fbpx
Connect with us

Yaşam

Psikolojiyle İlgili 10 Genel Yanılgı

Published

on

Psikoloji, popüler kültürde inanılmaz derecede ünlü bir konudur ancak bu ünlü olma durumu psikologlar için epeyce soruna yol açmıştır. Çünkü popüler medya önemli konular hakkında yanlış haber yapmada son derece iyidir. Sorun o kadar büyük ki, birçok psikolog gelen yetişkinlerin hastalıklarla ilgili konuları çok iyi anlamadıklarını ve birçok saçma yanılgıya sahip olduklarını söylüyorlar. Bazıları bu gibi sorunların başladığı dönemlerde yaygın olan yanlış bilgileri ele alarak, bu sorunla mücadele etmeye çalışıyor. Aşağıdaki listede psikolojideki en popüler yanılgılar ve bu yanılgıların neden doğru olmadıklarına dair açıklamalar yer almaktadır.

10) Suçlu Profili Oluşturma

Bugünlerde televizyonu açtığımızda bir suç-drama dizisi görmeden kumandanın kapatma tuşuna basmak oldukça zor. Bu dramaların çoğunda suçluların psikolojik profillerini oluşturmak, seri katilleri ve diğer şiddet suçlularını yakalamak için temel bir teknik haline geldi. Ancak popüler inanışın aksine, bu teknik çok iyi çalışmamaktadır. Bazıları bu tekniğin bilimden çok bir mantık oyunu olduğunu söylüyor ancak uzmanlar bunu destekleyecek yeterli derece kanıt bulunmadığına ve daha fazla test yapılması gerektiğine inanıyor. İşleri daha kötü bir hale getirmemek (bu suçlu profillerinin çoğu aslında gerçek bilimden ziyade anekdotlara dayanıyor) ve bu profillerin doğruluğunu test etmek için neredeyse hiçbir gerçek objektif test yapılmadı. Suç dramalarının yine de doğru işlediği bir şey var: tüm kanıtlara rağmen suçlu profillerinin genellikle saçma olması. Bu durum aslında FBI ’ın bu tekniği kullanımını arttırdı.

9) Takviye

Çoğu insana göre davranışları pekiştirmek davranışınızı güçlendirmedeki en etkili yoldur. Çocuklara zamanında yattıkları için bir kurabiye vermek, bu metodun en basit örneğidir. Fakat bu metod birisine bir davranış öğretmek için çok etkili bir yöntem değildir. Davranışlara aralıklı bir şekilde takviye vermek çok daha etkilidir. Aralıklı takviyenin, bir süredir davranışsal takviye verilmediyse, oluşabilecek belirli bir davranışın tükenmesinin önlenmesinde daha etkili olduğu kanıtlanmıştır. Bu, birisine bir şeyi yapmayı öğretirken onları ödüllendirirseniz ve ardından tüm donatıyı durdurursanız, davranışları her seferinde ödüllendirdiğinizden daha uzun süre koruyacakları anlamına gelir.

8) Delilik Savunması

Delilik savunması filmlerin temel bileşeni haline geldi: Davalı, jüri karşısına çıktığında hapishaneye gitmek yerine ruh hastalıkları ve rehabilitasyon merkezine gidebilmek için kaçık ve eksantrik davranışlar göstermeyi tercih ediyor. Bir psikiyatri hastanesinin bir hapishaneden çok daha eğlenceli olmadığı gerçeği dışında, gerçek şu ki bu savunma nadiren deneniyor ve neredeyse hiç çalışmıyor. Bazen bu savunma çok nadir kalmayabiliyor. Örneğin, Sadece ABD’de üç eyalette delilik savunması tamamen yasakladı.

Popüler film sahneleriyle çok çelişse de, delilik savunmasıyla ilgili ispat yükü, popüler anlayıştan çok farklı. Mahkeme salonunda çılgınca davranmak yeterli değildir. Mahkemede yargılandığınız süreçte, delirmiş olduğunuzu raporla kanıtlamanız gerekir. Bir kişinin yargılanmaya yetkin olmadığı kolayca tespit edilebilir. Çünkü bu farklı bir standarttır ve bunun için belli koşullu testler vardır. Temel olarak, sanığın ceza alması, neler olup bittiğini anlaması ile alakalıdır.

7) Yalan Makinesi

Teknik olarak yalan makinesi olarak bilinen yalan dedektörü, kimin doğru söylediğini ya da söylemediğini bulma yeteneğiyle sinemada popülerleşmiştir. Fakat gerçekte, yalan makinesi sanıldığı kadar güvenilir olmamakla birlikte, mahkemelerde delil olarak kabul edilmez. Yalan makinesi kalp atış hızı ve nefes alma gibi belli parametreleri değerlendirir ancak doğru kullanılsa bile kısmen etkilidir. Sorgulayıcı, genellikle iyi bir doğruluk fikrini elde etmek için kontrol sorularını ve stresi kullanır ancak bu metod ihtiyacınız olana ulaşmak için çok kesin bir araç değildir.

Bazı bilim insanlarıf fMRI ile yeni bir yalan makinesi yarattı ancak makinenin değerlerine dair güvencelere rağmen, hiçbir yargıç, mahkemede kabul edilebilir bir kanıt olarak buna izin vermedi. Verileceğini de sanmıyoruz. Unutulmaması gereken bir diğer önemli husus, bu makinelerin yalan söyleyen kişinin stres değerleri varsayımı altında çalışmasıdır. Ancak iyi bir yalancının, gerçek olmadığını bildikleri şeyleri söyleyerek strese karşı bir tepki gösterip gösteremeyeceği konusu kesin değildir.

6) Tourette Sendromu

Tourette Sendromu, Eric Cartman’ın Yahudi halkına karşı küfür etmek ve korkunç şeyler söylemekten kaçınmak için kullandığı, South Park gibi şovlarda sürekli tasvir edilen, inanılmaz derecede yanlış anlaşılmış bir hastalıktır. Tourette nörolojik bir hastalıktır ve doktorlar bunun genetik olarak aktarıldığını tespit etmişlerdir. Ancak bunun dışında hastalığın neden ortaya çıktığı konusunda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

Hastalıkla ilgili en büyük yanılgı, esas olarak kontrol edilemeyen bir şekilde kabaca bağırmaktan ibaret olmasıdır ki bu doğru değildir. Tourette aslında istemsizce konuşmayı tetikleyen bir hastalıktır (bu konuşmalar her zaman küfürlü olmaz) ancak bu hastalık daha çok çeşitli istemsiz bedensel tikleri içerir. Tourette’i olan bir hasta kontrolsüz bir şekilde titreyebilir veya sebepsiz yere sallanabilir.

5) Orta Yaş Krizi

Bu inanılmaz derecede popüler bir yanılgıdır ve o kadar yaygınlaştı ki temelde orta yaşlara gelen erkekler için olan bir şey olarak kabul edildi. Ancak birçok psikoloğa göre, bu kesinlikle doğru bir yargı değildir.

Araştırmacılar kriz geçirme ihtimalinin yüksek olduğu herhangi bir özel yaş periyodu olmadığını söylüyor; Bazıları orta yaşın çoğu insan için en mutlu yaşam zamanı olabileceğini söylüyor. Gerçek şu ki, uzmanlara göre orta yaştaki çoğu insan kim olmak istediklerini biliyor ve yaşamın tadını doyasıya çıkarabiliyor. Aslında insanlar en büyük krizleri, gençken ve hayatlarında göreceli karışıklıklar, güvensizlikler varken yaşanıyor.

4) Kör Görselleştirme

Bir başka popüler yanılgı, kör insanların cisimsel şekillerin ne olduğu hakkında bir fikir edinmek için dokunarak birinin yüzünü görselleştirebileceğidir. Doğuştan kör olmayanlar için bu konuda bir tık kadar doğruluk olsa da hayatları boyunca hiçbir şey görmemiş olanlar bunu yapmaktan tamamen acizdirler. İlginçtir ki insanlar bunu telafi etmenin yollarını bulmaktadır. Görme ve dokunma duyularının gücünü artırmak için “beyninin görsel kısmını kullanma” çalışmalarıyla kör insanlara silüetler gösterilmiştir.

Doğuştan kör olanların “imgeleri hayal edebilme “ yeteneklerini inceleyen farklı çalışmalarda yapılmıştır. Bu çalışmaların eleştirel sonuçları olarak, kör insanlar hayal kursa da, rüyalar görseler de “sadece uyanıkken işleyebilecekleri ışıkları zihinlerinde oluşturabilir” sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, kör insanların hayallerini görsel imgelemle tarif etmenin yanlış olacağı kanısına varılır.

3) Dolunay Sendromu

Bazen hayatımızda tuhaf şeylerin gerçekleştiği günler vardır; Birisi bugün dolunay olması gerektiği yorumunu yaptı ve herkes sanki bilgeler tarafından önceden bildirilmiş gibi ağır bir şekilde başlarını salladı. Hemşireler dolunayın gökyüzünde olduğu günlerde daha fazla hasta olduğunu ve gelen vakalarda olayların karmakarışık olduğunu iddia etmişler; Polisler, dolunay zamanında insanları daha agresif hale geldiğini, o günlerde suç oranının daha da arttığını iddia ediyor. Gerçek şu ki, tüm bu iddiaların ve popüler batıl inançların tamamı saçmalıktır.

Araştırmalar, dolunay gecesinde psikiyatrik ziyaretlerin, hastane ziyaretlerinin, cerrahi prosedürlerle ilgili sorunların veya epileptik atakların başka hiçbir geceye göre daha fazla olmadığını göstermiştir. Zayıf kontrollerle yapılan çelişkili çalışmaların yanı sıra, sadece bir çalışma dolunay ile başka herhangi bir şey arasında olası bir bağlantı olduğunu göstermiştir. Colorado’ da on binden fazla vakadan oluşan bir çalışmada evcil hayvanların dolunay boyunca yaralanma ihtimalinin diğer gecelere oranla daha yüksek olduğu tespit edildi. Ancak başka şeylerde bu durumu rahatlıkla açıklayabilir.

2) Zıt Kutupların Çekimi

Bu, kendisiyle ilgili kesin doğruluk dereceleri olmasına rağmen bir türlü ölmeyen başka bir efsanedir. Bu konuyla ilgili şarkılar bile var ki, bu fikir sayısız filmde ve TV şovunda hala işleniyor. Olaya biraz gerçekçi yaklaşacak olursak, fikirle ilgili kanıtlar durumun tam tersi yönünde ilerlediğini gösteriyor. Araştırmacılar, insanların belki de çok fazla film izledikleri için farklı birini istediklerini düşünüyor. Ancak insanların kendisi gibi olan kişilere daha çok ilgi duyduğu tespit edildi.

Araştırmacılar ayrıca, birbirine karşıt olanların nadiren kalıcı ilişkiler kurabildiğini, buna dayanarak karşıt kişiliklerin çok uzun süre birbirlerini çekemeyecekleri öngörülüyor. Uzmanlara göre, sorun ne karşıt kişilikte olmak ne de benzer kişilikte olmakla ilgili. Bir psikolog, başarılı bir randevunun kişiliğinizi tamamlayan birini bulmakta size daha çok yardımcı olacağını; bu durumun daha çok kuzey ve güney mıknatıslarından ziyade bir araya gelen bilmecenin parçaları gibi olduğunu açıklar.

1) Sigmund Freud ’un Teorileri

Sigmund Freud teorileri için dünya çapında ünlü olduklarını söyleyebiliriz; ne yazık ki, çoğu insan onu seks hakkındaki çılgın teorileriyle ve hipnoterapi ile ilgili çalışmalarıyla tanıyor. Freud ve teorileri çok yanlış anlaşılıyor; bir şeyleri zor öğrenen küçük çocuklarda bilinçsiz cinsel duygularla oluşan cinsel bastırımları ele aldığı birçok çılgın teorisi olduğu inkar edilemez.

Ancak düşünülmesi gereken bir şey daha var. Bu teoriler bugün psikologlar tarafından kesin olarak kabul edilmediği gibi, hipnoterapi de insanları tedavi etmek için çok rağbet gören veya kabul görmüş bir yöntem değildir. Fakat Freud’un zihinsel sorunları tedavi etmek için insanlarla konuşma yöntemi, bilinçaltı incelemeleri, İd ve Ego ile ilgili çalışmaları psikoloji alanında çığır açmıştır. Freud bugünün psikoloji bilimi hakkında kavranan çoğu şeyin temelini atan kişidir. Bu yüzden onun yaptıkları hakkında bağnaz ve önyargılı düşünmek yanlış olur.

Editör / Yazar: O. Can CANİKLİ

Kaynak: http://listverse.com/2013/03/06/10-common-misconceptions-about-psychology/

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

Göz Kırptığınızda Beyniniz Zamanı Durduruyor

Published

on

Göz, gerçekten de beyne açılan bir pencere. Retina kalınlığı ile bilişsel performans arasında bir korelasyon var.. Beyin bir kafatası ile çevrili olduğu için onun üzerinde doğrudan çalışmak zor. Beyne bakmak için manyetizma ya da elektrik aracılığıyla kemiğin ötesini gösterebilecek bir makine kullanmak gerekiyor. Neyse ki bu tür bir makine aracılığı olmadan gözlenebilecek küçük de olsa bir beyin dokusu var: retina. Bilim insanları tarafından kırk beş kişi üzerinde yapılan bir çalışmayla her göz kırpışımızda beynimizin zaman algısını durdurduğu ortaya konmuş. Uyanık zamanımızın yüzde 10’unu gözlerimiz kapalı geçiriyoruz. Bunun tek bir sebebi var: göz kırpmak. Her bir göz kırpışımızda retina ışıktan mahrum kalıyor. Bu süre saniyenin yüzde birinden tam bir saniyeye kadar değişiklik gösterebiliyor. Oysa çoğu zaman göz kırptığımızın farkında olmuyoruz.

Göz Kırpınca Beyniniz Zamanı Durduruyor

Bunun nedeni, beynimizin görüntüler arasındaki boşlukları kesip bir bütün halinde işlemesi. Zaman kavramını tam olarak açıklamak pek mümkün değil. Bilim insanları bunun yerine zaman algısını şekillendiren duyular üzerinde çalışmalar yürütüyor. Yapılan yeni bir çalışma görsel duyumuzun bu algı üzerinde önemli etkisi olduğunu gösteriyor. Hebrew Üniversitesi’ nden Ayelet Landau “elde ettiğimiz bulgular görsel duyumuzla zaman algımız arasında bir ilişki olduğunu gösteriyor” diyor.

Landau ve arkadaşları yaptıkları çalışmada 45 kişi üzerinde görsel ve işitsel duyguları incelemişler. 22 kişiye görsel test yapılırken 23 kişiye işitsel test yapılmış. Görsel testte kişilere öncelikle 0.6 saniye ve 2.8 saniye boyunca ekranda kalan daire görüntüleri gösterilerek bunlar sırasıyla “kısa” ve “uzun” olarak tanımlanmış. Daha sonrasında ekrana farklı sürelerde yansıyan görüntülere bakarak bunları kısa ve uzun arasında sınıflandırmaları istenmiş. İşitsel testte yer alanlar için de dinledikleri sesleri tanımlamaları istenmiş.

Testin sonucunu inceleyen araştırmacılar, görsel testte yer alan bireylerin ekrana baktıkları sırada şayet gözlerini kırpıyorlarsa görüntü süresini olduğundan daha kısa tanımladıkları görülmüş. Dahası, her bireyin göz kırpma süresiyle orantılı olarak görüntü süresini yanlış bildiği görülmüş. Tüm bu bulgular, zaman akışındaki algımızın görme duyumuzla doğrudan etkilendiğini ortaya koymuş.

Öte yandan, işitsel teste katılanların göz kırpmalarına bağlı olmaksınız ses sürelerini doğru bildikleri görülmüş. Bu durum da zaman algımızın birincil olarak kullandığımız duyumuzla şekillendiğini göstermiş. Ayrıca, yapılan başka çalışmalar zaman algısını etkileyen durumun retinanın ışıksız kalması değil görsel korteksin uyarılmaması olduğunu ortaya koymuş. Kısacası gözlerimizi bilerek kırparsak zaman algısı etkilenmiyor.

Kaynak: https://digest.bps.org.uk/2019/05/14/your-brain-stops-time-when-you-blink/

Continue Reading

Ekoloji

Bilim İnsanları Kesinlikle Ahtapot Yetiştiriciliği Yapmamamız Konusunda Uyarıyorlar

Published

on

Çiftlik hayvanları yetiştiriciliğinin insanlara yaklaşık 1000 yıldır ciddi kazançlar sağladığı inkar edilemez. Fakat koyun ve inek gibi hayvanlar çiftlik hayatına iyi uyum sağlarken, çiftliklere uyumsuz olan ve insanların yemeyi sevdikleri bir hayvan var. Bilim insanlarının yeni bir denemede tartıştıkları ahtapotlar, sadece zeki oldukları için değil aynı zamanda yetiştirildikleri çiftliklerin yaratacağı çevresel etkiler nedeniyle de asla yetiştirilmemelidir. Bu süreç çoktan başladı. Geçen sene tedarik miktarının zayıf olması nedeniyle fiyatları tırmanan ahtapota yiyecek olarak küresel ihtiyaç artışta ve bu sebeple 2019’un kalan kısmında da fiyatların yüksek seyredeceği tahmin ediliyor. Yabani hayatta avlanan ahtapotların verimleri değişken olduğu için güvenilmez tedarik oranı artmaktadır. Dolayısıyla ahtapot çiftliklerine olan talep çoktan başladı. Dünya çapında birçok ülkede, eklembacaklıların suda yetiştirilmesini hızlandırmak için genetik modifikasyon denemeleri de dahil olmak üzere ahtapot yetiştirme çalışmaları devam ediyor.

Issues in Science and Technology dergisinin son sayısında çevrebilimci, filozof ve psikiyatristten oluşan bir ekip “bu durum kesinlikle bilinen bazı çevresel etkileri yaratacaktır” şeklinde yazmışlardır. Bu etkilerden bazıları; hayvan atıkları nedeniyle azot ve fosfor kirliliği, ırkların karışması ile hastalıkların yayılması ve habitat kaybı şeklinde devam etmektedir fakat en büyük çevresel endişe de ahtapotların beslenmesidir. Suda yetiştirilen yaratıkların çoğu gibi onlar da etçildir ve protein ile yağ için balıkla beslenmeye ihtiyaçları vardır. Ahtapot larvaları da sadece bir yerlerden getirilecek olan canlı yiyecekleri tüketmektedirler. Araştırıcılar “suda yetiştirilen hayvanların beslenmesi, yabani balık popülasyonlarıyla omurgasızlara yem olarak fazladan baskı yapmaktadır” yazmışlardır. Küresel balık avının üçte biri diğer hayvanları beslemek için yapılan bir aktivite haline gelmiştir ve kabaca yarısı su ürünleri yetiştiriciliğine gitmektedir. Çoğu yem balıkçılığı aşırı avcılığa dönüşerek hedefinden sapmaktadır.

Ahtapotlar fazlaca yiyeceğe ihtiyaç duyarlar (yaşam boyunca en az kendi ağırlığının üç katından fazla) ve fabrika çiftliklerinde onların bu ihtiyacının karşılanması, zaten hedefinden sapmış olan balıkçılığa daha fazla baskı yapacaktır. Bu durum da muhtemelen insanlar için küresel gıda güvenliğini azaltacaktır. Bu problem çözülse bile ahtapotları fabrika çiftliklerde zorla tutmak çirkin bir durumdur. Eğer daha önce bir deniz akvaryumunu ziyaret ettiyseniz bunu bilebilirsiniz. Ahtapotlar; zekâlarıyla ve problem çözme yetenekleriyle bilinmektedir. Bu eklembacaklıların sıkılmaması için ahtapot tanklarında sıklıkla oyuncaklar bulundurulur. Kavanozları açabilirler, insan bireyleri fark edebilirler, kendilerine önceden verilen puzzle ları hatırlarlar ve hatta gına geldiğinde akvaryumlardan kaçabilirler (bu durum da ele alınmalıdır çünkü çiftlikten tüm ahtapotların firar ettiğini düşünün).

Aynı zamanda esaret altında kanibalizm ve kendi dokunaç uçlarını yemek gibi endişe verici davranışlar göstermektedirler (bu, bulaşıcı bir hastalığa sebep olabilir). Uyarılmadıkları bir ortamda bu hayvanlar bıkmış ve sıkılmış şekilde yetişirler. Bilim insanları “biyolojik sağlık ve güvenliğin ötesinde ahtapotlar; keşfedilecek fırsatlar, kendi çevrelerini kontrol ve idare etmek gibi yüksek seviyelerde zihinsel uyarılmaya ihtiyaç duyarlar” yazmışlardır. Yoğun çiftlik sistemleri de kaçınılmaz şekilde bu özelliklere düşmandır. Günümüzde bile ahtapot çiftliklerinin başarılı olmasında; genç hayvanları yetişkinliğe kadar hayatta tutmak gibi üstesinden gelinmesi gereken zorluklar vardır fakat yeni teknolojiler le bunun üstesinden gelinebilmektedir.

Bu konudaki araştırmalar tüm dünyada günden güne artmaktadır. Meksika’daki ahtapot çiftliği denemelerinin son 10 yılda artış gösterdiği rapor edilirken bir Japon deniz mahsulleri firması da 2017’de yumurtalardan başarılı şekilde yeni hayvanlar ürettiğini rapor etmiştir. Bir sonraki yılda bu firmaların ahtapot yetiştiriciliği yaptıkları tahmin edilmektedir. Şimdiden ortaya konulmuş birçok problem nedeniyle bilim insanları, ahtapot yetiştiriciliğindeki artışın kesileceğini ümit etmektedirler.

Araştırıcılar “umut ediyoruz ki böyle bir seçenek pratiğe dönüşürse; toplum bu gibi projelerin ciddi sağlık ve çevresel problemlere neden olacağını fark edecektir ve ahtapot yetiştiriciliğinden vazgeçilecek ya da yasaklanacaktır” yazmışlardır. “Devletler, özel şirketler ve üniversite enstitüleri için de ahtapot yetiştirme araştırmalarını bırakıp, onun yerine gelecekteki yiyecek üretiminde gerçek anlamda şefkatli ve sürdürülebilir olunması için çaba sarf etmeleri açısından daha iyi olacaktır” Bu rapor, Issues in Science and Technology 35’te yayınlanmıştır.

Editör / Yazar: Onur İLERİ

Kaynak: https://www.sciencealert.com/scientists-are-warning-that-we-absolutely-must-not-farm-octopuses

Continue Reading

Yaşam

Hamileyken Kızamık Olursanız Ne Olur?

Published

on

Kızamık her yaş için tehlikeli olsa da bulaşmak riski yüksek bir virüs olduğundan hamileler için daha da tehlikelidir. Yakın zamanda bildirilen bir vakada 27 yaşında, daha önce aşı olmamış bir kadın hamileliğinin son 3 aylık döneminde kızamık virüsü kapıyor ve bebeğini acilen sezaryanla aldırmak zorunda kalıyor. BMJ Case Reports’un 9 Mayıs’taki haberine göre anne hastaneye kaldırıldığında kızamık olduğu bilinmiyordu ve doktorların doğru teşhisi koymaları 2 haftayı buldu. Kadın hastaneye yatırıldığı gün solunum sıkıntıları baş gösterdi. Jinekolog Jassimran Bansal açıklamasında solunum sorunlarının hamile kadınlarda daha ağır olduğunu çünkü bağışıklık sisteminin baskılandığını söyledi. Annenin durumu gittikçe kötüleşti ve solunum yolları çökmeye başladı. Annenin de bebeğin de hayatı tehlikeye girdiği için bebek sezaryenle alındı.

Hamilelik Sırasında Kızamık

Hastalığın ana belirtisi olan kızarıklıklar hamilelerde görülmediğinden hamilelik esnasında kızamığı teşhis etmek kolay olmayabilir. Kızarıklığın var olmayışının sebebi bilinmese de bağışıklık sistemindeki değişikliklerden kaynaklanıyor olabilir. Aslında kadının vücudunda orta derecede kızarıklık ve şişlik vardı ve doktorlara boğaz ağrısı ve ateşinin olduğunu söylemişti. Bu şişlikler elinde başlayıp yüzüne yayılmıştı. Ama bir insanın kızarıklığı olması mutlaka kızamık olduğu anlamına gelmez, diğer virüsler de buna sebep olabilir. Kadın hastaneye gittiğinde doktorlar başta grip gibi virüsleri düşündüler ve kızamık ihtimalini elediler çünkü hasta tipik işaretleri taşımıyordu ve İngiltere’de hamilelikte kızamık pek yaygın değil. Hastanın durumu gittikçe kötüleşti ve tipik kızamığın tipik yayılımında olduğu gibi kızarıklıklar göğsüne, karnına ve sırtına yayıldı.

Kızamık Teşhisi

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ nin açıklamasına göre hasta iyileştikten sonra solunum problemlerinin grip virüsünden kaynaklandığı tahmin edildi. Asıl teşhis ise hastanın eşi kızamık olmuş halde hastaneye gittiğinde konuldu. Eşi kızamık olduğu için hastaya da test yapılıyor ve onun da hasta olduğu açığa çıkyor. Neyseki bebeğin kızamık virüsüne sahip olmadığı görülüyor.

Hastanede geçen 3 haftanın ardından hasta ve bebeği taburcu oluyor. Annenin diğer 2 çocuğunun daha önceden kızamık aşısı olduğu öğrenildi. Amerikan Obstetrikçiler ve Jinekologlar Derneği’nin açıklamasına göre annenin kızamık aşısı olmasına gerek yok çünkü hastalığı geçirdiği için yeniden yakalanma riski çok düşük. Ayrıca dernek, hamilelikte kızamık geçirilmesinin solunum hastalıkları, prematüre doğum, düşük ya da düşük doğum ağırlığına sebep olabileceğini belirtti.

Editör / Yazar: Şeyma SÜRÜCÜ

Kaynak: https://www.livescience.com/65494-measles-while-pregnant.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar