fbpx
Connect with us

Uzay

Şaşırtıcı halkalarla çevrili eski bir beyaz cüce yıldızı bulundu

Published

on

NASA liderliğindeki Backyard Worlds: Planet 9 projesi ile çalışan bir gönüllü, en eski ve en soğuk bilinen beyaz cüceyi buldu. Gökbilimciler bunun, bilinen çok sayıda toz halkalı beyaz cüce olabileceğinden şüpheleniyorlar. Yıldız, LSPM J0207 + 3331 veya kısaca J0207, araştırmacıları gezegen sistemleri modellerini yeniden gözden geçirmeye zorluyor ve güneş sistemimizin uzak geleceğini öğrenmemize yardımcı olabilir. Baltimore’daki Uzay Teleskopu Bilim Enstitüsü’nün bir astronomu olan John Debes, “Bu beyaz cüce o kadar eskidir ki, halkalarını içine giren materyali besleyen her yıl milyar yıllık zaman ölçeğinde çalışmaktadır.” diyor. “Bilim insanlarının çoğu beyaz cücelerin etrafındaki halkaları açıklamak için yarattıkları modeller sadece 100 milyon yıl kadar iyi çalıştığı için, bu yıldız gezegen sistemlerinin nasıl geliştiğine dair varsayımlarımıza meydan okuyor.”
Bu canlandırmada, bir asteroit (sol altta), bir tozlu moloz halkası ile çevrili olduğu bilinen en eski, en soğuk beyaz cüce olan LSPM J0207 + 3331’in güçlü yerçekimi altında parçalanıyor. Bilim insanları, sistemin kızılötesi sinyalinin en iyi şekilde parçalanan asteroitler tarafından sağlanan tozdan oluşan iki ayrı halka ile açıklandığını düşünüyor.
Debes öncülüğünde elde edilen bulguların ayrıntılarını içeren bir bildiri, The Astrophysical Journal Letters’ın 19 Şubat tarihli sayısında yayınlandı ve internet üzerinden yayında. J0207, Consrilation Capricornus’ta 145 ışık yılı uzaklıkta yer almaktadır. Beyaz cüceler yaşlandıkça yavaş yavaş seoğur ve Debes ekibi J0207’nin 10.500 Fahrenheit (5.800 Santigrat) üzerindeki bir sıcaklığa dayanarak yaklaşık 3 milyar yıllık olduğunu hesapladı. NASA’nın Geniş Alan Kızılötesi Araştırma Gezgini (WISE) misyonu tarafından toplanan güçlü bir kızılötesi sinyal – tüm gökyüzünü kızılötesi ışıkta eşleştirdi – J0207’yi henüz bilinen en eski ve en soğuk beyaz cüce yapan, tozun varlığını ortaya koydu. Önceden, toz diskleri ve halkaların sadece üçte biri J0207’nin yaşlarında beyaz cüceleri çevrelerken gözlenmişti.  Güneş benzeri bir yıldızın yakıtı bittiğinde kırmızı bir dev olup şişer, kütlesinin en az yarısını eritir ve çok sıcak bir beyaz cücenin arkasında bırakır. Yıldızın dev aşaması boyunca, yıldıza yakın gezegenler ve asteroitler sarılır ve yakılır. Daha uzaktaki gezegenler ve asteroitler hayatta kalır, ancak yörüngeleri genişledikçe dışa doğru hareket eder. Çünkü yıldız kütlesini kaybettiğinde, etrafındaki cisimler üzerindeki çekim kuvveti büyük ölçüde azalır. Bu senaryoda güneş sistemimizin geleceği açıklanmaktadır. Bundan yaklaşık 5 milyar yıl sonra, Merkür, daha sonra Venüs ve muhtemelen Dünya, Güneş kırmızı bir deve dönüşürken yutulacak. Yüz binlerce veya milyon yıldan fazla bir süre içinde, iç güneş sistemi temizlenecek ve kalan gezegenler dışarıya doğru sürüklenecek.  Yine de bazı beyaz cüceler – yüzde 1 – 4 arası – tozlu diskler veya halkalarla çevrili olduklarını belirten kızılötesi emisyon gösterir. Bilim insanları, tozun, yerinden oynayan gezegenlerle yerçekimi etkileşimleriyle yıldıza yaklaştırılan uzak asteroitler ve kuyruklu yıldızlardan kaynaklanabileceğini düşünüyor. Bu küçük cisimler beyaz cüceye yaklaştığında, yıldızın güçlü yerçekimi gelgit bozulması denilen bir süreçte onları ayırır. Kalıntılar, yıldızın yüzeyine yavaşça sarılacak olan bir toz halkası oluşturur. J0207, Maryland-Greenbelt’te bulunan NASA’nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nde yönetilen Backyard Worlds: Planet 9 projesinin lideri ve makalenin ortak yazarı olan astrofizikçi Marc Kuchner tarafından bulundu. Almanya’da projeyle ortak çalışan sivil bilim insanı Melina Thévenot, başlangıçta kızılötesi sinyallerin kötü veriler olduğunu düşünüyordu. ESA’nın (Avrupa Uzay Ajansı) Gaia arşivlerini – kahverengi cüceler için arşivler – gezegen olamayacak kadar büyük ve yıldız olamayacak kadar küçük nesneler için araştırıyordu.  J0207’yi fark ettiğinde, WISE kızılötesi verilerindeki kaynağa bakıp kahverengi bir cüce olamayacak kadar parlak ve uzak olduğunu gördü. Thévenot bulgularını Backyard Worlds: Planet 9 ekibine iletti. Debes ve Kuchner, Hawaii’deki W. M. Keck Gözlemevinde Keck II teleskobuyla yapılan takip gözlemlerini almak için San Diego’daki Kaliforniya Üniversitesi’nde çalışan Adam Burgasser ile bağlantıya geçti. Backyard Worlds projesinde 150.000’den fazla sivil bilim insanından biri olan Thévenot, “Bu, araştırmanın gerçekten motive edici bir yönü” diyor. “Araştırmacılar, keşfettiğiniz dünyalara bakmak için teleskoplarını hareket ettirecekler. Özellikle benim zevk aldığım şey, harika araştırma ekibiyle olan etkileşim. Herkes çok nazik ve keşiflerimizden en iyi şekilde yararlanmaya çalışıyorlar.” Keck gözlemleri, J0207’nin kayıt ayarı özelliklerini doğrulamaya yardımcı oldu. Şimdi bilim insanları, onu modellerine nasıl uyduracaklarını düşünüp duruyorlar. Debes, beyaz cüce sistemlerindeki asteroit kuşağı analoglarının popülasyonunu bir kum saatindeki kum taneleri ile karşılaştırdı. Başlangıçta, sürekli bir malzeme akışı var.  Gezegenler, tozlu bir diski koruyarak parçalanmak üzere beyaz cüce doğrultusunda içe doğru asteroitleri fırlatıyor. Ancak zamanla asteroit kayışları, kum saatindeki kum taneleri gibi tükeniyor. Sonunda, diskteki tüm materyaller beyaz cüce yüzeyinin üzerine düşüyor, bu nedenle J0207 gibi daha eski beyaz cücelerin diskleri veya halkaları olma olasılığı daha düşük olmalıdır. J0207’nin halkası çoklu halkalar bile olabilir. Debes ve meslektaşları, yıldızların gelgitlerinin asteroitleri kırdığı noktada ince bir halka ve beyaz cüceye daha yakın olan daha geniş bir halka olan iki ayrı bileşen olabileceğini öne sürüyor. NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu gibi gelecekteki misyonları takip etmek astronomların halkaların kurucu parçalarını bileşenlerine ayırmasına yardımcı olabilir. Kuchner, “Backyard Worlds: Planet 9’u güneş sisteminde kahverengi cüceler ve yeni gezegenler aramak için kurduk” diyor. “Ancak sivil bilim insanlarıyla çalışmak her zaman sürprizlere yol açıyor. Çok hırslılar – proje ikinci doğum gününü yeni kutladı ve şimdiden 1.000’den fazla olası kahverengi cüceyi keşfetti. WISE verileri şimdi web sitesinin kapasitesini iki katına çıkardık. Daha da heyecan verici keşifler için sabırsızlanıyoruz.”

Çeviren: Bünyamin Tan
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/02/190219132736.htm

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uzay

10 Bulaşıcı Hastalığın 6′ sı Hayvanlardan Geliyor

Published

on

10 Bulaşıcı Hastalığın 6’sı Hayvanlardan Geliyor CDC (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri ) Bunlar İçin Çok Kaygılanıyor. İnsanları etkileyen bulaşıcı hastalıkların yarısından fazlası hayvanlardan gelmektedir. Şimdi, ilk kez Amerika Birleşik Devletleri hükümeti, hayvanlardan – zoonotik hastalıklar olarak isimlendirilen- yayılan ilk sekiz hastalığın bir listesini yayınlıyor. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) ‘nin 6 Mayıs’ta yayımlanan listesinde; bazı grip türleri, Salmonella enfksyonu, West Nile virüsü, veba, Orta Doğu respiratuar sendromu, kuduz, bruselloz (bakteriyel bir enfksyon) ve Lyme hastalığı gibi yeni ortaya çıkan koronavirüsler yer alıyor. ABD Tarım ve İçişleri Bakanlığı uzmanlarının yanı sıra CDC uzmanlarıda , geçen Aralık ayında Washington, D.C.’de düzenlenen bir atölye çalışması sırasında 8 hastalığı listeye aldı.

Bu listedeki “Sekiz hastalık” ; hastalığın salgın veya salgın hastalığa neden olma potansiyeli, hastalığın ciddiyeti, ekonomik etkisi, ABD’de de hastalığın yayılma potansiyeli ve biyoterörizm potansiyeli temel alınarak, seçildi. “Bir salgın hastalığın beklenenden daha fazla bir popülasyonu etkilediğinde; bu salgın hastalığın dünya çapında bir salgın olduğu kabul edilir” .  Mesela gribi ele alalım.

Grip; kediler, köpekler ve yarasalar dahil birçok farklı hayvanı hasta edebilir. Virüsler, belirli türlerin içinde yer almasına rağmen, virüsler her zaman değişime uğrarlar. Nadir durumlarda virüs, hayvalanlardan insanlara bulaşır , buradan da diğer insanlara yayılmasına izin verecek şekilde mutasyona uğrayabilir.

Live Science’ ın Mart ayında bildirdiği gibi, grip salgınları tipik olarak hayvanlardan sıçramasının bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Örneğin, 2009 gribi salgını “ domuz gribi “ domuzlardan geldi. Ve dünyadaki milyonlarca insanı öldüren “1918 gribi” salgını kuşlardan kaynaklandı.

Listedeki diğer zoonotik hastalıklar, CDC’ ye göre; ABD’de her yıl yaklaşık 1,2 milyon hastalığa yol açan Salmonella bakterilerinin neden olduğu salmonelloz hastalığıdır. İnsanlar, bakterileri barındıran yiyecekleri yerlerse ,bu bakteriler ile enfekte olabilirler.

Ayrıca bu listede, hayvan ısırıklarından yayılabilen bir virüsün neden olduğu kuduz olarak bilinen çok nadir, ancak çok ciddi bir zoonotik enfksyon vardır.

Listede sivrisineklerden bulaşabilen Batı Nil virüsü ve enfekte kenelerin ısırmasından kaynaklanan bir hastalık olan Lyme hastalığı da yer alıyor. Veba (evet, hala var); bakteri Yersinia pestis ile enfekte olmuş hayvanlardan insanlara bulaşabilir. Veba, Orta Çağlardan farklı olarak, şimdi antibiyotiklerle tedavi edilebilir. Buna rağmen rapor, bir veba biçiminin – ölümcül pnömonik vebanın – salgın hale gelinceye kadar yayılma potansiyeline sahip olduğu ve bakterilerin de biyo-terörizm maddesi olarak kullanılabileceği sonucuna varılmasını öngörmektedir.

Editör / Yazar: Neslihan Çakmak

Kaynak: https://www.livescience.com/65417-top-concerning-zoonotic-diseases.html

Continue Reading

Uzay

Mars’ın Atmosferindeki Dev Bir Delik Tüm Suyu Uzaya Tahliye Ediyor

Published

on

Mars atmosferinde iki yılda bir açılan, gezegenin sınırlı su tedarikini boşluğa boşaltan ve suyun geri kalanını gezegenin kutuplarına gönderen bir delik var. Kızıl Gezegendeki suyun tuhaf davranışını inceleyen Rus ve Alman bilim insanlarından oluşan bir ekip tarafından yapılan açıklama budur. Dünyadaki bilim insanları, Mars atmosferinde yüksek su buharı olduğunu ve suyun gezegenin kutuplarına geçtiğini görebilirler.Ancak şimdiye kadar, Mars su döngüsünün nasıl çalıştığı ya da bir zamanlar sırılsıklam olan gezegenin neden kuru bir kabuk olduğu konusunda iyi bir açıklama yoktu. Mars’ın üzerindeki su buharının varlığı şaşırtıcıdır, çünkü Kızıl Gezegen atmosferinin orta katmanına sahiptir, su döngüsünü tamamen kapatması gerekiyor gibi görünüyor. Jeofizik Araştırma Yazını dergisinde 16 Nisan’da yayınlanan araştırmada, “Mars orta atmosferi su buharını sürdürmek için çok soğuk” diyor. Peki su, bu orta tabaka bariyerini nasıl geçiyor?

Bu çalışmada bilgisayar simülasyonlarına göre cevap, Kızıl Gezegene özgü iki atmosferik süreçle ilgili. Dünyada, Kuzey Yarımküre’ de ve Güney Yarımküre’ de yazlar oldukça benzerdir. Ancak Mars’ta durum böyle değil: Gezegenin yörüngesi Dünya’nınkinden daha eksantrik olduğu için, güney yarımküre yaz mevsiminde (her iki yılda bir kez gerçekleşir) güneşe önemli derecede yakındır.Bu yüzden gezegenin bu kısmındaki yazlar, Kuzey Yarımküre’deki yazlardan çok daha sıcak. Bu gerçekleştiğinde, araştırmacıların simülasyonlarına göre, Mars’ın orta atmosferinde, 37 – 56 mil (60 ve 90 kilometre) arasında bir yükseklikte bir pencere açılır ve böylece su buharının üst atmosfere geçip kaçmasına izin verilir.Diğer zamanlarda, güneş ışığı eksikliği, Mars su döngüsünü neredeyse tamamen kapatmaktadır.

Mars ayrıca Kızıl Gezegenin sık sık devasa fırtınalar tarafından ele geçirilmesi nedeniyle Dünya’dan farklıdır. Bu fırtınalar gezegenin yüzeyini, ışığı engelleyerek soğutur.Ancak bilim insanlarının simülasyonları, Mars’ın yüzeyine ulaşmayan ışığın atmosferde sıkışıp kaldığını, ısındığını ve etrafta su taşımaya daha uygun koşullar yarattığını gösterdi. Küresel toz fırtınası koşullarında, 2017’de Mars’ı saran, toz parçacıklarının etrafında küçük su buz parçacıkları oluşur. Bu hafif buz parçacıkları üst atmosfere diğer su formlarına göre daha kolay yüzer, bu yüzden bu dönemlerde daha fazla su üst atmosfere geçer.

Araştırmacıların bulgularına göre, toz fırtınaları, güneydeki yazlardan daha fazla suyu üst atmosfere taşıyabilir. Su orta sınırdan geçtiğinde, araştırmacılar iki şey yazdı: Suyun bir kısmı nihayetinde biriktiği kutuplara doğru kuzey ve güneye doğru sürükleniyor.Ancak, üst atmosferdeki ultraviyole ışık, moleküllerdeki oksijen ve hidrojen arasındaki bağları kopararak hidrojenin uzaya kaçmasına neden olarak oksijeni geride bırakabilir. Araştırmacılar, bu sürecin bir zamanlar sırılsıklam bir Mars’ın bugünkü döneminde nasıl bu kadar kuruduğunu anlatan hikayenin bir parçası olabilir.

Editör / Yazar: Burcu AKIN

Kaynak:

Continue Reading

Astrofizik

Karanlık Madde Nedir

Published

on

Karanlık maddenin varlığı ortalama 70 yıl kadar önce İsviçreli bir gökbilimci olan Fred Zwicky tarafından fark edilmiş ve o günden sonra da sürekli olarak doğrulanmıştır. Şimdi Fred Zwicky’nin izlemiş olduğu yöntemi bir örnek ile anlamaya çalışacak olursak; Ay, Dünya’nın üzerine düşmüyorsa ki bunu Newton’dan beri biliyoruz, bunun nedeni gezegenimizin çevresinde bir yörüngede olmasıdır. Dünyanın çevresindeki dönme hızı ona tam da onu gezegenimize doğru çeken kütle çekim kuvvetine karşı koymak için gereken merkezkaç kuvvetini sağlar. Eğer daha hızlı dönseydi uzay boşluğuna doğru sürüklenirdi ve biz de onu kaybederdik. Yine aynı şekilde Dünya daha büyük kütleli olsaydı Ay’ın da mevcut uzaklığında bu dengeyi koruyabilmek için daha hızlı dönmesi gerekecekti. Bu şekilde Ay ’ın yörünge hızından yola çıkarak Dünya’ nın kütlesini ölçebiliriz.

karanlik-madde-nedir

Bu yöntem Dünya’ nın yörünge hareketinden yola çıkarak da Güneş’ in kütlesini öğrenmemizi de sağlamaktadır. Yine bu aynı teknik galaksinin merkezi çevresindeki yıldızların yörüngesine de uygulanabilir. Mesela Güneş’ in Samanyolu’ nun merkezinin çevresindeki dönüşünü yaklaşık saniyede 200 km hızla 200 milyon yılda tamamlar. Fakat bu noktada karşımıza bir problem çıkar. Galaksinin, yıldızları merkezine doğru çeken görünür kütlesi yani yıldızlar, bulutsular vs. onları yörüngelerinde tutmak için yeterli değildir. Bu yörüngenin korunabilmesi için yıldızlar ile galaksinin ortası arasında yaklaşık 10 kat daha fazla madde bulunması gerekir.

Diğer bir deyişle, galakside teleskoplarımız ile gözlemlediğimiz yıldız ve bulutsulardan başka bir şey olmasaydı, yıldızlar hızla uzaklaşıp galaksiler arası boşluklara doğru giderlerdi. Aynı sorun benzer çalışmaların yapıldığı diğer galaksilerde de karşımıza çıkmaktadır. Galaksilerde başka bir bileşen daha olmalıdır, bu bileşen görünmezdir yani foton yaymaz, yıldız ve bulutsuların toplamından yaklaşık 10 kat daha büyük kütlelidir ve alışık olduğumuz madde gibi çevresindeki cisimleri kendine çekme özelliğine sahiptir. İşte buna Karanlık Madde denilmektedir.
Yıldızların hareketlerine değil de galaksi yığınları içinde galaksilerin kendilerinin hareketlerine yönelik başka pek çok gözlem, nitelik bakımından görünmez maddenin varlığı ve nicelik bakımından ( görünür maddenin yaklaşık 10 katı büyüklüğünde ) bizi aynı sonuca götürecektir.

Editör / Yazar: İsa EKİCİ

Kaynak: https://science.nasa.gov/astrophysics/focus-areas/what-is-dark-energy

Continue Reading

Öne Çıkanlar