küçük olmasının yanında, oldukça da soluk olan minik galaksi Samanyolu’na çok yakın ve kimse nereden geldiğini tam olarak bilmiyor. Astronomlar mini galaksinin hareketlerini ilk defa doğru bir şekilde ölçmeyi başardı. Bu ölçümler galaksi hakkında bazı ipuçları barındırıyor. Son 10 sene içerisinde teleskop teknolojisi küçük galaksileri tespit edebilecek kadar gelişti. Bu küçük galaksiler çok kompaktlar, küresel bir küme ile cüce gökada arasında bir yere sahipler. Ultra-zayıf cüce spiroidal gökadalar olarak adlandırılıyorlar.
2006’da Sloan Dijital Gökyüzü Anketi verilerinde ilk keşfedilen Segue 1 oldu. Galaksinin keşfi 2007 yılında duyuruldu. Oldukça eski olan galaksi, yaşlı ve çok eski yıldızlarla dolu. Aynı zamanda tutarlı düşük metal içeriğe sahip. Metaller evrende bir neslin veya iki yıldızın süpernovaya dönüşmesine ve ölümünde ağır elementlerin oluşmasına kadar yayılmaz. Segue 1 ayrıca oldukça düşük bir parlaklığa sahiptir. galaksinin parlaklığı tipik bir küresel kümelenmeden çok daha zayıf. Aslında, astronomlar henüz galaksinin küresel bir kümelenme olmadığından tam olarak emin değiller. Yeni araştırma galaksi hakkında daha fazla bilginin ortaya çıkmasını sağladı. Araştırmacılar Segue 1 ‘in bir galaksi parçası mı yoksa küresel bir kümeye mi ait olduğunu anlamak istedi. Bunun yanında araştırmanın amaçları arasında Segue 1’in nereden geldiği ve tam olarak 23 bin parsec (75 bin ışıkyılı) mesafede Samanyolu’nun yörüngesinde nasıl bulunduğunu inceledi. Segue 1’in hareketini hesaplamak için Sloan Dijital Gökyüzü Anketi’nden ve Büyük Binoküler Kameradan 10 yıllık bir temel veri kullanıldı. İncelenen verilerde Segue 1’in 600 milyon yılda bir defa Samanyolu galaksisinin yörüngesine girdiğini keşfetti. Aynı zamanda tespit edilen bir diğer gerçek ise Segue 1’in Samanyolu galaksisinin yer çekim kuvveti tarafından yok edilmenin eşiğinde olduğu. Tüm bu veriler Segue 1’in galaksi kategorisine girme olasılığını daha güçlü hale getirmektedir. Galaksi düşük metal yoğunluğa sahip olmasına rağmen, küresel kümelerde bulunmayan önemli bir demir yayılımına sahip.
Araştırmacılar Segue 1’in bulunduğu yere nasıl geldiğine dair iki farklı senaryo üzerinde duruyor. Bu teorilerden daha az güçlü bulunanı Segue 1’in farklı bir galaksinin etrafında bir uydu olmasıydı. Bu galaksi 12 milyar yıl önce Samanyolu’yla çarpıştı ve bu çarpışma sonrasında Segue 1 tek başına kalarak kendi etrafında dönmeye başladı. Bu olası bir varsayımdır. Samanyolu galaksisinin geçmişte birçok galaksiyle çarpışıp, kaynaştığı bilinmektedir. Ancak Segue 1’in yörüngesi tespit edilen çarpışmaların hiçbirisiyle tutarlı yapıda değil. Ancak daha önce keşfedilmemiş bir çarpışma olasılığını da bilim insanları göz ardı etmiyor. İkinci teori ise bilim insanlarının %75 oranında makul bulduğu senaryodur. Segue 1, 8 milyar yıl önce Samanyolu galaksisinin çekim kuvvetine kapılarak onun yörüngesine girmiştir. Yapılacak olan ek araştırmalar bu senaryolardan hangisinin doğru olduğunu gelecek günlerde ortaya çıkaracak.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/ultra-faint-spheroidal-dwarf-galaxy-segue-1-proper-motions-measured-first-time

Devamını Oku

Uzay

ABD’den Yeni Uzay Ordusu Planı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Başkan Yardımcısı Mike Pence, Amerika’nın “uzaydaki hakimiyetini” garanti altına almak için yeni bir uzay gücü oluşturmanın zamanının geldiğini söyledi. Pence’in yorumları yönetimin 2020’ye kadar bağımsız altıncı bir komutanlık kurma planının ilk adımı olarak değerlendirildi.
Pence yaptığı açıklamada “bir zamanlar huzurlu ve rakipsiz olan uzayın artık kalabalık ve rekabete açık” olduğunu söyledi. Trump’ın bağımsız ancak eşit bir uzay gücü komutanlığı talebi oldukça karmaşık bir istek ve Kongre’nin onayını gerektiren pahalı bir hamle. Savunma Bakanı Jim Mattis de uzay kuvvetleri komutanlığı planlarına destek verdi. Mattis daha önce pahalı bağımsız bir birim kurulmasına karşı çıkıyordu. Amerika’nın uzayda büyük ölçüde uydulara bağımlı olduğunun bilinmesi Pentagon’un uzaydaki rolünün sorgulanmasına neden oluyor. 
Uydular iletişimi, navigasyonu, istihbaratı ve hem ordu hem de ekonomi için hayati başka hizmetleri sağlıyor. Amerikan istihbarat daireleri bu yıl Rusya ve Çin’in gelecek bir savaşta kullanılmak üzere uyduları hedef alacak silahlar üretme peşinde olduğunu tespit etmişti. Muharip birlikleri elektronik iletişimden veya navigasyondan yoksun bırakacak uydu teknolojisini hedef alan siber saldırıların yapılmasından endişe ediliyor.
Kaynak: https://www.usatoday.com/videos/news/politics/2018/08/09/pence-outlines-plan-new-space-force-2020/37379571/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar