fbpx
Connect with us

Ekoloji

Şehirleşmenin Yabani Arılar Üzerine Etkisi Hafife Alınmaktadır

Published

on

Yabani arılar, hem tarımsal üretim hem de çiçekli bitkilerin dünya çapında yayılmasına destek olan vazgeçilmez tozlayıcılardır. Fakat yabani arılar, birbirini etkileyen birçok faktör nedeniyle geniş çapta bir azalmayla karşı karşıyadırlar. Michigan’da yeni bir üniversite, bu faktörlerden birisi olan şehirleşmenin etkilerinin hafife alındığını gösteren bir çalışma yürütmüştür. Çalışma, Michigan Üniversitesi’nde mevcut ve eski öğrencilerden oluşan bir grup tarafından Güneydoğu Michigan’daki yerleşkelerde yürütülmüştür. Çalışmaya kendi açısından bakıldığında, yabani arıların cinsiyet oranları ve bunun kırsal alandan kentsel alana doğru arazi kullanım farklılığına göre nasıl değiştiği konusu, arı araştırıcıları tarafından çok az oranda dikkate alınmaktadır. Ekip, şehirleşmenin artmasıyla yabani cinsiyet oranının daha erkek egemen olduğunu ve bunun sebebinin orta ve büyük gövdeli, yerde yuvalayan dişi arıların sayısının azalması olduğunu bulmuşlardır. Çalışma 6 Mart’ta ScientificReports dergisinde yayınlanmıştır ve tüm yabani arı topluluklarının cinsiyet oranlarını kırsal ve kentsel değişime göre inceleyen ilk çalışma olmuştur.

Çalışmanın baş yazarlarından olan ve Michigan Üniversitesi Ekoloji ve Evrimsel Biyoloji Bölümü’nden doktora unvanlı araştırmacı Paul Glaum; erkek ve dişi arılar genellikle farklı tozlama davranışına sahip oldukları için bu bulguların arı populasyonlarının sağlığı ve tozlama oranları bakımından potansiyel bilgiler içerdiğini söylemektedir. Aynı türün dişi ve erkek arıları genellikle farklı bitki türlerini tozlamaktadır. Sonuç olarak dişi arıların sayısındaki bir azalmanın, bitki topluluğunun bir kısmının tozlanmasını sınırlayacak potansiyeli olduğunu söylemiştir. “Ek olarak dişi popülasyonundaki bir azalma, erkek arılar için daha az eş anlamına gelmektedir. Bu durum, yerde yuvalayan arıların çoğalma oranları ve tozlayıcı arıların gelecek nesillerinin devamlılığını tehlikeye sokmaktadır.

Hatta bu, türlerin genetik çeşitliliğini bile tehdit edebilir” Glaum. “Bulgularımıza göre araştırma, şehirleşmenin yerde yuvalayan arılar üzerine olumsuz etkilerinin dikkate alınmadığı ve çevresel değişimin arı populasyonları üzerine etkileri incelendiğinde cinsiyete özgü arı davranışlarının dikkate alınması gerektiğini vurgulamaktadır” Glaum. Şehirleşmenin yabani arı populasyonlarını nasıl etkilediğini daha iyi anlamak için araştırma ekibi, Güneydoğu Michigan’daki hobi bahçeleri, doğal alanlar ve tarlalarda yabani arı örneklemesi yapmışlardır. Örnekleme yaklaşık 70 mil (112km) alanı kapsayan 26 bölgede yapılmıştır. Arazi kullanımına göre kalabalık şehirlerden şehir çevrelerindeki kırsal tarım bölgelerine kadar değişen farklı yerlerden örnekler alınmıştır. Örnekleme, Güneydoğu Michigan’daki Dexter, AnnArbor, Ypsilanti, Dearborn ve Detroit’i de kapsayan birçok şehirde yapılmıştır.

Ekip üyeleri, 143 türden 3300’den fazla arı yakalamışlardır. Çünkü şehirleşmenin yabani arılar üzerine etkilerini açık şekilde belirlemeyi hedeflemişlerdir. Yaygın olan Avrupalı bal arıları incelemeye dahil edilmemiştir. Yakalanan arıların yüzde 74’ü yerde yuvalayan türlere aitti ve geri kalanlar yer üstündeki oyuklarda ya da içi boş ağaç gövdelerinde yuvalayan türlere aitti. Araştırıcılar, şehirleşmenin artmasıyla birlikte yabani arıların cinsiyet oranlarının daha erkek eğilimli olduğunu ve bunun orta ve büyük gövdeli yerde yuvalayan dişi arıların sayısının azalması nedeniyle olduğunu bulmuşlardır. ScientificReports’taki metinlerinde araştırıcılar, bu bulgularının birçok mümkün açıklamasını yapmışlardır. Çiçek kaynaklarının seyrek ve düzensiz olduğu şehir arazilerinde, dişilerden daha büyük gövdeli olan erkek arılar, yuvalarından daha uzağa dağılarak besin kaynaklarına ulaşabilmekte ve bu sayede hayatta kalabilmektedirler.
Gözlenen cinsiyet değişimine alternatif bir açıklama olarak da şehirleşme kaynaklı değişimler gösterilmektedir.

Çoğu arı türlerinde üretken dişilerin üretimleri için erkeklerin üretiminde gerekli olandan daha fazla besin kaynağı gereklidir. Sonuç olarak polen ve nektar kıtlığı, erkek arıların artışına doğrudan sebep olabilmektedir. Yazarlar, birçok çalışmanın kendi kentsel alanlarda yerde yuvalayan arı popülasyonlarının azaldığını belirttiğini ve bu azalışın miktarının ölçülenden daha fazla olabileceğini belirmişlerdir. Tıpkı bu çalışmada belirttikleri gibi şehirdeki yerde yuvalayan arı popülasyonlarının kentsel alanda yayılan erkek bireyler tarafından daha az sübvanse edildiğini yazmışlardır. Birçok yabani arı türü popülasyonu, birbiriyle etkileşimde olan birden çok faktör nedeniyle küresel çapta yaygın bir azalıştadırlar. Habitat azalışı, parazitler, hastalıklar, pestisit kullanımı ve iklim değişikliği gibi konular öncelikle suçlanmaktadır. Şehirleşme ile habitat azalışı da artmaktadır ve bu eğilimin gelecek on yıllarda daha da hızlanacağı tahmin edilmektedir. Önceki çalışmalar tutarlı şekilde yerde yuvalayan arıların bolluk ve çeşitliliğinin kentsel alanlarda azaldığını tespit etmişlerdir. Bunun sebebi de şehirlerde uygun yuvalama yerlerinin çok az olması olarak ifade edilmektedir. Materyaller Michigan Üniversitesi’nden sağlanmıştır

Editör / Yazar: Onur İLERİ

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/03/190306100626.htm

Ekoloji

Evinizdeki Bir Örümceği Neden Hiçbir Zaman Öldürmemelisiniz

Published

on

Sizleri ikna etmenin zor olduğunu biliyoruz ama bir deneyelim. Evinizde gördüğünüz bir örümceği oldürmeyin. Neden? Çünkü örümcekler, kendi hakları olan, dost canlısı organizmalar olmalarının yanı sıra doğanın ve ekosistemimizin önemli bir parçasıdır. İnsanlar, evlerini dış dünyadan güvenli bir şekilde yalıtılmış olarak düşünmeyi severler, ama yine de içinde farklı türde birçok örümcek bulunabilir. Bazıları uzun süre kapana kısılmışken bazıları ise kısa süreli ziyaretçilerdir. Bazı türler ise , içeride mutlu bir şekilde yaşadıkları ve daha fazla örümcek ürettikleri harika mekanların tadını bile çıkarırlar. Bu örümcekgiller genellikle gizemli canlılardır. Karşılaştıklarınızın neredeyse hepsi ne agresif ne de tehlikelidir. Ve aynı zamanda, zararlı böcekleri yemeye hizmet ediyor olabilirler ve hatta bazıları başka örümcekleri bile yiyor. Meslektaşlarım ve ben, 50 Kuzey Karolina evlerinin görsel olarak bir incelemesini yaptık. Ziyaret ettiğimiz her evde örümcekler vardı. Karşılaştığımız yaygın iki tür bulunuyordu. Her ikisi de avlanmak için ağlar örerek pusu kuruyorlar.

Bunlardan biri bazen diğer türleri avlamak için ağlarını bırakır ve kuzenlerini yakalamak için avlarını taklit ederler. Her ne kadar onlar genel bir avcı ve yakalayabilecekleri herhangi bir şeyi yemeye müsait olsalar da, örümcekler düzenli olarak rahatsız edici böcekleri ve hatta hastalık taşıyan böcekleri (örneğin sivrisinekleri) yakalarlar. Afrika evlerinde kanla dolu sivrisinekleri yemeyi tercih eden bir tür örümcek bile var. Öyleyse bir örümceğin hayatına son vermek yalnızca bir örümceğimsinin yaşamına mal olmayacak, aynı zamanda önemli bir yırtıcının evinizden çıkmasına neden olacak.

Örümceklerden korkmak doğaldır. Çok fazla bacaklara sahip olmalarıyla birlikte neredeyse hepsi zehirlidir. Her ne kadar çoğu tür insanlarda sorunlara yol açmak için çok güçsüz zehire sahip olsalar da cildimizi delemezler. Entomologların bile kendileri araknofobi (örümcek korkusu) yaşayabilirler. Bu büyüleyici yaratıkları gözlemleyerek ve çalışarak korkularını aşan birkaç örümcek araştırmacısını tanıyorum.

Örümcekler insanlardan uzak durmayı tercih ederler çünkü onlardan çok daha tehlikeliyiz. Örümceklerden gelen ısırıklar çok nadirdir. Her ne kadar karadul örümcekler ve keşiş örümcekler gibi birkaç tıbbi açıdan önemli türler olsa da, ısırıkları bile nadirdir ve nadiren ciddi sorunlara neden olur. Eğer bu örümceklere evinizde, garajınızda, apartmanınızda ve her nerde olursa olsun tahammül edemiyorsanız, onu oldürmek yerine yakalayıp bulunduğunuz yerden dışarıya çıkarmaya çalışın. Gidecek başka bir yer bulacak ve her iki taraf da sonuçtan daha mutlu olacak. Ama eğer karnını doyurabilirseniz, evinizde örümceklerin olması iyi olur. Ve açıkçası, onları görmüyorsanız bile, hala orada olacaklar. Yani karşılaştığınız bir sonraki örümcek için canlı bir yaklaşım düşünün. Matt Bertone, Entomoloji Uzmanı, North Carolina State Üniversitesi

Kaynak: http://www.iflscience.com/plants-and-animals/why-you-should-never-kill-a-spider-in-your-home/

Continue Reading

Ekoloji

Solucanlar Hakkında Bilmediğiniz 10 İlginç Bilgi

Published

on

Hoşlansak da hoşlanmasak da yeryüzü solucanlarla dolu. Bu savunmasız, yumuşak yaratıklar kendilerini koruma stilleri garip ve birbirlerinden farklı. Bazıları korkunç ittifaklar kurarken bazıları yeni beyinler sentezliyor. Solucanlar ağızları olmadan beslenebilir, diğer türleri kontrol edip, farklı türlerin yaşama veda etmesine sebep olacak alanlarda zevkle yaşayabilir. Diğer türlerin üremesine yardımcı olmakla birlikte Dünya’nın plastik sorununa da çözüm olabilirler.

10- Marstaki Solucanlar

Kızıl Gezegen’de şimdilik solucan yok. Yıllar önce NASA sahte Mars toprağı sentezlemeyi başardı. Bu gerçek Mars toprağına o kadar yakındı ki ekiplere uzay kıyafetleri, madencilik ekipmanları gibi birçok konuda fayda sağladı. 2017’de yapılan bir araştırmayla Mars toprağında rahatça gelişebileceklerini gösterildi. Birkaç Hollanda Solucanı toplanıp bu özel toprağa yerleştirildi.
Mars’ta yaşayıp gezegeni verimli bir hale getirip getiremeyeceklerini görmek için toprağa aynı zamanda gübre ve roka da ekildi. Ekibin tek çekincesi tahıllardı çünkü Mars kumu kaliteli değildi. Örneğin gümüş dünya kumu kuartz ihtiva eder ve bahçecilikte kullanılır. Bilim insanları bu sorunu domuz gübresiyle çözmeye çalıştı ve gariptir ki toprak gümüş Dünya kumundan daha verimli hale geldi. Deneyin en iyi kısmıysa solucanların bu toprakta üreyebildiklerinin keşfedilmesi oldu.

9- Asidik Zombi Solucanlar

2002’de Kaliforniya sahillerinde büyük deniz canlılarının iskeletlerini delik deşik olana dek kemirerek beslenen ‘Zombi Solucanlar’ keşfedildi. Kemirgen Solucanlar kulağa normal gelebilir ama bu canlıların ne kemirmek için çeneleri var ne sindirim sistemleri. Bunlara sahip olmayan bir türün kemiklerde nasıl delikler açtığı merak konusu. 2013’te bunu derilerinden sızan zararlı bir maddeyle yaptıkları keşfedildi. Solucanların sindirimi hala açıklanamasa da hücrelerden sızan asit insan vücudundaki osteoklastik (kemik yıkan) aktiviteyle benzerlik gösteriyor.

8- Beyin Gaspçısı Solucanlar

Bazen karıncalar lezzetli bir çamurla karşılaşırlar. Bununla beslendiklerinde çamurun içindeki karacaiğer paraziti larvaları karıncaların beyinlerini ele geçirir. Başka bir hayvan karıncaları yiyene kadar onları bıçakmışçasına dondurur. Bir inek onu yedikten sonra solucanlar içine yumurtalarını bırakır. İnek yumurtaları boşalttıktan sonra yumurtalar solucanlar tarafından tüketilir. Solucanlar onları boşaltana dek larvalar solucanın içinde bekler ve boşaltıldıktan sonra da yeni bir karınca onları yiyene dek beklerler. ‘Düz solucanların’ hayat döngüsünü anlamış olsak bile karıncaları nasıl kontrol ettiklerini hala bilmiyoruz. Araştırmacılar 2018’de etkilenmiş böceklerin başlarını kesip incelediler ve bilgisayarlı tomografiyle yaptıkları incelemede aynı anda birçok düzsolucanın tek bir beyne saldırdığını gördüler. En iyi solucan karıncanın nöral alanlarını etkileyerek çenesini kilitliyor ve onu ineğin sindirimi için en uygun pozisyona sokuyordu.

7- Donmuş Solucanlar

Mikroskobik boyutlardaki yuvarlak solucanlar normalde günlerini toprağın altında gezinerek geçirirler. 2018’de şok edici bilgiler edindik. Kriyojeni bir dondurma tekniğidir. Bu teknikle insanlar dahil olmak üzere çoğu şeyi yüzyıllarca dondurabilirsiniz. 2018’de buzul çağından kalma, donmuş yuvarlak solucanlar bulundu. 42.000 yıldır donmuş haldeydiler. Bilim insanları onları eritttiğinde hareket edip, bin yıllardan beri ilk kez yemek yediler. Bu çok hücreliler tarihinin ilk çözünerek yeniden doğuşuydu. Doğal yollardan gerçekleştiği için bilim insanları hala mekanizmasını çözmeye çalışıyor.

6- Ölümcül İş Ortakları

Heterorhabditis yuvarlak solucanı ve Photorhabdusluminescens isimli bakterinin ittifakı tüm böcekler için tehlikelidir. Yuvarlak soulucanlar yanlarından geçen bir çekirgenin vücuduna yapışır. Kurbanın vücuduna girdikten sonra soluncan bakteriyi vücudundan kusar. Zehirli bakteri kurbanı öldürür ve salgısıyla onun toprakta çözünmesini önleyerek solucana ve yavrularına haftalarca erzak sağlamış olur. Çekirgeyi kuşlar gibi diğer hayvanların yemesini önlemek için doğal uyarı işaretlerini kullanır ve cesedi kırmızıya çevirerek kötü koku yaymasını sağlar. En garibiyse cesedin elektirik mavisi ışınlar yaymasını sağlaması. Karşılığında solucan bakterinin ulaşımını sağlar. Cesetle işleri bitmeden hemen önce yavru solucanlar bakteriyi yeniden içlerine alır ve yeni kurbanlarıyla karşılaşana kadar onlara ev sahipliği yapar.

5- Yamyam Ebeveynler

Susam tanesinden bile küçük olan yuvarlak solucanlar insan gözü için birbirinin aynı olsa dahi, kendi yavrularını tanıyabilirler. Bilim insanları bu bilgiyi solucanların beslenme alışkanlıklarını incelerken edindi. Yuvarlak solucanlar birbirleriyle beslenebilirler. Buna rağmen her ne kadar yamyam olsalar da kendi yavrularını yemezler. Ebeveynlik görevleri bittiğinde ise onları yemekte bir sakınca görmezler. Yavrularını nasıl tanıdıkları 2019’a kadar açıklanamadı. Biliim insanları cevabı Pristionchuspacificus isimli solucanı incelerken buldular. Bu solucanın diğer solucanlarla beraber kendi yavrularını da yemek gibi kötü bir huyu vardı. Solucanın DNA’sını incelediklerinde SELF-1 isimli geni buldular. Bir şekilde bu gen yavrularını yemelerini engelliyordu. Bu gen DNA’larından çıkarıldığındaysa kendi yavrularını yarın yokmuşçasına yediler.

4- Poposuz Mucize Solucan

Yıllardır Paracatenula isimli solucanın ağzı, midesi ve boşaltım organı olmadan nasıl hayatta kaldığı merak konusu. Bu düzsolucan türü beslenme ve boşaltım için gerekli organlara sahip olmamasına rağmen ortalama sıcaklık değerine sahip deniz diplerinde büyüyüp gelişebiliyor. Yakın zamanda bu sır çözüldü. Solucan,Riegeria isimli bakteriyle ortak bir yaşam geliştiriyor ve enerjiyi kimyasal olarak birbirlerine aktarıyorlar. Bakteri solucanın içinde yaşayarak beslenmesini sağlıyor ve boşaltımı için atıkları kendi bünyesinde yeniden kullanıyordu. Bu dostluğu benzersiz yapan 2 şey var. İlki normalde kemosentetik birlikteliklerde solucanın bakteriyi yiyerek fayda sağlaması ancak durum bu ikili için geçerli değil. İkincisiyse birlikteliklerini 500 milyon yıldır sürdürmeleri.

3- Zehir Üretici Solucanlar

2008’de Colorado’da bir sülfür mağarası keşfedildi. Mağarada insan için toksik olan sülfürhidrat bol miktarda bulunuyordu. Bu ölümcül gazın dışında insan derisini kıyafetlerinin üzerinden yakabilecek olan sülfik asit bulunuyordu. Bu ölümcül mağarada yeni bir solucan türü bulundu. Bu tür insanlar ve böcekler gibi diğer canlıların yok olacağı olağanüstü koşullarda yaşayabiliyor.
Bu solucanlardaki hemoglobin diğer türlere oranla çok daha fazla oksijene bağlanarak mağaradaki oksijen azlığını kompanse ediyor ve bu da onların kan kırmızısı renkte olmasına sebep oluyor.
Diğer kızıl solucanlar deniz kenarlarında yaşayıp deniz bakterilerini kullanarak toksinlerden arınır. Bu yeni tür ise bunu kendi başına yapabiliyor.

2- Yeniden Büyüyen Beyinler

2012-2014 yılları arasında Arjantin, Amerika, İspanya ve Yeni Zelanda’dan toplanan solucanlar rejenerasyon yetenekleri incelenmek üzere laboratuvarlara götürüldü. Bazıları başları kesildikten sonra yeni baş, hatta yeni bir beyin üretmeyi başardı. Solucanlardan biri vücudunun ön yarısı kesilmesine rağmen eksiği tamamlamayı başardı. Önceleri rejenerasyon yeteneğinin ortak atalarından miras olduğu sanılsa da 2019’daki yeni bir araştırma solucanlarda durumun böyle olmadığını göstererek bu bilimsel inanışı yıktı. Testler ortak atalarının böyle bir yeteneğe sahip olmadığını, bu yeteneğe sahip 8 solucan türünün bu özelliği kendi kendilerine geliştirdiklerini gösterdi.

1- Plastik Ayrıştırıcı Solucanlar

2017’de aynı zamanda arıcılık yapan bir bilim insanı kovanlarında parazitler olduğunu buldu. Balmumu solucanlarını geçici olarak plastik bir torbaya yerleştirdi. Arılarla ilgilendikten sonra torbaya baktığında deliklerle dolu olduğunu gördü. Solucanlar ya plastikleri çiğneyip atmıştı ya da gerçekten yemişlerdi. Eğer 2. ihtimal doğruysa solucanlar günümüzdeki plastik sorunun çözücüsü olabilirdi. Yapılan testler gerçekten de solucanların plastik yiyebildiğini gösterdi. İkincil testlerde 100 balmumu solucanının 92 gram polietileni 12 saatte ayrıştırabildiğini gösterdi ki bu daha önceki deneylerde kullanılan bakterilerden 1400 kat hızlıydı. Daha önce solucanlardaki bir enzimin balmumunu ayrıştırmayı sağladığı düşünülüyordu. Aynı enzim plastiği de ayrıştırıyor olabilir. Eğer bilim insanları bu maddeyi üretmeyi başarabilirse, plastik sorununun çözümü bulunabilir

Editör / Yazar: Şeyma SÜRÜCÜ

Kaynak: https://listverse.com/2019/04/19/top-10-abilities-proving-that-worms-are-weird/

Continue Reading

Ekoloji

Dünya Üzerinde Yakın Zamanda Tükenecek 10 Doğal Kaynak

Published

on

Dünya’da hayatta kalabilmek için ormanlardan dağlara, havadan suya ve minerallere kadar uzanan geniş bir doğal kaynağa ihtiyacımız bulunuyor. Yaşamı devam ettirebilmek için bu doğal kaynakları çeşitli yöntemlerle korumak insanın birinci önceliği olmalıdır. Nüfus artışı ve gittikçe yayılan endüstriyel alanlar sebebiyle doğal kaynaklara olan ihtiyaç yıllar geçtikçe büyümektedir. Gelecekte bu doğal kaynakların korunması için yollar bulunmazsa, tükenme tehlikesiyle karşı karşıyalar. Dünya’da üzerinde kısa sürede tükenecek olan doğal kaynaklara bir göz atmak gerekirse:

10. Ormanlar

Ormanlar yiyecek, barınak, yakıt, tıbbi malzeme, kereste ve kâğıt sağlayan en değerli doğal kaynaklardan biridir. Hayvan türleri için doğal bir yaşam alanı sağlamada hayati bir rol oynamaktadır. Ormanları tüketen temel neden ise araziye dönüştürme, ağaçların yakacak olarak kullanımı, konut yapımı ve inşaatlar için ihtiyaç duyulan kereste ihtiyacıgibi insan faaliyetleridir. Ormanların tükenmesi çevrede yeşil alanın azalmasının yanında iklim ve biyoçeşitlilik üzerinde ciddi sonuçlar doğurmaktadır.

9. Toprak

Toprak farklı besinlerden oluşur ve bitkilerin beslenerek büyümesine yardımcı olabilecek hayati bir doğal kaynaktır. Bilim insanları, önümüzdeki yıllarda insanları iklim değişikliği ile birlikte toprak erozyonu ile ilgili risklere karşı uyarıyor. Tarım yapmak topraktaki karbon oranını birkaç yıl boyunca bozmaktadır. Bu durum da fosil yakıtların yakılmasıyla oluşan sera gazı emisyonlarının uzun vadede kötü etkiler doğurmasını sağlayacaktır.

8. Maden Kaynakları

Demir, çelik, alüminyum, karbon, silikon, çinko ve bakır sanayileşme nedeniyle yıllar içinde talep edilen değerli doğal kaynaklardan bazılarıdır. Demir, sınırlı bir kaynağa sahiptir ve daha önceki yüzyıllarda silahlarda ve şimdi modern binalar, ulaşım ve altyapı inşaatı için kullanılmıştır. Günümüzde sanayinin yoğun talep nedeniylebu madenlerin doğal rezervleri yavaş yavaş tükenmektedir.

7. Fosfat ve Diğer Mineraller

Alçıtaşı, boksit, mika, titanyum, zirkonyum ve fosfat deniz yataklarında bulunabilen önemli minerallerden bazılarıdır. Modern çağdaki cihazlarımızın çoğunda ve akıllı telefonlarda elektrik devreleri olarak kullanılan skandiyum, terbiyum gibi nadir toprak elementleri vardır. Aynı zamanda mıknatıslar, rüzgar türbinleri gibi oluşumlarda kullanılan bu kaynaklar gelecek yıllarda tükenme durumunda kalacaktır.

6. Fosfor

Fosfor, tüm besin öğelerinin yetiştirilmesinin ana kaynağıdır ve fosfatlı kayaçlardan elde edilir. Dünyada sadece ABD, Çin ve Fas olmak üzere üç yerde bulunmaktadır. Ayrıca fosfor, bitkileri ve besin maddelerini yetiştirmek için kullanılan kimyasal gübrelerde de bulunabilen temel bileşendir. Fosforun hayvansal atıklardan geri dönüştürülmesi mümkündür. Ancak bu dönüştürme yüksek maliyetlerle yapılabilir.

5. Doğal Gaz

Petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtların yeraltında oluşumu, geniş jeolojik bir zaman ve uzun bir süreç gerektirmektedir. 2050 yılına kadar yakıt kaynaklarının çoğunun yeryüzünden yok olacağı tahmin edilmektedir. Doğal gazın yok olmasıpetrolden biraz daha uzun sürebilir ve yaklaşık 60 yıl alabilir. Petrolden daha iyi bir alternatif olarak karşımıza çıkan doğalgazda metan bulunmaktadır ve pişirme, ısıtma, elektrik üretimi gibi alanlarda kullanılabilir. Artan tüketimin doğal gazı da kısa bir zaman dilimi içerisinde bitireceği tahmin ediliyor.

4. Petrol

Petrol, doğal oluşumu son derece yavaş ve uzun süreçler alan, yenilenebilmesi için uzun yıllar gereken bir kaynaktır. Mevcut tüketim oranında, petrol rezervleri dünya üzerinde azalmaya devam ediyor. Bilim insanlarının bildirdiğine göre petrol rezervleri 30 ila 40 yıl içerisinde tükenecek. Petrolle ilgili yeni sahalar keşfetme çalışmaları sürüyor. Bu alanda yeni sahalar keşfedilmezse, önümüzdeki yıllarda ciddi krizler ortaya çıkabilir.

3. Kömür

Kömür, dünyada üzerindeki en ucuz yenilenemeyen fosil yakıt kaynağıdır ve ucuz olması sebebiyle yaygın olarak kullanılmaktadır. Kömür hava kirliliğinin başlıca nedenleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle kullanımı konusunda yıllar boyunca büyük tartışmalar yaşanmıştır. Kömür rezvervlerinin 200 yıl daha devam edeceği ön görülüyor. O tarihten sonra dünya üzerinde uzun süre kömür bulunamayacak.

2. Hava

İnsanların, bitkilerin ve vahşi yaşamın varlığı ve yıllar boyunca sağlıkla uzun bir yaşam sürebilmek için saf ve temiz havaya ihtiyaç duyulmaktadır. Hava kirliliği, ciddi solunum problemlerine neden olabilecek ve çevreye zararlı etkileri olan en büyük risklerin başında gelmektedir. Fosil yakıtların yakılması, fabrikalardan ve endüstriyel tesislerden gelen egzoz dumanı, madencilik, zehirli gazlar ve kimyasallar, hava kirliliğinin önde gelen nedenlerinden bazılarıdır. Bu doğal kaynağı korumanın en iyi yolu, enerji tasarruflu cihazlar, çevre dostu enerji kaynakları kullanmak, çevreye verilen zararı azaltmak için atıkların tekrar kullanılması ve atığın dikkatli bir şekilde bertaraf edilmesi suretiyle israfın azaltılmasıdır.

1.Su

Dünya yüzeyinin neredeyse yüzde 70’inin sularla kaplı olduğu bir gerçektir. Ancak maalesef bu suyun sadece yüzde 2,5’i tüketime uygun saf sudur. Tatlı su kaynaklarının küçük bir kısmı da buz ve kar şeklindedir. İklim değişikliğinin sonucu olarak kış aylarında yağmur ve buz miktarı, tatlı su kaynaklarının rezervlerini azaltmıştır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, 2025 yılına kadar 1,8 milyar insanın içme suyuna erişemeyeceği tahmininde bulundu.

Kaynak: https://exploredia.com/top-10-natural-resources-that-will-deplete-soon/

Continue Reading

Öne Çıkanlar