Bizi Takip Edin

Bilim

OTİZMLİ İNSANLARIN OLAĞAN DIŞI SİMETRİK BEYNE SAHİP OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI

Yayınlandı

üzerinde

Otizm bozukluğu olan insanlardaki beyin bağlantıları, sağ ve sol hemisferler karşısında daha çok simetri gösterir. Ve bu da, beyindeki görevlerin, otizmli olmayan insanlardakinden farklı şekilde bölündüğünü gösteriyor. Otizmi olan genç insanların yeni beyin taramalarına dayanan bu bulgu, neden bir şeyi detaylandırmada doğuştan gelen bir becerinin olduğunu ve bunu ortaya koymadaki başarısızlığı açıklayabilir.

San Diego Eyalet Üniversitesi’nden araştırmacılar, beyindeki sol ve sağ hemisferlerin bilgisini çok farklı şekillerde işlerken, beynin bunu bir bütün olarak nasıl hafiflettiğini, otizmli insanların dünyayı nasıl gördüğünü daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir. Beynin sağ hemisferinin daha yaratıcı olduğu ve solun da daha analitik olduğu eski bir düşünceyken, Oprah’ın “bir kişinin daha sağ beyinli ya da sol beyinli olduğuna dair hiç bir kanıt yok” demesine karşın bazı işlevlerin aslında bu 2 hemisfer tarafından yapıldığını biliyoruz. Araştırmalar, sağ hemisferin işitme ve görsel uyaranlara odaklanma eğiliminde iken, sol hemisferin dil işleme ve konuşmada sağdakinden daha çok rol oynadığını göstermiştir. Araştırmacılar ayrıca, sağ hemisferin özel ayrıntıları ve çeşitli diğer uyarıları daha kaynaşmış bir bütün haline getirmekle görevlendirildiği halde, sol hemisferin bunları analiz etmede daha fazla yer aldığından şüpheleniyor. Bu iki hemisferin çeşitli işlevlerini birleştirmek için birlikte çalışmaları, dünyayı nasıl algılayıp tepki verdiğimizi açıklıyor. Ve yeni bir deney, bunun otizm olan ve olmayan genç insanlarda çok farklı olduğunu ortaya koymuştur.

otizmli-insanlarin-olagan-disi-simetrik-beyne-sahip-oldugu-ortaya-cikti1

San Diego Eyalet Üniversitesi ekibi, otizm olan 41 çocuğun ve ergenin beyinleriyle 44 otizm olmayan kişinin beyinlerini, manyetik rezonans görüntüleme (MRI) yöntemiyle görselleştirdi. Normal kişilerde bağlantıların iki hemisferde de beyaz maddenin farklı bölgelerinde ne kadar yoğun olduğunu analiz etmekle özellikle ilgilendiler. Ve bağlantıların sola kıyasla en çok sağ hemisferde olduğunu buldular. Araştırmacılar, “Bu, sağ hemisferin daha bütünleyici işleve sahip olması, bir çok bilgiyi bir araya getirmesi fikrine uyuyor.” dedi.

Ancak taramalar, otizmli katılımcıların beyin bağlantılarının her iki hemisferde daha simetrik olarak düzenlendiğini ortaya koydu. Ekipten biri olan Ralph-Axel-Müller, “Beyindeki asimetrinin arkasındaki düşünce, iki hemisfer arasında bir emek bölümünün olması. Otizmli insanlarda bu iş bölümünün azaldığı görülüyor.” dedi.

Bu aşamada San Diego Eyalet ekibi, bu simetrinin otizm olan ve olmayan gençler arasındaki bilişsel farklılıklara nasıl dönüştüğü konusunda net değil. Ve simetri mi otizme yol açıyor yoksa otizm mi simetriye? Bundan henüz emin olduklarını söyleyemeyiz.

 OTİZM ‘E DESTEK VER

Kaynak: http://www.sciencealert.com/people-with-autism-have-more-symmetrical-brains-new-scans-reveal

Devamını Oku
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Bilim İnsanları Excitonium İsmini Verdikleri Yeni Bir Madde Keşfetti

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bundan yıllar önce bilim insanları tarafından Eksitonyum ismi verilen bir maddenin var olabileceğine dair bir teori ortaya atıldı. Yıllar sonra yapılan deneyler sayesinde bu maddenin varlığı kanıtlandı.
Illinois Üniversitesi’nden bir grup bilim adamı bu heyecan verici keşfi duyurdu. Keşfedilen bu yeni madde birleşik parçacıklardan oluşan; bir maddenin süper akışkan, süper iletken, hatta bir yalıtıcı elektronik kristal gibi davranmasına izin veren bir tür boya.

Illinois Üniversitesi’nde fizik profesörü olan Peter Abbamonte ve ekibi bu çalışma için Berkeley University of Amsterdam ile işbirliği yaptı. Çalışmada 50 yıldan uzun süreden beri teori olarak bilinen bu maddenin varlığını kanıtlamak üzerine kuruldu. Buluşun yapılmasından sonra Science dergisine Excitonium’un tespit edildiği bildirildi.
Bu maddenin ortaya çıkabilmesi için ilginç bir kuantum mekanik eşleştirme yapılıyor. Eksitonların var olduğunu ispatlayabilmek için ekip tarafından geçiş metali olan dikalsiyojenit titanyum diselenid katkılı kristaller üzerinde çalışma yapıldı. Elde edilen sonuçları 5 ayrı zamanda tekrar üretebildiler.


Günümüze kadar bilim insanları eksitonyum ya da başka bir maddenin safhasını tespit edip edemediklerini kesin olarak ayırt edebilmek için gerekli deney araçlarına sahip değildi. Bununla birlikte araştırma ekibi yeni bir teknik kullanarak ivme ne olursa olsun düşük enerjili katı partikülleri, eşlenmiş elektronları ve deliklere ait toplu uyarıları ilk kez kesin olarak ölçmeyi başardı. Bu çalışmada yumuşak plasmon fazı olarak isimlendirilen ve Exsiton yoğulaşmasının öncüsü olan faz ilk defa görüntülenmiş oldu.
Abbamonte tarafından yapılan basın açıklamasında, elde edilen sonucun kozmik bir öneme sahip olduğu bildirildi. Eksitoyum terimi ilk kez Harvard teorik fizikçi BertHalperin tarafından 1960 senesinde üretilmiş, bu tarihten itibaren fizikçiler bu teoriyi ispatlamak için yoğun çaba göstermişti.
Kaynak: https://futurism.com/new-material-excitonium-discovered

Devamını Oku

Bilim

Yeni Araştırmalar İnsan Ömrünün Bir Genetik Sınırı Olduğunu Ortaya Koydu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yeni gerçekleştirilen bir araştırmayla insanlığın fiziksel gelişme ve ömür bakımından zirveye ulaştığı iddia edildi. İnsan ömrüne dair ortaya konan bu sınır çevresel koşullarla birlikte genetik kısıtlamaların bir ürünü olarak ortaya çıkıyor.

Araştırma ekibi, insan ömrünün ve insanın fiziksel yeteneklerinin bir sınırı olduğunu ve insanlığın zaten bu eşiğe ulaşmış olabileceğini ortaya koyuyor. Ekip bu eşiği aşmamızın mümkün olamayabileceğini de ifade ediyor. Nitekim elde edilen bulgular; kişinin yaşı, fiziksel yetenekleri gibi unsurlarda maksimum genetik ve biyolojik sınıra işaret ediyor.
120 yıldan daha uzun tarihi bilgiyi kapsayan bu araştırma, kısa bir süre önce Frontiers dergisinde yayımlandı. Bu eşiğin üstesinden gelmek yerine insanlar arasında bu eşiğe yaklaşanların oranında bir değişiklik olacağı iddia ediliyor. Bu süreçte daha fazla insan yaşam beklentisini en yüksek seviyeye taşıyacak, ancak maksimum sınırı aşamayacak.

Araştırmacılar antropojenik faktörler ya da çevrenin üzerimizdeki etkilerinin bu eşikte düşüş yaşanması ihtimalini gündeme getirdiğini ifade ediyor. Tüm insan biyo belirteçleri olan (solunum sayısı, böbrek filtrasyonu vb. süreçler hem genetik yatkınlığa hem de çevresel parametrelere bağlıdır. Oluşan risk faktörleri işlenen her organizmanın performansını sınırlamaktadır. Olumlu bir ortam işlevsel kaliteyi yükseltirken, artan kısıtlamalar onu sınırlamaktadır.
Yeni çalışma insan ömrünün sınırına ulaşıldığı konusunda gerçekleştirilen tek çalışma değil. Eylül ayının başında Hollandalı bazı araştırmacılar tarafından insanın azami yaş sınırının 115 yıl olduğunu açıklanmıştı.
Kaynak: https://futurism.com/new-research-theres-genetic-limit-how-long-live/

Devamını Oku

Bilim

Bilim İnsanların Başkalarından Enerji Çektiğini Açıkladı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bielefeld Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada bilim insanları, bitkilerin diğer bitkilerden alternatif bir enerji kaynağı çıkardığını kanıtladı. Uzmanlar elde edilen bu bulgunun bio enerjinin geleceği olduğunu ifade ediyor.
Uzmanlar tıpkı bitkilerde olduğu gibi insanların da diğer insanlardan enerji çekme yeteneği bulunduğuna değiniyor.
İnsanlar diğerlerinden çektikleri enerjiyi özümseyebiliyorlar. Profesör Dr. OlafKruse ve biyolojik araştırma ekibinin yaptığı incelemelerde yeşil alg Chlamydomonas Reinhardtii sadece fotosentezle uğraşmakla kalmıyor aynı zamanda alternatif bir enerji kaynağından besleniyor. Yani diğer bitkilerden enerji çekme yeteneğini taşıyor. Araştırmaya dair bulgular Nature Communications dergisinde yayımlandı.

Bir psikolog ve enerji şifacısı olan Olivia Bader-Lee konuyla ilgili yaptığı açıklamada çiçeklerin büyüyebilmek için suya ve ışığa ihtiyaçları bulunduğunu, insanların ve gezegenlerin de bitkilerden farklı olmadığını bildirdi. Doktor Olivia Bader-Lee insanın fiziksel bedeninin bir sünger gibi olduğunu ve çevreyi absorbe edebildiğini açıkladı. Bader-Lee, “İnsan organizmasının duygusal durumlarını besleyebilmek amacıyla gerekli olan enerjiyi tıpkı bitkiler gibi dış kaynaklardan çektiğini ve bu durumun hücrelere enerji verdiğini kaydetti.
Uzmanlar, Chlamydomonasre in hard tii bitkisinin enerji yetersizliği yaşadığı durumlarda komşusu olan sebze selülozundan enerji aldığını bir dizi deneyle gösterdi.

yetiştirerek, enerji yetersizliği ile karşı karşıya kaldıklarında, bu tek hücreli bitkiler komşu sebze selülozundan enerji aldığını bir dizi deneyde göstermeyi başardı. Böyle bir davranış bir bitkide ilk defa doğrulanıyor. Araştırmacılar çalışmalarını diğer bitkileri kapsayacak şekilde geliştirmeyi düşünüyor.
Kaynak: http://preventdisease.com/news/12/112112_People-Can-Draw-Energy-From-Other-People-The-Same-Way-Plants-Do.shtml

Devamını Oku

Öne Çıkanlar