fbpx
Bizi Takip Edin

Yaşam

Sakalınız Tuvaletten Daha Çok Mikrop İçeriyor

Yayınlandı

üzerinde

Bazı durumlarda ortaya çıkan bilgiler bilimsel bir kanıta dayanmadan gerçek olarak kabul edilebiliyor. Özellikle internetin tüm dünyaya yayılmasıyla tüm veriler bir anda herkesin dilinde olabiliyor. Bunlardan birisi de sakallarda tuvaletten daha çok mikrop olduğuna dair bilgi yayılmasıdır. Bilimsel açıdan bir netlik bulunmamasına rağmen bu bilgi New Mexico’daki bit TV haber ağından yayılarak viral hale geldi.

Hızlı bir şekilde yayılan bu haber bazı kişiler üzerinde etkin oldu. Ancak haber bilimsel bir çalışmaya dayanmıyordu. Haberin oluşması için bir muhabir az sayıda erkek sakalından aldığı svapları mikrobiyoloji laboratuvarına göndererek analiz ettirdi. Mikrobiyolog John Golobic, sakallarda normalde bağırsakta yer alan ‘enterik’ bakterileri tespit etti ve muhabire bu bakterilerin genel itibariyle dışkıda bulunduğunu bildirdi. Ancak bu olayda muhabirin ve diğer herkesin göz ardı ettiği olay ise dışkı ile ilişkili olan bakterilerin sadece dışkı da bulunmadığı gerçeğidir.
Sakallarda tespit edilen enterik bakteriler Enterobacteriaceae familyasında yer almaktadır ve bu türün bazıları genel itibariyle zararsızdır. Bununla birlikte, bu bakteriler her yerdedir. Bu nedenle aslında endişelenecek bir durum yoktur. New York Üniversitesi’nden bir mikrobiyolog olan Phillip M. Tierno, New York Dergisi’ne verdiği röportajda “Bir toplum olarak tam anlamıyla dışkıyla kaplandık” dedi. Masanızdaki klavyeden tuttun, çantaya kadar her nesne de dışkıda bulunan bakteriler yer alabilir. Birçok alanda bulunan bu bakteriler endişe kaynağı olarak görülmüyor.
Kaynak: http://www.iflscience.com/health-and-medicine/your-beard-does-not-contain-more-poo-toilet

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Bilim insanları farelerde denedi: İnsanlar artık kilo almayacak

Yayınlandı

üzerinde

Uzun süren detokslar, açlıklar, mutsuz eden diyet programları toplumda ciddi oranda kilo verme takıntısı bulunuyor. Bilim insanları tarafından yapılan araştılmalar sonucu keşfedilen ‘RCAN1’ isimli genin işlevsiz bırakılması sonucunda vücudun kilo almadığı ortaya çıktı. Bilim insanları ayrıca bu geni devre dışı bırakacak bir ilaç geliştirdi. ABD ve Avustralyalı bilim insanlarının elde ettiği bilgiler sonucu RCAN1 isimli genin işlevsiz bırakılması halinde insan vücudunun kilo almadığı tespit edildi.

Ayrıca bu geni devre dışı bırakmak için bir ilaç geliştiren bilim adamları, fareler üzerinden başarılı oldu. Teksas Üniversitesi Southwestern Tıp Merkezi’nden bilim insanları ve Avusturalya’daki Flinders Üniversitesi’nden Profesör Damien Keating öncülüğünde uluslararası bir ekip tarafından yapılan araştırma sonucunda RCAN1 geninin özellikleri ortaya çıkarıldı. RCAN1’in kilo alımı üzerinde etkili olduğunu aktaran araştırmacılar, yüksek kalorili ürünler ile beslenilmesine rağmen kilo alınamayacağını ortaya koyuyor. Profesör Keating’da yaptığı açıklamda “Biliyoruz ki birçok insan kilo vermekte hatta kilosunu korumakta farklı birçok sebep nedeniyle zorluk çekiyor. Bu çalışmada elde ettiğimiz bulgular ışığında, RCAN1 genini hedef alan bir hap geliştirerek, kilo verilmesini sağlayabiliriz” ifadesini kullandı.

Fazla egzersiz yapmadan daha az yağ depolama
RCAN1 genini bloklanması durumda sağlıksız beyaz yağın, sağlıklı kahverengi yağa dönüşmesine yardımcı olacağını da dile getiren Keating, amaçlarının bir kişinin gıda tüketimini azaltmasına veya daha fazla egzersiz yapmasına gerek kalmadan vücudun daha az yağ depolamasını sağlamak üzerine kurulduğunu ifade etti.
Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/12/181204095412.htm

Devamını Oku

Yaşam

Hafızamız bizi nasıl şaşırtıyor?

Yayınlandı

üzerinde

Psikologlar insan belleğinin sık sık yanılabildiğini söylüyor. Çoğumuz hafızanın bu yanıltıcı özelliğini göz ardı ediyoruz. Oysa o her gün bize ilginç oyunlar oynuyor.
1) Çocukluğun ilk yıllarını hatırlamak mümkün değilken birçok kişi neden tersini iddia ediyor?:  Salvador Dali, annesinin karnında olduğu dönemi bile hatırladığını iddia ediyordu. Oysa onun hatırladıkları hayal dünyasından kaynaklanıyordu. Bilim insanları, doğumdan önceki dönem bir yana, doğduktan sonraki ilk birkaç yılı hatırlamanın mümkün olmadığını söylüyor. Belleğin oluşması için beyinde gerekli oluşumlar henüz olgunlaşmadığından, bebeklikten kalma anıların sonradan hatırlanması fizyolojik olarak mümkün değildir. O döneme ait olduğu sanılan anılar aslında yaşamımızın daha ileri yıllarında biriktirdiğimiz diğer deneyimlerden veya bilgilerden derlenmiş yanıltıcı, “sahte anılardır”. 2) Bellek ile vücut ısısı arasında ne ilişki var?: Psikologlar insan hafızasının bağlam içinde çalıştığını söylüyor. Bunun ne anlama geldiğini bir örnek üzerinden anlatmaya çalışalım. Bir grup denekten, ellerini buzla dolu bir kovaya sokmaları ve o halde iken bir kelime listesini ezberlemeleri isteniyor. Araştırmacılar, bazı testlerin ardından, katılımcıların ellerini yeniden buzlu suya soktuklarında hafıza performanslarının arttığını görüyorlar. Bu araştırma, yeni bir bilgi ne tür bir ortamda hafızaya kaydediliyorsa, daha sonra benzer bir ortam yaratıldığında o bilginin daha iyi hatırlandığını, o ortamın çevresel ve psikolojik uyarıcılarının bunda etkili olduğunu gösteriyor. Bir önceki günün sarhoşluğunun ertesi gün ayıkken hatırlanmaması, ama birkaç kadehin ardından o gün yaşananların hatırlanması da bununla ilgilidir. Hafızanın bu şekilde işlemesi yeni bir şey öğrenmeye çalışırken avantaja dönüştürülebilir. Örneğin ders çalışırken sakız çiğneniyor veya kahve içiliyorsa, test sırasında da aynı şey yapıldığında daha fazla şey hatırlanacaktır. Kokular da çağrışım yaratır. Sınava hazırlanırken herhangi bir parfüm kullanılmışsa aynı parfüm kokusu sınav sırasında da hatırlamayı kolaylaştırır.  3) Olayların tarihini neden doğru hatırlamayız?: Aşağıdaki olayların meydana geldiği ay ve yılı hatırlamaya çalışalım:

  • (a) Michael Jackson’ın ölümü
  • (b) Beyonce’nin ‘Lemonade’ albümünü çıkarması
  • (c) La La Land ile ilgili Oscar ödülü karmaşası
  • (d) Angela Merkel’in 2021’de Almanya’da başbakanlıktan ayrılacağını açıklaması

Haberleri çok iyi takip etmeyen biri için bu olayların tarihlerini doğru hatırlayanların sayısı çok azdır muhtemelen. Araştırmalar, daha eski olayların tarihini hatırlamaya çalışırken olayın üzerinden o kadar zaman geçtiğini anlayamadığımızı gösteriyor. Örneğin Michael Jackson’un ölümü üzerinden bu kadar zaman geçtiğini düşünemiyor, daha yakın bir tarih tahmin ediyoruz. Daha yakın tarihli olaylarla ilgili ise tam tersi durum söz konusu oluyor, olay üzerinden daha uzun zaman geçmiş gibi hissediyoruz. Bu olgu “teleskoplama” veya “zamansal kaydırım” olarak biliniyor ve hafızadaki zaman şeridinin çarpıklaşması, olayların gerçek kronolojisi ile uyuşmaması anlamına geliyor. Yukarıdaki soruların doğru cevapları: (a) Haziran 2009 (b) Nisan 2016 (c) Şubat 2017 (d) Ekim 2018  4) Ayrıntıları hatırlamamanın ne yararı olabilir?: En sevdiğiniz arkadaşınızın fotoğrafına bakmadan, hafızanızdan resmini çizmeye veya ayrıntılı bir şekilde tarif etmeye kalksanız genel birçok özelliğini ortaya koyabilirsiniz. Ama iş ayrıntılara geldiğinde, bazen göz rengi gibi temel bir özelliği bile hatırlamakta zorluk çekilir. İnce ayrıntılardan ziyade bir şeyi genel hatlarıyla hatırlamanın avantajları da vardır. Yüzdeki ayrıntılar günden güne değişebilir, ama genel hatlar aynı kalır. Örneğin arkadaşınızı genel hatlarından, farklı ışıklandırma altında veya farklı bir saç modeliyle de tanımanız mümkündür. -Kendi görünüşümüzle ilgili hafızamız da çok doğru değildir. Yüzümüzü, gerçekte olduğundan daha çekici hatırlama eğilimi gösteririz.  5) Belleğimizin doğruluğuna fazla güvenmek neden zararlı olabilir?: Kendi yüzünüzü tarif etmeye kalksanız, gerçekte olduğundan çok daha fazla özelliğinizi hatırlayacağınızı sanırsınız. Araştırmalar, çoğu insanın kendi hafızasının ortalamadan daha iyi olduğuna inandığını gösteriyor. Belleğimizin bizi hayal kırıklığına uğrattığı anları unutma, başarılı olduğu anları ise hatırlama eğilimi gösteririz genelde. Bu nedenle belleğimizin durumu konusunda doğru yargıda bulunduğumuzu sanırız. Bu yargı birçok öğrenci için dezavantaj demektir aslında. Zira aşırı iyimser bir şekilde, gerçekte olduğundan çok daha fazla şey öğrendiklerini sanırlar. Gelecekte yapmayı planladığımız şeyleri hatırlamamızı sağlayan ‘ileriye yönelik bellek’ bakımından da kendimize fazla güveniriz. Bunun maddi külfeti vardır. Örneğin abonelik servisleri bu alandaki zayıflığımızdan yararlanıp belli bir süre sonunda hesabımızdan otomatik ödeme almak üzere ücretsiz abonelik sunarlar. Oysa ileriye yönelik belleğine fazla güvenip bu aboneliğe giren çoğu insan, ücretsiz dönem sona erdiğinde onu iptal etmeyi unutur.  6) Dijital amnezi mi yaşıyor olacağız?: Akıllı telefonlar belleğimize destek sunabilir. Yaşadığımız olaylara ilişkin sosyal medyadaki paylaşımlarımız bizim için iyi bir arşiv ve hatırlatıcı işlevi görebilir. Ancak sosyal medya aynı zamanda geçmiş olaylara dair belleğimizi yanlış da yönlendirebilir. Bunun bir nedeni ‘hatırlama nedenli unutma’ adlı olgudur. Hafızadaki bazı bilgi ve olayları hatırlayıp bilince çıkardığımızda bunlar gevşek ve kırılgan hale gelebilir ve onlarla ilgili bellekte de çarpıklık ortaya çıkabilir. Bunun sonucu olarak, bir olayın bir unsurunu hatırladığımızda o ayrıntıyı belleğimizde güçlendirirken, aktif bir şekilde hatırlanmayan bağlantılı bilgileri unutmamıza yol açabilir. Sosyal medyadaki bir paylaşım, örneğin bir düğünde çekilmiş bir fotoğrafa dikkatimizi yönlendirirken o güne dair diğer olayları unutmamıza neden olabilir. Sosyal medya paylaşımlarının kişinin kendisiyle ilgili gerçekçi olmayan bir tablo yaratmasına hizmet edebileceğini düşünürsek, bu durum sorunu daha da ağırlaştırabilir.
Kaynak: http://www.bbc.com/future/story/20181205-six-reasons-your-memory-is-stranger-than-you-think

Devamını Oku

Ekoloji

İklim Değişikliği ve Ekstrem Hava Olayları

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Dünya’nın en büyük doğa problemlerinden olan iklim değişikliği, etkisini her geçen gün arttırıyor. Beşeri ve doğal faktörlerden oldukça fazla etkilenen iklim değişikliği, Amerikan Jeofizik Birliği’nin basın toplantısında değerlendirildi. Ortaya çıkan veriler ise hiçte olumlu değil. Yapılan açıklamada insan kaynaklı iklim değişikliğinin, önceki yıllara göre artış gösterdiği belirtildi. Konferansta; son yıllarda gerçekleşen çeşitli doğa olaylarının, iklim değişikliğine daha fazla bağımlı olduğu da açıklandı.

Konferansın sözcülerinden Martin Hoerling, ”Birçok doğa olayının iklim değişikliği ile doğrudan bağlantısı olduğunu saptadık. Bu tabii ki sürpriz değil. Ancak beklediğimizden daha fazla veri ile karşılaştık. Şu anda yaşadığımız dönem 20. yüzyıla kıyasla oldukça sıcak ve bu durum, yıllar ilerledikçe aynı çizgide devam edecek. Doğa adeta gözlerimizin önünde eriyor.” dedi. Son on yılı kapsayan verilerde, özellikle Güney Yarımküre’deki şiddetli sıcaklık dalgalarının arttığı gözlemlendi. Okyanus sıcaklığının 2 derece artması, Mart 2017’de Bangladeş’i sular altına alan altı günlük bir yağmur fırtınası, Doğu Afrika’da 6 milyon insanın kıtlığına sebep olan kuraklık ve birçok kıyı bölgesindeki sıcak hava dalgasının iklim değişikliği ile bağlantılı olduğu raporda belirtildi.

Oxford Üniversitesi’nde iklim bilimcisi olan Karsten Haustein, ”Çok uçlarda veya büyük bir iklim olayı henüz yaşanmadı. Ancak bu, olayların ciddiyetini asla düşürmez. Dünya’da birçok farklı iklim var ve hepsinin kendine has özelliği var. Bu narin dengeyi bozmak istemeyiz.” demecini verdi. Washington DC’deki Earth & Water Law Group’un stratejik danışmanı olan Lindene Patton, demokratik bir taraftan konuya yaklaştı. Patton, ”Mahkeme ve laboratuvar çok ayrı yerler. Kesinliğin dereceleri her iki tarafta da ayrıdır. Ancak işin gerçeği politikalarımızı oluştururken iklim konusunu da ciddi biçimde tartışmalıyız. Karar verici insanlar net rakam istiyor. Risk faktörleri ve olasılıkları bilmek istiyorlar.” açıklamasını yaptı.
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ
Kaynak: https://www.sciencenews.org/article/more-extreme-weather-events-caused-human-driven-climate-change?tgt=nr

Devamını Oku

Öne Çıkanlar