fbpx
Connect with us

Arkeoloji

Son Dönemlerde Keşfedilen 10 Maya Gizemi

Published

on

Maya medeniyeti hakkında düşündüğünüzde aklınıza birçok gizem gelecektir. İnsan kurban törenleri, büyük mimari yapılarıyla bu ihtişamlı uygarlık uzun süren bir kültür mirasına da sahiptir. Kendine özgü ritüelleri, sıra dışı şehirleri ve liderlerinin nasıl karar verdiği gibi sorular her zaman merak konusu olmuştur. Bu olağanüstü toplum gelecek nesiller için çeşitli dersler ve gizemler barındırmaktadır. İşte, son dönemlerde keşfedilen 10 Maya gizemi…
10. Kuraklık Anıtları: 2018’de arkeologlar, antik bir Maya bölgesini ziyaret etmek için Belize’ye doğru yola çıktılar. Cara Blanca’da iki yapının kalıntıları, derin bir havuz yakınındaki bir platform ve bir sweatbathkompleksi bulunmaktadır. Her ikisi de bölge kuraklıkla boğulduğunda 800-900 yılları arasında inşa edildi. Bu dönemler esnasında hacılar, yağmur tanrısı Chahk’ı onurlandırmak için her iki binayı da ziyaret ediyordu. İlk başta, ekip havuz kenarındaki platformda daha fazla eser aramak ve sweatbath’taki yağmalamayı değerlendirmek istedi. Bunu yaparken kutsal sitenin geçmişiyle ilgili yeni şeyler keşfettiler. Havuzu kazarken yeni bir platform ortaya çıktı. Bu beklenmedik platform M.S. 600 tarihine aitti. Muhtemelen kuraklıktan uzak bir zamanda inşa edilmiş ve burada yüzyıllar boyunca çeşitli ritüeller gerçekleştirilmiştir.
9. Pakal’ın Yüzü: Saltanatı en uzun olan Maya kralı K’inichJanaab ‘Pakal idi. Büyük Pakal olarak da bilinen bu sevilen ve önemli hükümdar, MS 615’te 12 yaşında tahtta yükseldi ve 80 yaşında ölene kadar kraldı. 2018’de arkeologlar, Meksika’nın güneyindeki bir maya sarayında kazı yaparken nadir bulunan bir eser ele geçirdi. Pakal’a ait olan saray birçok sürprizle birlikte bir mühendislik başarısıdır. Ancak ekip yapay suyollarını izlediklerinde önceden bilinmeyen kapalı bir havuzu keşfetti. Burada dekoratif amaçlarla yapılmış bir maske ortaya çıkardılar. Maskenin yüz özellikleri Kral Pakal ile karşılaştırıldığında bir benzerlik bulundu. Maske yaşlı ve kırışık bir yüzü gösteriyordu. Yaşlı olması sebebiyle arkeologlar bu maskenin Kral Pakal’ın yüzü olduğunu düşünüyor. Eğer bu bilgi doğrulanırsa, bu kralı direkt olarak tasvir eden ilk eser olacak.
8. Maya Ayak İzi: Bazı nedenlerden dolayı, Maya Uygarlığının doğayla tam uyum içinde yaşadığı fikri hakimdir. Plastik ve sera gazı gibi tesirlerden uzak olsalar da Maya kültürü doğayı sağlam bırakmadı. 2018 yılında araştırmacılar Maya Uygarlığı’na ait karbon formunda kanıtlar ele geçirdi. Maya Uygarlığı’nın tapınaklar için oduna, tarım arazileri için yere ihtiyacı vardı. M.Ö. 900’lü yıllar civarında artan bir ivmeyle 1.100 yıl boyunca tropik ormanları yok ettiler. Bugün çoğu Maya bölgesi antik ve el değmemiş olarak bulunmaktadır. Bununla birlikte toprakta yapılan testler durumun hiç de öyle olmadığını gösteriyor. Bu araziler kendilerini toparlayamadı. Ağaçlar büyümüş olabilir, ancak karbon yakıtların izleri de hala toprakta duruyor.
7. Maya Yılan Kralları: Guatemala’daki ormanda kırsal bir Maya kenti olan La Corona’nın kalıntıları bulunuyor.Buradaki yerleşimin her zaman klasik Maya döneminde (MS 250-900) izole edildiğine inanılmaktadır. Bu süre zarfında, yılan kralları denilen bir hanedan Meksika’daki Calakmul’dan yönetildi. Bu krallığın nasıl yönetildiği hakkında çok az şey biliniyor.2018’de La Corona’dabu hanedan ile ilgili bazı ipuçları ortaya çıktı. Havan yapılan lazer taraması, sözde yalıtılmış şehirde binlerce insanın yaşadığını tespit etti. Hiyeroglifler, yerel tanrıların tekrar gelmesi ve kırsal şehrin nasıl bir krallığın yargı yetkisi altında girdiğini gösteriyor. Arkeologlar La Corona’nın genişleme sırasında yılan kralları tarafından zaptedilenyerleşim yerlerinden biri olduğuna inanıyor. Tanrılar, yönetim haklarını kurmak için yerel mitolojiyi kullanan seçilmiş liderlerdi.La Corona’da bulunan gravürlerin sayısı da küçük alan göz önüne alındığında oldukça şaşırtıcı.Bazı araştırmacılar yerleşim yerinin Yılan Kralların Meksika’da bulunan başkentlerine kıymetli malları götüren ticaret yolunda kilit bir görevi olduğunu ileri sürüyor. Bu tür bağlantılı bir siyasi sistem, Maya’nın ayrı şehir devletlerinde yaşadığı geleneksel yaşamı bozuyor.
6. Çikolata Parası: Mayalılar asla sikke kullanmadı. Diğer birçok medeniyet gibi ihtiyaçlarını karşılamak için takas yönteminden faydalandılar. 2018’de Mayalıların alışveriş yöntemleriyle ilgili bulgular açıklandı. Mayalıların sıcak çikolata hayranı oldukları bir gerçek. Yeni çalışmalar gösterdi ki Mayalılar çikolatayı sadece takas için değil, bir vergi biçimi olarak da kullanıyordu. Elde edilen bulgularda çeşitli duvar resimleri, oymalar ve boyalı seramikler yer alıyor. Çizimlerde Pazar yerleri ve bazı hallerde sıvı çikolata tüketildiği görülebiliyor. Sekizinci yüzyılda prestijli yiyecekler arasında bulunan kakao fasulyesi takas aracı ve vergi biçimi olarak kullanılmaya başladı. Mayalıların en sık kullandığı vergi malları kakao ve dokuma kumaştı.
5. Maya Mavisi: İnsan kurban törenleri ve korkunç tanrılarını bir kenara koyarsanız, Mayalılar oldukça gelişmiş düzeyde ressamdı. Duvarlarına yaptıkları resimler için yepyeni bir renk keşfettiler. Bu renk bugün Maya mavisi olarak bilinmektedir. Bu rengin tanımlanması Avrupa’da ve diğer toplumlarda yüzyıllar sürdü. 17. Yüzyıl Avrupa’sında mavi elde edilmesi en zor pigmentler arasında yer alıyordu ve sadece ustaların bu rengi kullanılmasına izin veriliyordu. 17. Yüzyıl Avrupası’nda mavi renk Afganistan’dan çıkarılan lapislazuli taşından üretildi. Arkeologlar İspanyol kolonilerinde bolca mavi rengin kullanıldığını gördüklerine oldukça şaşırdı. Avrupa’da bu kadar nadir bulunan bir renk Yeni Dünya’da daha az olmalıydı. Araştırmalar derinleştikçe kolonilerde kullanılan mavi rengin bitkilerden temin edilen Maya mavisi bilgisinden geldiği anlaşıldı. Maya mavisi Avrupa’da üretilen mavi renkten daha dayanıklıydı ve günümüzde 1.600 yıl kadar eski dönemlerden kalma mavi renkler hala canlılığını korumaktadır.
4. Batık Maya Alt Dünyası:  2018’de, bir dalgıç Meksika’nın Yucatan Yarımadası’nda batık bir tünelin içinde küçük bir açıklık tespit etti. Bu boşluğu takip eden araştırmacılar DosOjos sistemini ve Sac Actun mağara sistemini birbirine bağladı. Bu birleşme, dünyanın en uzun sualtı mağarasını ortaya çıkardı. Uzmanlar tünele indiler ve inanılmaz bir şekilde arkeolojik kalıntıların bulunduğu 200 yer tespit ettiler. 347 kilometre uzunluğa sahip olan labirentte bulunan şeyler içerisinde Maya sunakları ve tütsü brülörleri gibi birçok malzeme bulunuyordu.Ayrıca ticaret tanrısı Ek Chuah’ın resimlerilabirentteyer alıyordu. Keşfedilenritüel öğeleri mağaranın bir zamanlar Maya “ yeraltı dünyasının ” bir parçası olduğunu düşündürdü. Sualtı tünelindeki koruma mükemmeldi ve keşiflerin büyüklüğü inanılmazdı. Dünyanın en önemli batık bölgesi olarak kabul edilen mağara 15.000 yıllık bozulmamış bilgi içeriyor. Çoğunlukla Maya eserlerini bulmasının yanı sıra, soyu tükenmiş buz çağı mağara ayıları,proto-filler, devler balinalar ve yeni bir insan türüne ait olabilecek bir kafatası da mağaradan çıkarıldı.
3. Olağandışı Şehir Büyümesi: Şehirler büyüdükçe, evler birbirine daha yakın hale gelmektedir. Diğer bir deyişle, nüfus yoğunluğu arttıkça insanlar birbirine yakın konumda yaşamaya başlar ve çalışır. Araştırmacılar bunun her zaman fikirlerin paylaşılmasını ve bir toplumda öğrenmeyi teşvik ettiğini düşünmüşlerdir. Bu eğilim yüzyıllar boyunca kıtalar ayrışmış olsa bile çoğu uygarlıkta ortaya çıkmıştır. Ancak Mayalılar bu eğilimi takip etmemiştir. Şehirler büyüdükleri zaman dışa doğru genişledi. Komşular daha yakın yaşamak yerine dış alanlara doğru yayıldılar. Maya birçok alanın ustasıydı, bu yüzden onların bilgi paylaşımını veya öğrenmesini bu geniş alana yayılma eğilimi etkilemedi. Bu olağandışı yaklaşım, bir kentin tanımına ve şehirlerin daha yoğun büyüdüğü eski düşünceye meydan okuyor. Arkeologlar Maya topluluğunun farklı çalışıp çalışmadığını ya da bu örüntünün harabeler üzerinde nasıl çalışıldığının tuhaf bir sonucu olup olmadığını araştırıyorlar.
2. Mayalıların Günlük Yaşamı:  Mayalılarda nüfusun çoğunluğunu alt sınıflar oluşturuyordu. Yine de duvar resimleri ve diğer sanat biçimleri neredeyse tamamen seçkin sınıflara odaklanmıştır. Bu sebeple, Mayalılarda günlük yaşamın nasıl olduğuna ilişkin bulgular oldukça azdır. Araştırmacılar 2009 yılında Meksika’nın Calakmul kentinde yer alan boyanmış bir piramidi temizledi. Temizlenen duvarlardan bir tanesinde eski dönemlere ait bir duvar resmi bulundu. Bu resimde Mayalıların günlük hayatına ve alt sınıflara dair bulgular yer alıyordu. Bu basit bir keşif gibi görünse de Mayalıların alt tabakalarına dair bilginin elde edildiği ilk keşiftir.
1. En Eski Kodeks: 1964’te bir Maya belgesi ortaya çıktı. Ağaç kabuğu üzerinde oluşturulan ve Venüs’ün görüntülerini içeren kodeks, birçok kişi tarafından sahte olarak kabul edildi. Eleştirmenler kodeksin bilinen herhangi bir Maya yazıtından farklı göründüğünü ve gerçek olmak için çok basit olduğunu söyledi. 1974’e kadar, bir antika koleksiyoncusu Meksika otoritelerine gerçekliğini kanıtlamak için çalışmalar yürüttü. Yıllar geçti ve çoğu kişi sözde Mayan Kodeksi’nden şüphe etmeye devam etti. Eski olmasına rağmen, nerede bulunduğuna dair ipuçlarını silen yağmalanmış bir artefakttı. 2018 yılında ise asoıl bomba patladı. Kodeks’e yapılan testler belgenin sadece otantik olmadığını Amerika’daki en eski İspanyol kolonisi öncesi yazının da bu kodekste yer aldığını ortaya koydu. Bu çağın ilk bilinen belgesidir ve 16. yüzyılda İspanyollar tarafından yakılan bir avuç dolusu metni birleştirmektedir.
Kaynak: http://listverse.com/2018/09/17/top-10-recently-discovered-mayan-mysteries-and-facts/

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arkeoloji

Harika Keşif: Tarihin En Eski Müşteri Şikayeti Bulundu

Published

on

İnsan ırkının binlerce yıl boyunca nasıl değiştiği hakkında söylenecek çok şey var, ancak tarih boyunca daima kararlı olduğumuz bir şey var: şikayet etmek. Tarihte bilinen en eski şikayet antik Mezopotamya’dan gelen çivi yazısı tablette bulunuyor. MÖ 1750 yıllarına kadar uzanan arkeolojik eser, günümüzde Irak’ta olan etkileyici Ziggurat’ı ile ünlü Ur antik kentinde bulundu. ( Ziggurat, Antik Mezopotamya vadisinde ve İran’da terası bulunan piramitlere benzeyen tapınak kulesidir. Zigguratlar eski Mezopotamya’da Sümerlerde, Babillerde ve Asurlarda bir çeşit tapınaktır.) Tablet, Nanni adlı bir adamdan Ea-nasir olarak bilinen bir tedarikçiye şikayet mesajıdır. Aslında, mektupta çok sayıda şikayet var. Ea-nasir isimli adam maden toplamak için çıktığı İran/Pers körfezi seyahatinde yanlış türde bir bakıra ulaştı. Yanlış teslimat yapıldı diğer teslimattaki gecikmelerden de sorumluydu. Hepsinin üstesinden gelmek için, Nanni’nin teslimatı toplamak için gönderdiği görevlilere kaba davrandı. Tanıdık geliyor mu size?

‘’Beni ne için istiyorsun, benim gibi birine nasıl bu kadar hor davranıyorsun?’’ Nanni, seçkin Asurlu LeoOppenheim’in Mezopotamya’daki Mektuplarından bir mektubun çevirisini istedi.

‘’Teslimatı benim paramla toplayabilmemiz için ulaklar gönderdim ama onları bana birkaç kez eli boş geri gönderdin, bunu düşman toprakları aracılığıyla küçümseyerek yaptın ve bana saygısızlık ettin.’’ (Henüz bitmedi.)

“Bana bu şekilde davranan Telmun ile ticaret yapan tüccarlar arasında kimse var mı? Habercime tek başına saygısızlık ettin! ”

Eski tablet, British Museum’un daimi koleksiyonunun bir parçası ama sergilenmiyor. Tabletin dili, bilinen en eski Semitik dili olan Akad dili (İbranice, Arapça ve Aramice de dahil olmak üzere Orta Doğu’dan gelen diller) ve Sümer dilini yazmak için kullanılan çivi yazısı dilidir. Tablet çok büyük değil, 11.6 x 5 santimetre (4.6 x 2 inç) olarak ölçülmüş. “Bana o bakır için nasıl davrandın? Paramı benden düşman bölgesinde aldın; şimdi tamamen bana geri paramı ödemek size kalmış ”dedi.

Bütün bunlardan sonra, Nanni’nin Ea-nasir ile alışveriş yapmaktan başka bir seçeneğinin olmadığını düşünüyoruz. Mektubu şu şekilde tamamladı: “Bundan böyle sizden kaliteli olmayan hiçbir bakırı kabul etmiyorum. Bundan böyle kendi bahçemde bireysel olarak külçeleri seçip alacağım. Ve size karşı reddetme hakkımı kullanacağım çünkü bana saygısızlık ettiniz.’’

Editör / Yazar: Burcu AKIN

Kaynak: https://www.iflscience.com/editors-blog/this-is-the-oldest-customer-complaint-in-history-and-its-great

Continue Reading

Arkeoloji

Muhtemelen Daha Önce Duymadığınız 10 Eski Uygarlık

Published

on

“Medeniyet” kelimesi yorumlara açıktır, ancak arkeologlar genellikle eski medeniyetleri “toplumları yüksek düzeyde kültürel ve teknolojik gelişime sahip” olarak tanımlamaktadır.Örneğin, Avustralya’nın Aborjin halkının genel olarak dünyadaki en eski kültürü olduğuna inanılıyor olsa da, göçebe hayatın alışkanlıkları ve altyapı eksikliği genellikle uygarlık olarak sayılmadıkları anlamına geliyor.Bu tartışmaya çok açık. Çoğu insan eski Mısırlılar , Aztekler ve İnkalar’ı duymuştur. Ancak, çok iyi tanınmamış, ancak insanların boş bakışlarını geride bırakarak daha eski ve çok farklı bir yaşam biçimine dönüşen birçok eski medeniyet var. İşte bunlardan sadece birkaçı.😊

10. Indus Vadisi Uygarlığı (M.Ö 3300–1300): İndus Vadisi Uygarlığı, günümüzün Pakistan, Afganistan ve Hindistan’ın bazı bölümlerini içine alan İndus Nehri yakınlarındaki düzlüklere yayılan bir bölgede bulunuyordu. Arkeologlar, tüm şehirlerin yanı sıra tarım topluluklarına dair kanıtlar keşfetti. Kazılan iki önemli şehir Mohenjo-Daro ve Harappa. Evlerin birçoğunun sofistike bir yer altı drenaj sistemi ile birlikte kendi kuyularına ve banyolarına sahip olduklarını buldular. Sümerce’de bulunan belgeler, bu alanlarda meydana gelen ticari, dini ve sanatsal olayları kaydetti ve “egzotik ürünleri” tarif etti. İndus Vadisi halkının bir yazı sistemi vardı, ancak bugüne kadar çanak çömlek ve bakır tabletlerde bulunan yazı örneklerini deşifre etme girişimleri başarısız oldu.

İndus Vadisi’nin kendi başına bir medeniyet olup olmadığı veya daha büyük bir krallığın parçası olup olmadığı henüz belli değil. Eğer daha büyük bir krallığın parçası olsaydı, bunu gösteren eserlerin bulunmuş olması muhtemel olurdu – örneğin bilinen kralların heykelleri, ya da savaş tasvirleri, ancak bugüne kadar, böyle bir makale bulunamamıştır. İndus Nehri halkının kendi dili ve yaşam tarzı ile izole edilmiş bir uygarlık olması tamamen mümkün görülüyor. Keşfedilen birçok yapıdan biri, Mohenjo Daro’ daki, 83 metrekareyi (897 ft2) ölçen Büyük Hamam, ritüel banyo yapmak için kullanıldığına inanılıyor.Medeniyetin gerilemesinin nedeni belirsizdir. Tarihçiler, nehrin kuruması veya alternatif olarak sel, Mezopotamya ile ticaret zorluğu veya bilinmeyen bir düşman tarafından istila edilmesi dahil olmak üzere bir dizi teori geliştirdiler.

9. Aksum Krallığı (M.S 100–940)

Aksum, şimdi Kuzey Etiyopya’da olan bir krallıktı. Bir güç ve etki topluluğuydu ve batısında Sahra’nın kenarından doğuda Arap çölüne kadar uzanıyordu. Aksumites, kendi yazı senaryosunu Ge’ez geliştirdi ve Doğu Akdeniz’deki diğer ülkelerle ticaret yaptı. Persli bir yazar tarafından dünyadaki en büyük dört güçten biri olarak tanımlandı. Buna rağmen, bugün Aksum hakkında nispeten az şey biliniyor ve genellikle “kaybedilmiş” bir uygarlık olarak görülüyor. Toplumun krallar ve asillerden oluşan bir hiyerarşiye dayanan düzenli bir toplum olduğuna inanılmaktadır. MS dördüncü yüzyılda Aksum, Ortodoks Hristiyanlığı’nı benimsedi. Kral, daha sonraları Aksum Piskoposu yapılan eski bir Suriye mahkum tarafından dönüştürülmüştü. Aksum, Sheba Kraliçesinin doğum yeri ve Ahit Sandığı’nın evi olarak kabul edildi. Geminin, Sheba Kraliçesi ve Kral Süleyman’ın oğlu Menelik I tarafından alındığı ve yerel bir kilisede bulunduğu yere getirildiği söylenir. (Kimsenin görmesine izin verilmez, kim bilir?)😊

8. Konar Sandal (M.Ö 4500–3000)

Konar Sandal, İran’ın güneyindeki bir şehir olan Jiroft’ta yer almaktadır. 2002 yılında, dünyadaki türünün en büyük ve en eskilerinden biri olan ziggurat (teraslı bir tapınak kompleksi) keşfedildi. Bugüne kadar, Konar Sandal’da iki höyük kazılmış ve buluntular çok kalın duvarlara sahip iki katlı büyük bir bina içerdiğini ve bu da bir tür tahkimat oluşturduklarını göstermektedir.(Yani, bir yeri düşman saldırısına karşı koyabilecek duruma getirmek için yapılan hendek, siper, haberleşme gibi savunma tesisleri yapmışlar.) Ziggurat’ın keşfi, ritüel ve inanca dayalı yapılandırılmış bir medeniyet olduğunu kuvvetle gösteriyor. MÖ 2200 yıllarına kadar geldiğine inanılıyor ve muhtemelen Sümerce metinlerinde anlatılan ancak nerede oldukları keşfedilmemiş olan bir Bronz Çağı krallığı olan Aratta tarafından yaptırıldığı düşünülüyor. Arkeolojik kazı şefi, bölgeyi “kendi mimarisi ve diliyle bağımsız, otokton Bronz Çağı uygarlığı” olarak nitelendirdi. Site yağma ve yetkisiz kazılara maruz kalmıştır ve kaç tane hazinenin kaybolduğu bilinmemektedir. Buna rağmen, medeniyetin dünyadaki en eski yazılı dilin kanıtlarını sağlayabileceği düşünülmektedir. Çalışmalar devam etmekte ve site dini, evsel, tarımsal ve endüstriyel konutların kanıtlarını içerdiğinden, daha hala bulunabileceği umulmaktadır.

7. Şanlıurfa, Türkiye

Günümüz Türkiye’sinde, aslında Urfa olarak adlandırılan Şanlıurfa, çok dinli ve kültürlü bir tarihe sahiptir ve birçok din, bölgeye yakın olduğunu iddia etmektedir. Hz. İbrahim’in doğum yeri olduğu söylenen mağara gibi ilginç arkeolojik özelliklere sahiptir. Suriye kültürünün önemli bir merkezi olarak kabul edildi. Şanlıurfa’nın çok yakınında yer alan Göbeklitepe, megalitik oyulmuş taşların bilinen metal aletlerin icat edilmesinden önce ve Stonehenge’nin ortaya çıkmasından 6.000 yıl önce kesildiği ve düzenlendiği Göbeklitepe’dir. Göbeklitepe, dünyanın en eski tapınağının yeri olabilir.

5 metre (16 ft) yüksekliğe kadar olan taşlar, daireler halinde düzenlenmiştir ve her biri 7 ila 10 ton ağırlığındadır. En büyük daire 20 metre (65 ft) çapındadır ve bazı taşlar tilki, aslan, akrep ve akbaba gibi yaratıkların görüntüleri ile oyulmuştur.İnsanların Urfa’dan Göbeklitepe Tapınağı’na dini törenler için seyahat ettikleri düşünülse de, bugüne dek bunun ne işe yaradığını gösteren hiçbir kanıt bulunamamıştır. Alandaki araştırmalar, benzer 16 dairenin olabileceğini göstermektedir. Ne yazık ki, 2018’de, yetersiz koruma çalışmaları üzerine beton dökülürken sahanın bazı bölümlerine zarar verdi.

6. Vinca Uygarlığı (M.Ö 5000–3500)

Vinca Medeniyeti (Tuna Vadisi Medeniyeti), birçoğunun çanak çömlekle oyulmuş olduğu yaklaşık 700 karakterle, dünyanın en eski yazma sistemlerinden biri olduğuna inandıkları şey ile övünmektedir. Dil tercüme edilmese de, harflerin yanı sıra bir sayı biçimi içermesinin bir dil olduğunu düşünenler tarafından da inanılmaktadır. Gelişmiş tarım sistemi, burayı bildiğimiz en gelişmiş Neolitik kültürlerden biri yaptı. Vinca Medeniyetinin kanıtı, Tuna Nehri kıyılarında bulunmuş ve Mezopotamya ve Mısır’ın büyük medeniyetlerinden çok daha önce var olduğu düşünülmektedir.İlk arkeolojik kanıt 1908 yılında Belgrad yakınlarındaki BeloBrdo Tepesi’nde keşfedildi. Yerleşimlerin terk edilmeden önce 1000 yıldan fazla sürdüğü düşünülüyor. Her yerleşim bir kaç bin kişiyi sudan ve sazdan kilden yapılmış evlerde barındırıyordu. Hayvanlar tuttu, mahsul yetiştirdiler ve tahıl ekimi için bile bir çeşit pulluk vardı. Avrupa’daki genel kullanımlarından yaklaşık 1000 yıl önce, bakır mutfak eşyaları kanıtı da bulunmuştur. Varna yakınlarındaki bir nekropolde “Varna Altın Hazinesi” keşfedildi. Yaklaşık 6.500 yaşları arasında olan, muhtemelen dünyadaki en eski altın dükkanı. VincaMedeniyeti’nin neden ortadan kaybolduğu bilinmemektedir, ancak yaptıklarında, bilgilerini ve yeniliklerini de yanlarına almış gibi görünmektedir.

5. Aryan Krallığı (M.Ö 1500)

M.Ö. 1500 civarında, muhtemelen İndus Vadisi Medeniyeti’nin kalıntıları da dahil olmak üzere büyük bir göçebe grubu Hindistan’a taşındı. Bu kitlesel göçün doğal bir felaketten kaçmanın sonucu mu, yoksa aslında bir istila mı olduğu belli değil. Sebep ne olursa olsun, Hindistan Yarımadası’nda yeni bir medeniyet doğdu. Aryan dili gelişti ve yeni yerleşimciler tarımı geliştirdi. Aryan uygarlığı M.Ö. 1000 yıllarında yaygın olarak kurulmuştur. (“Aryan” adının Sanskritçe arya kelimesinden geldiğine dikkat edin.) Bugün, bu medeniyetin çok az tarihi bir kaydı var, ancak savaş hikayeleri ve diğer çatışmalarla birlikte Veda’da (dini metinlerin bir koleksiyonu) bahsedilmesine rağmen. Ancak, bu metinlerin ne kadar doğru olduğunu bilmenin bir yolu yoktur. Arkeolojik araştırmalar devam etse de, dönemin kalan az sayıda eseri var.

4. Mehrgarh (M.Ö 7000)

1974’te Pakistan’da Mehrgarh’da kazılar başladı, ancak hükümetin çıkarları, toprağın aşınması ve sitenin kronik yağmalanması, Mehrgarh’ı nispeten gizli bir medeniyet olarak bıraktı. Ek olarak, devam eden aşiret davaları ve kazıcılar için gevşek güvenlik nedeniyle arkeolojik kazılar daha da zorlaştırılmıştır. Bu utanç verici çünkü Mehrgarh dünyanın en eski uygarlıklarından biri. Bu eserler, farklı bölgelerle kurulan ticari bağlarla son derece gelişmiş bir toplumu göstermektedir. Aynı bölgedeki İndus Vadisi Uygarlığı’ndan binlerce yıl önce, M.Ö. 7000 civarında var olduğuna inanılıyor. Mehrgarh’ın 25.000 civarında bir nüfusa sahip olduğu düşünülmekte ve diş ameliyatı endikasyonları da dahil olmak üzere günlük yaşamın kanıtları halen keşfedilmektedir. Kalıntıların birçoğu, toprağın derinliklerine gömülmüş ve onları ortaya çıkarmak, zorluk olarak poz veriyor. Şu ana kadar kazılan kalıntılar çamur tuğlalarından yapılmış iyi korunmuş bir bina kompleksi ve hatta resmi bir mezarlık içermektedir.

3. Ninova (M.Ö 6000-612)

Nineveh (Irak’ta günümüz Musul’u), en eski ve en büyük medeniyetlerden birinin yeriydi. İlk şehir, ilk İştar ( İştar, Akad mitolojisinde bir tanrıçadır ) tapınağının yıkımı da dahil olmak üzere bir dizi depremde hasar gördü, ancak şehir büyümeye devam etti. Kral Sennacherib (M.Ö. 704-681) Nineveh’i Asur İmparatorluğu’nun başkenti haline getirerek, şehir etrafında 15 kapılı büyük bir duvar, parklar, su kemerleri, kanallar ve mütevazı bir adam olduğu için 80 odalı bir saray inşa etti. “Rakipsiz bir saray” diye duyurdu. Bazı bilginler Babil’in ünlü Asma Bahçelerinin aslında Nineveh’de bulunduğuna ve kral tarafından görev yeri olarak belirlendiğine inanıyor. 30.000’den fazla yazıtlı kil tablet içeren bir kütüphane inşa edildi. Alimler ve yazarlar şehre akın etti ve sanatın, bilimlerin ve mimarlığın gelişiminin merkezi haline geldi.

Sitede bulunan en sıradışı tabletlerden biri, tüm dünyayı boğan büyük bir sele ve bir tekne inşa ederek hayatta kalan ve kuru toprak arayışı içinde bir güvercin salıveren bir adamın hikayesini anlattı. Nuh’un Gemisi hikayesinin bu versiyonu, İbranice İncil’e dahil edilmeden 1000 yıl önce, M.Ö. 1800’de yazılmış epik bir şiirin parçasıydı. Nineveh’in kütüphanesinin içeriğinin çoğu şimdi İngiliz Kütüphanesinin tonozlarında yatıyor. M.Ö. 627’de yapılan bir kraliyet davası, Asur İmparatorluğu’nun dağılmasına neden oldu ve M.Ö. 612’de, Nineveh, bölgeyi bölen, büyük binalara izin veren Persler, Babilliler ve diğerlerinin bir araya getirdiği bir güç tarafından yere yıkıldı.Kalıntılar 1846’da kazılmaya başlandı ve son günlerde yaşanan huzursuzluk nedeniyle ve gasp yüzünden zarar görmesine rağmen, çalışma günümüze kadar devam etti.

2. Nubia

Mısır’ın güneyinde Sudan’da bulunan Nubia, bir zamanlar Mısır’ı yöneten bir medeniyetti. Nubia’nın kendi piramitleri vardı; 223’ün kalıntıları bugün hala görülebilir. Nubian firavunlarının koyu tenleri nedeniyle Kara Hanedan olarak da bilinen Eski Mısır’ın 25. Hanedanı, kültür ve sanata ağırlık vererek, istikrar ve refah dönemiydi. Krallığın kendi yazı dili ve kültürü vardı ve bölge altın bakımından zengindi.Nubia’nın kendi krallık sembollerine sahipti, ancak Firavun Sneferu, Nubia’ya baskın düzenlediğinde ve onu mineral çıkarımı için bir karakol olarak kurduğunda etkisi sona erdi.Bir statü ülkesi olmaktan uzak, firavunun kontrolünde Mısır bölgesi haline geldi. Nubian halkı, medeniyetlerinin arkeolojik kanıtları kalmasına rağmen, Mısır nüfusuna büyük oranda özümleşti.Mısırlılar gibi, zaman zaman kendilerini fazla kilolu olarak tanımlamayı sevseler de, oyulmuş görüntülerini tercih ettiler. Herkesinki kendine tabiiki.

1. Norte Chico Uygarlığı (M.Ö 3500–1800)

Norte Chico Uygarlığı gizemlerden biridir. Bugüne kadar, muhtemelen Amerika’daki bilinen en eski medeniyet olan Peru’daki bu Kolomb öncesi toplum hakkında çok az şey biliniyor. Piramitler dahil devasa yapıların ve karmaşık sulama sistemlerinin kalıntılarının kanıtları bulundu, ancak insanların günlük yaşamlarını nasıl yaşadıklarını gösteren çok az şey var. Bugüne kadar en büyüğü Piramit Belediye Başkanlığı olarak bilinen altı piramit keşfedildi. Daha sonra İnka mimarisi kadar ayrıntılı olmasa da, piramitler hala karmaşık yapılardı. Norte Chico yerleşmeleri günümüz Lima’sının kuzeyinde yer almaktaydı. Norte Chico’nun o zamanlar çanak çömlek yapmayı bilmediği anlaşılan az sayıdaki uygarlıktan biri olması ilginç. Bunun yerine, yemek pişirmede sınırlı kullanımı olan su kabakları kullandıkları düşünülmektedir. Bugüne kadar, eserler üzerinde az sayıda sanat ya da dekorasyon örneği bulundu, ancak bir tanrıya biraz inanç var gibi görünmekle birlikte, inançlarını nasıl aldıklarını söylemek henüz mümkün değil. Yerleşimler M.Ö. 1800 civarında bir zamanlar terk edilmiş, ancak henüz neden terk edildiği henüz belli değil. Savaşa veya çatışmaya karıştıklarına ya da doğal bir felakete maruz kaldıklarına dair hiçbir kanıt yok. Yerleşimler üç ana nehir etrafında toplanmış, bu nedenle uzun süreli bir kuraklığın nüfusun başka yerlerden göç etmesine neden olması muhtemeldir, ancak bu kanıtlanamaz. Öyleyse gizem devam ediyor.

Editör / Yazar: Burcu AKIN

Kaynak: http://listverse.com/2019/04/11/10-ancient-civilizations-youve-never-heard-of/

Continue Reading

Arkeoloji

Çocuklarını Kurban eden 10 Uygarlık

Published

on

Küçümseyerek ya tiksinerek de olsa sık sık eski toplumların geleneklerini sorgularız. Eskiden insanların sosyal statülerini korumak ya da yalnızca hayatta kalmak için şiddete başvurdukları bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçek. Eski zamanlardan beri insanların bu eğilimi bazı inançlar adına iyi şans, kutsanma isteği ya da bazı doğaüstü güçleri tatmin etme amacıyla suistimal edildi. İşte inançları uğruna çocuklarını kurban eden 10 toplum: 10. Babiller: Babil antik dünyanın merkezinde, uygarlıkların doğduğu ilk megalitik yerleşim yeriydi. Babil İmparatorluğu’nun son yıllarında baş tanrıları Marduk, şehir tanrıları Uruk ve Anu için çocuklarını kurban ediyorlardı. Çocuklarını Anu’ya kurban etmek için yıllık ateş festivalleri düzenliyorlardı. Milattan önce 23. Yüzyıldan beri Babil’de insan kurban etme geleneği olduğunu biliyoruz. Babil, milattan önce 331 yılında Büyük İskender tarafından fethedilene kadar güçlü bir uygarlık olmayı sürdürdü. Sonrasındaysa hiçbir zaman eski ihtişamına kavuşamadı.

9. Aztekler

Aztekler inanışları sebebiyle insan kurban etmeleriyle ünlü bir medeniyetti. Ekim 2017’de arkeologlar yaptıkları keşifte tanrılara kurban edilmek için özellikle silindirik olarak kazılmış ve volkanik taşlarla çevrelenmiş bir çukuru açığa çıkardılar. Tenochtitlan Mexico City’nin merkezinde yer alan antik bir Aztek şehriydi. Keşif de Tenochtitlan’daki Templo Major’un (Ana Tapınak) eteklerinde açığa çıktı. Offerin 176 olarak bilinen bu çocuğun 1400’lerde kurban edildiği düşünülüyor. O dönemlerde Azteklilerde çocuk kurban etme oldukça yaygındı. Offering 176, Savaş Tanrısı Huitzilopochtli’yi yatıştırıp şehirde yaşayanları korumak içi kurban edilmişti.

8. Kenanlılar

Kenan, şimdiki Lübnan, Ürdün, Suriye ve İsrail’i kapsayan bir bölgeydi. İncil’de Kenan halkının tanrıları Molek adına sıkça kurban ayini söyleniyor. Hatta Molek bazı kaynaklarda “Çocuk Kurban Edilen Tanrı” olarak anılıyor. Bu tanrının insanların, özellikle de çocukların, yakılarak kurban edilmesiyle tatmin olduğu söyleniyor. İncil’deyse bu uygulama şu ayetle yasaklanmıştı: Ne çocuklarınızı Molek’e kurban edin ne de Tanrı’yla ters düşün. (Leviticus 18:21)

7. İsrailliler

İncil’de yasaklanmasından önce İsrailliler de sık sık kurban ayinleri yaparlardı. Bazen kendi tanrıları olmayan Baal için bile kurban sundukladı olmuştu. Kings yazıtları gibi bazı yazıtlarda İsraillilerin yanlış tanrılara tapınıp kurban verdikleri de iddia ediliyordu. İncil’e göre Yahudiler çocuklarını kurbanlık birer hayvan gibi kullanıyordu, bazen onları Jehova için bile kurban ettikleri oluyordu. Bazı kesimler bunu kesinlikle inkar etseler dahi yazıtlar son derece net. Yine de Yahudi-Hristiyan anlayışına göre insan kurban etmenin bir tabu ve inanış açısından yasak olduğu bilinmeli.

6. Olmekler

Olmek Uygarlığı Mezoamerika’daki en büyük tarih öncesi oluşumlardan biriydi. Kültürlerinin Kuzey Amerika’nın güneyi üzerinde büyük etkileri vardı. Belize, Costa Rica, El Salvador, Honduras, ve Guatemala bile bundan payını almıştı. Bulunan kanıtlar genellikle Olmeklerin aleyhinde. Insan kurban eden ilk Mezoamerika uygarlığı olarak biliniyorlar ve Amerika’daki diğer uygarlıklardan çok daha eskiler. Milattan önce 300’lü yıllarda Olmekler gizemli bir şekilde tarih sahnesinden silindi. Yağmurlar daha önce orada yaşamış olan insanların kemiklerini yok etti. Geriye yalnızca kültür mirasları kaldı. Yine de elimizde Mezoamerika’daki kurban ayinleriyle ilgili kanıtlar mevcut. Belize’deki Geceyarısı Terorü Mağarası ve El Manati Kutsal Tapınağı dahil bir çok yerde kemik kalıntıları bulundu. Bu uygarlık binlerce çocuğu tanrılara kurban etti. Çoğu kız olan çocuklardan geriye yalnızca kemikleri kaldı.

5. Mayalar

Mayalar Olmeklerden 1500 yıl sonra yaşadı ve onların geleneklerini devam ettirdiler. Arkeologlar Guatemala’daki Ceibal kentinde ilginç bir keşfe imza attı.Çocukları kurban ettikleri bölgeler obsidiyen taşlar gömülüydü. Obsidiyen siyah ve keskin bir taştır. Maya halkı obsidiyenin kutsal olduğuna inanıyordu. Mayalar Tanrıların çocuklarının kanlarıyla güçleneceğine inanıyor ve onları obsidiyenlerle beraber yüz yüze gömüyorlardı.

4. Toltekler

Toltecler diğer kültürlere oranla çok gelişmişti. Toltecler günümüzde Meksika’nın bulunduğu alanda, Azteclerden hemen önce yaşadılar. Milattan sonra 10-12. Yüzyıllarda bölgenin hakimi oldular ve diğer uygarlıklarda olduğu gibi onlarda da çocuk kurban etme geleneği vardı. Tula yakınlarında bulunan toplu mezarlarda 24 çocuğun kemikleri bulundu ve toplu bir kurban ayiniyle Toltecler tarafından tanrılara kurban edildikleri düşünülüyor. 950-1150 arasında kurban edilip gömüldükleri düşünülüyor. Günümüze kıyasla çok daha farklı bir kültürdü.Geçmişte dünyanın ne denli farklı olduğunu ve insanlardaki vahşet eğilimini gözler önüne seren bir kültür…

3. İnkalar

İnkalar insan kurban etme kültürü bakımından tüm Mezoamerika’ dan farklı bir tutum sergileyerek yalnızca çocukları kurban ediyorlardı. Avrupalılar bölgeye geldiklerinde bu gelenek hala devam ediyordu. Tanrıları tatmin etmek için özellikle en sağlıklı ve en güçlü çocuklar seçiliyordu. Kurban edilen kişi ya da o kişinin ailesinden olmak bir onurdu. Toplumları diğer Mezoamerikanlara oranla oldukça küçüktü, en iyi zamanlarında bile yalnızca 4000 kilometrelik bir alanda yaşıyorlardı. Avrupalı koloniceler bu uygulamaları kaldırmak için çok uğraştılarsa da ayinler gizlice gerçekleşmeye devam etti.

2. Teotihuacanlar

Çoğu Mezoamerikan uygarlık kurban ayinlerini gerçekleştirmek için ürkütücü tapınaklar inşa etmişti. Meksika’daki Ay Piramid, tanrıları tatmin etmek uğruna çocukların kalplerinin parçalandığı bu tapınaklardan biriydi. Çocukların kalıntılarını taşıyan piramit yaklaşık 2000 yaşında. Gariptir ki Teotihuacanlar bu tapınak dışında arkalarında kültürlerine dair ne hiyeroglif ne de bir resim bırakmışlardı. Diğer Mezoamerikanlar gibi Teotihuacanların tarih sahnesine neden ve nasıl çıktığını bilmiyoruz. Yıllar sonra Aztecler Teotihuacan’ı Tanrılar Şehri diye andılar. Yerliler yapılarını sonraki kavimler için bozulmamış şekilde bırakmışlardı.

1. Keltler

Yunan-Roma kültüründe kurban yasaklı bir uygulamaydı ve Roma İmparatorluğu genişlerken bu uygulamadan vazgeçmişlerdi. Yazıtlardan anladığımız kadarıyla ahlaki olarak buna karşıydılar.
Romalılardan yalnızca Keltler, diğer adlarıyla Gauller, insan kurban etme ritüellerine sahipti. Keltler istilacılarla savaşan acımasız ama rahat bir kabileydi. Keltler düşmanlarının başını keser, onları mumyalayarak yanlarında götürürlerdi. Bu onlara savaşta psikolojik bir üstünlük de sağlardı. Böyle sert bir toplumun çocuklarını kurban etmeleri çok da şaşırtıcı olmasa gerek.Romalı yazarlar, hatta Sezar bile bu olayı ve onların zalimliklerini kayıt altına aldı . Keltlerin yaşam alanlarında yapılan son kazılarda mumyalanmış çocuklarla beraber insan yapımı “Kan Pınarları” bulundu ki burada kan içilip insan eti yendiği ortaya çıktı. Keltler korkunç derecede vahşi bir toplumdu. Kalıntıları bize insanoğlunun ne denli vahşi olabileceğini gösteriyor.

Editör / Yazar: Şeyma SÜRÜCÜ

Kaynak: https://listverse.com/2019/01/20/10-civilizations-that-sacrificed-human-children/

Continue Reading

Öne Çıkanlar