fbpx
Bizi Takip Edin

Yaşam

Penis Naklinde Yeni Prosedürler Uygulanıyor

Yayınlandı

üzerinde

26 Mart tarihinde Johns Hopkins Tıp Merkezi’nde 11 cerrahtan oluşan bir ekip; penis, skrotum ve çevredeki karın dokusunun bir bölümünü, bir yaralanma sonucunda cinsel organlarını kaybetmiş bir gaziye nakletti. Bağışlanan organ yakın zamanda ölen ve organlarını bağışlayan birisinden geldi. Daha önce benzer biçimde penis nakli gerçekleştirilmişti. Ancak skrotum ve karın duvarı ilk defa transplante edildi
Bu tip nakiller hayat kurtaran operasyonlar değil. Ancak insanların yaşadıkları bedende daha normal hissetmelerine yardımcı olması açısından önem taşıyor. Bu şekildeki operasyonlar gittikçe artıyor. Uterus nakli, yüz nakli, cinsiyet değiştirme operasyonları gibi hastanın hayatını kurtarıcı etkiye sahip olmayan ancak hastaların hayatlarını değiştiren operasyonların sayısında patlama meydana geldi.
Penis nakli gerçekleştirilen gazi yaptığı açıklamada, “Prosedürden sonra ilk defa uyandığımda kendimi normal hissettim. Aynı zamanda bir güven duygusu geldi. Sonunda nihayet iyiyim diye düşündüm” dedi.
Bu gibi operasyonlar daha yaygın ve rutin bir hale geldikçe, gereksiz yere yapılan operasyonların önüne geçileceği düşünülüyor. Örneğin bir yüz yanığı için yapılan birçok operasyon yerine yüz nakli yapılması hastanın hayatını normalleştirme süresini kısaltacaktır. Bu tip operasyonlar bugün hala büyük riskler taşıyor. Hızlı bir şekilde yaygınlaşmalarının yanında hastalar tarafından da kabul gören bu uygulamalarda devrimci prosedürler uygulanıyor. Rahim nakli, penis nakli, yüz nakli gibi operasyonlar hayati risk oluştursa da hastalar tarafından operasyon kararı hızlıca veriliyor. Bunun sebebi ise bu kişilerin hayatlarında normalleşme sağlamaya en yakın operasyonların bunlar olmasından kaynaklanıyor.
Kaynak: https://futurism.com/penis-transplant-surgery/

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Yaratıcı İnsanlar, Daha Geç ve Daha Sağlıksız Uyuyorlar!

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yapılan çalışmalara göre, sanat öğrencilerinin, sosyal bilimler öğrencilerine oranla daha fazla uyuduğu, daha fazla uyku bozuklukları yaşadığı ve gün içinde daha enerjisiz oldukları gözlemlenmiştir. Daha önce hiç, bir sonraki Picasso olduğunuzu hayal ettiniz mi? Haifa Üniversitesi’nde güzel sanatlar ve sosyal bilimler öğrencilerini karşılaştıran yeni bir araştırma, görsel açıdan yaratıcı öğrencilerin daha düşük kaliteli uyku uyuduklarını göstermiştir. Araştırmanın başyazarlarından olan Neta Ram-Vlasov, görsel yaratıcılığı yüksek olan öğrencilerin uyku bozukluklarından dolayı zorluklar yaşadığını belirtiyor.

“Sözlü olarak yaratıcılığını kullanan insanlar söz konusu olduğunda, daha fazla uyuduklarını ve daha geç saatlarde kalktıklarını tespit ettik. Başka bir deyişle, iki yaratıcılık türü farklı uyku düzeniyle ilişkilendirildi.” diyerek devam ediyor Ram-Vlasov. Konuyla ilgili önde gelen yaklaşımlardan biri, yaratıcılığı dört özelliğe göre tanımlamaktır. Akıcılık, çok çeşitli fikirler üretme becerisi; esneklik, bu geniş fikir yelpazesini üretmek için farklı düşünce kalıpları arasında kolayca geçiş yapma olanağı; özgünlük, fikrin çevredeki fikirlere göre eşsiz olması ve detaylandırma, her düşünceyi ayrı ayrı geliştirme becerisi. Şu anki çalışma, Haifa Üniversitesi Yaratıcı Sanat Terapileri Enstitüsü Hemşirelik Yüksekokulundan Prof. Tamar Shochat ve Neta Ram-Vlasov tarafından, Assuta Tıp Merkezi Uyku Enstitüsü’nden Amit Green ve Yezreel Vadisi Koleji Psikoloji Bölümü’nden Prof. Orna Tzischinsky tarafından yürütülmektedir.

Araştırmacılar, görsel ve sözlü olmak üzere iki yaratıcılık türünün, zaman, zamanlama (uykuya dalma ve uyanma zamanı gibi endeksler) ve öznel yönlerinin uyku kalitesi gibi uykunun nesnel yönlerini nasıl etkilediğini anlamaya çalışıyorlardı. Çalışma, yarısı sadece sanat, diğer yarısı da sadece sosyal bilimler üzerine eğitim almakta olan yedi farklı üniversiteden otuz katılımcı ile yürütülmüştür. Çalışma boyunca, katılımcıların gece uykuları kayıt altına alındı, bilek monitörünü (uyku değerlerini ölçmeye yönelik bir cihaz) uyku modelleri ve uyku kalitesini ölçmek için kullandılar ve bir uyku günlüğü oluşturdular.

Son olarak da, uyku alışkanlıkları üzerine bir anket doldurdular. Ayrıca, görsel ve sözlü yaratıcılık testlerine de tabi tutuldular. Sonuçlar, katılımcılar arasında görsel yaratıcılık düzeyinin artması ile uyku kalitesinin düştüğünü gösterdi. Bu durum, uyku bozuklukları ve gündüz işlev bozukluğu gibi konularda da kendini göstermiştir. Araştırmacılar ayrıca, katılımcıların sözel yaratıcılık düzeyinin ne kadar yüksek olursa, o kadar fazla uyuduğunu, geç uyuduğunu ve geç uyandığını tespit etmişlerdir. Sanat öğrencileri ile sanat dışı bilim öğrencilerinin uyku düzenleri arasındaki bu karşılaştırma, sanat öğrencilerinin daha fazla uyuduğunu tespit etmiştir; ancak bu durum, kaliteli bir uykuyu kesinlikle garanti etmemektedir. Sanat öğrencileri uykularını düşük kalitede değerlendirmiş olup, sanat dışı öğrencilere göre daha fazla uyku bozukluğu ve gündüz işlev bozukluğu bildirmişlerdir.

Araştırmacılar, iki çeşit yaratıcılık ve uyku kalıbı arasındaki bağlantılar için bazı açıklamalar yapılabileceğini belirtmişlerdir: “Daha ileri çalışmalar, yaratıcılığın uykuyu etkileyip etkilemediğini (veya tam tersini) belirlememize yardımcı olacaktır.” Araştırmacılar, “Görsel yaratıcılık fazlalığı kişiyi daha fazla uyardığından, bu durum uyku bozukluklarına yol açabilir. Öte yandan, sözlü yaratıcılığı yüksek bireylerin uyku süresinin uzaması da muhtemeldir. Her durumda, bu sonuçlar fazla uyku konusunda yaratıcılığın tek faktör olmadığını kanıtlar. Görsel yaratıcılık, sözel yaratıcılıktan farklı beyin mekanizmaları tarafından aktive edilir ve etkinleştirilir.” diye belirtmektedirler.
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2017/01/170126082022.htm

Devamını Oku

Bilim

Bilim insanları, görme bozukluklarının tedavisi için kök hücrelerden insan retinası üretti

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

ABD’de bilim adamları, laboratuvarda, bazı görme bozukluklarının tedavisine yönelik kök hücrelerden insan retinası üretti. ABD’de Johns Hopkins Üniversitesi’nden iki araştırmacı 9 ay süren çalışmada laboratuvarda binlerce kök hücreyi bazı kimyasallarla besleyerek, bu hücrelerin göz küresinin arka duvarını kaplayan ve görme hücrelerinden oluşan ağ tabakası retinaya dönüşmelerini sağladı. Araştırmacı Kiara Eldred, 9 aylık çalışmaları sonucunda ışığa tepki veren, tenis topunun yarısı şeklinde ve çapı da yaklaşık iki milimetre olan minik retinalar ürettiklerini kaydetti.

“İnsan gözündeki retinanın aynısı”
Laboratuvarda büyüyen hücrelerin aynı bir bebeğin gelişiminde olduğu gibi benzer bir süreci takip ettiğini ifade eden Eldred, laboratuvarda büyük bir özenle büyütülen retinaların biyolojik olarak insan gözündekinin aynısı olduğunu belirtti.

Johns Hopkins Üniversitesi’nden biyolog Robert Johnston, amaçlarının nakledilebilecek insan retinası geliştirmek ve retinada görme kaybına neden olan kusurlu bölgelerin tedavisine yönelik olduğunu kaydetti. Johnston, bu çalışmadaki diğer bir amacın da bu geliştirilen retina organoidlerini kullanarak glokom ve sarı nokta hastalığını daha iyi anlamanın olduğunu vurguladı. Araştırmanın detayları “Science” dergisinde yayımlandı.
Kaynak: http://time.com/5419899/eye-retina-vision-loss-treatment/

Devamını Oku

Yaşam

Türk bilim İnsanı ,3 saniye içinde 100 milyar hücre içinden kanserli hücreyi bulabiliyor.

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Harvard-MIT Üniversiteleri Sağlık Bilimleri ve Teknolojileri Enstitüsü profesörü Mehmet Toner, 3 saniye içinde 100 milyar hücre içinden kanserli hücreyi bulabiliyor. Türk bilim insanı tıpta çığır açan bu çalışmasıyla birçok kanser hastasına umut oluyor. Amerika’nın Sesi’nde yer alan habere göre; Harvard-MIT Üniversiteleri Sağlık Bilimleri ve Teknolojileri Enstitüsü profesörü Mehmet Toner, 3 saniye içinde 100 milyar hücre içinden kanserli hücreyi bulabiliyor. Türk bilim insanı tıpta çığır açan bu çalışmasıyla birçok kanser hastasına umut oluyor.

11 YILDA TIP FAKÜLTESİNDE PROFESÖRLÜĞE YÜKSELDİ
İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği’ni kazanan Mehmet Toner, üniversite hayatını laboratuvarlarda geçirdi. Biyomedikal mühendislik üzerine araştırmalar ve deneyler yapan Toner, lisans eğitimi bittiğinde, tek kelime İngilizce bilmemesine rağmen Amerika’ya gitti. Toner, Yale Üniversitesi’nden tam burslu davet aldı ancak dünyanın en saygın araştırma merkezlerinden olan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü MIT’de o dönem yeni açılan Biyomedikal Bölümü’nü tercih etti. Yardımcı doçent oldı, MIT Tıp Fakültesi’nde göreve başladı. Toner, yaptığı çalışmalar ve gösterdiği başarılarla 11 yılda tıp fakültesinde profesörlüğe yükseldi.

Başarıları bununla da sınırlı kalmadı. Biyomedikal mühendislikteki çalışmalarını mikro ve nano teknolojilerden yararlanarak hızlandıran Toner, kanser alanındaki çalışmalarını yoğunlaştırdı ve Harvard Tıp Fakültesi Cerrahi Bölüm Başkanlığı’na yükseldi. Profesör Mehmet Toner, “Vücudunuzdaki bütün hücrelerin yüzde 95’i kan hücresi. Yani çok az bir hücre, başka bir hücre. Dolayısıyla son 10 sene içinde aslında kanın içinde her istediğiniz enformasyon var, her hastalığın kan yoluyla teşhis etmek mümkün. Fakat o kanı nasıl ayırıp parçalarına milyarlarca parçası olan, sonra onları analiz edip teşhis edeceğimizi bilmiyoruz. Buna sıvı biyopsisi deniyor. Biz de bunun öncülerinden biriyiz dünyada. Bütün merakımız da kanın içinde kimsenin bulamadığı bilgileri bulup bunları insanlığa faydalı hale getirebilmek.

“KANSER KANDAN YAYILARAK ÖLDÜRÜYOR”
Kanser, insanları kandan yayılarak öldürüyor, 100 milyar hücre içinden 1 tane hücreyi bulabiliyoruz. 7 milyar insan var dünyada 7 milyar insan içinde bizim yaptığımız teknoloji 7 milyar insan içinde bir hücreyi 3 saniye içinde bulabiliyor. Saniyede 300 milyon hücreye bakabiliyoruz. Yani böyle teknolojiler yaratarak, bu kanın içinde ve diğer sıvılardaki hücrelerden bütün hastalıkları bulabilmek yolunda bir hedefimiz var. Bunları insanlığa faydalı hale getirebilmek” dedi. Toner, bu teknoloji sayesinde sağlıklı insanların kanlarına bakarak varsa kanser hücrelerini yakalayabildiklerini, milyarlarca kan hücresinin içinde bir tane bile olsa, artık bunu yakalamanın mümkün olduğunu söyledi. Bu buluş, kanser hücresini bulmakla kalmayıp, tarama ve erken tanıya da imkan verecek. Dünyaca tanınan Türk bilim insanı Toner, çalışmalarını halen Harvard-MIT Üniversiteleri Sağlık Bilimleri ve Teknolojileri Enstitüsü kapsamında yürütüyor.

GENÇLERE TAVSİYELER
Profesör Toner, kendi ilerlediği bu yoldan gitmek isteyen gençlere de tavsiyelerde bulundu: “Dünya değişti benim geldiğim zaman çok daha kolaydı buralara gelmek. Dünya çok daha bambaşka bir dünya. Gençleri çok fazla rekabetle büyütmeye çalışıyoruz. Benim gençlere en büyük tavsiyem meraklı olmaları. Her şey meraktan başlıyor. Çalışkan olacaklar, dürüst olacaklar. Öğrenmeye, merakla öğrenmeye odaklansınlar. Amerika’nın en çok değer verdiği şey o.”

Devamını Oku

Öne Çıkanlar