Bizi Takip Edin

Bilim

Sümer Metinlerinde İnsanlığın Yaratıcısı Olarak Gösterilen Enki’nin Sırları Ne?

Yayınlandı

üzerinde

Arkeologlar tarafından detaylı olarak incelenen ve hakkında birçok belge bulunan Enki’nin sırlarının ne olduğu birçok kişinin merak ettiği bir konudur. Sümer metinlerinde detaylı olarak geçen Enki’den burada insanlığın yaratıcısı olarak bahsedilmektedir. Günümüzde dinlerde kullanılan birçok ritüelin ve uygulamanın Sümerlerden yani Enki’den geldiği araştırmacılar tarafından iddia edilmektedir.

sumer-metinlerinde-insanligin-yaraticisi-olarak-gosterilen-enkinin-sirlari-ne1
Mezopotamya kültüründe en önemli üç tanrıdan bir tanesi olan Enki, bilgeliğin tanrısı olarak görülmektedir. Tasarım, yaratım, sihir, inşaat, sanat gibi alanların tamamı Enki’nin sorumluluğundadır. Dünyanın efendisi olarak yorumlanan Enki’nin Enlil isimli bir üvey kardeşi bulunuyordu ve Anu’nun oğluydu. Bu nedenler onlara Anunnakiler deniyordu.
Enki’nin görevi yeni bir insan yaratmak ve onların tanrılara inanmalarını sağlamaktı. Enki ayrıca Eridu şehrinin de yöneticisiydi ve etkisi tüm Mezopotamya’ya yayılmıştı. Hitiler, Kenanlılar ve Hurrianalılar ona inanıyordu.
Enki hem Ea olarak bilinen güney takım yıldızı hem de kuzey göğünün takımyıldızı olan AŠ-IKU -Pegasus ile ilişkilendirilmiştir.
Aynı zamanda Enki 40 sayısal ideogramı ile çağrılıyordu ve bu sayı kutsal kabul ediliyordu. Sümer metinlerinde ayrıca Enlil’in yarattığı ve insanlığı yok etmek üzere tasarlanan büyük selden insanları Enki’nin kurtardığı anlatılmaktadır. Bu efsane Nuh tufanı olarak bilinen ve kutsal metinlerde geçen anlatımlarla paralellik göstermektedir.

sumer-metinlerinde-insanligin-yaraticisi-olarak-gosterilen-enkinin-sirlari-ne
İnsan genomları üzerinde oynamalar yapan Enki onları tanrıların ihtiyaçlarını karşılayabilecek biçimde yarattı. Efsanelerde geçen ve filmlere konu olan Nefilimlerden tutun da birçok konuya kadar Sümer metinlerinde bahsedilen konularla eş değer nitelikler bulunmaktadır.
Ekni’nin Yunan’daki karşılığı Poseidon’dur. Roma mitolojisinde ise Neptün adını almaktadır. Enki aynı zamanda tıbbın sembolü olan iki sarmal yılanla anılmaktadır. Arkeologlar tarafından Enki’nin yaşadığının düşünüldüğü bir Ziggurat bulunmuştur. Bazı bilim insanları Enki’nin yaşayan birisi olduğunu düşünürken, bazıları buna sadece efsane gözüyle bakıyor. Ancak araştırmalar neticesinde ortaya koyulan en önemli bulgulardan birisi dinlerin kökeninin Sümerlere ve Enki’ye dayandığı yönünde.
Kaynak: https://www.ancient-code.com/the-secrets-of-enki-the-creator-of-the-human-civilization/

Devamını Oku
5 Yorumlar

5 Comments

  1. Paradox Yliaster

    Eylül 9, 2017 at 9:26 pm

    Sadece bir kaynakla dinlerin kaynağının enki vb. mitlerden geldiğine inanmak mümkün değil. Bu aynı zamanda dinlerin kökeninin sürekli sadece isim değişikliği ile geldiğini ileri sürer ki bu da çelişkili bir varsayımdır. O halde Mayalar vb halkların inanışları açıklanamaz olur. Eğer kutsal bir din varsa bu diğer eski metinler de de varlığını sürdürür. Bunun insan yapımı olanağını ortadan kaldırır. Dinlerin kökeni Sümerlere yadsınamayacak kadar kadimdir. Bilim ile semavi dinlere karşı anti din ideolojisi güdülüyor. Herkes işine baksın.

    • Ybe

      Eylül 11, 2017 at 9:42 pm

      Gercekler pek hosuna gitmedi galiba 😀 azicik beyin olsa ve ya kendi inandigin dini okuyacak kadar beynin olsaydi zaten bunlarin hepsini arastirir, tarih cografya ve sosyolojik olarak baktiginda neyin ne oldugunu cok daha rahat algilayabilirdin. Bir dine inan veya inanma zerre umrumda degil. Ama sizin hosgoru(!) dininiz de bir zahmet “senin” dedigin gibi kendi isine baksin. Maalesef herkesin IQ su yuksek olsaydi, su anki dunya duzeni olmazdi ve din somurusuyle sizin gibi koyunlari fakirlige biata yoneltemezlerdi. Yapacak bir sey yok. Ne kadar beyin o kadar zeka…

    • abc

      Eylül 17, 2017 at 9:13 am

      Sevgili Paradox Yliaster” Sadece bir kaynakla dinlerin kaynağının enki vb. mitlerden geldiğine inanmak mümkün değil ” demişsin ama kendi inandığın ve herşeyi yarattığını iddia ettiğin dinin ve yaratıcınında sadece ve sadece bir kaynağı var. Buna ne diyeceksin.

  2. Pingback: Anunnakiler, Görmezden Gelinen Tarih |

  3. yücel karaca

    Ekim 13, 2017 at 9:39 am

    sümerler hakkında henüz bilinmeyen çok fazla şey var şuanki görüşlerin kabul ediliyor olmasının sebebi başka bir alternatifin olmayışı ortada henüz tam bir sümer dili yok dolayısıyla yapılan çeviriler de pek sağlıklı değil tabiki tam anlamıyla çözülmüş olanlar da var ancak hala bilinmeyen çok şey var bu semavi dinlerin sümerlerden araklanma olduğunu göstermez ancak cahil zihniyet kabul eder bunu

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

3 Ayrı Doktor Tarafından Öldüğü Bildirilen Adam Otopsi Öncesi Canlandı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

İspanyol hapishanesinde yetkili 3 farklı doktor tarafından öldüğü bildirilen mahkum otopsisinin başlamasından birkaç saat önce morgda uyandı. Herkesi şaşkına çeviren 29 yaşındaki Gonzalo Montoya Jimenez, sabah yoklaması yapılırken hücresinde ölü bulundu. Öldüğü doktorlar tarafından da teyit edilen Jimenez, bir ceset torbasına koyularak morga götürüldü.

Soygun yapmaktan tutuklu olan Jimenez, önce ceza evinde görev yapan 2 doktor tarafından hücresindeki bir sandalyeye oturtuldu. Yaşamsal belirti hissedilmemesi üzerine doktorlar Jimenez’in öldüğünü ilan etti. Bir saat sonra adli tıp doktoru tarafından yapılan değerlendirme neticesinde Jimenez’in öldüğü rapora işlendi ve ölüm raporu çıktı. Bedenin korunabilmesi için mahkum morga götürüldü ve otopsi için hazırlık yapılmaya başladı. Otopsi amacıyla vücuduna işaretler de koyulan Jimenez, torbanın içerisinden ses çıkarmaya başladı.

Ceset torbasını açan doktorlar Jimenez’in hala hayatta olduğunu gördü. Mahkum daha sonra ambulansla başka bir hastaneye sevk edildi. Şimdi durumu istikrarlı görünüyor. Bu durumun nasıl yaşandığına ilişkin ise hapishane yetkililerinden bir açıklama geldi. Mahkumun yaşadığı durumun ne olduğunun henüz netleşmediği ifade edildi. Hastane yetkilileri ise vücudun trans ya da nöbet benzeri bir duruma girmesi neticesinde fiziksel olarak ölü görünümünün yanı sıra bilinç kaybı ve duyu kaybı görülen bir katalepsi geçirmiş olabileceğini ifade ediyor. Jimenez’in ailesi ise cezaevi yetkililerine dava açmaya hazırlanıyor. Tam olarak ne olduğuna dair resmi bir soruşturma başlatıldı. Hastanede Jimenez’in bilinç kazanması 24 saat sürdü. Jimenez ilk uyandığı anda karısını görüp göremeyeceğini sordu.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/man-declared-dead-3-doctors-wakes-up-morgue-hours-before-autopsy-prisoner-catalepsy

Devamını Oku

Bilim

Hypatia Taşı Güneş Sisteminde Bulunmayan Bileşikleri İçeriyor

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Hypatia taşında bulunan bileşikler dünyadan gelmiyor. Ancak bu taşın bileşenleri hiçbir meteroitte de yer almıyor. Ayrıca Güneş sisteminin herhangi bir yerinde bulunmayan mikro mineral içeriklere sahip.
Bu taşın keşfi güneş sisteminin oluşumuyla ilgili bazı soruları ortaya çıkarıyor. 2013 yılında araştırmacılar tarafından güneybatı Mısır’da bulunan bu taşa 4 ile 5’inci yüzyıllarda yaşamış olan bilim insanı Hypatia’nın adı verildi. Bilim insanları bu taşın Dünya’ya ait olmadığını ilan etti.

Yapılan analizler, elmasla doldurulmuş olan taşın bilinen herhangi bir kuyruklu yıldız veya meteoritten gelmediğini ortaya koydu. Taşın bileşik özellikleri dünyada ve dünya dışında bilinen tüm materyallerden farklı bir yapıya sahip. Bilim insanları tarafından ortaya atılan bir hipotezde taşın kuyruklu yıldız çekirdeğine bir darbe gelmesi sonucunda bir şok meydana geleceğini iddia ediyor.
Johannesburg Üniversitesi’nden bir araştırma ekibi, taşın karbonlu matrisini analiz etti ve onu, Dünya’ya düşen diğer gezegenlerarası malzemeden ayıran bir silikat eksikliği buldu ve bu minerallerin güneşin varlığından daha önce var olduğunu keşfetti.

Metalik olmayan meteoritlere kondritler denir ve bileşimsel olarak, Dünya’ya benzeyen bu yapılar, az miktarda karbon ve çok sayıda silikon içerir. Hypatia’nınise tam tersi, çok miktarda karbon ve çok küçük miktarda silikon içeriyor. Hypatia’da ilginç olan diğer bir unsur ise alüminyumun saf metalik formda olmasıdır ki bu durum güneş sisteminde oldukça nadir olarak görülür. Ayrıca silisyum karbür (moissanite olarak da bilinir) ve gümüş iyodür fosfid taşta çok beklenmedik bir formda bulunuyor. Esasında fosfor ve nikelden oluşan demir içermeyen bir bileşik daha önce sadece dünyada değil, güneş sisteminde dahi görülmedi.
Tüm incelemeler neticesinde Hypatia’nın güneş oluşmadan önceki malzemelerden meydana geldiğini ancak taşın güneşten sonra oluştuğu ortaya kondu. Çünkü daha büyük nesnelerin oluşabilmesi için güneş bulutsusu benzeri yoğun bir buluta ihtiyaç duyuluyor. Araştırmacılar taşla ilgili daha geniş kapsamlı araştırmalar ve inceleme çalışmaları yürütecek.

Kaynak: http://www.sciencealert.com/hypatia-stone-extraterrestrial-meteorite-composition-like-nothing-in-the-solar-system

Devamını Oku

Bilim

İnsan Faaliyetlerinin Ozon Deliğini İyileştirdiği Doğrudan İspatlandı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

NASA’nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nden (GSFC) bilim insanları, ilk defa insan faaliyetlerinin ozon deliğini iyileştirmeye yaradığını ispatladı. Her Eylül ayında Güneş’ten gelen ışınlar sonrasında ozon tabakası yıkım döngülerini katalize eder. Bu döngüler, çoğunlukla kloroflorokarbonlar (CFC’ler) adı verilen klor içeren insan kaynaklı kimyasallardan (1996 yılında yasaklanmış) gelen klor ve brom içerir.

Ozonla ilgili geçmiş araştırmalar deliklerin boyutuna odaklanmıştı.Ancak GSFC takımının yürüttüğü araştırmalarda ozon deliğinin içindeki kimyasal bileşimler ölçülmüştür. Araştırmacılar, Aura uydusundaki Mikrodalga Aspiratörü’nü (MLS) kullanarak klorun neredeyse tüm mevcut ozonları yok ettikten sonra metanla reaksiyona girdiği zaman hidroklorik asit oluştuğunu ölçtü. Her yıl klor seviyelerinin yaklaşık yüzde 0,8 oranında azaldığını ve Antarktika’da 2005 kışına göre ozon tabakasının inceliğinde %20’lik bir iyileşme olduğu tespit edildi.

Çalışmanın önde gelen yazarı ve GSFC’deki atmosferik bilim insanı olan Susan Strahan, “CFC’lerden klorun ozon deliğine düştüğünü çok net bir şekilde görüyoruz ve bu nedenle ozon tabakasının tükenmesi daha az oluyor” dedi. 1985 yılında Antarctic deliğin keşfedilmesinden iki yıl kadar sonra ozon tabakasını delen bileşiklere karşı harekete geçiren bir dizi düzenleme üzerinde anlaşılarak Montreal Protokolü imzalandı.

Arkasından CFC’lerin üretimini tamamıyla kaldırabilmek adına protokolde değişiklikler yapıldı. Bilim insanları ozon tabakasındaki iyileşmenin alınan bu önlemler sebebiyle olduğunu düşünüyor. Ancak hala savaşın bitmediğini söylüyorlar. Gezegene verilen zararın tersine çevrilebilmesi için çalışmalar devam edecek.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/nasa-measures-decline-hydrochloric-acid-ozone-hole

Devamını Oku

Öne Çıkanlar