fbpx
Connect with us

Bilim

Özel Bir Bal, Normal Kremler Kadar Uçuk Tedavisinde Etkili Olabilir

Published

on

Sık sık uçuğa yakalanan üç okurdan biriyseniz, uçuk beklentisiyle banyo dolabınızda bir tüp virüs yakıcı asiklovir krem bulunduruyorsunuzdur. Kānuka ( Kunzea ericoides) çiçeklerinden yapılan tıbbi bir bal, virüs yakıcı krem kadar etkili olabilir. Daha fazla araştırma yapılıyor fakat şu anlık herpes virüsüne yakalananlara tedavide daha geniş bir seçenek sunabiliyor. Yeni Zelanda Tıbbi Araştırma Enstitüsü (MRINZ) tarafından yürütülen bir klinik çalışma, antiviral kremlere karşı daha doğal bir alternatifin, uçuğun iyileşme süresinin kısaltılmasında oldukça etkili. Çoğumuzun vücudunuzda herpes simpleks virüsü var. Ve sahip olanların yaklaşık yarısı, virüsün burun veya dudak gibi dış mukoza zarı üzerinde kabarma şeklinde rahatsız edici bir etkisine maruz kalıyor. Asiklovir içeren bir krem ile hızlıca saldırmak iyileşme süresini bir veya iki gün hızlandırmaktadır. Kulağa pek uzun bir süre gibi gelmiyor ama sizi rahatlatıyor ve hiç yoktan daha az süre kabarcıklara maruz kalıyorsunuz.

Genellikle zararsız bir tedavi olsa da, asiklovir potansiyel yan etkilerden tamamen arınmış bir krem değil. Harry Potter büyüsü gibi olan bir şeyi sürtme düşüncesinden hoşlanmayan birçok insan da var. Buna rağmen, bal, yüzyıllar boyunca enfeksiyonları tedavi etmek için kullanıldı. Son yıllarda tıbba karşı bir kültürün gelişmesi, balın enerjiyi artırabilmesi, uykuyu düzenlemesi, enfeksiyonlarla savaşabilmesi ve karaciğerinizde ‘zehirsizleştirme’ yapabilmesi bu tıp klasiğine olan ilgiyi canlandırdı. Düşünceleri Gerçeğe Dönüştürmek Çok Fazla Efor Ve Zaman Gerektirir Ayrıca Çok Fazla Para. Bağımsız ve özel araştırma şirketleri genellikle doğanın farmakopesinde¹ potansiyel kimyasal tedaviler için fon ararken, alternatif tedavilerin savunucuları potansiyel çözümleri bilimsel incelemeden geçirmekte isteksiz olabiliyorlar.

Tıp araştırmacısı AlexSemprini , “Klinik araştırmalar için sıkı olan Yeni Zelanda’ nın düzenleyici gerekliliklerini yerine getirmek için hem maliyet hem de kalite güvencesine ilişkin önemli engeller var ve elbette, sonuçların her zaman olumsuz olabileceği riski de mevcut” diyor. Değerlendirilen ilaç sadece herhangi bir eski mağazadan satın alınmış bal kavanozundan ibaret değil, tıbbi derecelidir, yani sterilize edilir ve teorik olarak daha fazla antimikrobiyal madde içerir. Yeni Zelanda ve Avustralya’ya özgü mersin ailesinden olan mānuka bitkisinden (Leptospermum scoparium) yapılmış şifalı bal ile karşılaşmış olabilirsiniz Kanukada çok farklı değildir. Yeni Zelanda’ nın ova, dağ ve ormanlarının kenarlarında bulunan botanik bir akrabasından yapılmıştır.

Araştırmacılar kānuka balını gliserol ile birleştirdiler ve karışımı yüzde 5 asiklovir kremle karşılaştırdılar. Daha sonra her bir tedavi, rastgele bir salgını fark ettikten sonraki ilk 72 saat içinde tedavi uygulanması talimatı ile 952 gönüllüye dağıtıldı ve kabarcıklar yok olana kadar günde beş kez tekrarlandı. Rakamlarla anlatmak için, asikloviri kullananlar,ortalama olarak 8 ila 9 gün boyunca normal semptomları yaşadılar ve yaklaşık 2 gün boyunca açık kabarcıkları vardı. Bal kullananlar için, sonuçlar önemli ölçüde farklı değildi. Semprini, “Bu, doğal ve alternatif ilaçlar için tercih edilen hastaların yanı sıra, bu tedavileri satan eczacıların da, kānuka balını uçuk için başka bir tedavi seçeneği olarak kullanabilecekleri anlamına gelir” dedi. Bu kullanım birkaç uyarıyla birlikte geliyor.

Birincisi, bu tedavi altın standartlı, çift klinik deneylerden geçmiş bir tedavi değildir. Bu işe yaramaz olduğunu anlamına gelmiyor ancak denekler asiklovir veya bal aromalı gliserol kullanım sürelerini kolayca istedikleri gibi söyleyebildiklerinden, sonuçlar değişiklik gösterebilir. İdeal olarak, tüm bilim fonları bağımsız, ön yargısız ve gökten yağmur gibi yağsaydı. Bir umudumuz olabilirdi. Bu yüzden, dikkatli olmak için her türlü nedenimiz var. Ancak bunu, balın tıbbi değeri için analiz etmeye değer bir bileşik deposu içerdiğini öne süren başka çalışmalarla ele alabiliriz bu yüzden çalışmayı elden çıkarmak için aceleci olmamamız gerekiyor. Daha fazla araştırma, balın herpes enfeksiyonları üzerindeki etkilerinden sorumlu mekanizmaları belirlemeye yardımcı olabilir ve hatta şimdi olduğundan daha güçlü tedavilere yol açabilir. Üçünüzden biri bu tatlı haber için minnettar olacak.

farmakope¹ : tıbbi ilaçların dozları, formülleri ve kullanımlarını içeren listelere ait bilgilerin bulunduğu kitap.  İlaç üretiminde kullanılır. Yasal ve bilimsel olarak uyulması gereken kuralları ve yöntemleri içerir.

Yazar: Emre TÜRKMENOĞLU

Kaynak: https://www.sciencealert.com/kanuka-honey-might-be-just-as-good-as-your-usual-cream-for-beating-cold-sores

Bilim

Aşılar Sayesinde Artık Daha Fazla Yakalanmayacağınız 6 Bulaşıcı Hastalık

Published

on

19. yüzyılda çiçek hastalığı için aşıların kullanılmasından günümüzde grip mevcudiyetine kadar aşılar, milyonlarca insanın dünyanın en ölümcül hastalıklarına karşı bağışıklık geliştirmelerine yardımcı olmuştur. Mesela: önceki aylarda çıkan habere göre Washington eyalatindeki Clark County ’de kızamık sorunu yaşanıyor. Yılın başından bu yana 50 vaka görüldü ve muhtemelen bu sayı düşmek yerine daha da artacak. Bu gerçekten bu kadar şaşırtıcı olmamalı. 2017 yılında anaokuluna giren çocuklar aşılarını tam yaptırmışlardı. Çocukların yüzde 7 ’si kızamık aşısı olmamışlardı. Aşılar sayesinde artık endişelenmenize gerek kalmayan altı yaygın hastalık.

Çiçek hastalığı, popülasyonları silmek için kullanıldı.

Çiçek hastalığına variola virüsü neden olur ve havadan kolayca yayılabilir. Hastalık, enfekte olmuş insanların yüzleri ve vücutlarının etrafında döküntüye neden olur. Virüs bağışıklık sistemine saldırır ve hızlı ölüme neden olur. 1796 ‘da, doktor Edward Jenner, virüsün benzer, daha az istilacı bir türünün enjeksiyonunu alırsa insanların çiçek hastalığına karşı bağışıklık kazanabileceğini keşfetti. Jenner’ın deneyleri dünyanın ilk aşılarının geliştirilmesine yol açtı. 1972’de ABD çiçek hastalığının ortadan kalktığını ilan etti. On yıldan kısa bir süre sonra, Dünya Sağlık Örgütü çiçek hastalığının dünyadan atılan ilk hastalık olduğunu açıkladı. Dünya çapında yüzde 100 yok edilen tek hastalık olarak kabul edilmektedir.

Çocuk felci, kurtulanları hayat boyu engelli bırakır.

Çocuk felci, bir insanın boğazında ve bağırsaklarında oluşan viral bir enfeksiyondur. Hastalığa yakalanan dört kişiden biri, grip benzeri semptomlar geliştirir, ancak daha küçük bir grup, felç ve solunum yetmezliği gibi ciddi etkilere maruz kalır. Hastalığa yakalanan bazı çocuklar haftaları demir akciğerleri denilen dev makinelerin içinde geçirirdi, çünkü çocuk felci onlarınkendi başlarına nefes almalarını engelliyordu. Yalnızca 1952 ’de 3.000 ABD ’li çocuk felci yüzünden öldü. Çocuk felci, genç popülasyonlar arasında hızlı bir şekilde yayıldı, çünkü oral yolla iletilir. Bu, halka açık yüzme havuzları ve günlük bakım merkezleri gibi yerlerde kolayca iletilebileceği anlamına geliyordu. Ancak aşı ile 1955 ‘te çocuk felci oranları hızla düşmüştür.

Bulaşıcı bir bakteriyel enfeksiyon olan difteri, 20. Yüzyılın başlarında yayıldı.

Difteri enfeksiyonları, 1921’de 200.000’den fazla kişiyi etkiledi ve o yıl yaklaşık 15.520 kişinin ölümüne neden oldu. Difteri başlangıçta enfekte olmuş kişilerin boğaz ağrısı, zayıflık ve şişmiş bezler geliştirmesine neden olur. Ama sonra gri renkli bir sümük, sırt veya boğazlarını örtmeye başlar. Bakteriler kan dolaşımında yeterince zaman harcarsa, enfeksiyon kalıcı sinir hasarı ve kalp yetmezliğine neden olan toksinler üretebilir. Enfekte bir kişi hapşırdığında, öksürdüğünde veya yüzeylerde veya nesnelerde tükürük damlacıkları bıraktığında hastalık yayılır. Bu nedenle, özellikle yoğun şehirlerde yakın bölgelerde yaşayan insanlar, 1900’lerin başlarında hastalığa karşı oldukça hassastılar. nCDC (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri), çocuklara dört doz difteri aşısı yaptırmalarını ve ardından tam koruma sağlamak için her 10 yılda bir takviye çekimleri yapılmasını önerir.

Kabakulak çocukların ağrılı şişmiş yüzler geliştirmelerine neden olur.

Kabakulak paramiksovirüsün neden olduğu solunum hastalığıdır. Diğer birçok virüs gibi, tükürük ile temas yoluyla yayılır. Kabakulak aşısının ortaya çıkmasından önce, ABD’de her yıl yaklaşık 186.000 kişi virüsü kaptı. Kabakulak hastaları ağrılı, şişmiş tükürük bezleri geliştirir. Çene bölgesinde şişlik yemek yemeyi zorlaştırır, bu da hastaların kendilerini daha zayıf hissetmelerini sağlar.Kabakulak genellikle ölümcül değildir, ancak bazı hastalar işitme kaybı gibi yaşam boyu komplikasyonlardan muzdariptir. ABD’deki kabakulak vakaları, 1967’de aşı uygulanmasından sonra yüzde 99 oranında azalmıştır ve şu anda yılda sadece birkaç yüz vaka bulunmaktadır.

Kızamık döküntü, yüksek ateş ve ciddi uzun vadeli komplikasyonlara neden olur.

Kızamık (rubeola olarak da bilinir) solunum sistemine ve diğer organlara saldırır. Virüsü kapan bir kişi ateş ve akan burun gibi grip benzeri semptomlar geliştirir ve vücudun her tarafında kabarık kırmızı bir döküntü olur.Enfeksiyon şiddetli ise, körlük, beyin hasarı ve hatta ölüm gibi ciddi komplikasyonlara neden olabilir. Her yıl tahminen 3 milyon insan, aşı bulunmadan önce 1950’lerin sonlarında hastalığa yakalandı. Toplamda yaklaşık 48.000 kişi komplikasyonlar nedeniyle hastaneye kaldırıldı ve yılda yaklaşık 400 ila 500 kişi öldü. Kızamık çok bulaşıcıdır: Birisi hasta birey ile aynı havada nefes aldığında veya enfekte bir insanla aynı yüzeye dokunduğunda bulaşabilir. Hasta gittikten sonra hastalık birkaç saat odanın içinde kalabilir. Tüm semptomların gelişmesi bir veya iki hafta sürebileceğinden, çoğu kişi farkında olmadan hastalığa yakalanabilir.

Kızamıkçık, bebeklerde beyin hasarına ve doğum kusurlarına yol açar.

Kızamıkçık belirtileri daha hafif olsa da kızamık belirtilerine benzer. Kızamıkçık geçiren kişilerde genellikle kızarıklık, pembe göz ve düşük ateş görülür, ancak virüs bulaşmış kişilerin yüzde 50’sinde hiçbir belirti görülmez. 1964 yılında, ABD ‘de yaklaşık 12,5 milyon insan hastalığa yakalandı. O yıl, yaklaşık 11.000 kadın kızamıkçık virüsü ile bağlantılı düşükler veya ölü doğumlar geçirdi. Enfekte olmuş annelerin çocukları, katarakt, işitme engelli, gelişimsel gecikmeler ve kalp kusurları ile doğdu. Kızamıkçık aşıları 1960 ‘ların sonunda mümkün oldu. New York Times, 2015 yılında kızamıkçık hastalığının batı yarım küreden atıldığını bildirdi.

Çeviri: Ülkü Güngör

Kaynak: https://www.sciencealert.com/here-are-6-infectious-diseases-you-won-t-get-thanks-to-vaccines

Continue Reading

Bilim

Bilim İnsanları Egzama Olduğunuzda Derinizde Neler Olduğunu Keşfetti

Published

on

Bilim insanları, egzamaya (tepkisel deri iltihabı olarak da bilinir) sahip olan insanlar için deride yanlış giden bir grup süreci tespit ettiler ve nihayet bu kronik hastalık ile nasıl mücadele edeceğimizi bulmamıza yardımcı olabilirler. 2006 yılında araştırmacılar, cildinde belirli bir protein eksikliğine sahip olan insanlar ile egzamanın gelişim riski arasında güçlü bir bağlantı bulmuşlardı. Geçen yıl, bilim insanları tam olarak neyin yanlış gittiğini göstermek için bu sonuçların üzerine ekleme yaparak, tam olarak neyin yanlış gittiğini gösterdiler. Elde ettikleri sonuçlar bizi bir egzama tedavisine daha yaklaştırabilir. Egzama, çocukların yüzde 20 ‘sini ve dünya çapında yetişkinlerin yüzde 3 ‘ünü etkileyen yaygın bir cilt hastalığıdır. Egzamanın kronik semptomlarını hafifletmeye yardımcı olan kremler ve losyonlar bu cilt problemini dindirmeye yardımcı olsa da hala bu cilt hastalığını tamamen temizleyecek bir tedavi bulamadık.

Geçtiğimiz on yıl boyunca, bilim insanları egzamanın ciltteki genetik bir filagrin ‘in (lif toplama proteini) eksik olması ile ilişkili olduğunu biliyorlardı. Bu protein, tekil cilt hücrelerini şekillendirmeye yardımcı oluyor ve cildimizin bariyer fonksiyonunda önemli bir rol oynuyor. Eğer bir insanda mutasyon varsa, bu durum uygun filagrin tedariğini önlüyor ve egzama veya balık pulluluk gibi deri durumları oluşabiliyor.(Bu durumda deri hücreleri dökülmüyor, bunun yerine balık pulları gibi görünen bir desen halinde birikiyorlar.) Ancak yakın zamana kadar, araştırmacılar egzamanın filagrin eksik olduğu zaman egzamanın nasıl ilerlediğinden emin değillerdi. İngiltere’deki Newcastle Üniversitesi’nden bilim insanları GSK Stiefel ile birlikte çalışarak, bu katlanılmaz cilt sorununa yol açan bir dizi protein ve moleküler güzergahının yolunu takip ettiler ve 2016 ’da bu konuyla ilgili bir atılımda bulundular.

Newcastle Üniversitesi’nden öncü araştırmacı Nick Reynolds ‘’İlk defa, sadece filaggrin proteini kaybının, egzamayı tetiklemede rol oynayan kilit proteinleri ve çözüm yollarımızı değiştirmek için yeterli olduğunu gösterdik.’’ dedi. Bu mekanizmaları takip etmek için, ekip laboratuvarda oluşturulan üç boyutlu bir canlı deriye eşdeğer olan bir örnek (LSE) kullandı. Bu laboratuar yapımı “derinin” üst katmanını, tıpkı genetik mutasyona sahip kişilerde olduğu gibi, filagrin eksikliği haline gelecek şekilde değiştirdiler. Bu eksikliğin tek başına, ciltteki önemli düzenleyici rolde ki mekanizmalarda bir dizi moleküler değişikliğini tetikleyebileceğini buldular. Bu hücre yapısı, bariyer fonksiyonunu ve hatta hücrelerin nasıl iltihaplandığı ve strese nasıl tepki verdiği gibi şeyleri etkiledi.

“Dikkat çekici bir şekilde, ilk defa, LSE kültürlerinde filagrinin ortadan kaldırılmasından sonra önemli ölçüde diferansiyel olarak ifade edilen 17 protein tanımladık.” şeklinde takım tezinde yazdı. Araştırmacılar daha sonra ilk bulgularını gerçek insanlardan alınan , deri numunelerindeki proteinleri analiz ederek, egzama ile sağlıklı denekler ve katılımcılar arasındaki sonuçları karşılaştırarak doğruladılar.

Çeviri: Berfin KIZILASLAN

Kaynak: https://www.sciencealert.com/scientists-think-they-know-what-happens-in-the-skin-when-you-have-eczema

Continue Reading

Bilim

Mıknatıslar Hakkında 9 Bilinmeyen Bilgi

Published

on

InsaneClownPossehip-hop ikilisinin şarkılarında dikkat çektikleri gibi “F.ckingmagnets, how do theywork? (bu mıknatıslar nasıl çalışıyor?)”. Aslına bakılacak olursa mıknatıslar o kadar da gizemli değiller ve temelde iki yüzyıldan bu yana bilinip, kullanılıyorlar. Tüm dizüstü ve masaüstü bilgisayarların sabit disklerin temel parçaları oldukları gibi, kasetçalarlarda ve tabi ki de buzdolabımıza bir şeyler yapıştırmak istediğimizde onları kullanıyoruz. Düz ekranların ortaya çıkmasından önce de televizyonlar ve monitörlerimiz evlerimizdeki en büyük mıknatısları içlerinde barındırıyorlardı. Bazı hip-hop müzisyenleri belki mıknatısları tam anlayamamış olsa da mıknatısların nasıl çalıştıkları bilim insanları tarafından çok iyi anlaşılmıştır ve yüzyıllardır hayatımızın içerisinde bizi sürprizleriyle şaşırtmışlardır. Gelin mıknatıslar hakkındaki bazı şaşırtıcı gerçeklere beraber göz atalım.

1. Dört çeşit mıknatıs vardır

Maglev treni 1 Haziran 2010’da çalışmaya başladı. Kredi: Hung Chung Chih Shutterstock.com

Demir ve nikel gibi maddeler içeren ferromanyetik malzemeler, dönüşleri hizalı, eşleşmemiş elektronlu atomlardan oluşurlar. Kalıcı ve güçlü mıknatıslar için kullanılırlar. Bir diğer materyal çeşidi de ferrimanyetiklerdir, sadece bazı elektron dönüşleri hizalanmıştır. Bununla birlikte, çoğu kimyasal element paramanyetik olarak kabul edilir, yani yalnızca başka bir manyetik alanın içindeyken mıknatıslanırlar. Paramanyetikler eşlenmemiş elektronlara sahiptir. Eğer ki nesneleri havaya kaldırmak istiyorsanız da diamanyetik malzemeler bunu yapmanıza olanak sağlayabilirler. Bu malzemeler bir alandayken mıknatıslanırlar, ancak bulundukları yerin karşısına zıt alanlar oluştururlar. Dünyanın en hızlı trenleri olan Maglev trenleri bu ilke üzerinde çalışmaktadırlar.

2. Manyetizma ışıktır

Mıknatıslar neden yapışırlar ? Mıknatıslar birbirlerini çekerler çünkü ışığı oluşturan parçalar olarak bildiğimiz fotonları aralarında takas ederler. Fakat etrafımızdaki her şeyi, bir masa lambasının ışığını görünür yapıp yansıtan fotonların aksine bu fotonlar varsayımsaldır ve gözlerimiz veya herhangi bir parçacık dedektörü bu fotonları göremez. Bununla birlikte aralarında momentum değiş tokuşu yapabilirler ve bu da birbirlerini itmelerine ya da çekmelerine neden olur. Örnek vermemiz gerekirse, bir çocuk elinden topu birisine attığında topla momentum takası yapar ve hafif bir geri çekilme hisseder. Topun hedefi kişi top isabet ederse topun gücünü hisseder ve itilir. Fotonlardaysa bu olay tam tersi şekilde de işleyebilmektedir, tıpkı bir çocuk elinde topu tutarken diğerinin de topu tutup asılması gibi. Fotonlar yalnızca mıknatıslar için değil aynı zamanda statik elektrik gibi elektrostatik olaylar için de bir güç taşıyıcısıdır. Bu nedenle elektromanyetizma fotonların bu özelliği tarafından üretilen güç için kullandığımız bir terimdir ve buna elektromanyetik bir dalga olan ışık da dahildir.

3. Manyetizma görecelidir

Buzdolabınıza bir magnet yapıştırdığınız her seferde aslında göreliliği kanıtlıyorsunuzdur. Peki bu nasıl oluyor? Özel görelilik teorisine göre , belli bir gözlemciye göre sabit hızda giden cismin gittiği yön doğrultusunda boyu kısalır. Hızlı hareket eden bir arabada, arabadaki kişi farkında olmasa da, dışarıdan arabaya bakan kişiye önden ve arkadan araba kısalmış –gittiği ve geldiği yön doğrultusunda sıkıştırılmış- gibi görünür. Bu göreliliğin tellerdeki yüklü parçacıklar için de sonuçları mevcuttur. Normalde, negatif yüklü elektronlar ve pozitif yüklü protonlar bir tel üzerinde birbirlerini nötrlerler. Ancak akım bir telden geçtiğinde, elektronlar hareket eder. Telin dışındaki sabit yüklü herhangi bir parçacığın bakış açısından, elektronlar arasındaki mesafe küçülür. Bu belirli alanda protonlardan daha çok elektron varmış gibi gözükür bu da orada negatif bir yük olduğunu gösterir. Pozitif yüklü herhangi bir parçacığı veya teli bu negatif yüklü tele yaklaştırırsak manyetik bir çekim gücü hissederiz. Aynı şekilde negatif yüklü bir parçacık yaklaştırdığımızda da bir manyetik itiş meydana gelir.

Benzer bir olay yüklü bir parçacık manyetik bir alanda hareket ettirildiğinde de meydana gelir, mesela doğal bir mıknatısın yanında. Bu alanda parçacık kuvvete maruz kalır. Fakat görelilik teorisine göre parçacığın hareket edip de mıknatısın sabit kaldığı söylenemez. Parçacığın bakış açısından bakıldığında mıknatıs hareket etmektedir. Söylediklerimize ek olarak da Maxwell ‘in elektromanyetik dalgaları ve kuvvetleri tanımlayan denklemleri, hangi referans çerçevesini seçtiğinize bağlı olarak farklı kuvvetler göreceğinizi göstermektedir. Örneğin sabit duran dışarıdan bir gözlemci mıknatısın yüklü parçayı ittiğini ve çektiğini, parçanın elektrostatik bir güç içinde hareket ettiğini gözlemler. Fakat sabit yüklü parçacık açısından bakıldığında bir görecelilik ortaya çıkmaktadır.

4. Dünyanın en güçlü mıknatısları

Florida Eyalet Üniversitesi merkezli Ulusal Yüksek Manyetik Alan Laboratuvarı, 32 tesla mıknatısının testiyle dünya rekorunu kırdı – araştırma için kullanılan dünyanın en güçlü süper iletken mıknatısından yüzde 33 daha güçlü ve küçük bir buzdolabı mıknatısından 3.000 kat daha güçlü. (Ulusal MagLab)

Dünyadaki en büyük iki mıknatısların biri New Mexico Los Alamos Ulusal Laboratuvarı’nda diğeri Florida Eyalet Üniversitesi’nde bulunmaktadır. Sırasıyla bu mıknatıslar 100 ve 45 Tesla ‘ya ulaşabilmektedir. Bir arabayı rahatça kaldıran hurda mıknatısları yaklaşık olarak 2 Tesla ‘dır, buna göre bu mıknatısların gücü sınırları zorlamaktadır. Los Alamos mıknatısı, sadece birkaç saniye süren alanlar üretecek şekilde tasarlanırken, FSU mıknatısı güç açık olduğu sürece alanlarını koruyabilir. Los Alamos’ta çalışan bir bilim insanı olan Ross McDonald, her mıknatısın farklı deneyler yapması için tasarlandığını belirtmektedir. FSU mıknatısının etrafında alüminyum kutu gibi diamanyetik materyaller olduğunda ilginç etkiler ortaya çıkmaktadır. Diamanyetizma mıknatısın tersi yönde alanlar yaratmaktadır ve mıknatıs açıldığında malzemeler mıknatısın aksi yönüne doğru sıkışmaktadır. Los Alamos mıknatısının yanında ise alüminyumla oynamak ve elinizde bir teneke kutulu içecek ile durmak güvenli değildir. Aynı nedenden dolayı mıknatısın bulunduğu odada durmak da tehlikelidir. Mc Donald “darbeli her mıknatıs eninde sonunda kendisini yok edecektir” demekte ve “ çünkü bobinler üzerindeki manyetizma çok fazla baskıya neden olmaktadır, eğer bir hata olursa bu hata bir felakete neden olabilir. Elimizdeki mıknatısın enerjisi neredeyse 100 dinamite eş değer” diye eklemektedir. Bu nedenle mıknatıs açıldığında bina tahliye edilmektedir.

5. Mıknatıslar kuantum mekaniğinin işe yaradığını göstermektedirler

Kuantum mekaniğinin temel taşlarından biri olan spin parçalarının keşfi de mıknatıslar aracılığıyla geliştirilmiştir. OttoStern ve WalterGerlach’ın 1922’de yaptığı sonrasında da Stern-Gerlach deneyi olarak adlandırılan bu deneye bakacak olursak; o zamanki yeni kuantum mekaniği teorileri hakkındaki fikirleri test etmek için deneyi yapmıştılar. Her biri uzun, asimetrik bir manyetik alan oluşturmak üzere şekillendirilmiş iki mıknatıs kullandılar. Ardından hedef alandaki yüksüz parçacıkları – gümüş atomlarını – ateşlediler. Asimetrik alanın, gümüş atomlarının yörüngesini biraz değiştireceğini öngördüler. Atomların rastgele yönlere yönleneceği ve açısal momentumları da rastgele olacağı için, yörünge her gümüş atomu için farklı olmalıydı, ancak ne kadar olduğunu tahmin edemiyorlardı. Fakat öngördükleri olmamıştı. Bunun yerine, deneyciler iki ışın kümesine sahipti, sanki bir yol iki parçaya ayrılmış gibi parçacıklar aradaki herhangi bir yere sapmadan ilerlemişlerdi. Stern ve Gerlach parçacıkların etrafa dağılmak yerine manyetik alan doğrultusunda bu alan içerisinde hareket ettiklerini gözlemlemişti.

6. Mıknatıslar demir veya metal olmak zorunda değildir

Kullandığımız mıknatısların çoğu demirden (buzdolabı mıknatısları gibi) yapılmıştır. Ama bu böyle olmak zorunda değildir. Eşleştirilmemiş elektronlu herhangi bir malzemeden mıknatıslar yapılabilir. Ferrimanyetik malzemeler aslında çoğu zaman metal değillerdir.

7. Manyetik Tıp

Doğal olarak manyetik tıp deyince bir ağrı kesici olarak mıknatıslar aklımıza gelmez çünkü insan vücudunu etkileyemezler. Kanımızda demir bulunsa da bu demir mıknatısın etkileyebileceğinden çok dağınık hallerde bulunmaktadırlar. Eğer bir mıknatısın yanına kanınızı dökerseniz veya parmağınızı sıkarak mıknatısa yaklaştırırsanız doğal olarak bir şey olmadığını görürsünüz. Ancak tıpta manyetizma, arabaları kaldırabilen mıknatıslardan da güçlü mıknatıslar kullanan manyetik rezonans görüntüleme makinelerinde kullanılırlar. Bunlar da yaygın olarak bilinen MRI makineleridir. Bu makinelerdeki mıknatıslar genellikle süper iletkendirler ve sıvı helyum soğutma sistemine sahiptirler.

8. Aslında uzun zamandır bilinen fakat anlaşılamamış bir gerçek

Eski Yunanlılar ve Çinliler, mıknatıs taşı (lodestone) olarak bilinen taşlarda garip bir şey fark ettiler. Öncesinde bu taşlara bakacak olursak; mıknatıs taşları magmanın yavaşça soğumasıyla oluşan manyetik bir demiroksit formudur. Bu taşlar sıradan demiri ve demirimsi maddeleri çekebilen bir taştır. Bu taşların yakınında küçük metal parçaları bir ipe asıldığında veya su içerisinde yüzdürüldüğünde dünyanın manyetik alanı ile doğal olarak hizalanmaktaydı bu özelliğin farkedilmesi ile de dünyadaki ilk manyetik pusulalar ortaya çıkmışlardır.

9. Hayvanlardaki manyetizma

Bazı hayvanlar ve bakteriler vücutlarında manyetit bulundururlar. Gumbootchiton olarak bilinen bir yumuşakça, dişlerinde manyetik bir mineral olan manyetit bulundurur. Bu dişleri kullanarak yosunları kayalardan ayırabilmektedir. Yapılan araştırmalarla bu dişlerin biyolojik olarak üretilen en sert ve en dirençli minerale sahip olduğu öğrenildi. Dişlerindeki manyetitler Chitonların aynı zamanda çiftleşmek ve beslenmek için kullandıkları belirli yerlere dönüş yollarını bulmalarını sağlayan bir işaretleme mekanizması olarak da iş görüyor olabilirler. Posta güvercinleri üzerinde yapılan araştırmalar da bu hayvanların manyetizmayı gagalarındaki manyetitler yardımıyla algılayabilmesinin mümkün olduğunu gösterse de yön bulmalarında bunun ne kadar büyük bir rol oynadığı henüz bilinmemekte.

Editör / Yazar: Gökhan BULUT

Kaynak: https://www.livescience.com/47383-cool-facts-about-magnets.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar