fbpx
Connect with us

Uzay

Rüya Hakkında Muhtemelen Bilmediğiniz 10 Gerçek

Published

on

Belleğimizin uyku sırasında yaşadığı çılgın maceralar olarak ifade edebileceğimiz rüyaların, belleğin tazeliğini korumak için rastgele harekete geçmesi ve yaşanan olaylar arasında bağlantı kurma çabasının ürünü olduğu düşünülüyor. Rüya, henüz tam anlamıyla çözülememiş, beynin gizemli bir oyunudur.Rüyalar hepimiz için bazen ürkütücü bazense mutluluk verici olmuştur. Bu yazıda sizlere rüya hakkında bilmediğiniz ilginç gerçekleri söylüyoruz.

1. Rüyada Okuyamazsınız ve Saatin Kaç Olduğunu Bilemezsiniz.

Eğer rüya gördüğünüzden tam emin değilseniz okumayı deneyebilirsiniz, çünkü insanların büyük çoğunluğu rüyalarında okuma yeteneğine sahip değildir. Aynı durum saatler için de geçerlidir. Rüyada, elimizde tuttuğumuz bir saate baktığımızda saat sürekli değişir ve normal şekilde hareket etmez.

2. Uyku Felci

Buna kâbus görme olayı da diyebiliriz fakat beynimiz gerçek anlamda etkilendiğinden dolayı gerçek kabuslar da diyebiliriz. Uyku felcinin iki önemli özelliği vardır. Bunlar, rüya gören kişi hareket yeteneğini kaybeder ve bulunduğu oda içerisinde kötü ruhlu bir varlığın olduğunu hisseder. Yapılan çalışmalar, uyku felci atağı sırasında beynin amigdala bölümünün çok kuvvetli aktivite gösterdiğini kanıtlamaktadır.

3. REM Uyku Bozukluğu

Uykunun REM evresinde (Hızlı göz hareketi) vücudumuz felç durumundadır fakat nadir durumlarda insanlar rüyalarını fiziksel olarak yaşarlar. Bu uyku bozukluğu hali kırık kol, bacak, eşya hatta yanmış bir ev ile sonuçlanabilir.

4. Uyurgezerler

Uyurgezerlik çok nadir görülen ve tehlikeli olan bir uyku hastalığıdır. Uyurgezerlik, REM uyku bozukluklarından en uç seviyesidir ve uyurgezerler rüyalarını sadece gerçekleştirmekle kalmaz, gerçek maceralara atılırlar.

Bu maceralardan bazıları;

  •  Sanat eğiliminin farkında olmayan bir hemşire, uyurgezer haldeyken, sonradan hatırlayamadığı muhteşem portreler çizmekteydi.
  •  Bir uyurgezer 35 kilometre araba sürmüştür.
  •  Başka bir uyurgezer kendini üçüncü kattaki pencereden aşağı atmış ve zar zor hayatta kalabilmiştir.

5. Artan Beyin Aktivitesi

Uyku genellikle huzur ve sakinlikle ilişkilendirilir fakat beyin uyku halinde, gün içinde olduğundan daha aktif durumdadır.

6. Hayvanlar da Rüya Görür

Hayvan arkadaşlarımız da bizler gibi rüya görebilmektedir. Örnek verirsek; bir kedi ya da köpeği uyurken izlediğinizde patilerini hareket ettirdiklerini görebilir ve ses çıkardıklarını duyabilirsiniz.

7. Görme Engelli Kişiler de Rüya Görür

Görme engelli kişilerin de rüyaları yoğun ve ilginçtir ancak rüyaları, görme duyusunun yanında diğer duyuları da içermektedir. Sonradan görme kaybı yaşayıp, görme engelli olan kişiler rüyalarında görüntüler görür fakat doğuştan görme engelliler bunları göremez. Bu kişiler rüyalarında koku, ses ve dokunma gibi duyuları hissederler.

8. Rüyada Sadece Daha Önce Gördüğümüz Yüzleri Görürüz

Rüyalarımızda, sadece daha önce gerçek hayatta gördüğümüz yüzleri görebildiğimiz kanıtlanmıştır. Dikkat ediniz! Yolda yürürken gördüğünüz korkunç görünümlü biri bir sonraki kabusunuzun içinde olabilir.

9. Gecede Birden Fazla Rüya Görürüz

Bir gecede dört ila yedi farklı rüya görebilirsiniz, bu sizin REM döngünüze bağlıdır. Rüyaları sadece uykunun REM evresinde görebiliriz. Rüya gördüğümüz sürenin toplamı gecede ortalama bir ila iki saattir.

10. Herkes Renkli Rüya Görmez

İnsanların yüzde 12’si siyah beyaz rüya görmektedir. Yapılan araştırmalara göre 1915 ile 1950 yılları arasında insanlar çoğunlukla siyah beyaz rüya görmekteydi fakat bu durum 1960’lı yıllardan sonra değişti. Bunun nedeninin siyah beyaz film ve televizyonlardan renklilere geçmemiz olduğu düşünülmektedir.

Kaynak: https://www.lifehack.org/articles/productivity/20-amazing-facts-about-dreams-that-you-might-not-know-about.html

Uzay

Galaksimizin Kara Delik Etrafında Belli Belirsiz Dönen Bir Hidrojen Halkası İlk Kez Fotoğraflandı

Published

on

Gökbilimciler, ilk defa, galaksimizin merkezindeki süper kütleli kara deliğin etrafında dönen serin, gazlı bir halkanın görüntüsünü yakaladılar. Bu halka, çoğu kara deliği çevreleyen sözde biriktirme diskinin (yıldız, toz ve gaz) bir parçasıdır. Bu malzemeler kara deliğin güçlü yerçekimi kavraması tarafından tutulur ve uzak kenar yerçekimi erişiminin dış sınırlarını temsil ederler. Samanyolu’nun kara deliği olarak adlandırılan Sagittarius A * (Sagittarius A* Samanyolu Galaksisi ‘nin merkezinde yer alan parlak ve çok yoğun bir astronomik radyo kaynağıdır) ele alındığında, disk, kara deliğin olay ufkundan bir ışık yılının birkaç ondasına kadar uzanır, ışığın bile kara deliğin kabzasından kaçamayacağı nokta. Ulusal Radyo Astronomi Gözlemevi ‘nden yapılan açıklamaya göre, bu biriktirme diskinin bir kısmını oluşturan birkaç gaz türü var ve bilim insanları daha önce sadece çok sıcak ve ışıltılı olanları görüntülemişlerdi.

Bu gazlar çok sıcak olduğu için – yaklaşık 18 milyon derece Fahrenhayt (10 milyon derece Santigrat) – araştırmacıların kolayca tespit edebildiği X-ışınları yayarlar. Ancak bu toplama diski ayrıca daha önce görüntülenmemiş olmasına rağmen daha serin hidrojen gazı, 18 F (10.000 C)’e sahip. Alandaki radyasyon, açıklamaya göre, zayıf atom dalgalarını serbest bırakan bir aktivite olan hidrojen atomlarının sürekli olarak kaybedilmesine ve elektronlarını kazanmasına neden oluyor. Ekip, bu radyo dalgalarını Şili ‘deki Atacama Büyük Milimetre / milimetre ölçüsündeki Dizi (ALMA) gözlemevini kullanarak tespit etti ve ölçümleri yeni görüntüye bağladı.

Soğuk hidrojen halkası, karadeliğin olay ufkundan yaklaşık bir ışık yılı uzakta ve açıklamaya göre, Jüpiter’in kütlesinin onda birine eşdeğer miktarda hidrojen içeriyor. Dahası, “Doppler etkisi” nedeniyle gezegenimize doğru hareket eden nesnelerden hafifçe “daha mavi” ve gezegenimizden uzaklaşan nesnelerden hafifçe “daha kırmızı” görünüyorlar, araştırmacılar, gazın kara deliğin etrafında döndüğü sonucuna vardılar. New Jersey’deki Princeton İleri Araştırma Enstitüsü’nden bir astrofizikçi olan baş yazar Elena Murchikova açıklamasında, “Bu yeni ALMA gözlemlerinin kara deliğin bazı sırlarından vazgeçmesine yardımcı olacağını umuyoruz.” dedi. Araştırmacılar bulgularını 5 Haziran Nature dergisinde bildirdi.

Çeviri: Nurgül ÖZDEN

Kaynakça: https://www.livescience.com/65666-faint-hydrogen-cloud-milky-way-black-hole.html

Continue Reading

Uzay

Gezegen Uyduları Güneş’in 11 Yıllık Gizemli Dönüşünü Açıklayabilir

Published

on

Venüs, Dünya ve Jüpiter ’deki gelgit kuvvetleri Güneş ’in 11 yıllık döngüsünü etkiliyor. Yeni çalışmalar Venüs, Dünya ve Jüpiter ’in uydularının Güneş ’in 11 yıllık dönüşünü açıklayabileceğini varsayıyor. Almanya Dresden ’de bir araştırma enstitüsü olan Helmholtz – Zentrum Dresden – Rossendorf (HZDR) dan bir grup araştırmacı bu üç gezegenin manyetik alanlarının solar döngüyü yani solar fiziğinin en büyük sorularından birini etkilediğini gösterdi. “Her şey saatli bir prosesi işaret ediyor” diyor HZDR araştırmacısı ve aynı zamanda bu araştırmanın baş yazarı Frank Stefani. “Gördüğümüz şey 90 döngü boyunca gezegenlerde gördüğümüz şeylerle birebir paralellik gösteriyor”.

Araştırmacılar son bin yıldaki solar aktivite gözlemlerini (güneş lekeleri, güneş patlamaları ve taçküre kütle atımı) gezegen hizası ile karşılaştırdılar ve aslında bir korelasyon olduğunu açıkladılar. Güneş ’e benzer diğer yıldızların solar aktivitelerinde yaşadığı değişikliklerle bu periyotlardan geçtikleri görülürken, önceki modeller Güneş ’in neden çok düzenli bir 11-yıl döngüsüne sahip olduğunu açıklayamıyordu.

Bununla birlikte, bu yeni çalışma Venüs, Dünya ve Jüpiter ‘in yerçekimi kuvvetleri, güneşin plazmasını çeken gelgit kuvvetleri ile güneşin manyetik aktivitesinin sabit ritmi arasındaki bağlantıyı göstermektedir. “Şaşırtıcı derecede yüksek bir uyumluluk düzeyi var” diyor Stefani. Araştırmacılar, uzaydaki hava olaylarını veya potansiyel olarak zararlı radyasyon yayan güneş fırtınasını daha etkili bir şekilde ölçmek ve tahmin etmek için güneşin manyetik alanının aynı modelini kullanmayı umduklarını söyledi.

Editör / Yazar: Oğuzhan PEKGÜRLER

Kaynak: https://www.space.com/planets-affect-solar-cycle.html

Continue Reading

Uzay

Yeni Keşfedilen Bakteri Stresin Zararlarından Koruyor

Published

on

Bilim insanları, bir gün ‘stres aşısının’ gerçek anlamda var olmasını sağlayabilecek eşsiz bir moleküler örüntü izole ettiler ve onu kir içinde gelişen bir bakteri içinde gizlenmiş buldular. Mycobacterium vaccae, toprakta yaşayan patojenik olmayan bir bakteridir ve sağlık araştırmalarında büyük umut vaat etmiştir. Şimdi, yeni bir çalışma nihayet nedenini çözmüş olabilir. Bulgular, M. vaccae içindeki belirli bir tür yağın, topraktaki bu bakteriye maruz kalmanın neden bizim için iyi olabileceğini düşündürmektedir. Bu çalışma, bir grup faydalı mikroorganizma ile birlikte geliştiğini iddia eden bir hipotez olan “eski arkadaşlar” fikrine bağlanır ve modern ortamda bu bağları kaybetmek alerjik ve otoimmün hastalıklarda artışa yol açmıştır. Nöroendokrinoloji uzmanı Christopher Lowry,

“Fikir, insanlar çiftliklerden uzaklaştığı tarım veya avcı-toplayıcıların kentlere taşınması nedeniyle, bağışıklık sistemimizi düzenleyen ve uygunsuz iltihabı bastırmaya yarayan organizmalarla temasımızı kaybettik” diyor.“Bu bizi enflamatuar hastalık ve stresle ilişkili psikiyatrik bozukluklar için daha yüksek risk altında bıraktı.”Lowry, yıllardır M. vaccae ‘yi araştırıyor, önceki bir çalışmada, bakterileri ısıyla öldürülmüş bir halde farelere enjekte etmenin, hayvanlarda stres kaynaklı reaksiyonların ortaya çıkmasını önlediğini tespit ediyor. Yeni çalışmada, araştırmacılar izole edilmiş ve kimyasal olarak 10 (Z) -heksadekenoik asit adı verilen bir yağ asidi sentezlemiş, bu da bakterinin diğer hayvanlarda iltihabı nasıl azaltabildiğini gösteriyor.

Yapılan deneylerde, fare immün (Bağışıklık, belirli bir mikroorganizmaya karşı vücudun direncidir.) hücrelerinde lipit (1), iltihaplanma yollarını inhibe etmiştir. “Bağışıklık hücreleri tarafından alındıklarında, bu lipidleri serbest bırakırlar ve enflamatuar (2) akışı kapatırlar.” Aynı etkinin insanlarda çoğaltılıp çoğaltılmayacağını görmek için çok daha fazla çalışma yapılması gerekir. Mümkünse, araştırmacılar bu keşfin sonunda travma sonrası stres bozukluğu gelişme riskine sokan, yüksek stresli mesleklere sahip insanlara yardım etmek için ‘stres aşısı’ geliştirmelerine yardımcı olabileceğini söylüyor. Araştırma halen devam ettiği için bu çok uzun bir yol. Lowry oldukça iyimser olsa da böyle bir tedavinin 10 ila 15 yıl sonra mümkün olması tahmin ediliyor.

Lipit: Lipit, tüm canlıların yapısında bulunan temel organik bileşiklerden biridir. Lipitler, doymuş ve doymamış yağlar olarak ayrılır. Doymamış yağlar, oda sıcaklığında sıvı hâlde bulunan lipitler; doymuş yağlar ise yine oda sıcaklığında katı hâlde bulunan lipitlerdir

EnflamatuarEnflamasyon, inflamasyon, yangı veya iltihaplanma, canlı dokunun her türlü canlı, cansız yabancı etkene veya içsel/dışsal doku hasarına verdiği sellüler (hücresel), humoral (sıvısal) ve vasküler (damarsal) bir seri vital yanıttır.

Çeviri: Ülkü Güngör

Kaynak: https://www.sciencealert.com/this-dirt-loving-bacteria-may-hold-the-secrets-to-a-real-life-stress-vaccine

Continue Reading

Öne Çıkanlar