fbpx
Bizi Takip Edin

Teknoloji

Sürekli duyduğumuz nükleer silah terimleri ve asıl anlamları

Yayınlandı

üzerinde

Nükleer atığın gerçekte ne olduğunu biliyor musunuz? İnsanoğlunun en korku duyulan icadı, nükleer silahlar. Yalnızca birkaç dakika içerisinde, nükleer silaha sahip bir ülke düzinelerce şehri dümdüz edebilir, yüzlerce yahut binlerce kilometrelik nükleer atık yayabilir ve hatta dünyanın iklimini bozabilir. Çoğu insan işin basit kısmını bilir: Yeteri kadar uranyum veya plütonyum ve –bom!- işte sana nükleer patlama. Fakat bu karmaşık cihazların nasıl yapıldığının, nasıl taşındığının ve kontrol edildiğinin altında yatan detaylar, barışı korumakla bir felaketi ateşlemek arasındaki farkın ortaya çıktığı yer olabilir. 60’tan fazla yılın getirdiği, karmaşık nükleer silah politikalarının çevresinde yer alan anlaşılması güç terimlerin var oluşunun pek fayda ettiği söylenemez. İzotop, fizyon, trityum, uranyum oksit gibi kelimelerden; HEU, LEU, SSBN ve CVID gibi kısaltmalardan; ve uranyum-235 ile uranyum-238 arasındaki ince fakat çarpıcı farktan bahsedilir. Başkan Donald Trump ve yönetimi Kuzey Kore ile nükleer silahların arındırılması için görüşmelere devam etmeye çalışıyor. Bu uğraşın meyve vermesi yıllar alabileceği gibi, gittikçe daha karmaşık bir hal aldığı aşikar. Bu makalede, en önemli kelimelerin, ifadelerin ve kısaltmaların bazılarını açıkladık.
Nükleer Silah:  Bir konvansiyonel patlayıcı cihaz, patlamayı meydana getirmek için bir kimyasalı hızlı bir şekilde yakar. Bu sırada, savaş başlığı veya bomba gibi bir cihaz, kimyasal bir tepkimeden milyonlarca kat daha fazla enerji açığa çıkarmak için atomu parçalarına ayırır. Bununla birlikte “nükleer silah” terimi, füzeler, savaş jetleri, hayalet bombardıman uçakları ve kamyon benzeri hareketli fırlatıcılar gibi nükleer saldırı gerçekleştirebilen bir araç için de kullanılabilir. (Uçan dinazorlar bugün yaşıyor olsalardı ve nükleer bomba bırakmak için eğitilmiş olsalardı onlar da nükleer silah olarak kabul edilebilirlerdi.) ABD ve Rusya arasındakiler gibi silah denetimleri esnasında, odak noktası olan araçlar, füzeler, ateşleme yahut bombalama kompartımanları ile nükleer silah başlıkları gizlenir. Onlar olmadan, savaş başlığı hiçbir yere hızlı bir şekilde ulaştırılamaz.  Kıtalararası Balistik Füze (ICBM): ICBM, üzerindeki nükleer başlığı bir kıtadan başka bir kıtaya yüksek bir yay çizerek taşıyabilen ve patlatabilen bir uzay roketidir. Teknik olarak ICBM, bir veya daha fazla savaş başlığını 3,415 mil (5,500 km) uzağa taşıyabilen füzeye denir. Amerika’daki füze depolayıcı silolar (ateşleyici yeraltı tesisleri), çoğu Orta Amerika’da olmak üzere ülkenin dört bir yanına yerleştirilmiştir. 2018 itibarıyla takriben, Amerika savaş başlıklı 400 ICBM’i ve füzelenmeye hazır 400 adet daha savaş başlığını depolarında barındırıyor. Rusya’da ise 318 adet ateşlenmeye hazır ICBM ve toplamda 1,138 adet savaş başlığı bulunmakta. (Bazı füzeler birden fazla başlık taşıyor.)  Nükleer Atık: 10 bin tonluk, yere yakın bir nükleer patlama. Nükleer atık, nükleer silahın tehlikeli kalıntılarına denir: Toz bulutu, kir, kum, çakıl ve patlamanın etrafa saçtığı enkaz parçaları. Yere yakın bir yerde patlatılan bombalar veya savaş başlıkları, toprağı ve enkazı içine çekerek, onu radyasyona maruz bırakarak (ışınlayarak) ve düzinelerce kilometre boyunca yayarak atık miktarını büyük ölçüde arttırır. İncecik parçacıklar dünyayı çevreleyebilir ve özel hava taşıtları tarafından tespit edilebilir.  İzotoplar: Trityum, hidrojen ile kimyasal olarak neredeyse aynıdır fakat ondan 3 kat daha ağırdır. Periyodik Tabloda yer alan her elementin kendine özgü bir kimyasal kimliği bulunur lakin bu elementler farklı ağırlıklar ve izotoplara sahip olabilirler. Örneğin, hidrojen en küçük atomdur ve genellikle çekirdeğinde bulunan bir adet pozitif yüklenmiş protondan oluşur. Kısa adı olan H-1, onun atom ağırlığını belirtir.Eğer yüksüz bir nötron eklenirse, H-2 olarak bilinen döteryum izotopu elde edilir. Hidrojenin üç formu da hemen hemen aynı kimyaya sahiptir ve sözgelimi üçü de su oluşturmak için oksijen ile bağ kurabilir. Fakat nükleer özellikleri büyük ölçüde farklılık gösterir: döteryum ve trityum termonükleer patlamalara yol açabilir çünkü ekstra nötronları H-1’den çok daha kolay bir şekilde hidrojen atomlarının füzyona uğrayıp helyum atomlarına dönüşmelerini destekler.  Fizyon:  Fizyona uğrayan bir atom “bölünebilir” bir atomdur. Fizyon, atomların parçalanması için kullanılan bir başka kelimedir ve nükleer bombaları ve enerjiyi çalışır hale getiren şeydir. Fizyon sırasında, ağır bir atomun çekirdeği doğru hızla ve enerjiyle uçan bir nötronu absorbe eder. Bu işlem çekirdeği kararsızlaştırır ve atom parçalarına ayrılır. (İlk zamanlar nükleer bilim insanları çekirdeğin fizyon işlemini, kendisini sarsmak veya rezone etmek için yeterli enerjiyle çarpan su damlacıkları olarak görselleştirmişti.) Her fizyon, fizyon ürünü olarak adlandırılan yeni, daha hafif bir atom meydana getirir. Bunların çoğu kararsız ve radyoaktif olarak bozunmuş olsa da, bazıları kararlı olabilir. Nötronlar da, gama ışınlarının aşırı yüksek enerjili fotonları gibi, her bir fizyon sonucu ortaya çıkabilirler. Bu parçaların kütle toplamları bize çok ufak bir kütle kaybının yaşandığını gösterir. Einstein’ın E=mc^2 denklemine göre, yaklaşık olarak yüzde 0.1’lik bir kısım nötronlar, gama ışınları ve fizyon ürünleri tarafından taşınan enerjiye dönüşmektedir.  Uranyum (U-238, U-235 ve U-233):  Uranyum yoğunluğu yüksek bir elementtir ve nükleer silah üretiminin anahtar bileşenidir. Madenlerde ve minerallerde doğal olarak oluşur ve birkaç mühim izotop barındırır. U-238, doğal uranyumun %99.27’sini oluşturur ve reaksiyona girmez. Madenlerden çıkan uranyumun %1’inden daha azı “aktif bileşen” olan U-235’tir ve nükleer reaktör yakıt veya bomba olarak kullanılabilir çünkü fizyona çok müsait, bölünebilir bir haldedir.Az sonra adından söz edeceğimiz plütonyum, günümüzün tercih edilen bomba yapım malzemesi olmasına rağmen, ABD’nin Hiroşima’ya fırlattığı “Little Boy” lakaplı bombada kullanılan U-235 idi.U-233 ise silah yapımında hazır bir şekilde kullanılabilen başka bir izotoptur fakat şu an için artık var olmayan özel reaktörlerde yapılmıştır.  Zincirleme fizyon reaksiyonu ve kritiklik: U-235’i bu kadar özel kılan şey, fizyonunun nispeten kolay olmasının yanı sıra, işlem sırasında iki veya üç nötron çıkarmasıdır.
Bu çıkan nötronlar genellikle diğer U-235 atomları tarafından yakalanmalarını sağlayacak doğru enerjiye sahip olurlar ve onları da fizyona sokarlar. Yeteri sayıda bölünebilen atom, birbirlerine yeterince yakınsa ve diğer nötronlar ile çarpışırlarsa, bu zincirleme bir nükleer reaksiyona yol açabilir. Bu işlemi özel ve kritik kılan, absorbe edilen nötronların sayısı ile üretilenlerin sayısının birbirine eşit olduğu andır. Çünkü böylece reaksiyon kendini devam ettirir. Nükleer reaktörler bu süreci bir dizi koruyucu ile kontrol eder. Nükler silahlar ise, patlama sonlanana dek bu kritikliğin olası sızıntı etkisinden faydalanır.  Plütonyum (Pu-238, Pu-239 ve Pu-240): Plütonyum doğada bulunmayan metalik bir elementtir ve genelde atıfta bulunulan hali, modern nükleer silahlar için önemli bir materyal olan Pu-239’dur.Yalnızca nükleer reaktörler Pu-239’u oluşturabilir. Bunu, verimi yüksek U-238’i nötronlarla ışınlayarak (irradyasyon) yaparlar. Plütonyum daha sonra uranyumdan ayrıştırılır, yoğunlaştırılır ve nükleer silahların ana malzemesi, mevzii haline getirilir. Pu-239, uranyumdan daha kolay bir şekilde nükleer bir patlamayı tetikleyebilir. Ve gerekli olan uranyumdan neredeyse 4.5 kilogram daha az plütonyum, patlamayı tetiklemek için yeterli olur. Plütonyum-240, Pu-239 yapımında oluşan, istenmeyen ve oldukça radyoaktif bir yan üründür. Oldukça radyoaktif olduğundan bombaların vaktinden önce patlamasına sebebiyet verebilir. Pu-238 ise Soğuk Savaş dönemi silahlarının bir yan ürünüdür ve çok fazla sıcaklık üretir. NASA’nın en maceracı robotlarına uzayın soğuk ve karanlık derinliklerinde gücünü verir.  Zenginleştirilmiş uranyum oksit (Sarı pasta uranyum): Zenginleştirilmiş uranyum oksit, uranyumun doğal madenlerden sızması ve kimyasal olarak işlenmesiyle elde edilen uranyum oksit tozuna denir. İsmine rağmen, çoğunlukla kahverengi veya siyah renklidir. Bu toz, doğal uranyumun yoğunlaştırılmış halidir (%97.27’si U-238 ve %0.72’si U-235). Önemli bir üründür çünkü stoklanabilir ve daha sonra U-235’i çıkarmak ve zenginleştirmek için işlenebilir.  Santrifüj (Merkezkaç olayı): U-235 ile U-238 izotopları kimyasal olarak aynıdırlar ve hemen hemen aynı ağırlığa sahiptirler, bu yüzden birbirlerinden ayrılmaları çok zordur. Bununla birlikte, uranyumu ayırmak için kullanılabilecek en kolay yöntemlerden biri santrifüjdür. İşlem, zenginleştirilmiş uranyum oksiti uranyum heksaflorid’e (UF6) dönüştürmekle ve ardından bileşimi ısıtıp gaza dönüştürmekle başlar. Ardından bu gaz, ses hızından daha hızlı dönen uzun, içi boş bir tüp içerisinde santrifüj işlemine tabii tutulur. Tüp döndükçe, ağır olan U-238 santrifüjün dış duvarına doğru çekilir ve U-235 merkeze daha yakın kalır. Uzun zincirlerle birbirine bağlı olan santrifüj basamakları, izotopların iyice ayrılmasını ve yoğunlaşmasını sağlar. U-235 bakımından zengin olan gaz, istenilen bir yoğunluk seviyesine ulaşana dek yukarı yönlü bir santrifüj hattı boyunca ilerler. Bu sırada U-238, U-235’ten ayrışıncaya tek aşağı yönlü ilerler. Bütün bir yıl boyunca bir silah için gerekli olan U-235’i zenginleştirmek, binlerce santrifüj gerektirebilir. Aşırı zenginleştirilmiş uranyum (HEU) ve düşük zenginleştirmeli uranyum (LEU): Aşırı zenginleştirilmiş uranyum, içerisinde %20 veya daha fazla miktarda nükleer bir patlamayı teşvik eden U-235 barındıran uranyuma denir. %85 veya daha fazla U-235 yoğunluğuna sahip HEU, “silah kalitesinde uranyum” olarak kabul edilir, çünkü bu yüzdelik büyük ve etkili bir patlamaya neden olur. Lakin artık nadiren kullanılmaktadır. Günümüzde genellikle gemilere ve denizaltılara güç sağlamak, plütonyum üretmek veya tıbbi açıdan ehemmiyet gösteren (bazı kalp hastalıklarını ve kanseri teşhis etmeye olanak sağlayan molibden-99 gibi) reaktörlerde kullanılır. Düşük zenginleştirmeli uranyum %20’den daha az U-235 içerir ve genellikle ticari enerji santrallerine nükleer yakıt sağlamak için kullanılır.  Lityum döteryum (Lityum hidrit olarak da adlandırılır): Lityum döteryum, bir lityum ve bir döteryum (Hidrojen-2) atomundan oluşan beyazımsı bir tuzdur. Nükleer silahların en güçlü türü olan hidrojen bombaları olarak da adlandırılan termonükleer silahlarda kullanılan önemli bir bileşendir. (1961’de patlatılan Rusya’nın “Tzar Bomba” adlı termonükleer silahı, 1945’te Hiroşima’da patlatılan bombalardan yaklaşık 3,300 kat daha güçlüydü.) Termonükleer bir silah aslında içerisinde iki bomba barındırır. İlk patlamanın enerjisi lityum döteryum tarafından emilir ve lityum döteryum tutuşturulur. Bu işlem, iki atomun birleştiği füzyonu tetikler ve güneşten katbekat sıcak bir plazma meydana getirir.Süreç aynı zamanda birçok nötron oluşturur. Bu mermi benzeri parçacıklar, daha sonra bombanın içinde çok miktarda bulunan U-238’i parçalarına ayırabilir ve böylelikle silahın yıkım enerjisi büyük ölçüde çoğalır. Denizaltı balistik füzeleri (SLBM): SLBM, sualtı saldırı denizaltılarından fırlatılan nükleer uçlu bir rokettir. 2018 itibarıyla, ABD stoklarında 1920 adet, Rusya’da ise 770 adet denizaltı balistik füzesi bulunmaktadır. Çoğu karada yerleşik füzelerin aksine, SLBM’ler gezgin olduklarından izlenmesi oldukça zordur. Bazı modelleri yaklaşık 12,000 kilometre boyunca hareket edebilir ki bu, dünya çevresinin neredeyse %30’una tekabül eder.  Nükleer denizaltılar (SSBN veya SSB):  Balistik füzeleri fırlatabilen saldırı denizaltıları SSB veya SSBN olarak bilinir. “SS” dalgıç gemi (submersible ship), “B” balistik, ve “N” nükleer anlamına gelir. Bu deniz taşıtları 90 gün boyunca su altında kalabilir, bir düzineden fazla nükleer savaş uçlu SLBM’den fazlasını taşıyabilir ve her biri, karanın binlerce kilometre içine kadar hedef alabilir. Bu denizaltılardan Rusya’da 11, ABD’de ise 14 adet mevcut.  Nükleer silahların tamamen, kanıtlanmış ve geri döndürülemeyecek şekilde arındırılması (CVID):  CVID, Libya’nın nükleer silahlarından tamamen arındırılmasında izlenen stratejidir. Trump yönetimi, Kim Jong Un ve Kuzey Kore ile ilk görüşmelerinde bu stratejiyi izlemiştir. Strateji, denetleyici bir ekibin bir ülkedeki silah sayımlarında, imha işlemlerinde, nükleer reaktörlerin devre dışı bırakılmalarında, füzelerin üretim ve gelişim aşamalarının önlenmesinde ve diğer gözlem gerektiren işlemlerde bulunmalarına izin verir. Silah uzmanları bu stratejinin, enerji üretmek için nükleer reaktör kullanımını ve uydularla insanları uzaya taşıyabilecek roketlerin gelişimini engelleyeceği gerekçesiyle Kuzey Kore tarafından reddedileceği düşüncesinde. Uzmanlar aynı zamanda, stratejinin tarihteki kötü bir emsaline de dikkat çekti: Libya hükümdarı Kaddafi, ABD önderliğinde bir CVID stratejisini izlemişti lakin süreç sokaklardaki ölümlerle sonuçlanmıştı. Trump yönetimi, CVID stratejisi hakkındaki fikirlerini değiştirmekte olduğunu ve Kuzey Kore’nin önüne onlar için daha kabul edilebilir bir planla geleceklerini bildiriyor.  “Caydırıcılık”:  “Caydırıcılık”, ülkelerin nükleer silahlara sahip olmaları halinde, olası bir saldırıya karşılık olarak nükleer silahların vereceği “etkili gözdağı”nın, barışı koruyacağı fikridir. 1995 yılında, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden birkaç yıl sonra, Reagan dönemi hükümet yetkilileri şunları yazdı: “Caydırıcılık, düşmanın zihninde korku yaratmalıdır. Hedeflerine ulaşamayacaklarının, kayıpların ve acıların daima kazançtan daha ağır basacağının, ve cezalandırılacaklarının korkusu. Eninde sonunda yeryüzünden silineceklerinin korkusunu doğurmalıdır. Ya liderlerinin, ya ulusal bağımsızlıklarının, ya da her ikisinin birden yok olacağı korkusu. Bununla birlikte, bu onlara daima izledikleri yoldan dönmeleri için bir “kurtuluş kapısı” olarak görünmelidir.”  Bazı nükleer silah uzmanları caydırıcılığın barışı uzun bir süre hakim kılmaktan başka bir işe yaramayacağından endişeli. Aynı zamanda bu inancın nükleer silahların gelişimini ve yayılmasını daha da tetikleyeceğini, ve olası bir nükleer çatışmanın patlak vermesi halinde, felaketin daha kötü olacağını düşünmekteler. Bu makale ilk olarak Business Insider tarafından yayınlandı. Kaynak: https://www.businessinsider.com/nuclear-arms-deal-terminology-definitions-2018-7

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kimya

Türk kimyager Kar ve buzu 20 dakika içinde çözebilen özel formüllü granül üretti

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Türk kimyager, 6 yıllık Ar-Ge çalışması sonucunda yerli ve milli kaynaklarla çevre dostu ve eksi 45 dereceye kadar buz ve karı 20 dakika içinde çözebilen özel formüllü granül üretti. Kanada, Rusya gibi ülkelerde denenen ürün, yollarda kar ve buzlanmaya çözüm olarak başarılı bulundu. Kimyager Yücel Kaynak, Samsun Teknoloji Geliştirme Merkezi’nde (TEKNOPARK) 6 yıl önce hızlı buz ve kar çözücü formülü geliştirmek için bilimsel çalışmalara başladı. Uzun süren araştırmaları sonucu Kaynak, çevre dostu ve eksi 45 dereceye kadar buz ve karı 20 dakika içinde çözebilen özel formüllü granül üretmeyi başararak ürettiği ürüne “Buz Yak” adını verdi.  6 YILLIK ÇALIŞMA SONUCU ORTAYA ÇIKTI
Özel formüllü “Buz Yak”, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Ondokuz Mayıs Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nden onay aldı. Kimyager Kaynak, kar ve buz çözücü özel formüllü granülü, 6 yıllık Ar-Ge çalışması sonucunda ortaya çıkardıklarını söyledi.
KANADA, RUSYA AVRUPA VE İSKANDİNAV ÜKLERİNE GÖNDERDİK
Ürünün Ar-Ge çalışmasının tamamlandığını ifade eden Kaynak, “Artık ürünün seri üretiminin yapılması için fabrikasının kurulması gerekiyor. Ürünü deneme safhasında Kanada, Rusya, Avrupa ve İskandinav ülkelerine gönderdik ve başarılı olunca çok büyük talep almaya başladık. Ürünümüz yüzde 80’i ihracat yapılabilecek bir üründür” dedi.
‘KANADA’DAN TEKLİF VAR’  Ürünün Kanada üretimi için kendilerine teklif geldiğine işaret eden Kaynak, şöyle devam etti: “Biz ürünü Türkiye’de üretmek istiyoruz. Ancak bu belli bir yatırım istiyor, bu noktada devletimizden veya yatırımcılardan yardım bekliyoruz. Kendi öz sermayemizle Ar-Ge çalışmalarını tamamlayabildik. Bundan sonra alacağımız destekle seri üretime geçmeyi planlıyoruz. Ürünün içeriği kalsiyum, magnezyum ve asetattan oluşmaktadır. Granülümüz yolu, betonu ve demiri koruyan bir özelliğe sahip. Ürünün muadili yok. Tuza göre kullanımı 10 kat daha az olduğu için hem doğaya daha az ürün atılmış olacak ayrıca doğaya da hiçbir zarar vermeyecek. Doğaya kesinlikle zarar vermemesinin yanı sıra atığı da toprakta gübre etkisi göstermektedir.”
‘EKSİ 45 DERECEYE KADAR DENEMESİ YAPILDI’  Kaynak, ürünün tamamen yerli ve milli bir ürün olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti: “Eksi 45 dereceye kadar ürünün denemesini yaptık. Ayrıca 72 saat ürün yollarda aktivesini koruyor. İlk kullanım anında yüzde 20’si yeterli oluyor. Sonuç itibarıyla 72 saat boyunca ürünün diğer yüzde 80’lik bölümü tekrar yağan kar veya yeniden oluşabilecek buzlanmaya karşı duruyor. Yani tekrar tekrar aynı bölgeye gidilip kar temizleme veya küreme yapılmasının da önüne geçiyor. Bu da kullanım açısından ekonomik oluyor.” Yerli malzemeleri kullanarak formül oluşturdukları için fiyatının uygun olduğunu ifade eden Kaynak, Avrupa ve Amerika’da yapılan ürünlere nazaran 20 kat daha iyi etki sağladığını sözlerine ekledi. Kaynak: (Sputnik)

Devamını Oku

Teknoloji

Çin’de ilk 5G destekli uzaktan ameliyat yapıldı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Bu yıl 5G teknolojisi ile ilgili çok şey duyacağımız kesin. Ancak Çin’ de gerçekleşen 5G destekli uzaktan cerrahi operasyon, geleceğin sağlık teknolojisini şimdiden görmemizi sağlıyor. 2019 yılı hiç kuşku yok ki 5G teknolojisinin çok konuşulacağı bir yıl olacak. ABD, Güney Kore ve Çinli başlıca teknoloji üreticileri 5G destekli cihazlarını piyasaya sürmeye hazırlanıyorlar. Ancak bu konuyla ilgili belki de en heyecan verici gelişmenin Çin’de yaşandığını söyleyebiliriz. Zira Çin’de ilk 5G destekli uzaktan ameliyat başarıyla gerçekleştirildi.  Gecikme süresi sadece 0.1 saniye
Ülkedeki yerel haber kaynaklarına göre 5G teknolojisiyle çalışan dünyanın ilk uzaktan cerrahi ekipmanı Çin’ de başarıyla test edildi. Güneydoğu Fujian eyaletindeki bir doktor, uzak bir bölgedeki bir test hayvanının karaciğerini aldı. Doktor bu ameliyatı 5G bağlantısı üzerinden robotik cerrahi kollar kullanarak gerçekleştirdi.  Doktorun kontrol cihazı ile cerrahi odadaki robot arasındaki gecikme süresinin ise sadece 0.1 saniye olduğ açıklandı. Araştırmacılar bu yüksek hızın potansiyel olarak ölümcül tıbbi hata riskini azaltabileceğini ifade ettiler. 5G destekli ameliyatın önümüzdeki yıllarda yaygınlaşması ile birlikte, yetenekli cerrahların uzak konumdaki hastaları güvenli bir şekilde ameliyat edecekleri ve sayısız hayat kurtaracakları belirtiliyor.
Editör / Yazar: İsa EKİCİ
Kaynak: https://www.ubergizmo.com/2019/01/first-5g-remote-surgery-china/

Devamını Oku

Teknoloji

Türk üreticinin Adonis adlı akıllı yatı CES 2019’a damga vurdu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Angel adındaki yapay zeka asistanına sahip olan Adonis, Türk yat üreticisi Numarine ve teknoloji şirketi Furrion iş birliği ile geliştirildi. Adonis şimdiye dek CES’te sergilenen ilk yat oldu. Birbirinden yenilikçi akıllı saatlerin ve akıllı televizyonların tanıtıldığı CES 2019’un bu yıl en büyük akıllı üyesi lüks bir yat oldu. Las Vegas’taki fuarda sergilenen ilk yat olma özelliği taşıyan Adonis’i burada tanıtılacak kadar özel kılan şey bünyesinde barındırdığı akıllı ev teknolojisi. Bizim için önemli olan bir diğer özelliği de Türkiye’ nin önde gelen yat üreticisi Numarine imzası taşıyor olması. Değeri milyonları bulan lüks karavanlarıyla tanıdığımız Furrion ve Türk yat üreticisi Numarine iş birliğinde geliştirilen Adonis, göz alıcı tasarım detayları ile son teknoloji sistemleri 26 metrelik gövdesinde başarılı bir şekilde harmanlıyor. Adonis’in en dikkat çekici özellikleri arasında Angel adı verilen yapay zeka asistanı yer alıyor. Alexa’ya benzetilen bu asistan, yüz tanıma ve sesli kontrol özelliklerini desteklemenin yanı sıra zamanla tercihlerinizi öğrenip daha profesyonel bir yardımcı haline geliyor. 
Angel tek bir komutla her şeyi hallediyor 
Adonis’in yapay zekaya sahip asistanı “Hi Angel” komutuyla devreye giriyor. Yatın neredeyse her yerinde sesli kontrol hoparlörü olduğu için Angel sizi her yerden rahatlıkla duyabiliyor. Güncel haberler, sosyal medya ve hava durumu gibi bilgileri sürekli güncel olarak kullanıcısına aktarabilen akıllı asistan dinlemek istediğiniz müziği tek bir odaya veya yatın tamamına yansıtabiliyor. Ayrıca oturduğunuz yerden verdiğiniz yemek siparişini yatın aşçısına ileterek aradaki iletişimi daha kolay ve hızlı hale getiriyor.

Angel izlediğiniz rota doğrultusunda uğrayabileceğiniz koylar, restoranlar ve yapabileceğiniz aktiviteler konusunda öneride bulunabiliyor. Öneriyi kabul etmeniz halinde sizin için rezervasyon bile yapıyor. Yatın güvenliğinden de sorumlu olan Angel, yat içerisindeki tüm kameraları kontrol edebiliyor. Bu kameraların yetersiz kaldığı durumlarda teknede hazır bulunan drone’dan da yardım alıyor. Drone’un kamerasına yansıyan görüntüler yatın içerisindeki televizyondan canlı olarak takip edilebiliyor.

Deniz suyunu içme suyuna çeviriyor
Adonis’in diğer teknolojileri arasında akıllı aynalar, dokunmatik ekranlar, televizyonlar, kameralar ve mutfak elektroniği yer alıyor. ePOD adı verilen batarya ve Furrion’un enerji yönetim sistemine sahip olan Adonis, demir attığı zaman içerisindeki sistemlere gereken gücü bu bataryadan alıyor. Ayrıca Adonis’teki su arıtma sistemi deniz suyunu içme suyuna çevirebiliyor. Türk yat üreticisinin Numarine 78 isimli yatı baz alınarak geliştirilen Adonis’in 5 milyon dolar fiyat etiketiyle satışa sunulacağı söyleniyor. Kaynak: https://newatlas.com/furrion-adonis-smart-yacht/57977/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar