fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Nörobilimciler Nihayet Beyinde İki Dilin Nasıl Senkronize Edilebileceğinin Anahtarını Buldu

Yayınlandı

üzerinde

Bir dili konuşurken aniden farklı bir dilde konuşmaya başlamak, bir dereceye kadar bilişsel çaba gerektiren iki aşamalı bir süreçtir. Şimdiye kadar araştırmacılar hangisinin daha fazla çaba gerektirdiğine dair net bir veri elde edemedi. Birinci konuşulan dili sonlandırmak mı daha fazla çaba istiyor, yoksa ikinci dili konuşmaya başlamak mı? Yapılan yeni bir çalışma diller arasında geçiş yapıldığında beyinde neler olup bittiğini algılamaya yöneldi.

Araştırmanın baş yazarı New York Üniversitesi’ndenEsti Blanco-Elorrieta, “Çok dil bilen bireylerin dikkat çekici bir özelliği, farklı diller arasında hızlı ve doğru bir şekilde geçiş yapma yetenekleridir” diyor. Bu sadece sözlü dillerle de sınırlı değildir. İşaret dilinde konuşulan kelimeleri çeviren insanlar da bir düşünce akışından diğerine sorunsuzca geçebilmektedir. Önceki çalışmalar, bir dilden diğerine geçtiğimizde anteriorsingulat ve prefrontal kortekslerimizin aktif olduğunu göstermiştir. Anteriorsingulat korteks, dikkat etmemize yardımcı olurken, ön frontal korteks beynin ‘düşünme’ kısmıdır ve genel olarak karar verme ile diğer yönetici işlevlerle ilişkilendirilmektedir.

Bu yüzden muhtemelen iki dil arasında geçiş yapmaya karar verdiğimizde, çevremizde olup bitenleri inceleyen ve anahtarı çevirmeden önce sonuçları değerlendiren beyin bölümlerini de devreye girmektedir. Nöral aktivitedeki bu sıçrama, beynin bir dilden diğerine geçmek için daha fazla çalışması gerektirdiğini gösterir. Beyinde pürüzsüz bir geçişten çok uzak, sert bir durum ortaya çıkar. Net olmayan şey, bu değişime neden olan şeydir. Bir insanın bir dili sonlandırıp diğer dilde konuşmaya başlaması neredeyse eş zamanlı olarak gerçekleşmektedir. Bu da onları parçalara ayırarak incelemeyi zorlaştırır. Bu nöral aktivitenin nihai nedenini saptamanın bir yolu, beyni ilkini durdurmadan bir dil başlattığı anda incelemektir.

İspanyolca bir monoloğu duraklatmadan İngilizce konuşmaya başlamak, ikinci bir ağız gerektirir. Bu iki ağız nedeniyle iki konuşma dili de unutulabilir. Bu yüzden araştırma ekibi işaret dili kullanan kişileri inceledi. İşaret dili kullanan bir kişi her iki dili de aynı anda kullanabilir. 21 gönüllü üzerinde yapılan testler beynin tam anı anahtar alanlarını belirlemek için yeterli çözünürlükte veriyi sağladı. Sonuç olarak bilim insanları yeni bir dile girmekten çok bir önceki dilden ayrılmanın zor bir süreç olduğunu tespit etti. İki dil arasında geçiş yapabilmekle ilgili daha çok şey öğrenmek oldukça önemli bir alan. Farklı diller arasında geçiş yapan beyinleri anlamak, bunu gerçekleştiremeyenlerin yapmasına yardımcı olabilir.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/bilingual-pre-frontal-anterior-cingulate-cortex-activity-switching-languages

Bilim

Efes Antik Kenti iklim değişikliği nedeniyle tehlike altında

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Nature Communications dergisinde yer alan bir araştırmaya göre başta Efes Antik Kenti olmak üzere Akdeniz kıyılarında yer alan 49 tarihi şehir iklim değişikliği sebebiyle tehlike altında. Başta Efes Antik Kenti olmak üzere Akdeniz kıyılarında yer alan pek çok antik kent, iklim değişikliklerine bağlı olarak deniz seviyesinin aşırı yükselmesi sebebiyle erozyon tehlikesi altında. Nature Communications tarafından yayınlanmış olan biraraştırma için Efes Antik Kenti, İstanbul’un tarihi kısımları ve Fethiye yakınlarındaki Xanthos-Letoon antik kentlerinin de aralarında bulunduğu 49 tarihi şehir incelendi.

Araştırma, deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle gelecek yüz yıl içinde bu kentlerin 37’sinin sular altında kalma ve 42’sinin de kıyılarda meydana gelebilecek erozyon tehdidiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koydu. Akdeniz bölgesinde deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle en çok tehdit altında olan bölgelerin başında İtalya’nın Venedik Lagünü, Ferrara Kenti ve Aquileia Bazilikası geliyor. Hırvatistan’da Adriyatik kıyısındaki tarihi Trogir kenti ve Sibenik Katedrali tehdit altında bulunuyor.

Erozyon tehlikesinin en yüksek olduğu yerler arasında ise İzmir’de yer alan Efes Antik Kenti, Lübnan’ın tarihi Sur Kenti, Pythagorion Antik Kenti ve Heraion Antik Kenti yer alıyor. Araştırma kapsamında iklimlerin değişikliğine ilişkin dört farklı senaryoyu inceleyen bilim insanları, 2100 yılına kadar deniz seviyesinin ne kadar yükselebileceğine dair tahminlerde bulundu. Dünyanın ısınması sonucu buzulların eridiğini ve deniz seviyesinin yükseldiğini belirten bilim insanları, deniz seviyesi yükseldikçe riskin de arttığına dikkati çekti.
Kaynak: https://edition.cnn.com/2018/10/16/world/climate-change-world-heritage-sites/index.html

Devamını Oku

Bilim

Balık Yağı ve D Vitamininin Gerçek Faydaları İki Büyük Araştırmada İncelendi

Yayınlandı

üzerinde

Yapılan iki önemli çalışma, balık yağından elde edilen ilaçların insanları ölümcül kalp krizi, felç ve diğer kardiyovasküler hastalıklardan korumada etkili olduğunu kanıtlamaktadır. Uzun yıllar alan çalışmalar Omega-3 yağ asitleri ile yapılan farklı formülasyonları ve bu ilaçların kullanım miktarlarını iki grup insan üzerinde test etti. İlk gruptakiler kardiyovasküler hastalık veya diyabet gibi hastalıklara sahipti. Yürütülen her iki çalışmada da hapları her gün alan kişilerin, bazı kalp ve dolaşım sorunlarıyla ilgili plasebo ilaç kullananlara kıyasla korunduğunu gösterdi.

D vitamini kullanan kişiler üzerinde yapılan testte ise kalp hastalıkları üzerinde herhangi bir tesir görülmezken, zamanla kansere bağlı ölümlerdeki düşüşle D vitamini tüketmenin bağlantılı olduğu görüldü. Araştırma, Amerikan Kalp Derneği’nin Chicago’dak yapılan 2018 Bilimsel Oturumunda kısa bir süre önce duyuruldu ve New EnglandJournal of Medicine’de yayımlandı.
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yaklaşık 43 milyon insan, LDL’yi veya “kötü” kolesterolü düşürmek için statinler aldı ve uyuşturucu, kalp krizi ve felç riskinde ciddi azalmalar görüldü. Ancak kalp hastalıkları birçok toplumda önde gelen ölüm sebebi olmayı sürdürüyor. Bu nedenle araştırmacılar, diyet, egzersiz ve sigara içme alışkanlıklarındaki değişiklikler gibi bilinen koruyucu faktörlerin ötesinde kardiyovasküler hastalıklarla mücadele etmenin başka yollarını aramaktadır.

Çalışmaya başkanlık eden Boston’daki BrighamKadın Hastanesi’ndeki girişimsel kardiyovasküler programların yönetici direktörü Deepak L. Bhatt, sonuçların kardiyoloji uygulamasını değiştirebildiğini ifade ediyor. 2007 yılında, Japonya’da yapılan büyük bir çalışma, REDUCE-IT çalışmasında kullanılan balık yağının aynı bileşeninin, kardiyovasküler problemlere karşı koruma konusunda umut vaat ettiğini belirlemiştir. Ancak bu araştırma, maddeyi bir plaseboyla karşılaştırmamıştır. Cumartesi günü VITAL olarak adlandırılan diğer balık yağı çalışması, Lovaza denilen bir ilaca Omega-3 yağ asitlerinin farklı bir formülasyonunun etkisine baktı. Araştırmacılar, beş yıldan fazla bir süre boyunca yaklaşık 26.000 kişiyi izledi. Sonuçlar ilacı kullanan hastalarda kalp krizi geçirme olasılığının yüzde 28 daha az olduğunu ortaya koydu.

Plasebo verilen hastalarda ise kalp krizi görülme olasılığında yüzde 20 düzeyinde bir azalma yaşandı. Bu sonuç plasebo sonuçlarından yüzde 8 daha yukarıdadır. Aynı zamanda haftada 1.5 porsiyon balık tüketenlerin ilacı alarak Omega-3 tüketimini arttırmaları halinde olası kalp krizi oranındaki azalmanın daha da yüksek olduğu görüldü. Araştırmada, D vitamini tüketiminin kanserden iki veya daha fazla yıl sonra ölüm sayısının azaltılmasında rolü olabileceği belirtildi. Araştırmacılar D vitamininin kanserin metastaz yapması veya daha invaziv hale gelmesini önlemede yardımcı olabileceğini ileri sürüyor. Ancak bu iddia hala araştırılmaya devam ediyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/fish-oil-drugs-protect-heart-health-two-studies-say-vitamin-d-cancer-risk?perpetual=yes&limitstart=1

Devamını Oku

Bilim

İnsan Beyninde Tıpkı Bağırsaktaki Gibi Bakteriler Bulunuyor ve Bu Bakteriler Bağırsaklarla İlişkili

Yayınlandı

üzerinde

İnsan bağırsağında yaşayan mikropların sağlığımızı, genlerimizi ve hatta duygularımızı etkileyen birçok şeyden sorumlu olduğu düşünülmektedir. Bilim insanları sürekli olarak insan mikrobiyomunun ölçeği ve etkisi hakkında yeni keşifler yapıyor. Ancak son kanıtlar özellikle şaşırtıcı. Bu gelişen bakteri krallığı yalnız olmayabilir, ancak kafanızda bulunan ayrı bir “insan beyni mikrobiyomu” ile ilişkilendirilebilir. Bu aşamada bilim insanları sadece ön bulgular elde etti. Birmingham’daki Alabama Üniversitesi’nden araştırmacılar tarafından Neuroscience 2018 yıllık toplantısında bu bulgular sunuldu.

Bu ön bulguların paylaşılmasında amaç henüz diğer bilim insanları tarafından bu alanın gözden geçirilmemiş olabileceğidir. Yani devam eden araştırmaların sonuçlarının paylaşımına yöneliktir. Burada önemli olan, bağırsak mikrobiyotasının beynin işlevini ve davranışını nasıl etkileyebileceği ve modern insan beyninin kendi mikrobiyomuna sahip olabileceği gerçeğidir. Araştırma nöroanatomist Rosalinda Roberts tarafından yönetilen bir ekip tarafından gerçekleştirildi. 34 ölmüş insandan alınan beyin örnekleri araştırma kapsamında incelendi. Bu kişilerin yarısı şizofreni hastalığından muzdaripti. Diğer yarısı ise ölmeden önce beyinsel bakımdan sağlıklı olarak tanımlanıyordu.

Deneyde bilim insanları tanımlama ve nicelendirme için bir dizi kesit analizi gerçekleştirdi. Araştırmacılar, bakterilerin yoğunluğunun, beyin bölgesinde bulunduğu yere göre değiştiğini ve substantianigra, hipokampus ve prefrontal kortekste bol miktarda bakteri bulunduğunu söylüyorlar. Ayrıca astrositler olarak adlandırılan hücrelerde, nöronların nasıl iletişim kurduklarında dair önemli bilgiler yer alıyor. Araştırmacılar bakterilerin beyne nasıl geldiğini bilmiyor. Ancak kan damarları aracılığıyla taşınmış olabileceği, aksonlarda ve beyin bariyerinde yerleşebilecek bir nokta bulduğu tahmin ediliyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/bacteria-could-actually-be-thriving-inside-the-human-brain-new-evidence-suggests

Devamını Oku

Öne Çıkanlar