Bizi Takip Edin

Uzay

Sualtı Robotları, Umman Körfezi’nde Korkunç Bir Şey Keşfetti

Yayınlandı

üzerinde

Sualtı robotları, Umman Körfezi’nin ölümcül bir sır sakladığını ortaya çıkardı. Umman sahillerindeki derinlikleri araştıran araştırmacılar, İskoçya’nın büyüklüğünden daha büyük bir alanı kaplayan dünyanın en büyük ölü okyanus bölgesini keşfettiler. Gittikçe büyüyen bölgenin kapsamı hem iklim değişikliği hem de toprak erozyonu sebebiyle şiddetlenerek artacak. Bu durum potansiyel olarak bölgedeki sualtı yaşamını ve balıkçılığı tehdit ediyor. Konu hakkında bir çalışma yayınlayan Jeofizik uzmanı Dr. Bastien Queste, “Araştırmalarımız, durumun aslında korkulandan daha kötü olduğunu ve ölü bölge alanının çok geniş ve gittikçe büyüyen bir alan olduğunu gösteriyor. Okyanus boğuluyor” dedi. Dr. Queste “Tabii ki bütün balıklar, deniz bitkileri ve diğer hayvanların oksijene ihtiyacı var, bu yüzden orada hayatta kalamazlar. Bu durum insanlar için yiyecek ve istihdam için korkunç sonuçlara yol açabilecek çevresel bir sorun” açıklamasında bulundu. Araştırmacılar bir süredir Umman Körfezi’nde bir ölü bölge olduğunu biliyorlardı, ancak bölgen,n detaylarını incelemek oldukça zor. İstikrarsız bir yapının bulunduğu Umman Körfezi’nde korsanlık yapan ve gemileri kaçıran oluşumlar yer alıyor. Bu durum son 50 yıldır körfezde çalışma yürütülmesini engelliyor. East Anglia Üniversitesi ve Umman Sultan Qaboos Üniversitesi’nden bilim insanları, verileri bağımsız bir şekilde toplamak için Seaglider olarak bilinen sualtı robotlarını gönderdi. Robotlar, sekiz ay boyunca bölgede 1.000 metre derinliklerde araştırma yaparak verileri uydu üzerinden gönderdi. Araştırmacılar daha sonra oksijen seviyelerinin detaylı bir görüntüsünü ve bu oksijeni derinliklerde hareket ettiren sualtı akımları ve mekaniklerinin bir haritasını çıkardı.Yüzeyin altında 200 ila 800 metre arasında bulunan ölü bölgenin muazzam boyutlara ulaştığı bu haritalandırma sonunda tespit edildi. Şu anda İskoçya’nın büyüklüğüne ulaşan ölü bölge dünya üzerindeki en büyük ve kalın okyanus ölü bölgesi olmasının yanı sıra büyüme de gösteriyor.
Kaynak: http://www.iflscience.com/environment/the-largest-ocean-dead-zone-in-the-world-has-been-discovered-and-its-getting-bigger/

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Bilim İnsanları Yıldızların Nasıl Doğduğunu Açıklayabilecek Bir Uzay Şarkı Bulutu Keşfetti

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yıldızların doğum yerlerinin uzayda bulunan büyük moleküler gaz ve toz bulutları olduğunu biliyoruz. Ama bu bulutların oluşturduğu yıldız ve gezegenlerin sayısı ve türünü tam olarak belirleyen şey nedir? Güneş Sistemimiz nasıl emiliyor ve milyarlarca yıl önce böyle bir buluttan nasıl ortaya çıktı? Uzun yıllardır gökbilimciler tarafından uzayın şaşırtıcı gizemleri çözülmeye çalışılıyor. Bu bulutların 3 boyutlu yapısının bilgisi, yıldızların ve gezegenlerin nasıl doğduğunu anlamamız açısından önemli bir sıçrama olacaktır. Yıldızların oluşmasından sorumlu fizik, bulutların şekillendirilmesinden de sorumludur. Ama dünyanın en gelişmiş teleskoplarıyla bile, bulutların iki boyutlu projeksiyonlarını sadece gökyüzünün düzleminde görebiliyoruz. Neyse ki bu problemi çözmenin bir yolu var. Moleküler bulutlarda son zamanlarda keşfedilen bir yapı türü olan çizgilerin, dalgalardan dolayı oluştuğu bulunmuştur. Burada devreye “şarkı söyleyen” bir moleküler bulut olan Musca’ya girer. Musca, Güney Haç’ın altında, ince bir iğneye benzeyen izole bir buluttur. Yüzlerce ışıkyılı uzaklıkta ve yaklaşık 27 ışıkyılı uzunluğunda olan Musca, yaklaşık 20 ışıkyılı derinlikte ve bir ışık yılı genişliğe sahiptir. Musca, bulutun küresel titreşimlerinin neden olduğu sıkışmış gaz ve toz dalgaları tarafından üretilen saç benzeri çizikler ile çevrilidir. Kapana kısılmış olan kıvrık dalgalar parmak izi gibi davranır – benzersizdir ve onları yakalayan sınırların boyutlarını tanımlamak için kullanılabilir. Sınırlar, fiziksel özelliklerinin aniden değiştiği bulutların kenarlarında doğal olarak yaratılır. Bir viyolonsel ve bir kemanın çok farklı sesler çıkarması gibi, farklı boyutlarda ve yapıdaki bulutlar çok farklı şekillerde titreşir – farklı “şarkılar” söylerler. Bu konsepti kullanarak ve Musca gözlemlerinde görülen frekansları hesaplayarak, ilk bakışta, görüş hattımız boyunca uzanan bulutun üçüncü boyutunun ölçülmesi mümkün olmuştur. Gözlemlerde bulunan frekanslar, “Musca’nın şarkısı” nı üretmek için insan işitme frekans aralığına ölçeklendirildi. Bu yöntemin sonuçları şaşırtıcıydı. Musca’nın Dünya’dan ince bir silindire benzemesi gerçeğine rağmen, gerçek boyutu hiç de küçük değildir. Musca aktif olarak yıldız oluşturmuyor. Yerçekiminin, bulutu destekleyen tüm karşıt güçlerin üstesinden gelebilmesi milyonlarca yıl sürecek.Sonuç olarak, şimdi tespit edilen yapısı ile Musca, modellerimizi karşılaştırabileceğimiz ve yıldız oluşumunun ilk aşamalarını inceleyebildiğimiz bir prototip laboratuvar olarak kullanılabilir. Sayısal modellerimizi daha iyi kısıtlamak ve kendi Güneş sistemimizi öğrenmek için Musca’yı kullanabiliriz. Bulut birçok gizemi çözmeye yardımcı olabilir. Örneğin, kuyruklu yıldızlarda bulunan buz parçaları, güneş sistemimizin ömrü boyunca değil, bulutlarda oluşmuş olabilir mi?Kaynak: https://www.sciencealert.com/astronomers-have-found-a-singing-space-cloud-that-could-explain-how-stars-are-born

Devamını Oku

Bilim

Dünya Bir Kara Delik Tarafından Yutulacak Mı?

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Kara delikler herkeste korku uyandırmasının yanı sıra merak edilen en büyük fenomenler arasında yer almaktadır. Onlardan korkmamıza gerek var mı? Gezegenimizi bir kara deliğin yutma riski ne kadar? Bilindiği kadarıyla böyle bir endişe bulunmuyor. Ancak bilim bu konu hakkındaki araştırmalarını hız kesmeden sürdürüyor.Kara delikler, çevrelerindeki her şeyi yutan muazzam bir güç değildir. Evet, gökadamızın merkezinde oldukça büyük bir süper kütle kara deliği var, ama Samanyolu’ndaki her şeyi emmiyor. Gerçekten de kara deliğin yörüngesinde çok sayıda yıldız var ve milyarlarca yıldır hayatta kaldılar. Sagittarius A * (A-star olarak telaffuz edilir), dost canlısı süper kütlesel karadeliklerimiz yakındaki yıldızları emmiyor. Süper kütleli bir karadeliğin her şeyi yutmaya başlaması sorun olur. Bu durumda kara deliğe yakın olmanıza bile gerek yoktur. Süper kütleli bir karadeliğin her şeyi yutmaya başlaması tüm gökada ve ötesini etkileyebilir. Eğer yıldızlar ya da gazlar süper kütleli bir kara deliğe gerçekten yakınlaşırsa, yoğun yerçekimiyle parçalanacak ve yavaşça gargantuan nesnesi tarafından emilerek sıcak plazmaya çevrilecektir. Bir kara deliğin etrafındaki süreçler, galaksinin ötesine yayılan ve gazın on milyonlarca dereceye kadar ısınmasını sağlayan yüksek enerjili parçacık jetleri üretebilir. Yıldızlararası malzemeyi ısındıran galaksiden esen rüzgarlar oluşturabilirler. Yıldızları kozmik ışınlarla şekillendirebilir ve sular altında kalmasını sağlayabilirler. Kara deliklerle ilgili sorun, onların siyah olmaları ve onları göremememizdir. Onları tespit etmenin en iyi yolu, bunlardan birinin beslenmeye ve yanmaya başlamasını beklemektir. Bu gözlemlere dayanarak, Yaygın Sagittarius A * ‘nın galaksideki tek kara delik olmadığını biliyoruz. Simülasyonlara ve modellere göre, Samanyolu’nun tek süper kütleli kara deliği bile olmayabileceği anlaşılıyor. Daha küçük kara delikler söz konusu olduğunda, tahmini sayı çok daha büyüktür. Bu tahminlere dayanarak, ortalama olarak her 125 ışıkyılında bir kara delik olması gerektiğini hesaplayabiliriz. Bu durumda endişelenmeli miyiz? Kara deliklerin bir tehdit oluşturmak için bize yakın olması pek olası değil. Ancak, tüm potansiyel göksel tehlikelerin nerede olduğunu bilmek isterseniz, o zaman oldukça endişelenmelisiniz. Güneş’in kütlesinin 10 katı bir kara delik 30 kilometreden daha az olacaktır. Böylesi bir nesnenin bulunması ise çok zor. Yakında bir kara delik varsa, yerçekimi etkilerini görebiliriz. Yıldızların sadece karadelikten kaynaklanabilecek şekilde yer değiştirmesi ve hareketlerini görebiliriz. Güneş sistemine yaklaşması halinde kuyruklu yıldızların sayısında artış görebiliriz. Bir kara deliği tespit edersek ve Güneş Sistemi ile çarpışma rotasındaysa, yapabileceğimiz çok az şey var. Bizi vurmak zorunda bile değil – geçen bir kara delikten gelen yerçekimi şiddeti Güneş Sisteminde hasara yol açabilir. Kara deliklerden herhangi birisi şu anda dünyaya yakın değil. Eğer yakın olsaydı, yapabileceğimiz hiçbir şey olamazdı.
Kaynak: http://www.iflscience.com/space/will-earth-ever-be-eaten-by-a-black-hole/all/

Devamını Oku

Uzay

Gezegen 9’un Konumunu Belirlemek İçin Eski El Yazmalarına Başvurulacak

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Uzun bir süreden beri varlığı tartışılan Gezegen 9 bilim çevrelerinde genel olarak kabul gördü.Astronomlar şimdi de Gezegen 9’un konumunu tespit etmeye çalışıyor. Bilim insanları tarafından toplanan eski el yazmaları ve çeşitli tarihi veriler analiz edilerek NASA ile diğer uzay ajanslarından elde edilen verilerle karşılaştırılacak. Queen’s Üniversitesi’nden uzmanlar Gezegen 9 ‘un konumunu bu şekilde tespit edebileceğini düşünüyor.Eski dönemlerde gök bilimciler gökyüzündeki sayısız şeyi keşfetti. Örneğin binlerce yıl önce, eski Mısırlılar 92 ışıkyılı uzaklıkta bir yıldız buldu. Bu yıldıza dair veriler Helsinki Üniversitesi bilim insanlarının yaptığı bir araştırma sonucunda eski bir Mısır papirüsünden elde edildi.Şimdi, Belfast’taki Queen’s Üniversitesi’nde bilim insanları, gece gökyüzündeki toz ve gaz izlerinin, Gizemli Gezegen 9’un kanıtlarını sağlayabileceğine inanıyor.
2016 yılında, Caltech’ten gökbilimciler, güneş sistemimizin en dış noktalarında bulunan keşfedilmemiş bir gezegenin varlığını bildiren bir çalışma yayınladılar. Gezegen 9’un dünyanın iki ila dört katı büyüklükte olduğu düşünülüyor. Caltechli gökbilimcilere göre, Gezegen 9 güneş etrafından tek bir geçiş yapmak için 10.000 ila 20.000 yıl süren devasa bir yörüngeye sahiptir. 2016 yılında keşfedilmesinden önce bile gökbilimciler böyle bir gezegenin güneş sisteminin kenarında bulunup bulunmadığını tartışıyordu. Ancak hala bazı bilim çevreleri Gezegen 9’un varlığına kesin gözüyle bakmıyor. Yapılan bu çalışmayla Gezegen 9’un net bir şekilde kanıtlanacağına inanan Gökbilimciler, eski tasvirleri detaylı bir şekilde inceleyecek.

Devamını Oku

Öne Çıkanlar