fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Nobelli Türk Bilim İnsanı Sancar Yeni Bir Teknik Buldu

Yayınlandı

üzerinde

Nobel ödüllü Türk bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar ve beraber çalıştığı ekip tarafından sigaranın DNA üzerinde oluşturduğu zararlı etkinin yüksek çözünürlükte haritasının çıkarıldığı bir teknik keşfetti.

nobelli-turk-bilim-insani-sancar-yeni-bir-teknik-buldu3
Nobel ödülü sahibi olan Türk bilim insanı Aziz Sancar’ın liderliğinde yapılan çalışmada sigara tarafından DNA’ya verilen zararın yüksek çözünürlüğe sahip bir haritası çıkarıldı.
Sigara tarafından DNA’ya verilen zarar ve sigaranın akciğer kanserine sebep olduğu bilim insanları tarafından biliniyor. Fakat sigaranın DNA’ya hangi noktalarda zarar verdiği henüz bilinmezliğini koruyor. ABD’de bulunan Kuzey Carolina Üniversitesi Prof. Dr. Sancar öncülüğünde sigaranın DNA’ya nasıl bir zarar verdiğini ortaya çıkaran bir çalışma yapıldı.
Aziz Sancar ve birlikte çalışma yürüttüğü ekibi, sigara tarafından DNA’ya verilen zararın yüksek çözünürlükte bir haritasını çıkarabilmeyi başardılar.

nobelli-turk-bilim-insani-sancar-yeni-bir-teknik-buldu28

Profesör Sancar yapmış olduğu açıklamada yürüttükleri çalışmada sigara içmenin sağlığa ne denli zarar verebileceği hususunda farkındalığın artmasına yardımcı olmayı hedeflediklerini belirtti. Sancar, DNA’da meydana gelen hasarın onarılabilmesi ve ilaç geliştirilmesi bakımından yapılan çalışmanın önemli olduğunu vurguladı.nobelli-turk-bilim-insani-sancar-yeni-bir-teknik-buldu6
Bu tür haritaların sigaradan kaynaklanan kanserin ne şekilde ortaya çıktığının ve bazı kişilerin kansere karşı niçin savunmasız veya dirençli olduğunun anlaşılmasının yanında kanserin nasıl önlenebileceğinin anlaşılmasına yardımcı olunacağını söyleyen Sancar, sigara kullanmanın zararlarına dair böylesine kesin kanıtların ortaya konmasının sigara tiryakilerinin bu kötü alışkanlıklarını bırakmalarına da yardımcı olacağını umut ettiklerini belirtti.
Kaynak: http://www.medicaldaily.com/damage-caused-smoking-revealed-dna-mapping-technique-may-explain-why-certain-418923

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Bilim insanları, kişilik türlerini 4 farklı kümede topladı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Amerikalı bilim insanlarının yaptığı araştırmada kişilik türleri 4 farklı kümede toplandı. Amerikalı bilim insanlarının yaptığı araştırmada kişilik türleri 4 farklı kümede toplandı. Ayrıntıları “Nature Human Behaviour” dergisinde yayımlanan araştırma çerçevesinde dünya çapında 1,5 milyondan fazla kişiyle yapılan anketlerden elde edilen veriler doğrultusunda kişiliğin, sıradan, çekingen, ben merkezci ve rol model olmak en az 4 kümeye ayrıldığı tespit edildi.

Northwestern Üniversitesi McCormick Mühendislik Fakültesinden Luis Amaral liderliğinde yapılan araştırmada belirlenen bu türlerin, 5 temel kişilik özelliğine (duygusal dengesizlik, dışa dönüklük, açık sözlülük, uyumluluk ve dürüstlük) dayandırıldığı belirtildi. Verilerin, alternatif hesaplama (algoritma) yaklaşımıyla bir araya getirildiği araştırmanın bulgularının, psikolojideki paradigmalara meydan okuduğu ifade edildi. Bilim insanları, sıradan insanlarda duygusal dengesizliğin ve dışa dönüklüğün baskın olduğunu, bu kişilik türünün kadınlarda daha çok görüldüğünü belirtirken, çekingenler, duygusal açıdan dengeli, bir nebze uyumlu ve dürüst olarak değerlendirildi.

Duygusal dengesizliğin çok az rastlandığı rol modellerde diğer 4 kişilik özelliğinin yaygın görüldüğü, kişinin rol model sınıfına girme olasılığının yaşla arttığı, yine bu kişilik türüne kadınlarda daha fazla rastlandığı kaydedildi. Bilim insanları, ben merkezcilerin dışa dönük olmalarına rağmen açık sözlülük, uyumluluk ve dürüstlük özelliklerinde ortalamanın altında kaldığına, yine yaşlanmayla ben merkezci kişiliğe sahip olanların sayısında çarpıcı bir düşüş gözlendiğine işaret etti.
Kaynak: https://www.brisbanetimes.com.au/lifestyle/life-and-relationships/scientists-identify-four-personality-types-20180918-p504fb.html?ref=rss&utm_medium=rss&utm_source=rss_feed
Editör / Yazar: Uğur ÖRDEM

Devamını Oku

Bilim

Türk bilim insanlarından, fındık atıklarından kemoterapi ilacı etken maddesi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Düzce Üniversitesi Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi bünyesindeki akademisyenler, fındık atıklarından kemoterapi ilaçlarının etken maddesini elde ederek pilot üretim aşamasına getirdi. Düzce Üniversitesi Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (DÜBİT) bünyesindeki akademisyenler, TÜBİTAK desteğiyle yaklaşık 2 yıl boyunca laboratuvar ortamında yürüttükleri çalışma sonucu fındık atıklarından kemoterapi ilaçlarının etken maddesini elde ederek pilot üretim aşamasına getirdi. Türkiye’de yaklaşık 500 bin ton tarımsal atık olarak bulunan fındık dış kabuğu, çotanak ve yaprakları üzerinde çalışmalar yapan akademisyenler, bilimsel araştırma ve deney hayvanları üzerindeki denemeler sonucunda, dünyadaki ticaret hacmi 2 milyar dolar olan üç kemoterapi ilacının etken maddesini elde etti. Daha sonra farklı aşamalarda denemeler yapan bilim adamları, ilacın üretimi için yatırımcı görüşmeleri gerçekleştirdi. Fındık atıklarından elde edilen etken maddenin ilgili firmalar tarafından ilaca dönüştürülerek kanser tedavisinde kullanılması hedefleniyor.

“Projemiz, milli ilaç hedefimize yaklaşmamızı sağlıyor”
DÜBİT Müdürü Prof. Dr. Halil İbrahim Uğraş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, iki yıl önce TÜBİTAK desteğiyle fındık atıklarında bulunan kemoterapi ilaçlarının etken maddesinin elde edilmesine ilişkin başlatılan projenin tamamlandığını söyledi. Uğraş, projede mikro seviyede etken maddenin saflaştırılmasının tamamlandığını aktararak, “Çalışmamız mikro seviyede 3 kemoterapi ilacının tedavisini sağlayan molekülün öncü bir molekülünü sağlamış oldu. Bu çalışma yatırıma döküldüğünde 3 ilacı elde edilir hale geliyoruz. Çalışmamızda bu molekülün nasıl elde edileceğini, elde edildiğinde fındık kabuğu tonundan ne miktarda çıkarılabileceğini hesapladık.
Şu aşamadaki durumumuz, pilot seviyede bu ilaçları elde edebilmek için yatırıma geçmek. Artık TÜBİTAK ve üniversiteden aldığımız desteğin yanında yatırımcıya ihtiyaç var ve görüşmeler gerçekleşiyor.” diye konuştu. Fındığın, Türkiye’nin en önemli tarımsal ürünlerinden olduğunu anlatan Uğraş, şöyle devam etti: “Yaklaşık 3 milyar dolarlık bir ticaret hacmi var. Bu sadece görünen faydası. Görünmeyen faydası ise atıkları. Fındığın sert kabuğu, yeşil dış kabuğu ve yaprakları. Projemiz her üçüne de odaklanmıştı ve sert kabuk, yeşil kabuk üzerinde çalışmalar yaptık. Bu ikisinin yıllık 500 bin ton atığı oluşuyor. Sert kabuk yakılarak değerlendirilirken, yeşil kabuk tam anlamıyla bir çevre problemi olarak atıl oluyor. Projemiz, hem bu atıkların değerlendirilmesini hem de milli ilaç hedefimize yaklaşmamızı sağlıyor.

Bu, vatandaşlar tarafından kabukların kaynatılıp içilmesi anlamına gelmesin. Bu kesinlikle bilgi gerektiren, doktorların ileri seviyede kanser teşhisi koymuş ve kemoterapide kullanılacak bir ilaç. Ancak doktorların gözetiminde kullanılması gerekir. Biz bu ilaçların kimyasal deneylerini yaptık. Kesinlikle vatandaşlarımız ‘kabuğu kaynatayım suyunu içeyim’ anlamı çıkarmasın. İlaç firmasında, ilaç normuna getirildikten sonra doktor tavsiyesinde kullanılıyor.”
“İhracat yapacak konuma geliriz”
Uğraş, elde edilecek ilacın kanser tedavisinde kullanılacağını dile getirerek, “İlaç, özellikle göğüs ve yumurtalık kanserlerinde kullanılacak. Hastanelerde uzman hemşire ve doktorlar tarafından uygulanan bir ilaç sınıfındadır. Elde edilen molekülden dünyada 3 ilaç üretiliyor. Bu ilaçların dünyadaki ticaret hacmi 2 milyar dolar civarında. Ülke olarak bu ilaçlara ödediğimiz para ise yaklaşık 100 milyon lira olarak karşımıza çıkıyor. Fındık kabuğu atıklarını ele aldığımızda, uygun bir yatırımcıyla bunu ekonomiye kazandırdığımızda, sadece ithalatın önüne geçmiş olmayız, ihracat yapacak konuma geliriz.” şeklinde konuştu.
Kaynak: (AA)

Devamını Oku

Bilim

Bilimin Hayatımızdaki Önemi ve Yeri

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Günümüzde bilim hızla ilerlemekle birlikte, bilimin sonucu olarak ortaya çıkan teknoloji hayatımızı heralanda kolaylaştırmayı başarmıştır. 17. yüzyıl başlarında “Bilgi güç kaynağıdır.” diyen İngiliz düşünür Francis Bacon’u, sonraki yüzyıllarda meydana gelen gelişmeler doğrulamıştır. Günümüzde pek çok ülke,1960’lı yıllardan itibaren geliştirilmeye başlanan teknoloji odaklı iktisat teorilerine uygun olarak bilim ve teknolojiyi kalkınma modellerinin ana ekseni hâline getirmiş bulunmaktadır.

Türkiye, bu durumu fark edip bunun için gerekli organları kuran ülkeler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. 1960’ta Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), 1963’te Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ve 1993’te Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) kurulmuştur. Bu bilim koordinasyon organları, Türkiye’de bilim ve teknolojiyi belirlenmiş bazı sosyal hedeflere ulaşmak için yönlendirmekte, finansal destek sağlamakta ve gerekli alt yapı ve kurumları tesis etmektedir. Bilim ve teknoloji söz konusu olduğunda, en başta bahsedilmesi gereken kurumlar üniversitelerdir. Türkiye’de bu alanda da hızlı bir gelişme meydana gelmiştir. Üniversite sayıları hızla artmaktadır.

Bütün bu gelişmelerin paralelinde artık bilimin etkilemediği bir alan kalmamıştır. Bilim kendisini teknolojik gelişmelerle hissettirir hâle gelmiştir. Bilindiği gibi hayatımızın her noktasında teknolojik gelişmelere rastlanmaktadır. Tüm bunlarla birlikte bilimsel gelişmelerin bir ürünü olarak teknoloji kavramı ortaya çıkmıştır. Artık bilim üreten, bilimi en iyi şekilde teknolojisine yansıtan toplumların söz sahibi olduğu bir dünyada yaşamaktayız. Güçlü olmanın, insanlığın gidişatına yön vermenin yolu bilimden geçmektedir. Bizler de bilimin bu kadar hâkim olduğu bir dünyada daha üretken olmalıyız, değil mi?
Editör / Yazar: Uğur ÖRDEM

Devamını Oku

Öne Çıkanlar