Bizi Takip Edin

Bilim

Ölüm Anında Yaşanan Deneyimler Gerçek Mi?

Yayınlandı

üzerinde

Ölüp geri gelenlerle yapılan röportajlarda parlak bir ışık görüldüğü üzerine yoğunlaşan bir dizi farklı deneyimden söz edilmektedir. Bu tip deneyimlerin hayal olduğu söylense de dünya üzerinde yapılan en büyük araştırmalardan bir tanesi olan resüsitasyon’da ölüm esnasında zihinsel farkındalığı değerlendiren araştırmacılar, ölüm deneyiminin gerçek olabileceğine dair bazı bulgulara rastladılar.

Ölüme yakın bir deneyim geçiren yani bir süre boyunca ölen ve sonra geri gelen kişilerin anlattıkları arasında parlak bir ışık, ölmüş sevdiklerinin onları karşılaması ve ölüm anını farklı bir açıdan görmek ya da işitmek gibi deneyimlerden söz edilmektedir. Araştırmadan elde edilen bulgular Resüsitasyon dergisinde yayınlandı.
Dr. Parnia ölümün ciddi bir yaralanma ya da kalp hastalığı veya beyin işlevinin durması gibi nedenlerden kaynaklanabileceğini ancak bu ölümlerin geri döndürülebilir olduğunu ifade etti. Bu işlem tersine çevrilebilirse buna kalp durması, çevrilemezse ölüm denmektedir.
Kardiyak arrest gören ve resüsitasyona tabi tutulan hastalar, ölüme yakın deneyim olarak bilinen çeşitli deneyimler bildirdiler.
NDE olarak kısaltılan ölüme yakın deneyimler, insandan insana farklılık göstermektedir. Bu deneyimlere dair yaygın olarak söylenenler parlak ışık, ölen sevdiklerini görmek ve onlarla bir araya gelmek, ölüm anını yukarıdan ya da farklı bir boyuttan izlemek ve işitmek gibi deneyimler yer alır.

Ölüm deneyimi yaşamış bazı hastalar ise yaşadıklarını hatırlamıyor. Bunun sebebi ise sakinleştirici ve ilaçlar sebebiyle kişilerin anılarını yitirmiş olabileceğine bağlanıyor. Ölüm deneyimi yaşayan hastaların %39’u yaşadıklarını hatırlamıyor. Hastaların %92u NDE’ler ile ilgili uyumlu zihinsel deneyimler bildiriyor. %46’sı ise ölüm anında zihinsel anılar dizisi yaşadıklarını kaydediyor. Bu %46’lık dilim geleneksel NDE tanımıyla tutarlı değil. Bazı kurbanlar korkunç ve şiddetli deneyimler bildirirken, bazıları ise kalp krizi geçirdiğini ve aile üyelerini bile hatırlamıyor. Hastaların %2’si ise ölüm anını başka bir perspektiften izlediğini belirtiyor. Beynin kalp durduktan 20 ile 30 saniye sonra işlevinin durduğuna inanılıyor. Bu hastalar ise ölüm anında yaşananları 3 dakikalık sürelerde hatırlayabiliyorlar.

Araştırmada ortaya çıkan bulgular ölümle bağlantılı olan zihinsel deneyimlerin düşünülenden daha ileri olabileceğini ortaya koydu. Araştırmayı yürüten Dr. Parnia henüz ölüm dışı deneyimlerin kesin olarak ispatlanamıyor olmasına rağmen çalışmalardan elde ettiği bulgularla bu deneyimlerin gerçek dışı olduğunu söylemenin de imkansız olduğunu vurguluyor. Bu çalışmanın önyargısız olarak daha ileri bir çalışmayı hak ettiğini söylüyor.
Kaynak: https://www.medicalnewstoday.com/articles/283650.php?utm_source=TrendMD&utm_medium=cpc&utm_campaign=Medical_News_Today_TrendMD_1

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Afrika Kıtası İkiye Ayrılıyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Kenya’da büyük bir çatlak ortaya çıktı ve giderek büyüyor. 29 Mart 2018’de yakın zamanda Güney Kenya’da birkaç kilometre genişliğinde büyük bir çatlak ortaya çıktı. Büyümeye devam eden çatlak, Mairobi Narok otoyolunda çökmeye neden oldu ve bölgedeki deprem hareketleri de buna eşlik etti. Bazı yönlerden değişimler bizim için neredeyse fark edilemez olsa da, Dünya sürekli değişen bir gezegendir. Levha tektoniği bunun iyi bir örneğidir. Ama arada bir etkili şeyler oluyor ve Afrika Kıta’sının ikiye ayrılmasıyla ilgili yeni sorulara yol açıyor. Dünya’nın litosferleri ( kabuk ve kabuğun üst tarafıyla oluşturulmuş) bir dizi tektonik levhaya ayrıldı. Bu levhalar statik değil ama ”kayma” yapışkan bir astenosfer üzerinde, çeşitli hızlarda birbirlerine bağlı şekilde hareket ederler. Hareketlerinin arkasındaki mekanizma veya mekanizmaların kesin olarak ne olduğu henüz kesin değil ama muhtemelen astenosferde konveksiyon akımlarını ve levhalar arasındaki sınırlarda üretilen kuvvetleri içeriyor.Bu kuvvetler basitçe levhaların etrafında hareket etmiyor, aynı zamanda levhaların kırılmasına, çatlak oluşumuna ve potansiyel yeni levha sınırlarının oluşmasına da yol açabiliyor. Doğu Afrika Rift sistemi bunun şu anda nerelerde meydana geldiğine bir örnek.Doğu Afrika Yarık Vadisi, kuzeydeki Aden Körfezi’nden 3,000 km güneyde Zimbabve’ye doğru uzanıyor ve Afrika levhasını iki eşit olmayan bölüme ayırıyor: Somali ve Nubya levhaları. Kenya’nın güneybatısında büyük bir çatlak ortaya çıktığında, yarık vadinin doğu kolu boyunca Etiyopya, Kenya ve Tanzanya boyunca ilerleyen faaliyetler belirgin hale geliyor.
Çatlak neden meydana geliyor: Litosfer yatay bir genişleme kuvvetine maruz kaldığında gerilir ve incelir. Sonunda, onu kırarak yarık bir vadi oluşmasına neden olur. Yarık vadisi boyunca volkanizma ve sismik aktivite şeklinde yüzeyin dışavurumuyla birlikte bu sürece eşlik eder. Çatlaklar kıta kırılmasının ilk adımıdır ve başarılı olursa yeni bir okyanus havzasının oluşumuna neden olabilir. Yıllar önce Güney Amerika ve Afrika’nın ayrılmasıyla sonuçlanan bu olayın dünyada gerçekleştiği yere örnek Güney Atlantik Okyanus’udur. Aynı pazılın parçaları gibi sınırlarının nasıl eşleştiğini hiç farkettiniz mi? Kıtasal yırtılmalar litosferin kırılması için yeterince büyük olan genişleme kuvvetlerinin varlığını gerektirir. Doğu Afrika Çatlağı aktif bir çatlak olarak tanımlanıyor ve bu streslerin kaynağı altta yatan mantonun dolaşımında yatıyor. Bu çatlağın altında, büyük bir manto yükselmesi litosferin yukarı doğru yükselmesine ,sıcaklık artışının sonucu güçsüzleşmesine ve faylanma nedeniyle kırılmaya neden olmaktadır. Normalden daha sıcak olan manto yükselmesi varlığına dair bulgular jeofizik verilerinde bulundu ve ”African Superswell” olarak adlandırıldı.Bu superplume yalnızca yarık vadisinin oluşmasıyla sonuçlanan çekme ayrılma kuvvetlerinin kabul gören bir kaynağı değil ,aynı zamanda Güney ve Doğu Afrika Platolarının anormal şekilde yüksek topografisini açıklamak için de kullanılıyor. Ayrılma kolay değil çatlaklar yüksek arazi ile çevrili bir dizi fay ile sınırlanmış çöküntü ile karakterize edilmiş çok farklı bir topografi sergiliyor. Doğu Afrika sisteminde, büyük sınırlayıcı faylarla birbirinden ayrılmış bir dizi hizalanmış çatlak vadiler uzaydan açıkça görülebilir. Bu fraksyonların tümü aynı anda oluşmadı ama yıllar önce Kuzey Etiopya’da Afar bölgesinde yaklaşık olarak 30m ile başlayan ve güneyde Zimbabve’ye doğru yılda ortalama 2.5-5 cm arasında yayılan bir seriyi takip etti. Birçok zaman çatlamayı farkedemememize rağmen, Nubia ve Somali levhaları dağılmaya devam ederken yeni fayların oluşması, eski faylar boyunca çatlakların ya da yeni hareketlerin oluşması depremlerle sonuçlanabilir. Her nasılsa, Doğu Afrika’da deprem alanlarının çoğu çatlak vadi boyunca geniş bir alana yayılıyor ve boyutları nispeten küçük. Yan yana çalışan volkanizma, devam eden kıta kırılması sürecinin ve sıcak erimiş astenosferin yüzeye yakınlığının daha ileri bir yüzey görünümüdür.Hareket halinde bir zaman çizelgesi, Doğu Afrika Çatlağı, uzunluğu boyunca çatlağın farklı evrelerini gözlemlememize müsade eden eşsizlikte bir şey. Çatlak henüz küçük olduğundan, güneyde, genişleme oranı düşük ve bu yüzden faylanma geniş bir alanda meydana gelir.
Ancak, Afar bölgesine doğru olan yarık vadi tabanı volkanik kayalarla kaplıdır. Bu alanda, litosferin neredeyse tamamen ayrılma noktasına kadar inceldiğini göstermektedir. Bu durum gerçekleştiğinde, kırık levhaların yarattığı alanda magmanın katılaşmasıyla yeni bir okyanus oluşmaya başlayacak. Sonunda, on milyonlarca yıllık bir süre boyunca, deniz tabanı yayılması tüm çatlak boyunca ilerleyecektir. Okyanus içine dolacak ve sonuç olarak Afrika kıtası küçülecek ve Hint Okyanusunda Etiopyanın ve somalinin bir kısmından ve Afrika Boynuzunu da içine alan bir büyük ada olacaktır.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/there-s-mounting-evidence-that-the-african-continent-is-splitting-in-two

Devamını Oku

Bilim

Afrika’nın En Eski DNA’sı Eski Bir Kültürün Gizemlerine Işık Tutuyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bilim adamları, 15,000 yıl önce Afrika’da yaşayan insanların genlerini başarıyla sıraladı ve buldukları şey, toplulukların Taş Devri’nin sonuna kadar hareket ettikleri ve etkileştikleri yol üzerine yeni bir ışık tutuyor.Kuzey Afrika’nın tarihini anlamak, dünyanın geri kalanına kıtalar boyunca nasıl yayıldığını haritalandırırken çok önemlidir, ancak şimdiye kadar uzmanlar çok az genetik materyale başvurmuşlardır.Normalde, bu eski DNA kalıntıları bozulmuş olabilirdi ama araştırmacılar bazı uzman laboratuar ve yeni analiz tekniklerine eski genomları kurtarmak için, en azından, yaklaşık 15.000 yıl önce Fas’ta ölen dokuz kişinin kalıntılarına başvurdu.Yeni DNA verileri, aslında Afrika’dan tam olarak analiz edilen en eski insan DNA kanıtıdır ve Kuzey Afrika, Sahra altı Afrika ve Orta Doğu’dan insanların düşündüğümüzden çok daha erken etkileşime geçtiğini göstermektedir.Saaïd Amzazi, Morocco’da Mohammed V Universite’si ekibinden biri ” Kuzey Afrika’nın tarihini anlamak türümüzün tarihini anlamada çok önemlidir.” der. Kuzaeybatı Afrika’nın kuzeyinde Akdeniz, güneyinde ise Sahra çölü mevcut. Ve bu iki durum on binlerce yıl önce nüfusun dışarıya yayılmasında oldukça etkili engellerdi. Ama bilim insanlarına göre, Fas’ta bulunan örneklerdeki DNA benzerlikleri ve Sahra altı Afrika’daki genetik veriler belki de insanların bir kutunun içinde sıkışmış gibi olmadığını gösteriyor. Bu bazı taraflarıyla diğer topluluklarla benzerlik gösterirken, Taforalt insanlarında bulunan genetik işsretler kayıtlardaki herhangi bir genomla tam bir uyum sağlamadı. Bu durum geriye, bu popülasyonun tam olarak nereden ortaya çıktığı konusunda tahmin yapan uzmanlar bırakıyor. Tarihçilerin merak ettiği bir diğer şey ise Sicilya ya da güney İspanya’dan eski Avrupalılara kadar da genetik bir bağlantının olmaması. O zamanlar bu bölgeler çok karışık değilmiş gibi görünebilir, en azından bu örneklere göre. Araştırmacılar Faslı Taforalt köyü yakınlarında Grotte des Pigeons’da bir mezarlığa odaklandılar. Aslında dünyanın en eski mezarlığı olarak biliniyor ve eski halkların genetik özelliklerine ilgi duyan araştırmacılar için zengin toplamalar. Natural History Museum ‘de araştırmacılardan biri olan Louise Humphrey ”Grotte des Pigeons, Kuzeybatı Afrika’nın insanlık tarihini anlamak için çok önemli bir bölgedir, çünkü modern insanlar çoğunlukla bu mağaralara, Orta ve İleri Taş Devri boyunca yoğun bir şekilde uzun süreli olarak yerleşmiştir.” der. Burada yaşayan Taş Devri topluluklarının, mikrolit olarak bilinen küçük taş aletlerini ilk kullananlardan biri olduğu düşünülmektedir. Bu durum yaklaşık olarak 10,000 yıl önce Kuzey Afrika’daki tarım devriminden önce gerçekleşti. Daha fazla araştırma, uzmanların Taforalt’ta yaşayan ve ölen insanların soyu hakkında daha fazla şey keşfetmesine yardımcı olabilir ama binlece yıl önce dünya üzerinde nasıl hareket ettiklerine ışık tutan modern genetik incelemeler yoluyla da zaten görebiliyoruz. Ve bu izole bir olay da değil. Bu yılın başlarında, eski DNA’lar üzerinde yapılan testler, tarihçilerin daha önce hiçbir şey bilmedikleri bir Yerli Amerikalı nüfusunu ortaya çıkardı. Johannes Krause ” Bu, eski genetiklerin bizim insanlık tarihi anlayışımıza katkısını gösteriyor.” dedi. “Açıkça görülüyor ki , insan toplulukları daha önce varsayıldığıdan daha uzak alanlardan daha fazla grupla daha çok etkileşiyordu.” Kaynak: https://www.sciencealert.com/africas-oldest-dna-unlocks-ancient-culture-migration-mystery

Devamını Oku

Bilim

IBM Heryere Konulabilen Dünya’nın En Küçük Bilgisayarını Açıkladı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Crowdsourced süper bilgisayarlar’ı kullanarak iklim değişikliğiyle mücadele etmek için kuantum hesaplamadaki yarışı kazanmaya çabalamak her zaman geleceğe adım atmak oldu ve Mashable tarafından ilk kez yeni bir gelişmeye dayanarak geleceğin giderek küçüldüğü farkedildi. ”Önümüzdeki beş yıl içinde, kriptografik sabitleyiciler,mürekkep noktaları veya bir kaya tuzu taneciğinden daha küçük olan küçük bilgisayarlar gibi, günlük nesneler ve aygıtlara yerleştirilecek.” Görüntülerle gelen 64 bitlik anakartlar serisi teşhir ediliyor ve iki ayrı record-breaking bilgisayarlar sol üst köşede görülebilir.Yani bunlar tam olarak nedir? Ayrıntılar belirsiz ama şemalar bunların, 1 x 1 milimetre boyutunda bir panoda tam teşekküllü bir işlemci, bellek bileşenleri ve 1 milyona kadar transistöre sahip olduğunu gösteriyor. Bunlar, 1990’daki x86 familyasından bir çip kadar güçlüdür, ki bu çiplerin bir zamanlar daha büyük oldukları göz önüne alındığında durum oldukça iyidir. Bu küçük bilgisayarların ve blog yayınının bu bölümünün ana odak noktası, göze çarpan boyutları değil, ancak sahtecilikten korunmadır. İlişkili bir videoda, “dolandırıcılık, küresel ekonomiye yılda 600 milyar dolardan fazla zarar veriyor” diyerek, IBM Blockchains hakkında konuştu. Bunlar, karmaşık kriptografik teknolojiyi kullanarak, çevrimiçi işlemlerin kim, ne zaman, nerede ve hangi ayrıntıların kaydedildiğini gösteren kayıtlar veya defterlerdir. Blockchain orijinal olarak bitcoin işlemlerinde onların doğruluğundan ve güvenliğinden emin olmak için kullanıldı ve Fortune tarafından da belirtildiği gibi, elmas şirketleri teknolojinin ilk kullanıcıları oldu. Bu yeni minyatür bilgisayar fiziksel dünyaya bu teknolojiyi getirmek için tasarlandı. Ucuz üretim maliyeti (birim başına 0,10 dolar) ve küçük boyutuyla dünya çapında sevk edilip çok sayıda ürüne kolayca yerleştirilebildiği için IBM bunları ” kurcalamaya dayanıklı dijital parmak izleri ” olarak kullanmak istediği izlenimini verdi. IBM’nin de açıkladığı gibi bunlar ”heryere ve heryerde” konulabilir. Aynı zamanda “kripto-sabitleyiciler” olarak tanımlanan bu hacklenmeye karşı korumalı parmak izleri, bir ürünün zincirini, formunu, alıcılarını ve satıcılarını, tıpkı bir el işçiliği blok zinciri gibi, doğrulamak için kullanılacaktır. Kaynak: http://www.iflscience.com/technology/ibm-unveils-worlds-smallest-computer-can-be-put-anywhere-and-everywhere/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar