fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

PolikistikOver Sendromuna Sahip Olan Kadınların Otistik Çocuğa Sahip Olma Oranları Daha Yüksek

Yayınlandı

üzerinde

Frajil X ve Rettsendromları gibi birkaç farklı tek-gen bozukluğunun yanı sıra çoğu otizm formunun, nörolojik genlerdeki kalıtsal varyasyonlar ve genlerdeki çevre kaynaklı değişimler – epigenetik – arasındaki karmaşık etkileşimlerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Bilim insanları doğum sonrası çevresel faktörlerin olası etkilerini incelediler.
Yeni yapılan araştırmalar otizmin doğum öncesi gelişim esnasında tetiklendiğine dair bulgular içeriyor. Yeni yükselen bir teoriye göre erkeklik özelliklerine katkıda bulunan steroid hormonlarının anne tarafından üretilen androjen düzeyleriyle alakalı olduğunu ortaya koyuyor. Cambridge Üniversitesi Otizm Araştırma Merkezi’nin yaptığı yeni bir çalışmaya göre polikistikoversendromu (PKOS) olan kadınların ASD’live otizmli çocuk sahibi olma olasılıklarının daha yüksek olduğunu ortaya koydu.
PCOS, bir kadının yumurtalıklarının anormal derecede yüksek miktarlarda androjen salgıladığı, insülin direncinden metabolikdisfonksiyonakadar bir dizi hastalığa yol açan ve her menstrüelsiklusta düzgün bir yumurta hücresinin yapı taşı olan sıvı dolu hücre keselerinin salınmasını önleyen anlaşılması güç bir rahatsızlıktır. Bu yeni araştırma gelişmekte olan bir fetüsün beyindeki testesteron etkilerini anlamaya yardımcı olmak ve çocuğun sonraki davranışlarına bu durumun etkisini araştırmak için yapılmıştır.
Bu hormonal etkiler genetik faktörlerden bağımsız değildir. Çünkü, anne ya da bebek genetik sebeplerle daha yüksek hormon seviyelerine sahip olabilir. elbette bu durum testosteron genlerinin nasıl işlediğini etkileyebilir. Üç bölümlü çalışmanın ilk iki bölümünde, Baron-Cohen ve arkadaşları PCOS prevalansınıADS hastası olan 971 bir kadın ve ADS hastası olmayan 26 bin 263 kadında karşılaştırdı. ASD’li kadınların ASD’li olmayan kadınlara göre iki kat fazla düzeyde PCOS’a yakalanma riskinin olduğu ortaya çıktı.
PCOS bulunan kadınlardaki ASD görülme oranı, PCOS olmayan kadınların neredeyse iki katı düzeyde. Veri analizinin son bölümünde bilim insanları, PCOS’lu kadınlar grubunda doğan 8,588 çocuğun, gebelik komplikasyonları ve annenin psikiyatrisine uyum sağladıktan sonra diğer grupta bulunan 41,127 eşleştirilmiş kontrole göre otizme sahip olma olasılığının% 35 daha fazla olduğunu ortaya koymuştur.
Kaynak: http://www.iflscience.com/health-and-medicine/women-with-symptoms-of-polycystic-ovarian-syndrome-are-more-likely-to-have-autistic-children/all/

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Aşırı aktif çalışmak kronik yorgunluk sendromuna sebep olabilir

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bir türlü bitmek bilmeyen yorgunluklarınız varsa, akşamları çok erken yattığınız halde sabahları yataktan kalmakta zorluk çekiyorsanız, sürekli agresif ve depresif oluyorsanız, kendinizde yeterli enerjiyi bulamıyorsanız üzgünüz ki nedeni iş yorgunluğu değil nedeni, Kronik Yorgunluk Sendromu. İngiltere’de yapılan bir araştırma, bağışıklık sisteminin aşırı aktif çalışmasının kronik yorgunluk sendromuna (CFS) neden olabileceğini ortaya koydu. Londra’daki King’s College Üniversitesi’nin araştırmasına göre, viral enfeksiyonlar dahil bazı etkenler Miyaljik ensafalomyelit (ME) olarak da bilinen bu sendromu tetikleyebiliyor ve bağışıklık sistemi aşırı aktif olanlarda bu, kronik yorgunluk yaratabiliyor. Psikoendokronoloji dergisinde yayımlanan araştırma için kronik Hepatit C enfeksiyonu olan 55 hasta incelendi.

Tüm hastalara 6 ay ila 12 aylık dozlarla intergeron alfa, yani vücudun doğal olarak ürettiği ve bağışıklık sistemini akyuvarlar üzerinden harekete geçiren bir tür protein enjekte edildi. Bu tedavinin daha önce bazı hastalarda yan etki olarak kronik yorgunluğa neden olduğu biliniyordu. Böylece hastalarda, vücudun bir virüse verdiğine benzer bir tepki vermesi istendi. Araştırmaya katılanların önemli bir bölümünün Hepatit C hastalığı tedavi olurken, bazıları, tedavi sırasında yorgunluklarının arttığını söyledi. Ancak enjeksiyonlar sona erdiğinde, yorgunluk azaldı. Tedavinin bitmesinden 6 ay sonra ise tüm katılımcılar tedavi öncesine göre daha fazla yorgun hissediyordu.

Araştırma ekibinin lideri Dr. Alice Russell, “İlk kez kronik yorgunluk sendromu geliştirmeye meyili olan insanların, hem bağışıklık sistemini zorlayacak bir etkenle karşılaştıktan önce hem de onunla mücadele ederken aşırı aktif bir bağışıklık sistemi olduğunu gösterdik” dedi.
Tedavisi yok
Russell, “Araştırma bulgularımız bağışıklık sistemi olması gerektiğinden daha fazla tepki verenlerde CFS görülmesi riskinin daha fazla olduğuna işaret ediyor” diye de ekledi. Kronik yorgunluk sendromu uykusuzluktan kas ve eklem ağrılarına pek çok sorunu beraberinde getirebiliyor. Ancak bu rahatsızlığın bir tedavisi henüz yok. Kaynak: https://www.bbc.com/news/health-46570494

Devamını Oku

Bilim

İnsanlığın Kaderi Gen Düzenlemesinde mi?

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Geçtiğimiz haftalarda Çinli Bilim insanları tarafından genetik mühendislik alanında büyük tartışmalara yol açacak yeni bir gelişme yaşandı. Fakat bu alandaki çalışmalar sonsuz fayda sağlayacak. He’nin çalışması etik değildi ama kanser dahil, gen düzenlemesinin faydalarını reddetmek de etik sayılamaz. Geçtiğimiz haftalarda, Çinli bilim insanı He Jiankui, CRISPR tekniği uygulanmış ilk bebeğin doğduğunu ilan etti (aslında ikiz çocuklar). İddiası henüz doğrulanmadı ama doğruysa, insan genomu üzerinde yapılan gen düzenlemesi alanında bir dönüm noktası olabilir. Buna karşın, Jiankui dünya çapında bilim insanları ve etikçiler tarafından yoğun bir biçimde kınandı.

CRISPR-Cas 9 yöntemi, araştırmacıların DNA’yı belirli bir noktada kesmelerine ve ardından gen dizilimini yeniden düzenlemelerine olanak sağlayan bir teknik. Birçok hastalık ve (genetik) bozukluğa karşı savaşta bizlere büyük bir gelecek vaat ediyor; diğer yandan, bu teknik hakkındaki anlayışımız şimdilik emekleme dönemini yaşıyor. Birçok gözlemci, sahip olduğumuz bilginin azlığı göz önünde bulundurulduğunda, He’nin yaptığı işi sorumsuzca ve etik dışı olarak nitelendiriyor.

Çoğu CRISPR araştırması, kistik fibrozis* gibi durumlar üreten hatalı genleri devre dışı bırakmaya çalışır. Jiankui, (dünyaya gelen) çocuğun sahip olmadığı bir hastalıkla ilgili tehdidi azaltmak amacıyla HIV’in (AIDS hastalığına yol açan virüsün) bir hücreye sızmasına olanak sağlayan bir proteini kodlayan ‘CCR5’ adlı normal bir geni, gen diziliminden temizledi. Oxford Üniversitesi’nden etikçi Julian Savulescu “Bu deney, sağlıklı normal çocuklara gerçek ve gerekli bir fayda sağlamaksızın, onları gen düzenlemenin yaratacağı tehlikelere maruz bırakıyor” diyor. Eleştirilerin çoğu bir noktaya odaklanıyor. Özellikle tartışmalı olan husus, bir yumurta, sperm veya embriyon genomunu değiştiren “germline” (germ hattı) düzenlemesinde yapılan tüm değişikliklerin gelecek nesillere aktarılması. Çoğu insan, olası tehlikeli gen dizilimi değişikliklerinin gelecek nesillere insafsızca büyük sıkıntılar yaşatacağını düşünüyor.

Buna karşın, He’nin yaklaşımına özel kınamalar, genom düzenleme fikrinin daha geniş bir saldırıyla karşı karşıya kalması tehlikesinin de bir göstergesi. Şüphesiz ki, germ hattı üzerinde yapılacak herhangi bir değişiklik yalnızca, şu anda sahip olduğumuzdan daha fazla özen ve çok daha fazla bilgiyle gerçekleştirilmeli. Sonuçta He kınandı. Ancak kistik fibrozdan kansere kadar birçok bozukluğu önlemek ve tedavi etmek noktasında genom düzenleme tekniklerinin doğasında var olan olanaklar muazzam. Çalışması etik olmayabilir fakat bu sorunları ortadan kaldırmak mümkünken gelecek nesilleri korkunç sağlık sorunlarına mahkûm etmenin de etik açıdan üstün bir yanı yok.
*Kistik fibrozis, akciğer, pankreas, bağırsak, ter bezleri gibi dış salgı bezlerinde görülen çekingen ve kalıtımlı bir gen hastalığıdır. Aynı anda solunum sistemi, sindirim sistemi gibi vücudun birden çok sistem ve organını etkileyebilir. Kaynak: https://www.theguardian.com/commentisfree/2018/dec/02/dont-dismiss-gene-editing-on-account-of-one-rogue-case?CMP=Share_iOSApp_Other

Devamını Oku

Bilim

Bu Drakula karınca çenesini 322 km. hızla kapatabiliyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Hayvanlar aleminde hız rekorları sürekli el değiştiriyor. Birçoğumuzun Çita olarak bildiği en hızlı hayvan aslında sandığımızdan çok daha küçük. Detaylar haberimizde. En hızlı hayvanlar hangileridir diye düşündüğümüzde ilk aday genellikle “Çita” oluyor. Ancak hayvanlar aleminin en hızlıları genellikle en tuhaflarından çıkıyor. Güneydoğu Asya ve Avustralya’da yaşayan ve nadir bir tür olan Drakula karıncası tam da bu “tuhaf” hayvanlardan biri.
Hız mı dediniz?

Önceleri, en hızlı hayvan kategorisi birincisinin tuzak çeneli karınca olduğu düşünülürdü. Keza bu türün çenesini saatte 230 km’lik bir hızla kapattığı biliniyor. Başka bir karınca türü olan kapan çeneli Drakula karıncasının çenesini saatte 322 km ile kapatabilmesi ise ona en hızlı hayvan dalında birinciliği getirmiş. Drakula karıncasının farklı çene yapısı, ona sahip olduğu bu inanılmaz hızı sağlıyor. Tuzak çeneli karıncalar, çenelerini açık halde tutup hızlıca kapatıyor. Bu yöntem ayı tuzağının işleyişine benziyor. Ancak Drakula karıncaları harekete çeneleri kapalı halde başlıyor ve çene uçlarını birbirlerine bastırmak suretiyle çenelerindeki iç gerilimi artırıyor.

Karıncalar daha sonra aynı bir insanın parmaklarını şaklatması gibi çenelerini birbirinin üzerinden kaydırıyor. Bu hareket o kadar hızlı ki hayvanın karşısındaki av üzerinde büyük bir şok etkisi yaratıyor. Ekip lideri Andrew Suarez’e göre karıncanın bu hareketini hızlı diye tanımlamak, eylemi olduğundan daha hafif göstermekten başka bir şey değil. Keza Drakula karıncasının çene hareketi, bir insanın gözünü kırpmasından 5,000 kez ve elini şaklatmasından ise 1,000 kez daha hızlı. Ekip, karıncanın hareketini filme alabilmek için saniyede 480,000 kare yakalamış. Bu çalışmanın ardından araştırma ekibi, doğal ortamda bu süper gücün nasıl kullanıldığını inceleyecek. Son olarak, “kapma anı” videosunu aşağıda izleyebilirsiniz.

Kaynak: https://news.illinois.edu/view/6367/727667

Devamını Oku

Öne Çıkanlar