Bizi Takip Edin

Bilim

SON YAPILAN DNA ANALİZİ YETİ’NİN ASLINDA AYI SOYUNDAN GELDİĞİNİ GÖSTERİYOR

Yayınlandı

üzerinde

Asya dağlarının Yeti’si, beyaz bir maymun gibi kıllı ancak iki ayaklı ve bir adamdan daha uzun duruyor. Dünyanın en sevilen kriptitleri arasında sayılıyor. Yine de tüm görgü tanıklarının hesaplarında, canavarın fiziksel kanıtı işi zorlaştırıyor.
Nary ne bir fosil ne de bir ceset. Ancak Amerikan kuzeni kocaayak gibi saç ve kemik parçaları, diş ve deri parçaları da özel koleksiyonlara dönüştü. Şimdi bunların 9’una yapılan DNA analizi halen fiziksel kanıt olmadığını gösterdi. Himalayalar ve Tibet Platosu’ndan toplanan 9 numune; saç, deri, diş, kemik ve dışkı maddelerini içeriyordu. Ancak bunlardan biri hariç hepsi ayılardan çıktı: Asya siyah ayıları, Himalaya veya Tibet kahverengi ayıları. Geri kalan örnek Reinhold Messner Dağ müzesinden bir diş, evcil bir köpeğe aitti.

son-yapilan-dna-analizi-yetinin-aslinda-ayi-soyundan-geldigini-gosteriyor1
Buffalo Bilim ve Sanat Koleji’nden biyolog Charlotte Lindqvist, “Bulgularımız Yeti efsanesinin biyolojik temellerinin yerel ayılarda bulunabileceğini gösteriyor ve çalışmamız genetik alanda benzer gizemleri çözebilecek” dedi. Kriptit saç örneklerinin olduğuna inanılan DNA analizini yapan ilk ekip bu değil. 2014 yılında, Oxford genetik uzmanı Bryan Sykes liderliğinde İsviçre Lozan Zooloji Müzesi ve İngiltere Oxford Üniversitesi’nden araştırmacı ekip, dünyanın dört bir yanından 37 saç örneğini teste nasıl koyduklarını açıklayan bir bildiri yayınladı. Her bir sonuç kutup ayısı, koyun ve insan gibi bilinen bir türle eşleşti. Lindqvist, “bu araştırma, ekibin yürüttüğü araştırmadan daha basit bir genetik teste dayanıyordu” dedi. Sykes ve ekibi mitokondriyal RNA dizilemesi kullandı. Sykes, anormal primatların var olmadığının kanıtı olmadığını belirtmek için yine de çok dikkatli davrandı. “Bilim tarafından reddedildi” görüşüne devam etmek yerine kriptozooloji toplumundaki savunucular, daha çok anormal primatlar için inandırıcı kanıtlar üretme çalışmalarına sahipler diyor Sykes.

son-yapilan-dna-analizi-yetinin-aslinda-ayi-soyundan-geldigini-gosteriyor2
Ancak araştırma, kriptit araştırma dışında başka uygulamalar da içeriyor. DNA, yaşayan veya modern hayvanlara kıyasla sıralanmışsa, nesli tükenmek üzere olan ayıların gelişimine bazı bilgiler sağlayabilir. Ekip, 23 Asya ayısının (Yeti örnekleri de dahil olmak üzere) mitokondriyal DNA’sını sıralamış ve bunu dünyadaki diğer ayılarla karşılaştırmıştır. Tibet kahverengi ayılarının Amerikan ayılarıyla yakından alakalı olduğunu tespit ettiler. Ancak Himalaya ayıları, büyük bir buzul çağında yaklaşık 650.000 yıl önce bölünmüş farklı bir evrim soyuna aitti.
Lindqvist, “bu nadir ve zor hayvanların genetik araştırması, ayıların evrimsel geçmişinin yanı sıra bölgenin çevresel tarihinin aydınlatılmasına da yardımcı olabilir. Ve Yeti örnekleri bu çalışmaya katkıda bulunabilir” dedi.

Kaynak:http://www.sciencealert.com/dna-analysis-yeti-samples-asian-bears-no-proof-of-cryptids

Devamını Oku
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Kozmik Malzemelerle Üretilen En Değerli Bronz Çağı Eserleri

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yeni bir araştırmaya göre, Bronz Çağı’ndaki tüm demir esaslı silah ve aletlerin, meteorlardan kurtarılmış metal kullanılarak oluşturulması mümkün. Bulgu, uzmanların, bu aletlerin insanlardan önce cevherden demir üretecek şekilde nasıl oluşturulduğu konusunda daha iyi bir fikir edinmesini sağladı. Önceki çalışmalar, meteorik metalden yapılmış belirli Bronz Çağı nesneleri (Kral Tutankhamun ile gömülmüş hançerlerden biri gibi) bulunmuş olsa da, bu son araştırma uygulamanın ne denli yaygın olduğu konusuna cevap vermektedir.

Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nden (CNRS) Albert Jambon, Mısır, Türkiye, Suriye ve Çin’den gelen müze eserlerini incelemiş ve bunları, X-Işın Floresans Spektrometresi kullanarak analiz etmiştir. Sonuç olarak hepsinin aynı dünya dışı kökenleri paylaştıklarını keşfetmiştir. Jambon yayınladığı makalede, “Yüksek kaliteli analizleri tamamlayan mevcut sonuçlar, Bronz Çağı’ndaki demirlerin çoğunun ya da tümünün meteoritik demirden türedildiğini önermektedir” diyor. ” Bir sonraki adım, demirin ilk kez nerede ve ne zaman ortaya çıktığını belirlemek olacaktır”.
Bronz, M.Ö 3300 yıllarında başlayan dolayısıyla dönemin de adı olan Bronz Çağı’nda aletler, silahlar ve mücevherler için seçilen metaldi. Alaşım, bakırın eritilmesi ve kalay gibi diğer metallerle karıştırılması ile sağlam ve kolay bir şekilde elde edilmiştir. Yaklaşık 2000 yıl sonra da Demir Çağı adını aldı.
Tarihçiler, Bronz Çağ’dan kalma bazı demir silah ve aletlerin varlığı ile şaşkına dönmüşlerdir. Bunlar, o tarihlerde nadir olarak bulunan değerli malzemelerdi. Bu demir nereden geliyor? Bu sorunun cevabı, nikel oluşumu sırasında gezegenimizin erimiş demir çekirdeğine doğru sürüklenme şekli nedeniyle yüzeydeki demir cevherine kıyasla meteorlardan dünyaya düşen demirin çok miktarda nikel içeriyor olmasıdır.

Demirin insan eliyle ilk kez ne zaman eritildiği hakkında kesin bir kanıt yok. Ancak bu teknikleri ve araçları kullanan daha ileri araştırmalar, meteorik demirden demir cevherine geçişin saptanmasında büyük bir yardımcı olabilir.
Jambon, “Çalışma, geçmiş kültürlerimizde metallerin ve metal işleme teknolojilerinin kullanım evrimini doğru bir şekilde incelemek için analitik yöntemlerin önemini vurguluyor” diye yazıyor.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/bronze-age-artefacts-have-meteorite-iron

Devamını Oku

Bilim

4 Parçacıktan Oluşan Tetraquarklar Artık Mümkün

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

İmkansız olduğu düşünülen, bir o kadar gizemli egzotik bir parçacık nihayet fizikçiler tarafından tespit edildi. Sadece bir kez değil bu ikinci tespit edilişi. Tetraquark olarak adlandırılan zor maddenin iki yeni kuramsal öngörüsü, atom altı anlayışında yeni dönem hazırlayarak bu garip parçacıkların gerçekten var olduğunun en güvenilir kanıtını sağlamaktadır.
Biraz lise kimyası ve fiziğiniz varsa hatırlayacaksınız ki proton ve nötronlar dahil olmak üzere atom altı parçacıkları var. Bunlar, hadron denilen kompozit parçacıklardan oluşuyor. Ancak bu parçacıklar da Kuark adı verilen temel parçacıklardan oluşuyor. Kuark fikri ilk kez 1960′ larda önerildi ve o zamandan beri fizikçiler, bu gizemli parçacıkların dokunup hissedebileceğimiz maddenin yapı taşlarını oluşturmalarına yardımcı olduklarını araştırıyor. Şimdi iki ayrı bilim adamı ekibi, 4 quark parçacığından oluşan istikrarlı bir konfigürasyonu Tetraquark olarak adlandıran yeni bir düzenlemenin sağlam teorik kanıtlarının olduğunu düşünüyor.


Geçen yıl Fermilab ekibi, tetraquark ile uyuşan bir parçacığın keşfini duyurdu ve Büyük Hadron Çarpıştırıcısı güzelliği (LHCb) deneyindeki araştırmacılar, tetraquarkların tamamen yeni bir ailesi olabilecek parçacıkları bularak ilerledi. Ancak yine de doğrulama yapmak kolay olmadı çünkü araştırma alanı tamamen egzotik kalıyor. Quigg Physics World’e verdiği demeçte “Tetraquarkların durumunda insanlar her zaman alternatif açıklamalar önerebilir” dedi.
Quarklar kendi içlerinde 6 çeşide ayrılmıştır. Bunlar; elektrik yükleri, kütle ve dönüş gibi özelliklerle belirlenen yukarı, aşağı, garip, çekici, üst ve altlardır. Tetraquark teorisi geleneksel olarak 2 yada 3 quarkın birleşerek bir parçacık oluşturabileceğini 3 ten fazla parçacığın birleşemeyeciğini öneriyordu. Ancak yeni araştırmada Quigg ve ekibi, 4 quark parçacığının birleşiminin mümkün olduğunu gösterdi.
Tel Aviv Üniversitesi’nden araştırmacı Marek Karliner, “Kullanılan yöntemler farklı olmasına rağmen her iki takımın sonuçları temel olarak nitel bir düzeyde özdeşleşiyor” dedi.
Fizik camiasında bazıları bu kanıtı olumlu bir işaret olarak yorumluyor çünkü bu kez tetraquarkı sonunda tanımlayabildik. Yıllardır imkansız olarak görülüyordu. Yine de bitmedi. Şimdi, tetraquarkların var olduğuna dair en sağlam teorik kanıt olmaya başladığımıza göre, geriye sadece CERN’in Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nda ya da başka bir deneysel parçacık hızlandırıcıda gözlemsel olarak ispatlamak kaldı. Bu deneysel belgenin ne zaman ortaya çıkacağını söyleyemeyiz ancak Quigg kendinden emin görünüyor.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/physicists-demonstrated-impossible-tetraquarks-exist-after-all-quarks-particles

Devamını Oku

Bilim

Canlı Madde İle 3D Baskı Platformu Oluşturuldu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Pizzadan, idrar tabanlı uzay plastiklerine, hatta kan damarlarına kadar 3D baskısında hiçbir şeyin sınırı yok gibi görünüyor. Kompleks Malzemeler Laboratuvarı başkanı Profesör Andre Studart’ın liderliğinde ETH araştırmacıları tarafından oluşturulan yeni bir 3D baskı platformu, canlı materyaller ile çalışarak süreci ilerletiyor.

Özel olarak tasarlanmış malzeme aslında bakterilerden oluşan bir mürekkeptir. Makine daha sonra, kullanılan bakterilere bağlı olarak değişen çeşitli amaçlar için canlı biyokimyasal tasarımlar basabiliyor. Araştırmaları Science Advances’de yayınlandı.

Biyolojik uyumlu bir hidrojelden oluşan mürekkep, bakteriler için yapı sağlar. Diğer türler de kullanılabilir olmasına rağmen bu çalışmada Pseudomonas putida ve Acetobacter xylinum kullanılmıştır. Hidrojel-mürekkep-bakteri kombinasyonu ağrıyı hafifletir, nemi tutar ve inanılmaz kararlıdır. Bu özelliklere bakıldığında bu mürekkep için potansiyel bir uygulama, yanıkların tedavisi olabilir. Bilim adamları, 3D baskının tek bir kullanımında, her biri birden çok bakteri türü içeren 4 farklı mürekkep kullanabilirler. Bu araştırmanın yazarı ve araştırmacı Manuel Schaffner’e göre “canlı 3D baskı ile mürekkep, diş macunu kadar yapışkan ve el kremleri tutarlılığında olmalı.

Bu teknolojinin ticari açıdan uygulanabilir olması için hala yapılması gereken çok iş var. Ancak olağan üstü teknik kesinlikle ilginç bir potansiyele sahip. Bu teknoloji için hız ve ölçeklenebilirlik olmak üzere 2 büyük engelle karşılaşıldığında, canlı bakteriyel mürekkeple yapılan baskı bir çok girişimin ayrılmaz bir parçası olarak ortaya çıkabilir. En belirgin uygulamalar tıp ve biyo teknoloji alanında bulunabilir. Aynı zamanda, teknik, toksik bileşenlerinden dolayı içme suyunu test etmek için ve hatta petrol sızıntılarını temizlemeye yardımcı olmak için bir filtre olarak kullanılabilir.
Kaynak:https://futurism.com/researchers-created-platform-prints-living-matter/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar