fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Odaklanmayı artıracak 5 bilimsel yöntem

Yayınlandı

üzerinde

Zor veya sıkıcı bir işe yoğunlaşmaya çalışanlar bunun ne kadar zor olduğunu bilir. Ama dikkati artırmayı sağlayan bazı bilimsel çözümler de var. Yaptığımız işe daha iyi konsantre olmak için yapmamız gerektiğini sandığımız şeylerin çoğu beynimizin doğal işleyişine aykırıdır. Peki, daha fazla verim almak için, dikkat konusundaki araştırmalardan neler öğrenebiliriz?
1. Zihni dağıtmak:  Yaptığınız iş üzerinde yoğunlaşmakta güçlük çekiyorsanız kısa süreliğine zihninizi dağıtacak başka bir şeye yönelmek en iyi yöntemlerden biridir. Psikologlar zamanımızın yaklaşık yüzde 50’sini uğraştığımız işten farklı şeyler düşünerek geçirdiğimizi söylüyor. O halde zihni dağıtmak beynin daha iyi çalışmasına yardımcı olabilir. Beyne baktığımızda, konsantrasyonun neden bozulduğunu anlayabiliriz. Konsantre olmak için beynin bazı bölgeleri arasında iyi bağlantılar kurulması gerekir. Beynin ön kısmındaki kıvrımlardan oluşan frontal korteks, dikkat dağıtan şeylere karşı direnmeyi ve daha eğlenceli şeylerle uğraşmaya yönelten doğal içgüdümüzü kontrol etmeyi sağlar. Bu bağlantıları çalışır halde tutmak için, özel bir şeyle uğraşmadığımızda beynin aktif olan kısımlarından daha fazla enerji gerekir. Ama kaçınılmaz olarak gün içinde bu enerji tükenip yorulduğumuzda, dikkatimiz dağılır, aklımız başka şeylere kaymaya başlar. Eğer bu durum zaten yaşanacaksa bunun vaktini en uygun ana ayarlamak neden mümkün olmasın? Harvard Üniversitesi’nde psikolog Paul Seli, zihnin dağılması konusunda kasıtlı ve kazara dağılma ayrımı yapıyor. Yapılan işi olumsuz etkileyen işte bu kazara zihin dağılmasıdır. Oysa bu zamanı kendisi belirleyenler daha az zarar görür. Bilerek ve planlayarak zihni dağıtacak bir şeylere yönelmenin yararı olabilir. “Uğraştığınız işle ilgisi olmayan başka bir konuyu düşünün, örneğin kafanıza takılan başka bir sorunu çözmeye çalışın, sonra da asıl işinize dönün” tavsiyesinde bulunuyor Seli. İş dışındaki başka bir konuyu düşünmesi için zihninize izin vermek, hem aklın başka şeylere kayması sırasındaki suçluluk duygusunu hem de bu kaymaya neden olan ve zihni meşgul eden konuları gidermiş olacaktır.
2. Boş boş dolanmak:  Komik kedi videolarının dikkat dağıttığı düşünülür, ama bazı psikologlar bunların bizi işimize devam etmemizi sağlayacak kıvama getirebileceğine inanıyor. İşinizi ne kadar seviyor olsanız da zor bir işe yoğunlaşmak irade ister. İrade gücünü artırmanın bir yolu da gülmekten geçer. Yapılan araştırmalar, zor bir bilmece üzerinde kafa yorma konusunda, komik bir video izleyen kişilerin, rahatlatıcı ama komik olmayan video izleyenlerden daha uzun süre çaba gösterdiklerini ortaya koydu. Bu nedenle işyerlerinde daha şakacı bir ortamın teşvik edilmesini savunanlar var. Avustralya Üniversitesi’nde liderlik araştırmaları uzmanı David Cheng’e göre, “Ekibiniz için eğlenme kültürü yaratmak, onları güldürecek komik bir video bulup izletmek iş verimliliğini artırır. Bu elbette gün boyunca kedi videoları izlemek anlamına gelmiyor, ama özellikle yorgun hissedilen anlarda, arada bir fırsat yaratarak şakalaşıp gülmek gerekir.”
3. Düzen değil karmaşa mı?:  Daha iyi konsantre olmak için, dikkat dağıtacak tüm dış etkenlerden arınmak gerektiği düşünülür. Oysa başka bir teoriye göre tersini yapmak gerekir. Londra’daki UCL Üniversitesi’nden psikolog Nilli Lavie 1995’te ‘Yükleme Teorisi’ni gündeme getirdi. Buna göre, beynimizin dış dünyadan alıp işleme koyabileceği bilgi sınırlıdır. Bu kapasite dolduğunda, beynin dikkat sistemi devreye girerek neye konsantre olacağına karar verir. Lavie’nin deneyleri, temiz, düzenli ve sessiz ortamlardan ziyade dağınık ve karmaşık ortamlarda çalışmak daha verimli olabilir. Algı bölgeleri tümüyle dolduğunda beynimiz tüm enerjisini en önemli işe yoğunlaştırır. Dikkat dağıtıcı etkenleri devre dışı bırakır. Ancak bunu uygularken dikkat dağıtıcı doğru faktörleri bulmak ve enerjimizi tüketecek seviyeye çıkmasına izin vermemek önemlidir. Düzenli görsel ve müzikli araçları devreye sokup bu işi kolaylaştırmak için ommwriter veya focus@will gibi bazı uygulama programları geliştirilmiş olsa da bunlar bilimsel araştırmalarda sınanmış olmadığından bir radyo da aynı işi görebilir. Burada önemli olan, beynin başka yerde stimülasyon aramasına fırsat vermeyecek doğru dengeyi bulmaktır. Çoğu insan neyin daha iyi işe yarayacağını deneme yanılma yoluyla bulabilir. Ama dikkat dağıtıcı etkenleri ortadan kaldırmak yorucu olabileceğinden, hafiften başlayarak bu yönteme baş vurulabilir.
4. İşe ara vermek:  İşiniz başınızdan aşkın olduğunda işe ara vermek aklınıza bile gelmeyebilir. Fakat bu şekilde daha fazla iş yapmanın mümkün olduğunu gösteren çok sayıda veri bulunuyor. Önemli olan, ne zaman, ne kadar süreyle işe ara verileceği ve bu sırada ne yapılacağıdır. Araştırmalar, konsantrasyon sınırının 90 dakika olduğunu gösteriyor. Bundan sonra 15 dakikalık ara almak gerekiyor. Birkaç saniyelik mini araların bile işe yaradığını gösteren çalışmalar var. Ama bu sırada pencereden dışarı bakmak yerine, zihin aritmetiği gibi daha yoğun bir egzersize başvurmak yararlı olacaktır. İşe ara verdiğinizde fiziksel egzersiz yapmanın, aArdından kafein içeren kahve gibi bir içecek içmenin de beyni güçlendirdiği görülmüştür. Bunları dışarıda bir parkta yapmak daha etkili olacaktır. Başka bir seçenek de meditasyon olabilir. Meditasyon konusunda tecrübeli olanlar dikkatleri üzerinde daha iyi kontrol sahibi olduğu gibi, ne zaman ara vermeleri gerektiğini de daha iyi bilir. Bütün bunları zaman kaybı olarak görüyorsanız bir fincan kahve ile kafein yüklemesi yapmak da kısa vadeli olarak hafızayı, reaksiyon ve dikkat süresini artırır.
5. Fazla zorlamayın:  Uzun süreli konsantre olmak gerektiğinde, kısa süreli bir yoğunlaşma dönemlerinin ardından kısa araların alınmasının daha verimli olduğu gözlendi. Boston Dikkat ve Öğrenim Laboratuvarı’nda yapılan beyin taramalarında, uzun süre konsantre olmaya çalışanların, kısa süreli yoğunlaşma ve kısa ara, ardından yeniden yoğunlaşma şeklinde bir yöntem izleyenlerden daha fazla hata yaptığı görüldü. Aynı şekilde Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada da, sürekli konsantre olmaktansa kısa süreli ara verip başka bir konuda düşünmenin dikkati daha artırdığı görüldü. Beyin hakkındaki bilgimiz arttıkça stresin konsantrasyona zarar verdiğini daha net görüyoruz. Bu nedenle sakinleşmek için ara almak, kontrolü yeniden ele geçirmek ve daha verimli çalışmak için de önemlidir. Kaynak: http://www.bbc.com/capital/story/20170925-the-surprising-tricks-to-help-you-focus-at-work

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Kusursuz Şekilli Kan Pıhtıları Öksüren Adam Doktorları Şaşkına Çevirdi

Yayınlandı

üzerinde

Bu resim size kusursuz bir kan damarını çağrıştırıyor olabilir. Ancak öyle değil. Bu, içerisinde birikmiş pıhtılaşmış kan bulunan ve kalp yetmezliğinden ölen bir adamın sağ akciğerindeki hava geçiş kanallarının mükemmel bir görünümü. Elbette hasta tarafından öksürülerek dışarı atılan şey akciğerin bir parçası değil. Bir akciğerin öksürülerek dışarı atılması mümkün değildir. Bronşiyal kan pıhtıları ismi verilen bu görüntü son birkaç yılda nadirde olsa görüldü. 2010 yılında lupus olan 57 yaşındaki bir kadın, 2005 yılında 25 yaşındaki başka bir hamile kadın ve 2015 yılında 80 yaşındaki bir erkek öksürdüğünde böylesine kusursuz bir kan pıhtısı ağzından dışarı çıktı.

Bunu özel kılan ise hastanın bu pıhtıyı tek parça halinde öksürmesidir. Doktorlar bu durumun oldukça nadir görüldüğünü ve şaşkın olduklarını beyan ediyor. 36 yaşında bir erkek hasta, kalp yetmezliği teşhisiyle uzun bir süre yaşadı. Hastalığının akut bir hale geldiği son dönemlerde ise tedavi edilirken bu kan pıhtısını öksürdü. Doktorlar tarafından kalbin kan pompalamasına yardımcı olabilmek için hasta bir cihaza bağlandı. Ancak bu cihazlar kan pıhtılarına neden olabiliyor. Bunu önlemek için hastaya sürekli olarak Heparin ismi verilen bir antikoagülanin füzyonu verildi. Koagülasyon haricinde, Vücut kendini onarabilmek için kan damarları iç kanamaya sebebiyet verebilecek şekilde küçük damlalar oluşturabilir. Kanama akciğerin etrafına kan taşıyan damarlarda meydana gelirse, oradaki hava kanallarında bir birikme yaşanır.

Hastaya olan tam olarak buydu. Doktorlar Impella cihazını bağlayıp, Heparin tedavisini uyguladıktan bir sonraki hafta süresince hasta küçük kan pıhtıları öksürmeye başladı. En sonunda ise hasta devasa boyutlarda bir kan pıhtısı öksürdü. Doktorlar bu pıhtı ortaya çıktığında bunun insanın sağ bronş ağacının mükemmel bir görüntüsü olduğunu gördü. Bu pıhtının bütünlüğünü koruyan şeyin, pıhtılaşma süreci için hayati olan fibrinojen olarak isimlendirilen protein olduğuna inanıyorlar. Hasta antikoagülan olsa da enfeksiyon kanında yüksek bir fibrinojen seviyesine neden oldu vebu durum öksürürken pıhtıyı bütün halinde tuttu. Bu pıhtının akciğerinden çıkmasından sonra hasta daha iyi hissetmeye başlamasına ve biraz daha pıhtı öksürmesine rağmen, kalp yetmezliği şikayetleri arttı. Hasta kalp yetmezliğine bağlı komplikasyonlar sebebiyle bir hafta sonra öldü.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/a-man-coughed-up-this-perfect-blood-clot-and-doctors-don-t-understand-how

Devamını Oku

Bilim

Kızamık Yeniden Dünya Geneline Yayılma Eğilimi Gösteriyor

Yayınlandı

üzerinde

Dünyanın hemen her köşesinde kızamık virüsü yeniden canlanma eğilimine girdi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) tarafından yayınlanan yeni bir rapora göre, geçen yıl dünya çapında yüzde 30’dan fazla oranda görülen kızamık vakalarının sayısı arttı . Uzmanlar, yıllardır bunun gibi bir şey olabileceği konusunda uyarı yayınlıyor. Çünkü kızamık iki dozluk bir aşı ile kolayca önlenebilir olsa da, salgınların ortaya çıkmasını önlemek için yüzde 95’lik bir aşılama kapsamı gerekiyor. Son 10 yıl içerisinde hedeflenen aşılama kapsamı yüzde 85 rakamını geçemedi.

2017’de yayınlanan yenş bir raporda dünya üzerindeki altı WHO bölgesinin beşinde kızamık vakalarında artış görüldüğü saptandı. Bu artışlar özellikle Amerika, Doğu Akdeniz, Avrupa’da en yüksek seviyede. Sadece Batı Pasifik’te görülen kızamık vakalarında azalma meydana geldi. DSÖ Programları Genel Müdür Yardımcısı SoumyaSwaminathan, ‘Aşılama kapsamını arttırmak ve kızamığa bağışıklığı olan çocukların sayısında yükselme meydana gelmesi halinde bu yıkıcı ama tamamıyla önlenebilen hastalığa karşı topluluklar korunabilir’ açıklamasında bulundu. Bunun dünya için anlamını kavrayabilmek adına sadece birkaç nesle bakmak yeterli olacaktır. Kızamık aşısının ortaya çıkmasından yani 1963 yılından önce dünyada her yıl en az bir büyük kızamık salgını meydana geliyordu. Bu salgınlarda yılda ortalama 2.6 milyon insan hayatını kaybetti.

1963’te sadece 5 yıl sonra bu son derece bulaşıcı ve potansiyel olarak ölümcül hastalığın ortadan kaldırıldı. ABD, Avustralya, İngiltere, Japonya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde kızamık hastalığının ortaya çıkma rakamları neredeyse sıfır düzeyine geldi. Alınan önlemler sonucunda kızamık aşısı yüzyılın başından bu yana 21 milyonun üzerinde hayat kurtardı. Bu hastalıktan küresel ölüm oranı sadece 17 sene içerisinde yüzde 80 dolayında düştü. Ancak yıllar süren ilerlemeden sonra, fon sağlamadaki yetersizlikler ve yanlış bilgilendirme gibi sebeplerle kızamık hastalığının görülme rakamlarında ciddi artışlar meydana gelmeye başladı. Swaminathan , ‘Kızamığın yeniden canlanması, bölgeler arasında ve özellikle de kızamık eliminasyonunu gerçekleştiren veya buna yakın olan ülkelerde geniş çaplı salgınlarla ilgili ciddi endişe kaynağıdır ‘diyor.

2017 yılında yayımlanan bir rapor, dünya çapında 20.8 milyon bebeğin ilk kızamık aşısını almayı başaramadığını buldu. Aşı İttifakı Gavi’nin CEO’su SethBerkley, “Kızamık vakalarındaki artış şaşırtıcı değil” diyor. Şaşırtıcı değil, çünkü çoğu kamu sağlığı uzmanı bunun yıllardır geldiğini gördü. WHO ve ortakları gibi örgütler Kızamık & Kızamıkçık Girişimi kurarak bilinçlendirme çalışmaları yürüttü. Yayımlanan raporlarda kızamıkla ilgili acil eylem çağrısı yapılıyor. Bu alanda sürekli yatırımlar yapılması gerektiği vurgulanıyor. Böylece en yoksul ve marjinal topluluklar arasında rutin aşılama hizmetleri güçlendirilebilir. Aynı zamanda, bağışıklamalara yönelik halk desteğinin, aşılarla ilgili yanlış bilgilendirmenin ve tereddütle mücadelenin mümkün olduğu kadar çabuk ve en kısa sürede sağlanmasını da raporda vurgulanıyor. Aksi halde kızamık salgınlarının gittikçe artan bir boyuta geleceği ön görülüyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/measles-is-making-a-comeback-around-the-world-as-vaccination-rates-languish

Devamını Oku

Bilim

Lonesome George adlı dev kaplumbağanın neden bu kadar uzun yaşadığı ortaya çıktı

Yayınlandı

üzerinde

Lonesome George’un türü, 2012 yılında onunla birlikte tükenmiş olabilir, ancak o ve Galapagos’un diğer dev kaplumbağaları, İspanya’daki Oviedo Üniversitesi, Galapagos Ulusal Parkı Servisi, Galapagos Conservancy ve Yale Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından yapılan yeni bir çalışma ile bireysel uzun ömürlülüğün genetik ipuçlarını vermektedir. Lonesome George’dan ve diğer gözlem altındaki 100 yaşından daha fazla olan Galapagos’un diğer dev kaplumbağalarından alınan DNA örneklerinin genetik analizi, kısa ömürlü omurgalılar nazaran DNA onarımına, bağışıklık sistemine ve kanser baskılanmasına bağlı olmayan bir dizi gen varyantına sahip olduklarını keşfetti.

Yaşlı, ünlü kaplumbağa, Lonesome George, Galapagos Adaları
Bulgular, 3 Aralık’ta Nature Ecology & Evolution dergisinde yayınlandı. Yale Ekoloji ve Evrimsel Biyoloji Bölümü’nde araştırmacı ve makalenin ortak yazarı olan Adalgisa “Gisella” Caccone, “Lonesome George hala bize ders veriyor,” diyor. 2010 yılında Caccone, Galapagos’taki kaplumbağa popülasyonunun evrimini incelemek için Chelonoidis abingdonii türünün sonuncusu olan Lonesome George’un tüm genomunu sıralamaya başladı. İspanya’daki Oviedo Üniversitesi’nden Carlos Lopez-Otin, uzun ömürle ilişkili gen varyantlarını araştırmak için bu verileri ve diğer türdeki kaplumbağaları analiz etti. Lopez-Otin, şunları söylüyor: “Daha önce yaşlanmanın dokuz özelliğini tanımlamıştık ve bu sınıflandırma temelinde 500 gen üzerinde çalıştıktan sonra, dev kaplumbağalarda bu altı işareti potansiyel olarak etkileyen ilginç varyantlar bulduk.”
Çeviren: Bünyamin TAN
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/12/181203115438.htm
Dergi Referansı: Víctor Quesada, Sandra Freitas-Rodríguez, Joshua Miller, José G. Pérez-Silva, Zi-Feng Jiang, Washington Tapia, Olaya Santiago-Fernández, Diana Campos-Iglesias, Lukas F. K. Kuderna, Maud Quinzin, Miguel G. Álvarez, Dido Carrero, Luciano B. Beheregaray, James P. Gibbs, Ylenia Chiari, Scott Glaberman, Claudio Ciofi, Miguel Araujo-Voces, Pablo Mayoral, Javier R. Arango, Isaac Tamargo-Gómez, David Roiz-Valle, María Pascual-Torner, Benjamin R. Evans, Danielle L. Edwards, Ryan C. Garrick, Michael A. Russello, Nikos Poulakakis, Stephen J. Gaughran, Danny O. Rueda, Gabriel Bretones, Tomàs Marquès-Bonet, Kevin P. White, Adalgisa Caccone, Carlos López-Otín. Giant tortoise genomes provide insights into longevity and age-related disease. Nature Ecology & Evolution, 2018; DOI: 10.1038/s41559-018-0733-x

Devamını Oku

Öne Çıkanlar