Bizi Takip Edin

Uzay

Parmak Uçları Farklı Yüzeylere Farklı Tepkiler Veriyor

Yayınlandı

üzerinde

Bilim insanları tarafından dokunulan yüzeyin türüne bağlı olarak insanların parmaklarının farklı davrandığı keşfedildi. Ulusal bilimler akademisindeki bildiriler kitabında yayınlanan araştırmaya göre bir grup gönüllü üzerinde gerçekleştirilen deney, yüksek hızlı kameralar vasıtasıyla yapıldı.
Ellerin ya da parmakların kullanımı birçok kişiye son derece doğal gelmektedir. Dokunma durumunun nasıl gerçekleştiğinden daha ziyade sonuca odaklanma insan eğilimleri arasında yer alıyor. Bunun sebebi ise doğanın insanlara özerk ekipmanlar sağlamış olmasıdır. Araştırmacıların keşfettiği şekilde parmak uçları bir şeye dokunduklarında otomatik tepki oluşturur. Bu insan için mümkün olacak en iyi faydayı sağlayan durumdur.

parmak-uclari-farkli-yuzeylere-farkli-tepkiler-veriyor
Bilim insanları parmak uçlarının çalışma şeklini daha net kavrayabilmek için yüksek hızlı kameralar vasıtasıyla iki gönüllüyle çekimler gerçekleştirdi. Gönüllülerden farklı nesnelere dokunmaları ve basmaları istendi. Cam levha gibi sert ve pürüzsüz bir yüzeye dokunulduğunda parmak uçlarında çok az miktarda terleme olduğu anlaşıldı. Bu ter sonrasında deriye absorbe edilerek yüzeye dokunmanın sertliği yumuşatılıyor. Bu durumda sert yüzeylerin istenen şekilde tutulabilmesini sağlıyor. Diğer türlü sert yüzeyler elden kayarlardı.
Araştırmacılar parmak uçlarının kauçuk yüzeyle teması halinde ise derinin yumuşama ihtiyacı hissetmediğini çünkü bu materyalin yüzeyinin el ile uyumlu olduğunu keşfettiler.

F4.large

İnsan parmaklarının pürüzsüz ve sert nesnelerle istikrarlı temaslara neden olduğu süre şaşırtıcı derecede yavaştır. Yüksek çözünürlüklü görüntüleme yöntemini kullanarak, cama bastırılan parmakların gerçek temasının, birinci derece kinetik ilişki sonrasında zamanla geliştiği keşfedildi. Bu evrim, derinin stratumcorneumununkeratiniyle cam yüzeyi arasında yapılan mikroskopik kavşakların iki aşamalı kaynaşma sürecinin bir sonucudur. Bu süreç, stratumcorneumda artan hidrasyonun yumuşak hale gelmesine neden olduğundan, ter bezlerinden gelen nemin salgılanmasına neden olmuştur.
Kaynak: https://phys.org/news/2017-09-fingertips-differently-surfaces.html?utm_source=menu&utm_medium=link&utm_campaign=item-menu

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arkeoloji

Antartika’da Bulunan Hayalet Parçacık, Astronomları “Blazar” İsmini Verdikleri Bir Kara Deliğe Yönlendirdi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Evrende bulunan en güçlü kozmik ışınların ya da yüksek hıza sahip parçacıkların kökeninin belirlenebilmesi oldukça zor. Astronomlar son keşfettikleri hayalet parçacıkları nötrinoları yüksek enerjili kozmik parçacıkların kaynağını doğrulamak için kullandı.
Antartika’da buzun içine gömülmüş olan devasa bir dedektör olan IceCube, ilgili keşfin yapılmasını sağladı. Keşifle astronomlar maddeyi yükselten ve yüksek enerjili radyasyona sahip bir kara delik tespit etti. Blazar ismini verdikleri bu muazzam hızla dönen karadelikler kozmik ışınlar yayıyor gibi görünüyor.
Gökbilimciler, Antarktika’da tek bir “hayalet” parçacığını algılayarak, evrendeki en yüksek enerjili ama en esrarengiz radyasyonun bir kısmını – kozmik ışınların önemli bir kaynağını doğruladıklarını söylüyor.
Kozmik ışınlar 100 yıldan fazla bir süre önce keşfedildi, ancak kökenlerini kesin olarak bilmek zor. Çünkü onlar Dünya’ya doğru yön değiştirebilirler ve gezegenimizin atmosferinin çoğunu emebilirler.

Araştırmacılar, Eylül ayında, Antarktika’nın buzuna gömülü devasa bir dizi sensör olan IceCube’ü kullanarak “hayalet” partikülü veya nötrinoyu buldu. Nötrino olağandışı şekilde enerjikti ve bilim adamları parçacığı kendi kaynağına geri döndürdüklerinde blazar olarak adlandırılan bir galaktik canavar buldu. Hızla dönen kara delik, güneşin kütlesinin milyonlarca katı büyüklüğe sahip. Bu hızla dönmesi de gaz ve toz bulutlarının oluşmasına sebep oluyor.

Kara delik Blazar TXS 0506 + 056 ismiyle anılıyor ve Orion takım yıldızının hemen altında bulunuyor. Dünyadan 4 milyar ışık yılı uzaklıkta olan süper kütleli kara delik, aktif bir gökada olarak tanımlanan şeyin merkezinde yer alıyor. Yüksek enerjili nötrino tespiti sonrasında, IceCube blazar’daki ışık tabanlı gözlem odalarını hedef aldı. Dedektörler ve teleskoplar başka bir radyasyon dalgası yakaladılar. Bulunan bu nötrino aktif bir gökadanın bulunduğunun ilk kanıtıdır. Bu keşif kısa zamanda bu nesneler hakkında daha fazla bilgi edinebilmek için nötrinoların kullanılabileceğini gösteriyor.
Kaynak: https://www.businessinsider.com.au/black-hole-blazars-create-cosmic-rays-neutrinos-icecube-2018-7

Devamını Oku

Uzay

Evrenin Genişlemesiyle İlgili Son Bulgular Fizik Kurallarında Değişiklik Yaratabilir

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Gökbilimciler tarafından Evrenin genişleme oranıyla ilgili şimdiye kadar yapılmış en hassas ölçüm gerçekleştirildi. Yapılan ölçümlerde evrenin genişlemesinin hızlanarak devam ettiği görülüyor.
Artan hızın bir şok etkisi yaratacağıyla ilgili bilim insanları bir süre şüphe duydu. Bu ölçümle birlikte ortaya çıkan yeni durum ise evrenin genişlemesine dair verilerin açıklanabilmesi için yeni fikirlerlere ihtiyaç duyulduğu.
NASA’nın Hubble teleskobu tarafından gerçekleştirilen 6 yıllık ölçümler sonrasında astronomlar evrenin genişlemesini sadece %2.3 belirsizlikle hesaplamayı başardı. Uzayın genişlediği uzun bir süredir biliniyor. Boşlukta meydana gelen bu şişmenin arkasındaki itme bir sayıyla ölçülerek megapar başına saniye kilometre cinsinden hesaplanabiliyor.


Bilim insanları tarafından bu sayıya ulaşabilmek için kullanılan araçlar farklı cevaplar ortaya çıkarıyor. Birçok bilim insanı evrenin 70 km / s / Mpc yani yaklaşık 44 mil / s / Mpc üzerinde bir dokunuş geliştirdiğini söyleme eğilimindedir.Ancak yapılan ölçümlerde önemli ölçüde farklı sonuçlar ortaya çıktı. Kozmik mikrodalganın arka planını analiz ederek yapılan ölçümlerde ışığın hala 13.8 milyar yıl önce uzayda dalgalandığının tespitinin yanında Planck Misyonu 67,8 km / s / Mpc’ye yakın bir rakamla bulundu (42 mil / s / Mpc).


Bu rakam çok büyük bir fark gibi görünmese de gökbilimcileri duraklatmak için yeterli oldu. Fizik kurallarında değişikliğe gidilmesi gibi bir durumu ortaya çıkaran bu fark detaylarıyla incelenecek. Gökbilimciler bu durumu anlayabilmek için yeni fikirler üreterek daha yakından gözlemler yapmak için hazırlıklarını sürdürüyorlar.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/universe-expanding-hubble-constant-record-discrepancy-latest-estimate-cepheid-brightness

Devamını Oku

Uzay

Nasa, Jüpiter’in Uydularının Birinde Yanardağ Olduğunu Tespit Etti

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Nasa’nın insansız uzay aracı Juno, Jüpiter’in uydularından biri olan İo’da yanardağ olduğunu tespit etti. Juno uzay aracı 2011 yılında fırlatılmış, Jüpiter’in yörüngesine 4 Temmuz 2016 tarihinde girmişti. Dünyaya 869 milyon kilometre uzaklıkta gerçekleşen tarihi olayı ABD’nin California eyaletine bağlı Pasadena şehrindeki NASA’ya ait Jet Propulsion Laboratory’den (JPL) yöneten Juno Misyon ekibi, uzay aracının yörüngeye yerleşmesiyle büyük heyecan yaşadı. Bu sayede Juno ile Jüpiter’in aşırı yoğun manyetik alanının neden oluştuğunu anlamamızın yanı sıra, atmosferinin altında gerçekten neler olduğu konusunda keşifler yapmaya devam etmektedir.  Juno ile yapılan gözlemlerden birinde ise Jüpiter’in uydusu olan İo’da bir yanardağ olduğu keşfedilmiştir.
NASA’nın Juno uzay aracı tarafından Jovian InfraRed Auroral Mapper (JIRAM) enstrümanı kullanılarak toplanan veriler, Jüpiter’in küçük ayındaki daha önce keşfedilmemiş bir volkanın ortaya çıkmasına neden olabilecek İo’nun güney kutbuna yakın yeni bir ısı kaynağına işaret ediyor. Roma’daki Ulusal Astrofizik Enstitüsü’nden bir araştırmacı olan Alessandro Mura, “Biz daha önce keşfedilmiş bir sıcak noktanın hareketini veya modifikasyonunu kararlaştırmıyoruz, ancak böyle bir mesafe kat edip hala aynı özellik olarak düşünülemez” ifadelerini kullandı.
Juno ekibi, 16 Aralık’taki uçuşta toplanan verileri ve yakın zamanda Io’ya yapılacak alçak uçuşlar sırasında toplanacak olan JIRAM verilerini değerlendirmeye devam edecek. Juno, 4 Temmuz 2016’da Jupiter’in yörüngesine girmesinden bu yana yaklaşık 146 milyon mil (235 milyon kilometre) yol kat etti. Juno’nun 13. bilimsel geçişi ise 16 Temmuz’da gerçekleşecek. Keşif görevi sırasında Juno, gezegenin bulut tepeleri üzerinde yaklaşık 2,100 mil (3,400 kilometre) kadar aşağıya inmektedir. Bu alçak uçuşlar sırasında Juno, Jüpiter’i gizleyen bulut örtüsünün altında gezegenin kökenleri, yapısı, atmosferi ve manyetosferi hakkında daha fazla bilgi edinmek için aurorasını araştırmaktadır.

Devamını Oku

Öne Çıkanlar