fbpx
Bizi Takip Edin

Ekoloji

Pentagon virüs yayabilen böcek ordusu kuruyor “Müttefik Böcekler”

Yayınlandı

üzerinde

ABD gıda güvenliğini sağlamayı hedeflediği projesiyle Pentagon, böcekler aracılığıyla tarlalara virüsler yaymayı planlıyor. Bilim insanları projenin biyolojik silaha dönüşeceğinden endişeli. ABD Savunma Bakanlığı İleri Araştırma Projeleri Ajansı DARPA tarafından geliştirilen ve çeşitli tartışmalara neden olan projeye “Müttefik Böcekler” adı verilmiş. CRISPR gibi gen değiştirme teknikleriyle böceklerin genomları üzerinde oynama yapılarak, mısır ve tahıl tarlalarında ürünlerin dayanıklılığı arttırılmak isteniyor. Örneğin, beklenmedik bir sele maruz kalan tarlalara salınacak böceklerle ürünlerin büyümesi yavaşlatılarak selden zarar görmeleri engellenebilecek.

DARPA tarafından yapılan açıklamada, her sezon hedefli tedavilerin yapılacağı, böylece ABD gıda üretiminin hastalık, sel, don ve hatta dış ülke saldırılarına karşı korunmaya alınacağı, gıda güvenliğinin ulusal güvenlik unsuru olarak görüldüğü kaydediliyor. Bilim camiasından bazı isimler projeye temkinli yaklaşıyor. DARPA tarafından yapılan açıklamaları tatmin edici bulmayan bilim insanları, böcek yerine neden spreyleme sitemlerinin kullanılmadığını soruyor. Freiburg Üniversitesi’nden Silja Voeneky “hastalık yaymak için böceklerin kullanılması klasik biyolojik silahtır” diyor.

Müttefik Böcekler program yöneticisi Blake Bextine ise endişeleri paylaşmıyor. “Ne zaman yeni ve çığır açan bir teknoloji geliştirseniz bunun savunma ya da saldırı kabiliyeti bulunur. Ancak, bu projede bunu yapmıyoruz.” diyen Bextine, bitkileri tedavi ve koruma için çalıştıklarını, gıda güvenliğini ulusal güvenlik olarak gördüklerini ifade ediyor. Proje daha emekleme aşamasında, ancak ülkenin farklı üniversitelerinden dört araştırmacıya proje üzerinde çalışmak için gerekli fon ayrılmış durumda. Projenin ilk denemeleri de başarıyla sonuçlanmış. Yaprak biti aracılığıyla mısır bitkisine florasan etkisi olan virüs bulaştırılmış. Test sonucunda mısır yaprakları ışık yaymaya başlamış.
Kaynak:  https://www.livescience.com/63765-darpa-insect-allies-or-biological-weapon.html

Reklam Alanı
1 Yorum

1 Yorum

  1. IbrahimBozkurt

    Ekim 22, 2018 at 5:37 am

    Bu gerçekten çok kötü olur. Lütfen 21. YY’dayız. Bilinçli davranalım artık insan hatası istemiyoruz.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Grönland Buz Kalıbının Altında Büyük Bir Jeolojik Sürpriz Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Yerkürenin uzak kuzeyinde, neredeyse bir kilometre kalınlığında kıta levhası buzunun altında saklanan büyük bir jeolojik keşif ortaya çıktı. Jeologlar, Grönland’ın büyük bir göktaşıyla çarpıştığına dair kanıtlar buldu. Büyük bir çarpışma kraterinin çapı 31 kilometreye ulaşıyor. Bu boyutlarla bulunan en büyük 25. Krater Grönland’da ortaya çıkmış oldu. Ancak bu krater dünyadaki en yaşlı krater olması ve bir buz tabakasının altında gizlenen ilk krater olmasıyla dikkat çekiyor. Onu yaratan göktaşı en az bir kilometre genişliğinde bir demir canavarıydı. Krater Temmuz 2015’de keşfedildi.

Büyük bir jeolog ekibinden oluşan araştırma grubu keşfin doğrulanması için 3 yıllık bir araştırma yürüttü. Buzun altında gömülü kraterin nasıl farkedilebildiğini merak ediyor olabilirsiniz. Cevap, NASA’nın Kuzey Kutbu Bölgesel İklim Değerlendirmesi ve Operasyonu IceBridge Programı için 1997 ve 2014 yılları arasında araştırmacılar tarafından toplanan radar – sondaj verileridir. Bu yöntem buz tabakasının ya da buzulun altındaki topoğrafyanın haritasını çıkarabilmektedir. Aynı zamandaglasiyologların buz kalınlığını ölçmelerine yardımcı olur ve bu da küresel ısınmadan dolayı buz erimesinin hesaplanmasında faydalıdır.

Bu veri kümelerini inceleyen jeologlar gerçekten sıra dışı bir şey fark ettiler. Hiawatha Buzulu’nun altındaki büyük bir dairesel çöküntü verilerde görülebiliyordu. Araştırmada yer alan jeologlardan Kurt H. Kjær, “Bunun özel bir keşif olduğunu hemen anladık. Ancak bu çöküntünün kökenini doğrulamanın zor olacağı da belli oluyordu” dedi. Bu nedenle Mayıs 2016’da bir araştırma ekibi bölgenin daha detaylı bir araştırmasını yapmak, fotoğraf çekmek ve University of Kansas’ta geliştirilen son teknoloji ürünü bir radarı kullanmak için bölgeye gitti. Birden fazla gözlem yaparak, buzulun üzerinde uçuşlar gerçekleştirildi. Kansas Üniversitesi’nden elektrik mühendisi John Paden , “Buz tabakasının kenarındaki yuvarlak yapıyı, özellikle de yeterince yüksek uçtuğunuzda görebilirsiniz” açıklamasında bulundu.

Çoğunlukla krater uçak penceresinden görünmüyor. Zaten orada olduğunu bilmeden bu çöküntüyü fark etmek oldukça zor. Buzulun yakınındaki kraterden çıkarılan çökeltilerin zemin-temelli ve jeokimyasal analizleri, demirin varlığına işaret eden darbe süreçlerinin kanıtlarını göstermiştir. Bu bulgular, çarpma bölgelerinde yaygın olarak bulunan şok kuvveti ve çarpmanın yoğun ısısıyla ana kayadaki silikadan meydana gelen camı içeriyordu. Krater yaşını kesin olarak tahmin etmek zor. Grönland’ın buzla kaplanmadan önce, en az 3 milyon yıl kadar eski bir tarihte gerçekleştiğine dair kesin kanıtlar var ama son buzul çağının sonlarında yaklaşık 12.000 yıl önce meydana gelmiş olabilir. Bilim insanlarının bir sonraki hedefi buzulun altındaki kratere ulaşmak.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/the-impact-crater-from-a-huge-iron-meteorite-has-been-found-under-greenland-s-ice-sheet

Devamını Oku

Ekoloji

İklim değişikliğine karşı bireyler ne yapabilir?

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Dünyamızda iklim değişikliği diye bir sorunun olduğunu biliyoruz. Peki buna karşı tek tek bireyler olarak neler yapabiliriz? Eylül 2018 raporunda dünya iklim uzmanları en ciddi uyarılarda bulundu. Sıcaklık artışının 1,5 derece ile sınırlanması amacıyla alınan tedbirler yeterli değildi, daha fazlasını yapmak gerekiyordu. Artık iklim değişikliği diye bir olgunun varlığı veya buna insanın neden olup olmadığı değil, buna karşı ne yapmak gerektiği tartışılıyor.

Peki iklim değişikliği konusunda sorulması gereken en önemli sorular nelerdir?

  1. İnsanlığın yapması gereken en önemli değişiklik nedir, bu bizim için ne anlama gelir?
    Petrol, karbon, doğal gaz gibi fosil yakıtları sınırlamak, yenilenebilir ve temiz enerji kaynaklarına ağırlık vermek. Bunun yanı sıra enerjinin etkin kullanımını sağlamak, önümüzdeki on yılda karbondioksit (CO2) salınımını yüzde 45 oranında azaltmak gerekiyor.

    İklim değişikliğine karşı mücadelede en etkili bireysel eylemlerden bir otomobil kullanımına son vermektir.

    Bunun için birey olarak yapabileceklerimizi şöyle sıralayabiliriz: otomobile ve uçağa binme sayısını azaltmak, ‘yeşil’ enerji üreticilerine yönelmek, yediklerimize ve satın aldığımız şeylere dikkat etmek. İklim değişikliği sorunu, kendi başına önemli olsa ve başkalarını etkileme kapasitesine sahip olsa da elbette az sayıda kişinin yapacağı küçük değişikliklerle çözülmeyecektir. Daha büyük çaplı sistemsel değişikliklere de gidilmesi gerekir, özellikle petrol gibi fosil yakıtları yaygın kullanan enerji ve gıda sektöründe. Ayrıca tarım, ormanlık alanları koruma ve çöp ve atıkların idaresi konularında yeni teşviklere ağırlık verilmeli. Buzdolabı ve klima cihazlarında kullanılan HFC’ler atmosferi CO2’den çok daha fazla ısıttığı için bunların salınımını azaltacak tedbirlere de öncelik vermek gerekiyor. 170 ülke bu gazların 2019’da azaltılmasını hedefleyen bir anlaşmayı iki yıl önce imzaladı.

  2. Farklı sektörlerin ne şekilde işletildiği ve sübvanse edildiği bizim etkileyebileceğimiz şeyler mi?
    Bireyler hem yurttaş hem de tüketici olarak hükümetlerini ve şirketleri yapılması gereken değişiklikler konusunda adım atmaya zorlayabilir.
    Üniversiteler, inanç grupları ve farklı kampanyalar, fosil yakıtla ilgili yatırımlardan ve hisselerden veya yüksek salınıma neden olan sektörlere yatırım yapan bankalardan kaçınabilir.
  3. Bunlar dışında günlük yaşamda ne tür değişiklikler yapabiliriz?
    Bu bakımdan en etkili yöntem otomobil kullanımını sınırlamaktır. Otomobil kullanımı, yürümek, bisiklete veya toplu taşıma araçlarına binmekten çok daha fazla çevre kirliliğine neden olur. Sanayileşmiş ülkelerde kişi başına düşen CO2 salınımı yılda 9,2 ton civarında. Otomobil kullanımından vazgeçmek bunun dörtte bir oranında azalması anlamına geliyor. Elektrikli taşıt araçlarına geçmek bu bakımdan önemli bir adım olarak görülüyor.
  4. Yenilenebilir enerji çok pahalıya mal olmuyor mu?
    Rüzgar ve güneş enerjisinin maliyeti dünya çapında giderek azalıyor. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın son raporuna göre, güneş, jeotermal, biyoenerji, hidroenerji ve rüzgar enerjisi 2020 itibariyle fosil yakıtlarla aynı maliyet seviyesine, hatta daha ucuza gelebilir. Konutlarda kullanılan enerji kaynağı olarak güneş enerjisinin maliyeti 2010’dan bu yana yüzde 73 azalmış ve Latin Amerika,Asya ve Afirka’da en ucuz elektrik enerjizi kaynağı haline gelmiştir. İngiltere’de ise rüzgar ve güneş enerjisinin 2025 itibariyle en ucuz elektrik enerjisi kaynağı olması bekleniyor.

    Dünyadaki sığır sürülerini bir ülke olarak düşünsek, sera gazı salınımı bakımından Çin ve ABD’nin ardından üçüncü sırada gelirdi.

  5. Beslenme tarzını değiştirmek nasıl etkili olabilir?
    Fosil yakıtların yanı sıra iklim değişikliğine en fazla etkide bulunan faktör gıda sanayi, özellikle et ve süt ürünleri. Dünyadaki sığır sürülerini bir ülke olarak düşünsek, sera gazı salınımı bakımından Çin ve ABD’nin ardından üçüncü sırada gelirdi. Et üretimi üç farklı biçimde küresel ısınmaya neden oluyor.
    – Sığırların yediği otları sindirme sürecinde çıkardığı metan gazı sera gazlarından biridir. – İnsanların beslenmesi için kullanılabilecek mısır, soya gibi ürünler sığırları beslemek için kullanılıyor. – Sığır beslemek fazla miktarda su tüketimi, sera gazı salan gübre kullanımı ve geniş arazilerin otlak olarak kullanılması anlamına gelir. Bu arazilerin bir kısmı ormanları yok ederek elde edilir.
    Bu konuda fark yaratmak için ille de vejetaryen veya vegan olmak gerekmez. Et tüketimini yarıya indirmek bile karbon ayak izinin yüzde 40 azaltılmasını sağlar. Bunun etkisini artırmak üzere işyerleri toptan et kullanımını sınırlayabilir.

    Normal bir transatlantik uçuş sırasında havaya 1,6 ton CO2 salınır.

  6. Uçağa binmek çevreye ne kadar zarar veriyor?
    Uçaklarda fosil yakıtı kullanılıyor ve buna başka bir alternatif enerji kaynağı henüz bulunamadı. Güneş enerjisi kullanımı ile ilgili deneyler yapılmış ve başarılı olmuşsa da bunun ticari yolcu uçaklarında kullanılması on yıllar alacak görünüyor. Normal bir transatlantik uçuş sırasında havaya 1,6 ton CO2 salınır. Bu Hindistan’da bir kişiye düşen yıllık miktara eşdeğer. Burada ayrıca bir eşitsizlik de söz konusu. Uçağa binenlerin sayısı toplam insan nüfusunun küçük bir bölümünü oluştursa da meydana gelen iklim değişikliğinin sonuçlarından herkes etkileniyor. Bazı bilim insanları bu konuda adım atmak için toplantı yerine uçakla gitmek yerine uzaktan bağlantılı telekonferans yöntemini kullanıyor. Ayrıca uçak yerine trene binmek, uzak ülkelere değil yakın yerlere tatile gitmek de uçuşları azaltıyor.

    Tekstil, küresel üretim kaynaklı CO2 salınımının yüzde 3’ünü oluşturuyor.

  7. Alışveriş tarzını değiştirmeli mi?
    Satın aldığımız her şeyde ya üretim yöntemi ya da ürünün taşınması vasıtasıyla oluşan bir karbon ayak izi vardır. Örneğin tekstil, küresel üretim kaynaklı CO2 salınımının yüzde 3’ünü oluşturuyor. Modadaki hızlı değişimin giysilerin kullanım ve dayanma süresini azaltması da bu oranın yüksekliğine katkıda bulunuyor. Ürünlerin uluslararası hava, deniz, kara ulaşımı ile uzak ülkelerden ithal edilmesi de karbon ayak izini artırır. Ayrıca bazı üreticilerin yoğun enerji kullanan seralarda mevsim dışı ürünler üretmesi de ekstra bir yük yaratır. Bu nedenle kendi bölgemizde yetişen ürünleri ve mevsim ürünlerini tüketmek gerekir.
  8. Çocuk sahibi olmanın iklim değişikliği üzerinde etkileri var mı?
    Bazı araştırmalar, çocuk sayısının az olmasının iklim değişikliğine yaptığımız katkıyı azaltmanın en iyi yolu olduğunu ortaya koysa da bu sonuç tartışmalı. Zira burada, çocukların karbon salınımından ebeveynlerin mi sorumlu olacağı, çocuk sahibi olmanın bir insan hakkı olduğu gibi felsefi sorular devreye girer. Ortalama bir insanın yıllık CO2 salınımı 5 ton civarındadır. 16,5 ve 11,5 ton ile ABD ve Güney Kore en yüksek ortalamaya sahiptir. Pakistan ve Filipinler gibi gelişmekte olan ülkelerde ise bu ortalama 1 tona kadar düşer. Aynı ülke içinde bile zenginlik durumuna göre CO2 salınımı farklılık gösterir, zenginleştikçe miktar artar.
  9. Benim tek başıma yapacaklarım toplamı ne kadar etkiler?
    Çevre konusunda bir kişide gelişen duyarlılık eğiliminin başkalarına da yansıdığını gösteriyor araştırmalar. Örneğin bir mahallede güneş enerjisi kullananlar varsa diğerlerinin de aynı şeyi yaptığı veya insanların artık daha az et yediğinin telkin edildiği bir kafede siparişlerde et oranının azaldığı görülüyor. Zira sosyal bilimcilere göre, çevremizdeki insanların ne yaptıklarını gözlüyor, inanç ve eylemlerimizi ona göre ayarlıyoruz. Komşularımız enerji tasarrufu, çevre koruması, geri dönüşüm gibi konularda adım atmışsa bizim de atma olasılığımız yükselir.
  10. Peki ya uçağa binmek veya araba kullanmak zorundaysam..?
    Yapılması gereken değişikliklerin hepsini yapmanız mümkün değilse, karbon salınımınızı tazmin edecek güvenilir yeşil projelere katkıda bulunabilirsiniz. Bu projelerin listesini Birleşmiş Milletler İklim Konvansiyonu’ndan edinebilirsiniz. Ne kadar emisyon satın almanız gerektiğini karbon ayak izi ölçümüyle hesaplayabilirsiniz. İster Kolombiya’da kahve üreticisi, ister California’da ev sahibi olsun, iklim değişikliği herkesin hayatını etkileyecek. Ama tersi de doğru: bugün yaptıklarımız gezegenin geleceği üzerinde etkide bulunacak – iyi veya kötü yönde…
    Kaynak: http://www.bbc.com/future/story/20181102-what-can-i-do-about-climate-change

Devamını Oku

Ekoloji

NASA, Antarktika’daki Keşiflerine Devam Ediyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

NASA, uzayın derinlikleri ve yakın uzaydaki Güneş Sistemimiz üzerine araştırmalar yapan bilim insanlarını desteklemeye devam ederken Dünya’nın en soğuk kıtasına yönelik çalışmaları da sürdürmeye devam ediyor. Evrenin derinliklerinden Dünya’nın buzlarla kaplı gizem dolu kıtasına…“IceBridge” yani Buz Köprüsü misyonu adı verilen yeni bir çalışma programı Antartika’daki ABD Ulusal Bilim Vakfı’nın McMurdo İstasyonu’na bilim insanları ve NASA’nın hava aracının katılmasıyla başlamış oldu.  Antarktika’da başlayan kopmalar ve erimeler, gelecekte okyanus sularının yükselmesi gibi pek çok kritik konuyu ilgilendirdiğinden, konuyla ilgili pek çok çalışma yürütülüyor.

Kopan buz kütleleri ve dikdörtgen şeklindeki buzulun ardından NASA, yüzölçümü neredeyse 60km² olan yeni bir buzdağı keşfetti. NASA; Pine Island Glacier isimli dev buzuldan kopan ve B-46 olarak adlandırılan yeni bir buzdağı keşfetti. B-46, geçtiğimiz Ekim ayında dahil olduğu büyük kara parçasından ayrılmıştı. B-46’nın bağlı olduğu parçadan ayrılacağı, Eylül ayının sonlarında ortaya çıkan çatlak ile fark edilmişti ve aradan geçen bir ayın ardından buzdağı bağımsızlığını ilan etmişti. Araştırmanın ortaya koyduğu en keskin sonuçlardan biri ise erimelerin ve kopmaların hız kazanmaya başlamış olması.

2013 senesinden beri her yıl Pine Island Glacier’den büyük buz kütleleri ayrılıyor ancak bilim insanlarına göre bu süre eskiden altı yılda birdi. Antarktika’da başlayan kopmalar ve erimeler, gelecekte okyanus sularının yükselmesi gibi pek çok kritik konuyu ilgilendirdiğinden, konuyla ilgili pek çok çalışma yürütülüyor. Elde edilen görüntüler ve toplanan verilerle bilim insanları, özellikle buzdağlarının ayrılması ve erime sürecine dair yeni bilgiler elde etmeyi amaçlıyor. Elde edilecek bilgilerin ışığında, olası problemlere karşı çözüm yolları da üretilemeye çalışılacak.
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ
Kaynak:https://www.dailymail.co.uk/sciencetech/article-6372615/NASA-massive-new-iceberg-three-times-size-Manhattan-Antarctica.html

Devamını Oku

Öne Çıkanlar