fbpx
Connect with us

Yaşam

Protein Tozunu Gerçekten Azaltmalısınız, İşte nedeni

Published

on

Kas yapma başlıkları ve instagram sporlarına ilgi duyan kişiler, protein karışımlarına ve şişen atıştırmalık barlara bir kez daha bakmak isteyebilirsiniz. Proteinlerin yapı taşları olan amino asitler, yaşam için esastır ve özellikle kas yapmak istiyorsanız bu yapıtaşları sizin için daha önemlidir. Bununla birlikte fareler üzerinde yapılan yeni bir araştırma, aşırı protein takviyelerinin olumsuz yan etkilerine ışık tutmuştur. Nature Metabolism’ de yayınlanan araştırma, protein salınımının ve diğer kilo alımı takviyelerinin ortak bir bileşeni olan dallanmış zincirli amino asitlerin (BCAA’ lar) tüketilmesini önermektedir. Ancak bu tüketim; istenmeyen kilo alınımına, ruh halinizin olumsuz yönde etkilenmesine hatta hayatınızın kısalmasına neden olabilir. Her şeyde olduğu gibi özellikle beslenmede altın kural, çeşitlilik ve ölçektir. Çalışmanın yazarları ise yaptıkları çalışma sonucunda çeşitli temel amino asitleri elde etmek için protein kaynaklarını karıştırmanın önemini iddia etmektedir. BCAA’ lar; kümes hayvanlarında, balıklarda ve yumurtalarda da bulunmasına rağmen kırmızı et ve süt ürünlerinde daha fazla miktarda bulunur.

Vejetaryenler ise doğal olarak fasulye, mercimek, fındık ve soyadan iyi seviyede BCAA elde edebilirler. Daha fazla vitamin ve mineral içermesinin yanı sıra, bu doğal protein kaynakları ayrıca yaşam ve kas gelişimi için gerekli olan daha geniş bir amino asit dizisi içerir. Avustralya Sidney Üniversitesi’ndeki Charles Perkins Merkezi’nden Dr. Samantha Solon-Biet : “Protein bakımından yüksek ve karbonhidrat bakımından düşük diyetlerin üreme işlevinde yararlı olduğu gösterilmiş olsa da orta yaştaki yaşamda, sağlığa zararlı etkileri olmakta ayrıca kısaltılmış bir ömre yol açmaktadır. Bu yeni araştırmanın gösterdiği şey, amino asit dengesinin önemli olduğudur.

En iyi amino asit dengesini elde etmenizi sağlamak için protein kaynaklarını değiştirmek ise en iyi yoldur. ” dedi. Bu bulgulara ulaşmak için araştırmacılar; normal alımın yarısı veya normal miktarın beşte biri ya da normal alım miktarının iki katı ile fare gruplarını besledi. Sonuç olarak iki katı BCAA diyetindeki farelerin hepsinin obezite ve daha kısa bir yaşam süresinden muzdarip olduğu bulundu. Bu çalışmaya göre akılda tutulması gereken çalışmanın sadece fareler üzerindeki etkisine bakıldığı ve yemek için son derece yüksek bir BCAA seviyesi olduğudur. Bununla birlikte araştırma, BCAA takviyesinin triptofan gibi diğer temel amino asitlerin beyne taşınması için rekabetsiz kalmasına yol açabileceğini vurgulamaktadır.

Bu durum; triptofan eksikliğine, ruhsal ve bedensel sağlık problemlerine neden olabilir. Charles Perkins Merkezi Akademik Direktörü Profesör Stephen Simpson:” Triptofan, serotonin hormonunun tek öncüsüdür ve bu durum ruh geliştirici etkileri ve uykuyu desteklemedeki rolü için genellikle “ kimyasal mutluluk ”olarak adlandırılır. Fakat serotonin hormonu bundan daha fazlasını yapmaktadır. Bu doğrultuda triptofan eksikliği bireyde daha fazla sorun ortaya çıkarmaktadır. Araştırma da triptofan eksikliği beyindeki serotonin seviyesini düşürdü, bu da farelerde iştahı arttırmak için güçlü bir işaretti. Aşırı BCAA alımının yol açtığı serotonin azalması, farelerimizde aşırı yemeğe neden olurken fareleri aşırı derecede obez ve daha kısa ömürlü hale getirdi.”dedi.

Editör / Yazar: Tuğçe AYAR

Kaynak: https://www.iflscience.com/health-and-medicine/you-should-really-cut-down-on-the-protein-shakes-heres-why/

Yaşam

Göz Kırptığınızda Beyniniz Zamanı Durduruyor

Published

on

Göz, gerçekten de beyne açılan bir pencere. Retina kalınlığı ile bilişsel performans arasında bir korelasyon var.. Beyin bir kafatası ile çevrili olduğu için onun üzerinde doğrudan çalışmak zor. Beyne bakmak için manyetizma ya da elektrik aracılığıyla kemiğin ötesini gösterebilecek bir makine kullanmak gerekiyor. Neyse ki bu tür bir makine aracılığı olmadan gözlenebilecek küçük de olsa bir beyin dokusu var: retina. Bilim insanları tarafından kırk beş kişi üzerinde yapılan bir çalışmayla her göz kırpışımızda beynimizin zaman algısını durdurduğu ortaya konmuş. Uyanık zamanımızın yüzde 10’unu gözlerimiz kapalı geçiriyoruz. Bunun tek bir sebebi var: göz kırpmak. Her bir göz kırpışımızda retina ışıktan mahrum kalıyor. Bu süre saniyenin yüzde birinden tam bir saniyeye kadar değişiklik gösterebiliyor. Oysa çoğu zaman göz kırptığımızın farkında olmuyoruz.

Göz Kırpınca Beyniniz Zamanı Durduruyor

Bunun nedeni, beynimizin görüntüler arasındaki boşlukları kesip bir bütün halinde işlemesi. Zaman kavramını tam olarak açıklamak pek mümkün değil. Bilim insanları bunun yerine zaman algısını şekillendiren duyular üzerinde çalışmalar yürütüyor. Yapılan yeni bir çalışma görsel duyumuzun bu algı üzerinde önemli etkisi olduğunu gösteriyor. Hebrew Üniversitesi’ nden Ayelet Landau “elde ettiğimiz bulgular görsel duyumuzla zaman algımız arasında bir ilişki olduğunu gösteriyor” diyor.

Landau ve arkadaşları yaptıkları çalışmada 45 kişi üzerinde görsel ve işitsel duyguları incelemişler. 22 kişiye görsel test yapılırken 23 kişiye işitsel test yapılmış. Görsel testte kişilere öncelikle 0.6 saniye ve 2.8 saniye boyunca ekranda kalan daire görüntüleri gösterilerek bunlar sırasıyla “kısa” ve “uzun” olarak tanımlanmış. Daha sonrasında ekrana farklı sürelerde yansıyan görüntülere bakarak bunları kısa ve uzun arasında sınıflandırmaları istenmiş. İşitsel testte yer alanlar için de dinledikleri sesleri tanımlamaları istenmiş.

Testin sonucunu inceleyen araştırmacılar, görsel testte yer alan bireylerin ekrana baktıkları sırada şayet gözlerini kırpıyorlarsa görüntü süresini olduğundan daha kısa tanımladıkları görülmüş. Dahası, her bireyin göz kırpma süresiyle orantılı olarak görüntü süresini yanlış bildiği görülmüş. Tüm bu bulgular, zaman akışındaki algımızın görme duyumuzla doğrudan etkilendiğini ortaya koymuş.

Öte yandan, işitsel teste katılanların göz kırpmalarına bağlı olmaksınız ses sürelerini doğru bildikleri görülmüş. Bu durum da zaman algımızın birincil olarak kullandığımız duyumuzla şekillendiğini göstermiş. Ayrıca, yapılan başka çalışmalar zaman algısını etkileyen durumun retinanın ışıksız kalması değil görsel korteksin uyarılmaması olduğunu ortaya koymuş. Kısacası gözlerimizi bilerek kırparsak zaman algısı etkilenmiyor.

Kaynak: https://digest.bps.org.uk/2019/05/14/your-brain-stops-time-when-you-blink/

Continue Reading

Ekoloji

Bilim İnsanları Kesinlikle Ahtapot Yetiştiriciliği Yapmamamız Konusunda Uyarıyorlar

Published

on

Çiftlik hayvanları yetiştiriciliğinin insanlara yaklaşık 1000 yıldır ciddi kazançlar sağladığı inkar edilemez. Fakat koyun ve inek gibi hayvanlar çiftlik hayatına iyi uyum sağlarken, çiftliklere uyumsuz olan ve insanların yemeyi sevdikleri bir hayvan var. Bilim insanlarının yeni bir denemede tartıştıkları ahtapotlar, sadece zeki oldukları için değil aynı zamanda yetiştirildikleri çiftliklerin yaratacağı çevresel etkiler nedeniyle de asla yetiştirilmemelidir. Bu süreç çoktan başladı. Geçen sene tedarik miktarının zayıf olması nedeniyle fiyatları tırmanan ahtapota yiyecek olarak küresel ihtiyaç artışta ve bu sebeple 2019’un kalan kısmında da fiyatların yüksek seyredeceği tahmin ediliyor. Yabani hayatta avlanan ahtapotların verimleri değişken olduğu için güvenilmez tedarik oranı artmaktadır. Dolayısıyla ahtapot çiftliklerine olan talep çoktan başladı. Dünya çapında birçok ülkede, eklembacaklıların suda yetiştirilmesini hızlandırmak için genetik modifikasyon denemeleri de dahil olmak üzere ahtapot yetiştirme çalışmaları devam ediyor.

Issues in Science and Technology dergisinin son sayısında çevrebilimci, filozof ve psikiyatristten oluşan bir ekip “bu durum kesinlikle bilinen bazı çevresel etkileri yaratacaktır” şeklinde yazmışlardır. Bu etkilerden bazıları; hayvan atıkları nedeniyle azot ve fosfor kirliliği, ırkların karışması ile hastalıkların yayılması ve habitat kaybı şeklinde devam etmektedir fakat en büyük çevresel endişe de ahtapotların beslenmesidir. Suda yetiştirilen yaratıkların çoğu gibi onlar da etçildir ve protein ile yağ için balıkla beslenmeye ihtiyaçları vardır. Ahtapot larvaları da sadece bir yerlerden getirilecek olan canlı yiyecekleri tüketmektedirler. Araştırıcılar “suda yetiştirilen hayvanların beslenmesi, yabani balık popülasyonlarıyla omurgasızlara yem olarak fazladan baskı yapmaktadır” yazmışlardır. Küresel balık avının üçte biri diğer hayvanları beslemek için yapılan bir aktivite haline gelmiştir ve kabaca yarısı su ürünleri yetiştiriciliğine gitmektedir. Çoğu yem balıkçılığı aşırı avcılığa dönüşerek hedefinden sapmaktadır.

Ahtapotlar fazlaca yiyeceğe ihtiyaç duyarlar (yaşam boyunca en az kendi ağırlığının üç katından fazla) ve fabrika çiftliklerinde onların bu ihtiyacının karşılanması, zaten hedefinden sapmış olan balıkçılığa daha fazla baskı yapacaktır. Bu durum da muhtemelen insanlar için küresel gıda güvenliğini azaltacaktır. Bu problem çözülse bile ahtapotları fabrika çiftliklerde zorla tutmak çirkin bir durumdur. Eğer daha önce bir deniz akvaryumunu ziyaret ettiyseniz bunu bilebilirsiniz. Ahtapotlar; zekâlarıyla ve problem çözme yetenekleriyle bilinmektedir. Bu eklembacaklıların sıkılmaması için ahtapot tanklarında sıklıkla oyuncaklar bulundurulur. Kavanozları açabilirler, insan bireyleri fark edebilirler, kendilerine önceden verilen puzzle ları hatırlarlar ve hatta gına geldiğinde akvaryumlardan kaçabilirler (bu durum da ele alınmalıdır çünkü çiftlikten tüm ahtapotların firar ettiğini düşünün).

Aynı zamanda esaret altında kanibalizm ve kendi dokunaç uçlarını yemek gibi endişe verici davranışlar göstermektedirler (bu, bulaşıcı bir hastalığa sebep olabilir). Uyarılmadıkları bir ortamda bu hayvanlar bıkmış ve sıkılmış şekilde yetişirler. Bilim insanları “biyolojik sağlık ve güvenliğin ötesinde ahtapotlar; keşfedilecek fırsatlar, kendi çevrelerini kontrol ve idare etmek gibi yüksek seviyelerde zihinsel uyarılmaya ihtiyaç duyarlar” yazmışlardır. Yoğun çiftlik sistemleri de kaçınılmaz şekilde bu özelliklere düşmandır. Günümüzde bile ahtapot çiftliklerinin başarılı olmasında; genç hayvanları yetişkinliğe kadar hayatta tutmak gibi üstesinden gelinmesi gereken zorluklar vardır fakat yeni teknolojiler le bunun üstesinden gelinebilmektedir.

Bu konudaki araştırmalar tüm dünyada günden güne artmaktadır. Meksika’daki ahtapot çiftliği denemelerinin son 10 yılda artış gösterdiği rapor edilirken bir Japon deniz mahsulleri firması da 2017’de yumurtalardan başarılı şekilde yeni hayvanlar ürettiğini rapor etmiştir. Bir sonraki yılda bu firmaların ahtapot yetiştiriciliği yaptıkları tahmin edilmektedir. Şimdiden ortaya konulmuş birçok problem nedeniyle bilim insanları, ahtapot yetiştiriciliğindeki artışın kesileceğini ümit etmektedirler.

Araştırıcılar “umut ediyoruz ki böyle bir seçenek pratiğe dönüşürse; toplum bu gibi projelerin ciddi sağlık ve çevresel problemlere neden olacağını fark edecektir ve ahtapot yetiştiriciliğinden vazgeçilecek ya da yasaklanacaktır” yazmışlardır. “Devletler, özel şirketler ve üniversite enstitüleri için de ahtapot yetiştirme araştırmalarını bırakıp, onun yerine gelecekteki yiyecek üretiminde gerçek anlamda şefkatli ve sürdürülebilir olunması için çaba sarf etmeleri açısından daha iyi olacaktır” Bu rapor, Issues in Science and Technology 35’te yayınlanmıştır.

Editör / Yazar: Onur İLERİ

Kaynak: https://www.sciencealert.com/scientists-are-warning-that-we-absolutely-must-not-farm-octopuses

Continue Reading

Yaşam

Hamileyken Kızamık Olursanız Ne Olur?

Published

on

Kızamık her yaş için tehlikeli olsa da bulaşmak riski yüksek bir virüs olduğundan hamileler için daha da tehlikelidir. Yakın zamanda bildirilen bir vakada 27 yaşında, daha önce aşı olmamış bir kadın hamileliğinin son 3 aylık döneminde kızamık virüsü kapıyor ve bebeğini acilen sezaryanla aldırmak zorunda kalıyor. BMJ Case Reports’un 9 Mayıs’taki haberine göre anne hastaneye kaldırıldığında kızamık olduğu bilinmiyordu ve doktorların doğru teşhisi koymaları 2 haftayı buldu. Kadın hastaneye yatırıldığı gün solunum sıkıntıları baş gösterdi. Jinekolog Jassimran Bansal açıklamasında solunum sorunlarının hamile kadınlarda daha ağır olduğunu çünkü bağışıklık sisteminin baskılandığını söyledi. Annenin durumu gittikçe kötüleşti ve solunum yolları çökmeye başladı. Annenin de bebeğin de hayatı tehlikeye girdiği için bebek sezaryenle alındı.

Hamilelik Sırasında Kızamık

Hastalığın ana belirtisi olan kızarıklıklar hamilelerde görülmediğinden hamilelik esnasında kızamığı teşhis etmek kolay olmayabilir. Kızarıklığın var olmayışının sebebi bilinmese de bağışıklık sistemindeki değişikliklerden kaynaklanıyor olabilir. Aslında kadının vücudunda orta derecede kızarıklık ve şişlik vardı ve doktorlara boğaz ağrısı ve ateşinin olduğunu söylemişti. Bu şişlikler elinde başlayıp yüzüne yayılmıştı. Ama bir insanın kızarıklığı olması mutlaka kızamık olduğu anlamına gelmez, diğer virüsler de buna sebep olabilir. Kadın hastaneye gittiğinde doktorlar başta grip gibi virüsleri düşündüler ve kızamık ihtimalini elediler çünkü hasta tipik işaretleri taşımıyordu ve İngiltere’de hamilelikte kızamık pek yaygın değil. Hastanın durumu gittikçe kötüleşti ve tipik kızamığın tipik yayılımında olduğu gibi kızarıklıklar göğsüne, karnına ve sırtına yayıldı.

Kızamık Teşhisi

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ nin açıklamasına göre hasta iyileştikten sonra solunum problemlerinin grip virüsünden kaynaklandığı tahmin edildi. Asıl teşhis ise hastanın eşi kızamık olmuş halde hastaneye gittiğinde konuldu. Eşi kızamık olduğu için hastaya da test yapılıyor ve onun da hasta olduğu açığa çıkyor. Neyseki bebeğin kızamık virüsüne sahip olmadığı görülüyor.

Hastanede geçen 3 haftanın ardından hasta ve bebeği taburcu oluyor. Annenin diğer 2 çocuğunun daha önceden kızamık aşısı olduğu öğrenildi. Amerikan Obstetrikçiler ve Jinekologlar Derneği’nin açıklamasına göre annenin kızamık aşısı olmasına gerek yok çünkü hastalığı geçirdiği için yeniden yakalanma riski çok düşük. Ayrıca dernek, hamilelikte kızamık geçirilmesinin solunum hastalıkları, prematüre doğum, düşük ya da düşük doğum ağırlığına sebep olabileceğini belirtti.

Editör / Yazar: Şeyma SÜRÜCÜ

Kaynak: https://www.livescience.com/65494-measles-while-pregnant.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar