fbpx
Bizi Takip Edin

Arkeoloji

Paskalya Adası Moai Heykellerinin Gizemi Sonunda Çözüldü

Yayınlandı

üzerinde

Paskalya Adası’nın dev heykellerinden birkaçı, tuhaf bir şapkaya sahiptir. Bu ünlü volkanik kayalardan sadece bir kısmının kafalarında kırmızı bir “şapka” var. Bu şapkalar sadece adanın diğer tarafındaki kızıl taşlardan yapılmamış, aynı zamanda heykellere daha sonra eklenmiş gibi de görünmektedir. Öyleyse, bu 12 tonluk “pukao” şapkaları, 4 metrelik bir heykelin tepesine nasıl ve neden çıkarıldı? 

Yıllarca süren bekleyişten sonra, Pennsylvania Eyalet Üniversitesi’nden arkeologlar sonunda davanın çözüldüğünü düşünüyorlar. Penn State’de antropoloji alanında yüksek lisans öğrencisi olan Sean W Hixon, “Pek çok insan birçok fikir ileri sürdü, ama arkeolojik kanıtlar kullanan bir fikir ortaya koyan ilk biziz.” dedi. Adaya ilk defa Polinezyalı denizciler, 13. yüzyılda yerleşmiştir. Onlar iki yüzyıl boyunca bu dev heykelleri volkanik tüflerden çıkardılar. Uzmanlar bu konuyla ilgili hala tartışıyorlar, ancak genel olarak kabul edilen şey bu monolitlerin sallanma hareketiyle taşındığıydı. Bununla birlikte, bu taş ocağı, pukao şapkalarının işlendiği kırmızı cüruf ocağından 12 kilometre (7,5 mil) uzaktaydı. Journal of Archaeological Science’da ayrıntılı olarak açıklandığı gibi, araştırmalar, şapkaların heykeller dikildikten sonra ve büyük olasılıkla ocaktan ham forma getirilip yerinde oyularak heykellere yerleştirildiklerini doğruladı. Bunu tartışıyorlar çünkü oyulmamış kızıl cüruf taşı ocaklardan heykellere doğru olan güzargahta bulunabilir. Rampalar daha sonra, 12 tonluk şapkaları kafa seviyesine getirmek için kullanılmış olmalıdır. Ancak, fotogrametri ve yüksek teknolojili 3D görüntüleme kullanılarak, şapkaların tabanındaki çentikler incelendi. Bunların basitçe itilemeyecekleri ve eğer itilirse yumuşak taş oluklarının aşınabileceği öne sürüldü.

Bunun yerine, araştırmacılar, pukao’nun, büyük rampalara sarılarak, nesnenin altında bulunan halatlar yardımıyla ağır yükleri kaydıran bir çeşit kaldıraç tekniğinin kullanıldığını ileri sürüyorlar. Rotasyonel kaldıraç, ağır nesneleri rahat bir şekilde kaldırmanızı sağlar. Araştırmacılar, tüm bu süreç için 15’den az çalışana ihtiyaç olduğunu keşfetti. Bütün bu çabaların nedeni belirsizliğini koruyor. Çoğu araştırmacı, şapkaların heykelleri ayırt etmek ya da belirli bir heykelin gücünü göstermek için kullanıldığı inancında. Kesin olan bir şey daha var ki: şapkaların yerleştirilmesi basit bir görev değildi, gerçekten derin bir önem taşımaları gerekiyor. Kaynak: http://www.iflscience.com/editors-blog/a-mystery-about-easter-islands-statues-might-finally-be-solved/

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arkeoloji

İtalya’da ”Vampir Çocuk” Mezarı Bulundu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Son dönemlerde arkeoloji haberlerinin gündeminde olan İtalya’da bir keşif daha yapıldı. İtalya’nın Umbria bölgesinde yapılan arkeolojik kazılarda 1600 yıllık çocuk fosiline rastlandı. Tamamen sağlam durumda olan iskeletin kafatasının ağız içinde büyük bir taş bulunuyordu. Arkeologlar “O zamanlarda vampir oldukları sanılan insanlar, ağızlarına taş tıkılıp diri diri gömülüyordu. Bu da onlardan bir örnek.” dedi. Bu nedenle iskelete ”vampir çocuk” nitelendirilmesi yapıldı.

Arizona Üniversitesi’nden arkeolog Profesör David Soren, Lugnano Vampiri olarak anılan kemik bulguları hakkında “Yapılan bu keşif hem ilgi çekici hem de oldukça ürpertici. O dönem sıtma nedeniyle dişlerinde bozukluk olan çocuklar dahi vampir oldukları düşünülerek öldürülüp, gömülmüş. Bu ritüele göre yeniden hayata dönmemeleri için ağızlarına büyük taşlar sıkıştırılmış. Bu, ölümden geriye dönüşün olmaması için yapılan bir şey” dedi.

yüzyılda İtalya’da ortaya çıkan sıtma salgının o dönemde özellikle korunmaları daha zor olduğu için çocuklar üzerinde büyük etkisi olmuş. Bebekler ve küçük çocukların hastalığın etkisi ve dönemim batıl inanışlarının tetiklemesi sonucu büyücülük ritüelleri ile gömüldüğü düşünülüyor. Roma’daki ‘vampir çocuklar’ın benzeri daha önce de Venedik’te görülmüştü. Arkeogların yaptıkları kazılarda bazı mezarlarda kalbe saplanmış kazıklar da bulunmuştu.

Bulunan ceset kalıntılarında yapılan incelemede sıtma hastalığına rastlanmıştı. 5. yüzyılda İtalya’daki inanışlarda, kişinin ölümden dönebileceği düşünülüyordu. Bu nedenle tehlikeli görülen insanlar, üzerlerinde kazık, taş gibi değişik materyallerle birlikte gömülüyordu.
Kaynak: https://www.news.com.au/technology/science/archaeology/child-vampire-burial-found-in-italian-roman-villa/news-story/4961dcda6a3f2c7c34b52e7ad09dc8d5
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Arkeoloji

Antalya’da 2200 yıllık antik kent gün yüzüne çıkarıldı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Antalya’da 7 yıl önce define avcılarının sözlerinden yola çıkarak dağlık bir bölgede yapılan incelemede dikenlerin, yabani otların altında kalmış 2 bin 200 yıllık antik kentin kalıntılarına ulaşıldı. Akdeniz Belediyeler Birliği ve Kepez Belediye Başkanı Hakan Tütüncü, evlerin, hamamların, kiliselerin, mezarların, zeytinyağı işliklerinin ve Arete Kulesi’nin bulunduğu geniş bir alana sahip Lyrboton Kome Antik Kenti’nin hikayesini AA muhabirine anlattı. Yaklaşık 7 yıl önce buranın varlığından haberdar olduklarını söyleyen Tütüncü, “Yıllardır buralarda define avcıları dediğimiz kimseler izinsiz çalışma yapmışlar. Bölge halkının bunları bize aktarması ile inceleme çalışması başlattık” dedi.

Bölgeye geldiklerinde çevre kirliliği ile karşılaştıklarını anlatan Tütüncü, çalıların, otların, yabani bitkilerin altında tarihi kalıntılara rastladıklarını belirtti. Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölümü, Antalya Müze Müdürlüğü işbirliğinde kalıntılar incelendiğinde 2 bin 200 yıllık antik bir kentin varlığından haberdar olduklarını aktaran Tütüncü, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bölgede önce temizlik çalışması yaptık, tarihi kalıntıları çalılardan, yabani otlardan temizledik. Bir projelendirme ile arkeolojik kazılar devreye girdi. Her kazı ile ilginç bilgilere ulaştık. Buranın Anadolu’da zeytinyağı üretiminin entegre olarak yapıldığı ilk merkezlerden biri olduğunu öğrendik. Büyük bir tesisin bulunduğunu ve önemli bir tarihin yattığını, zeytinin tarih içerisindeki yolculuğunu bize anlatacak bir antik kent olduğunu öğrendik. Bu tarihi mirasın mutlaka Türkiye turizmine kazandırılması, Antalya’ya bir değer olarak armağan edilmesi için de gerekli çalışmaları yürüttük ve yürütmeye devam ediyoruz.”

Kentte zeytinyağı müzesi oluşturulacak
Bölgeyi klasik bir ören yerinin ötesinde 2 bin 200 yıllık zaman koridoru olarak düşündüklerini ve bu yönde çalışma yaptıklarını dile getiren Tütüncü, yaklaşık 4 yıldır süren çalışmanın neticesinde ilk etabın bittiğini, gezi rotaları oluşturularak bölgenin ziyaretçilere açıldığını kaydetti. Bölgede restorasyon ve renovasyon (koruma amaçlı yenileme) çalışmalarının yürütüldüğünü belirten Tütüncü, şunları söyledi: “Burayı arkeoparka dönüştürmeyi planlıyoruz. Gelenler evleri, hamamları, kiliseleri, sarnıçları, mezarları, zeytinyağı işlikleri ve Arete Kulesi ile ayakta duran antik kenti görecekler. Ayrıca bölgede zeytinyağı üretiminin yolculuğunun anlatıldığı tanıtım merkezleri yapacağız. Bunun dışında Türkiye’nin en büyük, en kapsamlı, en nitelikli zeytinyağı müzesini Antalya’ya kazandırma gibi bir hedefimiz var.

Özel bir müze hayal ediyoruz, inşallah bunu da gerçekleştireceğiz. Antik kent zeytinyağının Ege’den önce Akdeniz’de var olduğunu gösteriyor, zeytinyağının bu kadar köklü tarihini anlatacağız.” Antik kentin keşfinden sonra zeytin ve zeytinyağı hakkında da araştırmalar yaptıklarını dile getiren Tütüncü, zeytinyağının ilk etapta bir gıda maddesi olarak değil, kandilleri aydınlatmak için yakıt olarak kullanıldığını ifade etti.
“100’den fazla zeytinyağı işliği var”

Lyroboton Kome Antik Kenti Kazı Bilimsel Danışmanı Prof. Dr. Nevzat Çevik de alanda yaptıkları kazı çalışmalarında bölgenin hikayesine ilişkin önemli bilgilere ulaştıklarını söyledi. Antik kentin hikayesinin ‘Arete’ isimli bir kadın ile başladığını anlatan Çevik, şu bilgileri verdi: “Arete hanım, güçlü bir kadın, bu şehrin de varlık sebebi. Şehrin kurgusunda, özellikle zeytinyağı vakfının kuruluşunda, yaşatılmasında önemli rolü bulunuyor. Arete Kulesi’ni yaptırıp İmparator Domitian’a ve Perge Artemisi’ne adamış ve zeytinyağı yerleşiminin organizasyonunu başarmış ve en önemlisi zeytin vakfı kurarak üretimi kurumsallaştırmıştır. Vakıf ve üretim köyü sahipliği ve kontrolü Arete ile başlayıp kızı Kille ve sonrasındaki nesillerle devam etmiştir. Bölgede kadın egemenliğini görüyoruz.” Prof. Dr. Çevik, antik kentte yüzden fazla zeytinyağı işliği, Roma dönemi hamamı ve Bizans dönemi 5 kilise, sivil konutlar, Arete Kulesi kalıntıları bulunduğunu belirtti. Kalıntıların çok geniş bir alana yayıldığını ifade eden Çevik, çok sayıda zeytinyağı işliğinin bulunmasının bölgenin önemli bir zeytinyağı üretim merkezi olduğunu gösterdiğine işaret etti. Çevik, “Kazılarda ortaya çıkan eserler, mezarlar, mimari yapılar bizim önemli bir yerleşim alanında bulunduğumuzu gösteriyor. Burası yüzyıllardır duruyordu ama kimsenin haberi yoktu.” dedi. Kaynak: (AA)

Devamını Oku

Arkeoloji

Hattuşaş’da 3 bin 500 yıllık boğa biçimli içme kabı bulundu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Hitit Medeniyeti’nin başkenti Hattuşaş’a ev sahipliği yapan Çorum’un Boğazkale ilçesindeki kazı çalışmalarında, Hitit ritüellerinde, imparatorluğun üst düzey yöneticilerinin kullandığı tahmin edilen 3 bin 500 yıllık boğa biçimli içme kabı bulundu.

Alman Arkeoloji Enstitüsü adına kazı çalışmalarını yürüten kazı başkanı Doç. Dr. Andreas Schachner, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Boğazkale ilçesindeki Hattuşaş ören yerinde 1906 yılında İstanbul Arkeoloji Müzesi adına başlatılan kazı çalışmalarının 112 yıldır sürdürüldüğünü söyledi.
Temmuz ayında başlayan çalışmalarının tamamlandığını belirten Schachner, bu yıl kazının yanı sıra restorasyona da ağırlık verdiklerini anlattı.

“Molozların altında bulundu”: Çalışmalarda Hitit ve diğer medeniyetlerin tarihine ışık tutacak eserlerin gün yüzüne çıkarıldığını vurgulayan Schachner, anıtsal bir yapıdaki kazı sırasında boğa biçimli içme kapı bulduklarını dile getirdi. Eserler ilgili bilgi veren Schachner, şunları kaydetti: “Günümüzden yaklaşık 3 bin 500 yıl öncesine ait bir eser. Anıtsal bir yapıdaki kazı çalışmaları sırasında molozların altında bulundu. Bu yapı da tahminimize göre Hitit döneminde büyük ritüeller ve kült aktivitelerin yapıldığı bir mekan. Önceki yıllarda buna benzer iki eser daha bulunmuştu.  Bu da aynı binadan çıkarılan üçüncü eserimiz oldu. Ritüeller sırasında Hititlerin ileri gelenlerinin veya üst düzey yöneticilerinin içme kabı olarak kullandığı bir eser olduğunu düşünüyoruz.  Çünkü Hititlerde ‘tanrıyı içmek’ diye bir tabir vardı.

Ritüellerde yapılan bir şey. Hititlerin elit kısmındaki insanlar belki de rahipler tanrıyı bu tarz bardaklarda içerlerdi. Eserin bir özelliği de bir bütün olarak bulunmasıdır.”Schachner, eserin restorasyonunun tamamlanmasının ardından sergilenmek üzere Boğazköy Müzesine teslim edileceğini sözlerine ekledi. Kaynak:(AA)

Devamını Oku

Öne Çıkanlar