fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Ortaya Çıkarılan Karanlık DNA, Evrimle İlgili Tüm Bilinenleri Yıkıyor Mu?

Yayınlandı

üzerinde

Eksik olan genler yani Karanlık DNA’lar keşfedildi. Yapılan keşfin evrimle ilgili algıyı değiştirebileceği söyleniyor.
DNA sıralaması, bilim insanları tarafından insanoğlunun yüzyıllardan beri sorduğu birçok sorunun cevabını vermektedir. Hayvan genleriyle ilgili haritalama yapmak, bir zürafanın boynunun neden eğik olduğunu ve yılanların neden uzun olduğuna dair birçok bilgi verebilir. Genom dizilimleri farklı hayvanlarda DNA’ların karşılaştırılarak, kendi evrimlerinin benzersiz doğasına girişi sağlamaktadır.

file-20170823-13319-pf1uyx
Ancak bazı durumlarda gizem hala yerini korumaktadır. Bazı hayvanların genomlarında eksik olan genler bulunmaktadır. Bu eksik genler diğer hayvanlarda bulunmakta ve normal şartlarda o türün yaşamının devam edebilmesi için o gene sahip olması gerekmektedir. Görünüşte eksik olan bu genler ‘Karanlık DNA’ olarak isimlendirilir. Bu genlerin varlığının evrim hakkındaki tüm düşünce biçimini değiştirebilecek etkenler barındırdığı düşünülmektedir.

tk54gr5t-1503568830
Karanlık DNA ilk defa çölde yaşayan bir gerbil türü kum sıçanı Psammomys obesus’un genomu sıralanırken fark edildi. Bu hayvan üzerinde neden tip 2 diyabete daha duyarlığı olduğuyla ilgili testler gerçekleştirilmek ve bu hayvanın insülin üretim süreci gözlenmekteydi. İnsülin üretimini sağlayan Pdx1 geninin Psammomys obesus’ta bulunmadığı fark edildi. Bu eksik geni çevreleyen 87 gen keşfedildi. Pdx1’de dahil olmak tüm bu eksik genlerin bazıları hayvanın yaşamını devam ettirebilmesi için oldukça önemli. Normal şartlarsa Psammomys obesus’un yaşamıyor olması gerekiyor. Peki, bu eksik genler nerede?
Bilim insanları yaptıkları araştırmada kum faresinin vücut dokusunda eksik olan genlerden gelen talimatların yaratacağı kimyasallara rastladı. Bu durum ancak genin hayvanda bulunması halinde oluşabilecek bir durum. Bilim insanları genin aslında kaybolmadığını gizli bir yerde olduğunu ve henüz keşfedilmediğini fark ettiler. Bu durum da Karanlık DNA’nın canlı yaşamında varlığını ortaya koydu. Genler aslında hayvanın vücudunda bulunuyor, ancak gizli bir haldeler.

1
Evrenin yaklaşık olarak %25’lik bölümünün Karanlık DNA’dan oluştuğunu kaydeden bilim insanları, bu tespit edilemeyen eksikliklerin karanlık madde için de bir referans olabileceğini söylüyor. Böylesi garip bir durumun keşfedilmiş olması, genomların nasıl değiştiği ve mevcut olan genom sıralamalarıyla ilgili birçok soru işaretini ortaya koyuyor. Bilim insanları geriye dönerek tüm gen sisteminin yeniden incelenmesi gerekebileceğini kaydediyorlar.
Kaynak: http://theconversation.com/introducing-dark-dna-the-phenomenon-that-could-change-how-we-think-about-evolution-82867

Bilim

Bilim insanları, CRISPR ile DNA yerine RNA düzenleyebilecek

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

CRISPR hiç şüphesiz yaşam bilimlerindeki çalışmalara büyük bir ivme kazandıracağı aşikar. Bu teknoloji ile çok kısa sürede sonuçlar alınmasının yanında maliyeti bakımından diğer teknolojilere göre çok daha uygun. CRISPR teknolojisi son 10 yıldır en çok ilgi duyulan gen düzenleme teknolojisidir. Bilim insanları, gen düzenleme teknolojisi CRISPR ile Deoksiribo Nükleik Asit (DNA) yerine Ribo Nükleik Asidi (RNA) hedef alabilen bir enzimin moleküler yapısının haritasını çıkarmayı başardı.

Techcrunch’ın haberine göre, ABD’de Salk Enstitüsünde görevli uzmanlar, gen düzenleme teknolojisi CRISPR ile RNA’nın hedef alınabileceği Cas13d enziminin moleküler yapısını ayrıntılarıyla saptadı. Çalışmanın, gen düzenleme teknolojisinde hücre içindeki fonksiyonların daha kusursuz yönlendirilmesine olanak sağlayacağına inanılıyor. Araştırmanın ayrıntıları “Cell” dergisinde yayımlandı. Münferit hücre içindeki kusurların ortadan kaldırılması için Cas9 enzimiyle DNA’nın hedef alındığı gen düzenleme teknolojisinin, sanılandan daha büyük genetik yıkıma neden olabileceğinden endişe ediliyor.

Bilim adamları, RNA’yı hedef alan CRISPR-Cas13d enzimiyle hücrelerin işlettiği mekanizmaların düzenlenebileceğini, genin üzerinde kalıcı ve potansiyel tehlike oluşturan değişiklikler yapılmayacağına işaret etti. Araştırma ekibinden Hanna Gray Fellow, “DNA sabittir, sürekli değişen, DNA’dan kopyalanan RNA iletileridir. Doğrudan RNA’yı kontrol ederek bu iletileri düzenlemek, hücrenin kaderini etkilemek açısından önemli olası sonuçlar barındırıyor.” ifadesini kullandı.
Kaynak: https://www.genengnews.com/gen-news-highlights/detailed-structure-of-crispr-enzyme-for-rna-editing-technology-described/81256259

Devamını Oku

Bilim

Ahtapot ve İnsan Beyni Arasında Benzerlik Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Johns Hopkins Üniversitesi’nden nörobiyolog Gül Dölen ve evrimsel biyolog Eric Edsinger, insanlar ve ahtapotlar arasında genetik bir benzerlik keşfetti. Araştırmada ahtapotlara, MDMA ve ecstasy adlı kimyasal ilaçlar verildi. Kimyasal ilacın etkisinde olan ahtapotlar, insanların MDMA ve ecstasy kullandıktan sonra verdikleri tepkinin aynısını verdi.

Laboratuvar sonuçlarında; ahtapot ile insan beyni arasındaki anatomik farklılıklara rağmen, serotonin taşıyıcı geninde moleküler benzerlikler olduğu tespit edildi. Ahtapotların ilaçlardan sonra mutluluk, depresyon ve üzüntü duygularında değişimler yaşadığı gözlemlendi.

Gül Dölen ”İnsanlar da MDMA ve ecstasy alındığında mutluluk, depresyon ve üzüntü duygularında değişimler yaşıyor. Ahtapotların ilaca verdiği tepkiler de aynen böyleydi. Bu sonuçlar sayesinde, psikiyatri ilaçları ve antidepresanların dozları daha verimli ayarlanabilecek.” dedi.(+Nörotransmitter: Nöronlar arasında veya bir nöron ile başka bir hücre arasında iletişimi sağlayan kimyasallara nörotransmitter denir.)
(+Serotonin: İnsanda mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren bir nörotransmitterdir. Eksikliğinde depresif, yorgun, sıkılgan bir ruh hali görülür. Yapısal olarak monoamin grubuna girer ve triptofan aminoasitinden sentezlenir. )
Kaynak: https://www.sciencealert.com/california-two-spot-octopus-octopus-bimaculoides-prosocial-behaviour-mdma-ecstasy-serotonin?perpetual=yes&limitstart=1
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Bilim

Probiyotik Bakterilerinin Şok Edici Sırrı: Elektrik Üretiyorlar

Yayınlandı

üzerinde

Bugüne kadar, elektrik üreten bakterilerin çoğu garip ortamlardan gelmiştir.Ancak araştırmacılar hem mikrojen hem de probiyotik olmak üzere insan mikrobiyomunda 100’den fazla elektrik üreten değer bulmuşlardır. Bakterilerin elektrojenik yetenekleri, enfektivitede veya peynir ve yoğurdu nasıl fermente ettikleri açısından önemli olabilir.

Listeria bakterisi, hücre duvarları boyunca elektronları, her yerde bulunan flavin molekülleri (sarı noktalar) ile desteklenen küçük akıntılar olarak çevreye taşır. Mayınlar ve göllerin dibi gibi egzotik ortamlarda elektrik üreten bakteriler bulunurken, bilim adamları ev halkına daha yakın bir kaynağa yöneldiler: insan bağırsağı. Kaliforniya Üniversitesi’den bilim insanları, yaygın bir ishale neden olan bakteri Listeriamonocytogenes’in, bilinen elektrojenik bakterilerden tamamen farklı bir teknik kullanarak elektrik ürettiğini ve yüzlerce başka bakteri türünün de aynı süreci kullandığını keşfettiler.

Bu kıvılcım bakterilerinin çoğu, insan bağırsağı mikrobiyomunun bir parçasıdır ve birçoğu, gıda kaynaklı hastalık listeriyozuna neden olan ve aynı zamanda düşüklere de neden olabilen patojeniklerdir. Kangrene ( Clostridiumperfringens ) ve hastane kaynaklı enfeksiyonlara ( Enterococcusfaecalis ) ve bazı hastalıklara neden olan streptokok bakterileri oluşturan diğer bakteriler de elektrik üretmektedir.

Lactobacilli gibi diğer elektrojenik bakteriler, yoğurdun fermente edilmesinde önemlidir ve birçoğu probiyotiktir. Bu keşif bakterilerin bize nasıl bulaştığı konusunda çok şey söyleyebilir veya sağlıklı bir bağırsağa sahip olmamızı sağlayabilir. Aynı zamanda mikroplardan canlı piller oluşturmaya çalışanlar için oldukça sevindirici bir haber. Bu tür “yeşil” biyoenerjetik teknolojiler, örneğin atık arıtma tesislerinde bakterilerden elektrik üretebilir.
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/09/180912133442.htm

Devamını Oku

Öne Çıkanlar