fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Otomobil Teknolojisine İlham Veren Balık Türkiye’de

Yayınlandı

üzerinde

İsmini otomobil teknolojisine ilham veren balık olarak duyuran “Ostracion cubicus” Türkiye’de görüntülendi. Bir kutuya benzediği için kutu balığı da denilen bu tür Türk kara sularında ilk defa görüntüleniyor. Bilim insanları balığın buraya gelebilmek için yaklaşık bin kilometre kat etmiş olması gerektiğini vurguluyorlar.
Kemer ilçesinde bulunan üç adalar mevkiinde bir dalgıç tarafından kaydedilen kutu balığının fotoğraflarını inceleyen Akdeniz Üniversitesi bilim insanlarından Doç. Dr. Mehmet Gökoğlu, balıkla ilgili bilimsel bir makale yayınladı ve Türk kara sularında ilk kez göründüğünü tüm dünyaya duyurdu. Makalede balığın ortalama 600 deniz mili kat ederek Antalya’ya ulaştığı belirtiliyor.


Tropik sularda yaşayan ve bilimsel adı “Ostracion cubicus” olan balık, görüntüsü sebebiyle sarı kutu balığı ismiyle anılıyor. Kemer ilçesine bağlı Üç Adalar mevkiinde dalış yapan Yakup Koç tarafından görüntülenen balıkla ilgili Antalya Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi bir makale yayınladı. Balığı görüntülemesinin ardından Doç. Dr. Mehmet Gökoğlu’nu arayan Yakup Koç bilmediği bir tür balığa rastladığını beyan etti.
Balığın fotoğraflarının incelemeye alınmasının ardından Akdeniz’de yaşayan hiçbir türe benzetilemeyen balığın tropik sularda yaşayan ve özellikle Kızıldeniz’de popülasyonu bulunan sarı kutup balığı olduğu tespit edildi.
Mehmet Gökoğlu balığın görünmesinin kendilerini heyecanlandırdığına değinirken, daha önce Lübnan’dan bir bilim insanının balığın Lübnan kara sularında görüldüğünü kaydettiğini söyledi. Lübnan’dan sonra Antalya’da görülen balık ikinci kez Akdeniz’de görüntülenmiş oldu. Balığın en büyük özelliklerinden birisinin 45 cm kadar büyüyebilmesi olduğuna dikkat çeken Gökoğlu, bu özelliğiyle balon balığına benzediğini, ancak üzerinde dikenimsi yapılar ile bal peteğine benzeyen dokular olduğunu ifade etti. Küçükken sarı renkte olan balık büyüdüğü zaman mavi renge bürünüyor.

Antalya’da görüntülenen balık ergin olmaması sebebiyle mavi renge sahip. Balığın zehirli bir toksin ürettiğine değinen Gökoğlu, bu toksinin diğer balıkları etkilediğini insanlara bir zararı olmadığını belirtti. Yenilebilen bir cins olmamasından ötürü balığın ekonomik bir değeri bulunmuyor.
Bu balıkla birlikte Kızıldeniz’den Akdenize gelen balık türünün 60’a ulaştığını belirten Gökoğlu bunun en büyük sebebinin küresel ısınma olduğunu vurguladı. Gökoğlu, Akdeniz gittikçe tropikleşmeye ve Pasifik Okyanusu’na benzemeye başladı. Akdeniz ile Kızıldeniz arasındaki farklar ortadan kalkıyor, dedi.
Kaynak: http://www.haber7.com/bilim/haber/2357591-otomobile-ilham-kaynagi-olmustuturkiyede-goruldu

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

İnsan Hücrelerinin Yaşlanması Laboratuvarda Başarıyla Terse Çevrildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yaşlanma, insanların tarihin başından beri kazanamayacaklarını bildiği bir savaştır. Bundan nefret edebiliriz ya da en sonunda bunu kabul edebiliriz. Nasıl davranırsak davranalım sonuçta yaşlanmaktan kaçamayız. Bununla birlikte, yıllar boyunca bilim insanları bu biyolojik sürecin köklerini saptamaya çalışmakta ve durdurmak ya da tersine çevirmenin herhangi bir yolunu aramaktadır.
Süreç içerisinde bazı küçük başarılar elde edildi ve bunlara yeni bir çalışma eklendi. Araştırmacılarbazı insan hücrelerinin yaşlanma sürecini, enerjinin üretildiği hücreler içindeki yapılar olan mitokondrilerespesifik bir molekül yerleştirerek geri döndürmeyi başardı. Bu yaklaşım hücrelerin yaşlanmasını durdurmaktadır. Araştırmanın başyazarları, yaşlanma sürecinin tam olarak anlaşılamadığını belirtiyor. Bundan önce DNA’nın zarar görmesi, inflamasyona maruz kalma ve kromozomların sonundaki koruyucu moleküller olan telomerlerin zarar görmesi gibi fikirler bu konuyla ilgili ortaya kondu.
Yakın bir zaman önce bazı bilim insanları genleri doğru zamanda açıp kapatabilme yeteneğimizin kaybolduğuna dair bir teori üretti. Yaşlanmayla ilgili yürütülen bu yeni çalışma Aging dergisinde yayınlandı. Çalışma içeriği, Hidrojen sülfürün doğrudan mitokondriye aktarılmasının, eski hücrelerin genç hücrelerin bölünme yeteneklerini yeniden kazanmalarına nasıl izin vereceğini anlatıyor. Hidrojen sülfür çürük yumurta kokusu yapan bileşiktir. Yüksek dozlarda tehlikelidir. Ancak düşük seviyelerde faydalı olduğu bilinmektedir.
Ekip, molekülün mitokondrilerdeki varlığının çevresel değişikliklere cevap olarak genleri açıp kapatacak olan belirli birleştirme faktörleri ile proteinlerin bolluğunu artırabileceğine inanıyor. Bu grupta yaklaşık 300 protein bulunmaktadır ve yaşlandıkça sayıları azalmaktadır. Hidrojen sülfür yaşlanma mekanizmasına bağlı olan iki birleştirme faktörünü artırdı. Ekip bunun gibi moleküler araçları kullanarak yaşlanan hücreleri ortadan kaldırmayı sağlayabileceğini umuyor.
Kaynak: http://www.iflscience.com/health-and-medicine/scientists-have-successfully-reversed-the-aging-of-human-cells-in-the-lab/

Devamını Oku

Bilim

Bilim İnsanları, Ölümün hızını keşfetti!

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Ölümün hızı ne kadardır? Stanford Üniversitesi’nden Bilim insanları bu sorunun yanıtını bulmak için kafa patlatmış. Yapılan deneyde ölüm tehdidi olarak adlandırılan tetiklemenin bir hücrede yayılma hızını ölçüldü. Ölüm hücrelerde saatte 2 milimetre ilerliyor. 
Ölümün hızı ölçüldü, peki bu ne işimize yarayacak?
Yapılan deneylerde kurbağa yumurtaları kullanıldı. Bunun temel sebebi ise böyle bir deneyi daha kolay gözlemlenebilecek büyüklükte bir hücrede gerçekleştirmek. Bildiğiniz gibi yumurtalar görebileceğiniz en büyük hücreler. Peki ölümün hızı ölçülünce ne öğrendik? Ölümün hızının ölçülmesiyle birlikte, hücre içinde gerçekleşen ölüme neden olan mekanizmanın nasıl harekete geçtiği ve neyin ölümü tetiklediği ortaya çıkarılmış oldu.
Deneyi gerçekleştiren Biyokimya Profesörü James Ferrell ve meslektaşı Xianrui Cheng, hücre içinde yayılan bu yıkımın diğer hücrelerde de ölümü nasıl tetiklediğini ortaya çıkardı. Hücre ölümü stadyumda ki Meksika dalgasına benzer bir şekilde senkronize gerçekleşiyor. Buna neden olan ise ölen hücrelerin sinirlere gönderdiği tetikleme dalgası. Bu tetiklemenin ana sebebi ise apoptoz yani, vücudun gereksiz olan parçalardan kurtulma mekanizması. Aslında apoptozun bu konuda etkisi biliniyordu ama bu kadar etkili olduğu yeni keşfedilmiş oldu.
Bu mekanizma örnek olarak embriyonun sağlıklı bir bebek haline gelmesi sırasında vücut için gereksiz olan hücrelerin ölümünde harekete geçiyor. Yine virüslere ve kansere karşı vücut bir savunma mekanizması olarak virüslü hücrelerden bu şekilde kurtuluyor. Bu araştırmayla birlikte apoptoz sürecinin gelecekte kanser tedavisi gibi süreçlerde daha etkin kullanılmasının yolu açılmış oldu. Bu çalışma sonrası Bilim insanları bu tetiklemenin nasıl meydana geldiği ve apoptoz mekanizması üzerine çalışmalarını yoğunlaştıracaklar.
Kaynak: www.theguardian.com/science/shortcuts/2018/aug/12/thirty-micrometre-minutes-scientists-discover-speed-of-death

Devamını Oku

Arkeoloji

Homo Erectuslar Değişen İklime Uyum Sağlamak İçin Çok Tembel Olduklarından Yok Oldu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yakın zamanda yürütülen bir çalışmada Homo Erectus olarak bilinen eski bir insan neslinin tükendiği ortaya kondu. Atalarımızın yaşamlarına bir göz atmak için Avustralya Ulusal Üniversitesi (ANU) araştırmacıları, Alt Paleolitik Dönem’de Arap Yarımadasındaki bir alanda bulunan binlerce eseri inceledi. Oldukça eski dönemlere ulaşan bu inceleme esnasında Homo Erectuslara dair birçok veriye rastlandı.
Nesli tükenen bu insan topluluğu kendilerini dış dünyaya açma noktasında oldukça tembel davrandılar. Farklı bir yeri keşfetme gibi bir eylemlerinin olmadığı yapılan incelemelerde ortaya kondu. Homo Erectusların birçok insanın sahip olduğu merak duygusuna sahip olmadıkları düşünülüyor. Homo Erectusların yaşadığı bölgede kurumuş iki büyük nehir yatağı yer alıyor. Arkeologlar Homo Erectusların bir süre için güçlü ve başarılı olduklarını ifade ediyor.
Ancak teknolojik bakımdan ilerleyememeleri onların sonunu getirdi. Homo Erectuslar yaşadıkları bölgede değişen iklim koşullarına ayak uydurmalarını sağlayacak aletleri geliştirmedikleri gibi bölgeden gitmeyi de düşünmediler. Homo Sapiensler ve Neanderthaller uzun mesafelerde dağlara gidebilecek ve buralara tırmanmayı sağlayacak aletler ürettiler.
Homo Erectuslar ise hayatta kalmalarını sağlayacak bir hızda kendi araçlarını üretemedi. Tortu örnekleri, Arap Yarımadası’ndaki ortamın kademeli olarak çöle döndüğünü ancak Homo Erectusların kullandıkları aletlerde bir değişimin yaşanmadığını ortaya koyuyor. Araştırmacılar, “Onlar sadece tembel değil, aynı zamanda çok muhafazakardı” açıklamasında bulunuyor. Hiçbir ilerleme kaydedemediler ve sonunda kuraklaşan iklim şartlarıyla nesilleri tükendi.
Kaynak: http://www.iflscience.com/editors-blog/homo-erectus-died-out-because-they-were-too-lazy-to-adapt-to-changing-climate-study-suggests/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar