Bizi Takip Edin

Bilim

Ozon Deliği 1988’den Beri En Küçük Halini Aldı

Yayınlandı

üzerinde

Dünyaya dair son zamanlarda ortaya çıkan haberler pek de iç açıcı değil. Ancak ozon tabakasıyla ilgili gelen veriler oldukça iyi haberler içeriyor. Dünya’yı koruyan ozon tabakasındaki delik gittikçe küçülüyor. Dev delik 1988 yılından beri en küçük halini aldı.
Günümüzde ozon tabakasında bulunan delik ABD’nin yaklaşık iki buçuk katı büyüklüğe ulaşmış durumda. Bilim insanları geçen yıla oranla ozon tabakasındaki yırtığın 1.3 milyon kilometre kare daha küçüldüğünü tespit etti.

Bilim insanları tarafından küçülmenin sebebinin stratosferdeki normalden daha sıcak hava koşullarının ozon tabakasının delinmesine sebebiyet veren klor ve brom gibi maddelerin savuşturulmasına yardım ettiği için gerçekleştiğini belirtiyor. Küçülme 2016 yılında başladı ve devam ediyor.
Deliğin genel manada azalmasında 1980’lerin ortalarından beri ozon tabakasını delen kimyasalların emisyonlarının yasaklanabilmesi için gösterilen küresel çabalarda etkili oldu. NASA’nın Maryland’deki Goddard Uzay Uçuş Merkezi’ndeki baş bilim insanı Paul A. Newman, “Antartika üzerindeki hava koşulları biraz zayıf ve daha sıcak olduğu için ozon tabakasının delinmesi yavaşladı” dedi .

ozon-deligi-1988den-beri-en-kucuk-halini-aldi1
Bilim insanları 2017 yılının ozon oluşumunu arttıran bir yıl olduğunu kaydediyor. Ozon tabakasının bozulması ağırlıklı olarak Antarktika üzerinde gerçekleşti. Renksiz bir gaz olan ozon dünyayı güneşin zararlı morötesi ışınlarından koruyor. Bu ışınlar cilt kanseri ve katarakt gibi hastalıkların ciddi oranda artmasına sebebiyet verirken, bitkilerin büyümelerinde bozulma yaşanmasına neden oluyor.
Ozon tabakasıyla ilgili ortaya çıkan endişeler sonucu 24 ülke tarafından Montreal protokolü imzalandı. Günümüzde bu protokole imza atan ülke sayısı 197’ye yükseldi.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/earth-ozone-hole-smallest-since-1988

 

Bilim

Bilim İnsanları Excitonium İsmini Verdikleri Yeni Bir Madde Keşfetti

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bundan yıllar önce bilim insanları tarafından Eksitonyum ismi verilen bir maddenin var olabileceğine dair bir teori ortaya atıldı. Yıllar sonra yapılan deneyler sayesinde bu maddenin varlığı kanıtlandı.
Illinois Üniversitesi’nden bir grup bilim adamı bu heyecan verici keşfi duyurdu. Keşfedilen bu yeni madde birleşik parçacıklardan oluşan; bir maddenin süper akışkan, süper iletken, hatta bir yalıtıcı elektronik kristal gibi davranmasına izin veren bir tür boya.

Illinois Üniversitesi’nde fizik profesörü olan Peter Abbamonte ve ekibi bu çalışma için Berkeley University of Amsterdam ile işbirliği yaptı. Çalışmada 50 yıldan uzun süreden beri teori olarak bilinen bu maddenin varlığını kanıtlamak üzerine kuruldu. Buluşun yapılmasından sonra Science dergisine Excitonium’un tespit edildiği bildirildi.
Bu maddenin ortaya çıkabilmesi için ilginç bir kuantum mekanik eşleştirme yapılıyor. Eksitonların var olduğunu ispatlayabilmek için ekip tarafından geçiş metali olan dikalsiyojenit titanyum diselenid katkılı kristaller üzerinde çalışma yapıldı. Elde edilen sonuçları 5 ayrı zamanda tekrar üretebildiler.


Günümüze kadar bilim insanları eksitonyum ya da başka bir maddenin safhasını tespit edip edemediklerini kesin olarak ayırt edebilmek için gerekli deney araçlarına sahip değildi. Bununla birlikte araştırma ekibi yeni bir teknik kullanarak ivme ne olursa olsun düşük enerjili katı partikülleri, eşlenmiş elektronları ve deliklere ait toplu uyarıları ilk kez kesin olarak ölçmeyi başardı. Bu çalışmada yumuşak plasmon fazı olarak isimlendirilen ve Exsiton yoğulaşmasının öncüsü olan faz ilk defa görüntülenmiş oldu.
Abbamonte tarafından yapılan basın açıklamasında, elde edilen sonucun kozmik bir öneme sahip olduğu bildirildi. Eksitoyum terimi ilk kez Harvard teorik fizikçi BertHalperin tarafından 1960 senesinde üretilmiş, bu tarihten itibaren fizikçiler bu teoriyi ispatlamak için yoğun çaba göstermişti.
Kaynak: https://futurism.com/new-material-excitonium-discovered

Devamını Oku

Bilim

Yeni Araştırmalar İnsan Ömrünün Bir Genetik Sınırı Olduğunu Ortaya Koydu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yeni gerçekleştirilen bir araştırmayla insanlığın fiziksel gelişme ve ömür bakımından zirveye ulaştığı iddia edildi. İnsan ömrüne dair ortaya konan bu sınır çevresel koşullarla birlikte genetik kısıtlamaların bir ürünü olarak ortaya çıkıyor.

Araştırma ekibi, insan ömrünün ve insanın fiziksel yeteneklerinin bir sınırı olduğunu ve insanlığın zaten bu eşiğe ulaşmış olabileceğini ortaya koyuyor. Ekip bu eşiği aşmamızın mümkün olamayabileceğini de ifade ediyor. Nitekim elde edilen bulgular; kişinin yaşı, fiziksel yetenekleri gibi unsurlarda maksimum genetik ve biyolojik sınıra işaret ediyor.
120 yıldan daha uzun tarihi bilgiyi kapsayan bu araştırma, kısa bir süre önce Frontiers dergisinde yayımlandı. Bu eşiğin üstesinden gelmek yerine insanlar arasında bu eşiğe yaklaşanların oranında bir değişiklik olacağı iddia ediliyor. Bu süreçte daha fazla insan yaşam beklentisini en yüksek seviyeye taşıyacak, ancak maksimum sınırı aşamayacak.

Araştırmacılar antropojenik faktörler ya da çevrenin üzerimizdeki etkilerinin bu eşikte düşüş yaşanması ihtimalini gündeme getirdiğini ifade ediyor. Tüm insan biyo belirteçleri olan (solunum sayısı, böbrek filtrasyonu vb. süreçler hem genetik yatkınlığa hem de çevresel parametrelere bağlıdır. Oluşan risk faktörleri işlenen her organizmanın performansını sınırlamaktadır. Olumlu bir ortam işlevsel kaliteyi yükseltirken, artan kısıtlamalar onu sınırlamaktadır.
Yeni çalışma insan ömrünün sınırına ulaşıldığı konusunda gerçekleştirilen tek çalışma değil. Eylül ayının başında Hollandalı bazı araştırmacılar tarafından insanın azami yaş sınırının 115 yıl olduğunu açıklanmıştı.
Kaynak: https://futurism.com/new-research-theres-genetic-limit-how-long-live/

Devamını Oku

Bilim

Bilim İnsanların Başkalarından Enerji Çektiğini Açıkladı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bielefeld Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada bilim insanları, bitkilerin diğer bitkilerden alternatif bir enerji kaynağı çıkardığını kanıtladı. Uzmanlar elde edilen bu bulgunun bio enerjinin geleceği olduğunu ifade ediyor.
Uzmanlar tıpkı bitkilerde olduğu gibi insanların da diğer insanlardan enerji çekme yeteneği bulunduğuna değiniyor.
İnsanlar diğerlerinden çektikleri enerjiyi özümseyebiliyorlar. Profesör Dr. OlafKruse ve biyolojik araştırma ekibinin yaptığı incelemelerde yeşil alg Chlamydomonas Reinhardtii sadece fotosentezle uğraşmakla kalmıyor aynı zamanda alternatif bir enerji kaynağından besleniyor. Yani diğer bitkilerden enerji çekme yeteneğini taşıyor. Araştırmaya dair bulgular Nature Communications dergisinde yayımlandı.

Bir psikolog ve enerji şifacısı olan Olivia Bader-Lee konuyla ilgili yaptığı açıklamada çiçeklerin büyüyebilmek için suya ve ışığa ihtiyaçları bulunduğunu, insanların ve gezegenlerin de bitkilerden farklı olmadığını bildirdi. Doktor Olivia Bader-Lee insanın fiziksel bedeninin bir sünger gibi olduğunu ve çevreyi absorbe edebildiğini açıkladı. Bader-Lee, “İnsan organizmasının duygusal durumlarını besleyebilmek amacıyla gerekli olan enerjiyi tıpkı bitkiler gibi dış kaynaklardan çektiğini ve bu durumun hücrelere enerji verdiğini kaydetti.
Uzmanlar, Chlamydomonasre in hard tii bitkisinin enerji yetersizliği yaşadığı durumlarda komşusu olan sebze selülozundan enerji aldığını bir dizi deneyle gösterdi.

yetiştirerek, enerji yetersizliği ile karşı karşıya kaldıklarında, bu tek hücreli bitkiler komşu sebze selülozundan enerji aldığını bir dizi deneyde göstermeyi başardı. Böyle bir davranış bir bitkide ilk defa doğrulanıyor. Araştırmacılar çalışmalarını diğer bitkileri kapsayacak şekilde geliştirmeyi düşünüyor.
Kaynak: http://preventdisease.com/news/12/112112_People-Can-Draw-Energy-From-Other-People-The-Same-Way-Plants-Do.shtml

Devamını Oku

Öne Çıkanlar