Bizi Takip Edin

Arkeoloji

Yeni Ortaya Çıkarılan Eski Amazon Geoglifi Medeniyetler ile İlgili Bildiklerimizi Değiştiriyor

Yayınlandı

üzerinde

Büyük nehirlerden uzakta eski Amazon yağmur ormanlarında saklı, Avrupalılar gelmeden önce kurulmuş yüzlerce köyün kalıntılarını araştırmacılar ortaya çıkardı. Çeşitli dilleri konuşan farklı topluluklardan oluşan araştırmacılar, Colombus gelmeden önce, bölgenin 10 milyon insana ev sahipliği yaptığına inanıyor. Bu toplulukların binlerce yıl önce çevrelerini nasıl etkilediğini anlamak bugün politika ve sürdürülebilirlik sorunlarını nasıl ele aldığımızı bilgilendirmede yardımcı olabilir.Exeter Üniversite’sinden arkeologlar geoglifi adında 81 toprak çalışması keşfetti. (,1,800 kilometre boyunca (1,120 mil), kare, dairesel veya altıgen şekillere sahip insan yapımı hendekler). Uzmanlar bu yapıların ne için kullanıldığını bilmiyor ama tören ritiülleri için olabileceğini tahmin ediyorlar. Köyler genellikle yakınlarda, içeride ya da bu yapılardan geçerek bir geçit ağıyla birleştirildi.Güney Amazon’da 400,000 kilometre kare içinde, tahminen onlar 1.300 geogliften oluşan daha büyük bir ağın parçası. Araştırmacılar bu geogliflerin muhtemelen mevsimsel kuraklık sürecinde yapıldığını söylüyor ve bu da insanların çevrelerine önceden düşünülenden daha fazla etkileri olduğu anlamına geliyor. Büyük nehirlerden uzakta bulundukları için, büyük topluluklar çeşitli alanlara yayılmış demektir.Çalışmanın bir parçası olan Doktor Jonas Gregorio de Souza ” Amazon’un el değmemiş bir alan olduğuna ve göçebe toplulukların olduğuna dair yanlış bir kanı mevcut. Durum bu değil” dedi. ” Düşünülenden daha geniş olan büyük nehirlerden uzakta bazı popülasyonlar bulduk ve bu insanların, çevreye günümüzde hala bulabildiğimiz etkileri var.” Bölgede Kolomb öncesi arazi kullanımının niteliği ve ölçeği tartışmalı bir konu olmaya devam ediyor. Çalışmanın içinde olanlardan Profesör Jose Iriarte ” Araştırmalarımız gösteriyor ki Amazon’un tarihini tekrar incelemeliyiz. Kesinlikle sadece büyük nehirlerin kıyılarında yerleşilen bir bölge değildi ve orada yaşayan insanlar manzarayı değiştirdi.” dedi. ”Arkeologlar manzaranın şekillendirilmesinde insanların oynadığı rolü ve ormanların dayanıklılığının anlaşılmasının modern toplumun sürdürülebilir gelecekler konusunda bilinçli politika kararlarının nasıl verileceğini daha iyi anlamalarına yardımcı olabileceğini söylüyor.Souza ” Amazon, Dünya’nın iklimini düzenlemek ve tarihi hakkında daha fazla şey bilmek gelecekte nasıl korunması gerektiği konusunda herkesin bilinçli kararlar almasına yardımcı olacaktır.” dedi. ” Araştırma yaptığımız alan en az on binlerce nüfusa sahipti.” Çalışma Nature Communications’da yayınlandı.

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arkeoloji

Paskalya Adası Moai Heykellerinin Gizemi Sonunda Çözüldü

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Paskalya Adası’nın dev heykellerinden birkaçı, tuhaf bir şapkaya sahiptir. Bu ünlü volkanik kayalardan sadece bir kısmının kafalarında kırmızı bir “şapka” var. Bu şapkalar sadece adanın diğer tarafındaki kızıl taşlardan yapılmamış, aynı zamanda heykellere daha sonra eklenmiş gibi de görünmektedir. Öyleyse, bu 12 tonluk “pukao” şapkaları, 4 metrelik bir heykelin tepesine nasıl ve neden çıkarıldı? 

Yıllarca süren bekleyişten sonra, Pennsylvania Eyalet Üniversitesi’nden arkeologlar sonunda davanın çözüldüğünü düşünüyorlar. Penn State’de antropoloji alanında yüksek lisans öğrencisi olan Sean W Hixon, “Pek çok insan birçok fikir ileri sürdü, ama arkeolojik kanıtlar kullanan bir fikir ortaya koyan ilk biziz.” dedi. Adaya ilk defa Polinezyalı denizciler, 13. yüzyılda yerleşmiştir. Onlar iki yüzyıl boyunca bu dev heykelleri volkanik tüflerden çıkardılar. Uzmanlar bu konuyla ilgili hala tartışıyorlar, ancak genel olarak kabul edilen şey bu monolitlerin sallanma hareketiyle taşındığıydı. Bununla birlikte, bu taş ocağı, pukao şapkalarının işlendiği kırmızı cüruf ocağından 12 kilometre (7,5 mil) uzaktaydı. Journal of Archaeological Science’da ayrıntılı olarak açıklandığı gibi, araştırmalar, şapkaların heykeller dikildikten sonra ve büyük olasılıkla ocaktan ham forma getirilip yerinde oyularak heykellere yerleştirildiklerini doğruladı. Bunu tartışıyorlar çünkü oyulmamış kızıl cüruf taşı ocaklardan heykellere doğru olan güzargahta bulunabilir. Rampalar daha sonra, 12 tonluk şapkaları kafa seviyesine getirmek için kullanılmış olmalıdır. Ancak, fotogrametri ve yüksek teknolojili 3D görüntüleme kullanılarak, şapkaların tabanındaki çentikler incelendi. Bunların basitçe itilemeyecekleri ve eğer itilirse yumuşak taş oluklarının aşınabileceği öne sürüldü.

Bunun yerine, araştırmacılar, pukao’nun, büyük rampalara sarılarak, nesnenin altında bulunan halatlar yardımıyla ağır yükleri kaydıran bir çeşit kaldıraç tekniğinin kullanıldığını ileri sürüyorlar. Rotasyonel kaldıraç, ağır nesneleri rahat bir şekilde kaldırmanızı sağlar. Araştırmacılar, tüm bu süreç için 15’den az çalışana ihtiyaç olduğunu keşfetti. Bütün bu çabaların nedeni belirsizliğini koruyor. Çoğu araştırmacı, şapkaların heykelleri ayırt etmek ya da belirli bir heykelin gücünü göstermek için kullanıldığı inancında. Kesin olan bir şey daha var ki: şapkaların yerleştirilmesi basit bir görev değildi, gerçekten derin bir önem taşımaları gerekiyor. Kaynak: http://www.iflscience.com/editors-blog/a-mystery-about-easter-islands-statues-might-finally-be-solved/

Devamını Oku

Arkeoloji

Aborijinlerin ”Songline”ları : ‘Ataların Ayak İzi’ Olarak Bilinen Eski bir İletişim Ağı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Aborijinler tarafından “Ataların Ayak İzleri” olarak bilinen ‘songline’, Avustralya kıtasının her tarafına yayılan, Avusturalya’daki eski toplulukları birbirine bağlayan ve eski sınırları takip eden, görünmez yollardan oluşan bir ağdır. görünmez yollardan oluşan bir ağdır. Batıda, onları “Song Lines” ve “Dream Tracks” olarak biliyoruz. Onlar dünyayı dolaşan efsanevi varlıklardan söz eden ve (kuşlar, hayvanlar, bitkiler, kayalar, su delikleri gibi) yollarına çıkan, dünyayı varoluşa çeviren her şeyin adını söyleyen aborjin yaratılışlarının bir parçasıydı.  Her kabilenin kendine ait ve kendi ataları tarafından aktarılan ”songline”ı vardı. Bu kutsal şarkılarını korumak ve içinde yer alan yasaları ve gelenekleri takip etmek onların sorumluluğundaydı. Toprakları en sonunda çorak araziye döndüğü için kendi ”songline”larını korumakla görevliydiler. Eğer şarkılar unutulmuşsa, arazi kendiliğinden yok olurdu. Bir oluşum işaret şarkısı söylenerek ülke, yaşamaya ve güzelleşmeye başlardı. Bir ”songline” aynı zamanda bir harita ve bir pusula görevi görür. Bir aborijinin şarkıyı öğrenmesini sağlamak, ülke içerisinde her zaman yollarını bulabilmelerini sağlar. ”Dolaşmakta” olan bir insan her zaman Songline’lardan biri ile seyahat edecektir. ‘Dream- track’ inden sapacak olursa, başka birinin arazisine izinsiz girmiş olur. Şarkıyı izlediği sürece, her zaman misafirperverlik bekleyebileceği ve rüyasını paylaşan insanları bulur. Teoride, Avustralya’nın tamamı müzikal bir skor olarak (şarkı haritası olarak bilinir) okunabilirdi. Ülkede söylenemeyen bir kaya veya dere neredeyse yoktur. Songline’ı epik öykülerden oluşan bir labirent olarak gözünüzde canlandırabilirsiniz ve her kutsal yer, ilgili jeolojisi, işlevi ve efsaneleri açısından okunabilir. Çalılığın herhangi bir yerinde, manzaranın bazı özelliklerine dikkati çekebilir ve Aborijin bir kişiye, “Orada hikaye nedir?” Veya “Kim bunlar?” diye sorabilirsiniz. Atanıza bağlı olarak, “Kanguru” ,“Muhabbet kuşu” ya da “Yahudi Kertenkele”gibi cevaplar vereceklerdir. Ve bu iki yer arasındaki mesafe, bir şarkının uzunluğu ile ölçülebilir. Değerli okurlarımız Aborjinler “Songline” lar hakkında daha fazla bilgiye sahip olmak isterseniz Bruce Chatwin’in “Songlines” isimli eserini okumanızı tavsiye ederiz. Kaynak: https://www.ancient-code.com/australias-songlines-an-ancient-network-known-as-the-footprints-of-the-ancestors/

Devamını Oku

Arkeoloji

Bu 240 Milyon Yıllık Sürüngen tüm dünya sürüngenlerin atasıdır

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yüz milyonlarca yıl öncesine ait bir fosil, yakın zamanda “tüm kertenkelelerin atası” (ve hatta yılanların) olarak tanımlanmıştır. Bu eski kertenkele, bugün 240 milyon yıldan fazla bir süredir gezegende yaşayan yaklaşık 10.000 türün doğrudan atasıydı. Paleontologlar başlangıçta küçük sürüngen olan Megachirella wachtleri’i 2003’te tanımladılar. Ancak son taramalar, fosilin gizlenmiş özelliklerini ortaya çıkardı ve bilim adamlarının Megachirella’yı, kertenkele ve yılanları içeren sürüngen grubunun en eski bilinen atası olarak tanımlanmasını sağladı. Araştırmacılar yeni bir çalışmada, yaklaşık 75 milyon yıllık eski skuamatlara ait olduğu düşünülen Megachirella’nın, bilinen en eski skuamatlar ile bu sürüngen grubunun moleküler verilerden elde edilen tahmini kökenleri arasındaki boşluğu kapattığını bildirdi. Megachirella fosili, kuzey İtalya’daki Alplerde bulunmuştur. Bu fosilin yaklaşık 240 milyon yaşında olduğu tahmin edildi ve bilim adamları bunun bir ilkel sürüngen (lepidosaur) türüne ait olduğunu düşündüler. Ancak, Edmonton’daki Alberta Üniversitesi’nde biyolojik bilimler alanında doktora adayı olan Kanadalı çalışma yazarı Tiago Simões, kertenkele benzeri, belirli özellikler taşıyan fosillerin değerli ve benzersiz ipuçları sağlayabileceğini ima etti. Simões, “Özellikle CT tarama formunda [bilgisayarlı tomografi] , daha fazla anatomik ayrıntı ve gelişmiş veri kümesi sağlamak için ve sürüngenlerin evrim ağacındaki yerini anlamak için daha fazla dikkati hak ediyordu.” dedi. Araştırmacılar, fosil sürüngeninin 3 boyutlu bilgisayar modelini oluşturmak için BT taramalarını kullandı ve Megachirella’yı skuamat’lar ile bağlantılı olduğunu gösteren bir dizi özellik keşfetti. Kafatasının bir kısmı ve köprücük kemiğinin yapısı gibi özellikler skuamat grubuna özgüydü. Bu unsurlarla birlikte, Nature dergisinde(30 Mayıs’ta) çevrimiçi olarak yayınlanan çalışmaya göre, Megachirella’yı “Triyas’tan gelen tartışmasız ilk skuamat” olarak tanımladılar. Araştırmacılar, moleküler ve iskelet ipuçlarının, iguanlardan ziyade (iguanalar, anoller ve bukalemunları içeren) gecko’ların ortaya çıkması için en eski skuamat grubunu oluşturduklarını da belirttiler. Skuamat’ın kökenleri ile ilgili moleküler verilerin ne anlama geldiğini desteklemek için fosil kanıtlar, evrimsel bir yapbozun eleştirel ve “gerçekten tatmin edici” eksik bir parçasını tamamlamayı sağladı. Araştırmaya dahil olmayan Raxworthy, “Bilim adamları aynı cevapla gelen farklı veri türlerini görmeyi her zaman seviyorlar.” dedi. Ancak, 240 milyon yıl önce yaşamış olan Megachirella ile 168 milyon yıl öncesinden daha önce ortaya çıkmamış diğer fosil skuamatlar arasındaki fosil kayıtlarında büyük bir boşluk kalıyor. Simões, bu boşluğun eski yılanların ve kertenkelelerin çeşitliliği ve neye benzediklerini anlatan çok şeyi eksik bıraktığını söyledi. “Keşfettiğimiz şey buzdağının görünen kısmı ve skuamatların erken evrimini anlamak için çok daha fazla çalışma yapılması gerekiyor” dedi. Kaynak: https://www.livescience.com/62693-mother-of-lizards-fossil.html

Devamını Oku

Öne Çıkanlar