fbpx
Bizi Takip Edin

Teknoloji

Sürekli duyduğumuz nükleer silah terimleri ve asıl anlamları

Yayınlandı

üzerinde

Nükleer atığın gerçekte ne olduğunu biliyor musunuz? İnsanoğlunun en korku duyulan icadı, nükleer silahlar. Yalnızca birkaç dakika içerisinde, nükleer silaha sahip bir ülke düzinelerce şehri dümdüz edebilir, yüzlerce yahut binlerce kilometrelik nükleer atık yayabilir ve hatta dünyanın iklimini bozabilir. Çoğu insan işin basit kısmını bilir: Yeteri kadar uranyum veya plütonyum ve –bom!- işte sana nükleer patlama. Fakat bu karmaşık cihazların nasıl yapıldığının, nasıl taşındığının ve kontrol edildiğinin altında yatan detaylar, barışı korumakla bir felaketi ateşlemek arasındaki farkın ortaya çıktığı yer olabilir. 60’tan fazla yılın getirdiği, karmaşık nükleer silah politikalarının çevresinde yer alan anlaşılması güç terimlerin var oluşunun pek fayda ettiği söylenemez. İzotop, fizyon, trityum, uranyum oksit gibi kelimelerden; HEU, LEU, SSBN ve CVID gibi kısaltmalardan; ve uranyum-235 ile uranyum-238 arasındaki ince fakat çarpıcı farktan bahsedilir. Başkan Donald Trump ve yönetimi Kuzey Kore ile nükleer silahların arındırılması için görüşmelere devam etmeye çalışıyor. Bu uğraşın meyve vermesi yıllar alabileceği gibi, gittikçe daha karmaşık bir hal aldığı aşikar. Bu makalede, en önemli kelimelerin, ifadelerin ve kısaltmaların bazılarını açıkladık.
Nükleer Silah:  Bir konvansiyonel patlayıcı cihaz, patlamayı meydana getirmek için bir kimyasalı hızlı bir şekilde yakar. Bu sırada, savaş başlığı veya bomba gibi bir cihaz, kimyasal bir tepkimeden milyonlarca kat daha fazla enerji açığa çıkarmak için atomu parçalarına ayırır. Bununla birlikte “nükleer silah” terimi, füzeler, savaş jetleri, hayalet bombardıman uçakları ve kamyon benzeri hareketli fırlatıcılar gibi nükleer saldırı gerçekleştirebilen bir araç için de kullanılabilir. (Uçan dinazorlar bugün yaşıyor olsalardı ve nükleer bomba bırakmak için eğitilmiş olsalardı onlar da nükleer silah olarak kabul edilebilirlerdi.) ABD ve Rusya arasındakiler gibi silah denetimleri esnasında, odak noktası olan araçlar, füzeler, ateşleme yahut bombalama kompartımanları ile nükleer silah başlıkları gizlenir. Onlar olmadan, savaş başlığı hiçbir yere hızlı bir şekilde ulaştırılamaz.  Kıtalararası Balistik Füze (ICBM): ICBM, üzerindeki nükleer başlığı bir kıtadan başka bir kıtaya yüksek bir yay çizerek taşıyabilen ve patlatabilen bir uzay roketidir. Teknik olarak ICBM, bir veya daha fazla savaş başlığını 3,415 mil (5,500 km) uzağa taşıyabilen füzeye denir. Amerika’daki füze depolayıcı silolar (ateşleyici yeraltı tesisleri), çoğu Orta Amerika’da olmak üzere ülkenin dört bir yanına yerleştirilmiştir. 2018 itibarıyla takriben, Amerika savaş başlıklı 400 ICBM’i ve füzelenmeye hazır 400 adet daha savaş başlığını depolarında barındırıyor. Rusya’da ise 318 adet ateşlenmeye hazır ICBM ve toplamda 1,138 adet savaş başlığı bulunmakta. (Bazı füzeler birden fazla başlık taşıyor.)  Nükleer Atık: 10 bin tonluk, yere yakın bir nükleer patlama. Nükleer atık, nükleer silahın tehlikeli kalıntılarına denir: Toz bulutu, kir, kum, çakıl ve patlamanın etrafa saçtığı enkaz parçaları. Yere yakın bir yerde patlatılan bombalar veya savaş başlıkları, toprağı ve enkazı içine çekerek, onu radyasyona maruz bırakarak (ışınlayarak) ve düzinelerce kilometre boyunca yayarak atık miktarını büyük ölçüde arttırır. İncecik parçacıklar dünyayı çevreleyebilir ve özel hava taşıtları tarafından tespit edilebilir.  İzotoplar: Trityum, hidrojen ile kimyasal olarak neredeyse aynıdır fakat ondan 3 kat daha ağırdır. Periyodik Tabloda yer alan her elementin kendine özgü bir kimyasal kimliği bulunur lakin bu elementler farklı ağırlıklar ve izotoplara sahip olabilirler. Örneğin, hidrojen en küçük atomdur ve genellikle çekirdeğinde bulunan bir adet pozitif yüklenmiş protondan oluşur. Kısa adı olan H-1, onun atom ağırlığını belirtir.Eğer yüksüz bir nötron eklenirse, H-2 olarak bilinen döteryum izotopu elde edilir. Hidrojenin üç formu da hemen hemen aynı kimyaya sahiptir ve sözgelimi üçü de su oluşturmak için oksijen ile bağ kurabilir. Fakat nükleer özellikleri büyük ölçüde farklılık gösterir: döteryum ve trityum termonükleer patlamalara yol açabilir çünkü ekstra nötronları H-1’den çok daha kolay bir şekilde hidrojen atomlarının füzyona uğrayıp helyum atomlarına dönüşmelerini destekler.  Fizyon:  Fizyona uğrayan bir atom “bölünebilir” bir atomdur. Fizyon, atomların parçalanması için kullanılan bir başka kelimedir ve nükleer bombaları ve enerjiyi çalışır hale getiren şeydir. Fizyon sırasında, ağır bir atomun çekirdeği doğru hızla ve enerjiyle uçan bir nötronu absorbe eder. Bu işlem çekirdeği kararsızlaştırır ve atom parçalarına ayrılır. (İlk zamanlar nükleer bilim insanları çekirdeğin fizyon işlemini, kendisini sarsmak veya rezone etmek için yeterli enerjiyle çarpan su damlacıkları olarak görselleştirmişti.) Her fizyon, fizyon ürünü olarak adlandırılan yeni, daha hafif bir atom meydana getirir. Bunların çoğu kararsız ve radyoaktif olarak bozunmuş olsa da, bazıları kararlı olabilir. Nötronlar da, gama ışınlarının aşırı yüksek enerjili fotonları gibi, her bir fizyon sonucu ortaya çıkabilirler. Bu parçaların kütle toplamları bize çok ufak bir kütle kaybının yaşandığını gösterir. Einstein’ın E=mc^2 denklemine göre, yaklaşık olarak yüzde 0.1’lik bir kısım nötronlar, gama ışınları ve fizyon ürünleri tarafından taşınan enerjiye dönüşmektedir.  Uranyum (U-238, U-235 ve U-233):  Uranyum yoğunluğu yüksek bir elementtir ve nükleer silah üretiminin anahtar bileşenidir. Madenlerde ve minerallerde doğal olarak oluşur ve birkaç mühim izotop barındırır. U-238, doğal uranyumun %99.27’sini oluşturur ve reaksiyona girmez. Madenlerden çıkan uranyumun %1’inden daha azı “aktif bileşen” olan U-235’tir ve nükleer reaktör yakıt veya bomba olarak kullanılabilir çünkü fizyona çok müsait, bölünebilir bir haldedir.Az sonra adından söz edeceğimiz plütonyum, günümüzün tercih edilen bomba yapım malzemesi olmasına rağmen, ABD’nin Hiroşima’ya fırlattığı “Little Boy” lakaplı bombada kullanılan U-235 idi.U-233 ise silah yapımında hazır bir şekilde kullanılabilen başka bir izotoptur fakat şu an için artık var olmayan özel reaktörlerde yapılmıştır.  Zincirleme fizyon reaksiyonu ve kritiklik: U-235’i bu kadar özel kılan şey, fizyonunun nispeten kolay olmasının yanı sıra, işlem sırasında iki veya üç nötron çıkarmasıdır.
Bu çıkan nötronlar genellikle diğer U-235 atomları tarafından yakalanmalarını sağlayacak doğru enerjiye sahip olurlar ve onları da fizyona sokarlar. Yeteri sayıda bölünebilen atom, birbirlerine yeterince yakınsa ve diğer nötronlar ile çarpışırlarsa, bu zincirleme bir nükleer reaksiyona yol açabilir. Bu işlemi özel ve kritik kılan, absorbe edilen nötronların sayısı ile üretilenlerin sayısının birbirine eşit olduğu andır. Çünkü böylece reaksiyon kendini devam ettirir. Nükleer reaktörler bu süreci bir dizi koruyucu ile kontrol eder. Nükler silahlar ise, patlama sonlanana dek bu kritikliğin olası sızıntı etkisinden faydalanır.  Plütonyum (Pu-238, Pu-239 ve Pu-240): Plütonyum doğada bulunmayan metalik bir elementtir ve genelde atıfta bulunulan hali, modern nükleer silahlar için önemli bir materyal olan Pu-239’dur.Yalnızca nükleer reaktörler Pu-239’u oluşturabilir. Bunu, verimi yüksek U-238’i nötronlarla ışınlayarak (irradyasyon) yaparlar. Plütonyum daha sonra uranyumdan ayrıştırılır, yoğunlaştırılır ve nükleer silahların ana malzemesi, mevzii haline getirilir. Pu-239, uranyumdan daha kolay bir şekilde nükleer bir patlamayı tetikleyebilir. Ve gerekli olan uranyumdan neredeyse 4.5 kilogram daha az plütonyum, patlamayı tetiklemek için yeterli olur. Plütonyum-240, Pu-239 yapımında oluşan, istenmeyen ve oldukça radyoaktif bir yan üründür. Oldukça radyoaktif olduğundan bombaların vaktinden önce patlamasına sebebiyet verebilir. Pu-238 ise Soğuk Savaş dönemi silahlarının bir yan ürünüdür ve çok fazla sıcaklık üretir. NASA’nın en maceracı robotlarına uzayın soğuk ve karanlık derinliklerinde gücünü verir.  Zenginleştirilmiş uranyum oksit (Sarı pasta uranyum): Zenginleştirilmiş uranyum oksit, uranyumun doğal madenlerden sızması ve kimyasal olarak işlenmesiyle elde edilen uranyum oksit tozuna denir. İsmine rağmen, çoğunlukla kahverengi veya siyah renklidir. Bu toz, doğal uranyumun yoğunlaştırılmış halidir (%97.27’si U-238 ve %0.72’si U-235). Önemli bir üründür çünkü stoklanabilir ve daha sonra U-235’i çıkarmak ve zenginleştirmek için işlenebilir.  Santrifüj (Merkezkaç olayı): U-235 ile U-238 izotopları kimyasal olarak aynıdırlar ve hemen hemen aynı ağırlığa sahiptirler, bu yüzden birbirlerinden ayrılmaları çok zordur. Bununla birlikte, uranyumu ayırmak için kullanılabilecek en kolay yöntemlerden biri santrifüjdür. İşlem, zenginleştirilmiş uranyum oksiti uranyum heksaflorid’e (UF6) dönüştürmekle ve ardından bileşimi ısıtıp gaza dönüştürmekle başlar. Ardından bu gaz, ses hızından daha hızlı dönen uzun, içi boş bir tüp içerisinde santrifüj işlemine tabii tutulur. Tüp döndükçe, ağır olan U-238 santrifüjün dış duvarına doğru çekilir ve U-235 merkeze daha yakın kalır. Uzun zincirlerle birbirine bağlı olan santrifüj basamakları, izotopların iyice ayrılmasını ve yoğunlaşmasını sağlar. U-235 bakımından zengin olan gaz, istenilen bir yoğunluk seviyesine ulaşana dek yukarı yönlü bir santrifüj hattı boyunca ilerler. Bu sırada U-238, U-235’ten ayrışıncaya tek aşağı yönlü ilerler. Bütün bir yıl boyunca bir silah için gerekli olan U-235’i zenginleştirmek, binlerce santrifüj gerektirebilir. Aşırı zenginleştirilmiş uranyum (HEU) ve düşük zenginleştirmeli uranyum (LEU): Aşırı zenginleştirilmiş uranyum, içerisinde %20 veya daha fazla miktarda nükleer bir patlamayı teşvik eden U-235 barındıran uranyuma denir. %85 veya daha fazla U-235 yoğunluğuna sahip HEU, “silah kalitesinde uranyum” olarak kabul edilir, çünkü bu yüzdelik büyük ve etkili bir patlamaya neden olur. Lakin artık nadiren kullanılmaktadır. Günümüzde genellikle gemilere ve denizaltılara güç sağlamak, plütonyum üretmek veya tıbbi açıdan ehemmiyet gösteren (bazı kalp hastalıklarını ve kanseri teşhis etmeye olanak sağlayan molibden-99 gibi) reaktörlerde kullanılır. Düşük zenginleştirmeli uranyum %20’den daha az U-235 içerir ve genellikle ticari enerji santrallerine nükleer yakıt sağlamak için kullanılır.  Lityum döteryum (Lityum hidrit olarak da adlandırılır): Lityum döteryum, bir lityum ve bir döteryum (Hidrojen-2) atomundan oluşan beyazımsı bir tuzdur. Nükleer silahların en güçlü türü olan hidrojen bombaları olarak da adlandırılan termonükleer silahlarda kullanılan önemli bir bileşendir. (1961’de patlatılan Rusya’nın “Tzar Bomba” adlı termonükleer silahı, 1945’te Hiroşima’da patlatılan bombalardan yaklaşık 3,300 kat daha güçlüydü.) Termonükleer bir silah aslında içerisinde iki bomba barındırır. İlk patlamanın enerjisi lityum döteryum tarafından emilir ve lityum döteryum tutuşturulur. Bu işlem, iki atomun birleştiği füzyonu tetikler ve güneşten katbekat sıcak bir plazma meydana getirir.Süreç aynı zamanda birçok nötron oluşturur. Bu mermi benzeri parçacıklar, daha sonra bombanın içinde çok miktarda bulunan U-238’i parçalarına ayırabilir ve böylelikle silahın yıkım enerjisi büyük ölçüde çoğalır. Denizaltı balistik füzeleri (SLBM): SLBM, sualtı saldırı denizaltılarından fırlatılan nükleer uçlu bir rokettir. 2018 itibarıyla, ABD stoklarında 1920 adet, Rusya’da ise 770 adet denizaltı balistik füzesi bulunmaktadır. Çoğu karada yerleşik füzelerin aksine, SLBM’ler gezgin olduklarından izlenmesi oldukça zordur. Bazı modelleri yaklaşık 12,000 kilometre boyunca hareket edebilir ki bu, dünya çevresinin neredeyse %30’una tekabül eder.  Nükleer denizaltılar (SSBN veya SSB):  Balistik füzeleri fırlatabilen saldırı denizaltıları SSB veya SSBN olarak bilinir. “SS” dalgıç gemi (submersible ship), “B” balistik, ve “N” nükleer anlamına gelir. Bu deniz taşıtları 90 gün boyunca su altında kalabilir, bir düzineden fazla nükleer savaş uçlu SLBM’den fazlasını taşıyabilir ve her biri, karanın binlerce kilometre içine kadar hedef alabilir. Bu denizaltılardan Rusya’da 11, ABD’de ise 14 adet mevcut.  Nükleer silahların tamamen, kanıtlanmış ve geri döndürülemeyecek şekilde arındırılması (CVID):  CVID, Libya’nın nükleer silahlarından tamamen arındırılmasında izlenen stratejidir. Trump yönetimi, Kim Jong Un ve Kuzey Kore ile ilk görüşmelerinde bu stratejiyi izlemiştir. Strateji, denetleyici bir ekibin bir ülkedeki silah sayımlarında, imha işlemlerinde, nükleer reaktörlerin devre dışı bırakılmalarında, füzelerin üretim ve gelişim aşamalarının önlenmesinde ve diğer gözlem gerektiren işlemlerde bulunmalarına izin verir. Silah uzmanları bu stratejinin, enerji üretmek için nükleer reaktör kullanımını ve uydularla insanları uzaya taşıyabilecek roketlerin gelişimini engelleyeceği gerekçesiyle Kuzey Kore tarafından reddedileceği düşüncesinde. Uzmanlar aynı zamanda, stratejinin tarihteki kötü bir emsaline de dikkat çekti: Libya hükümdarı Kaddafi, ABD önderliğinde bir CVID stratejisini izlemişti lakin süreç sokaklardaki ölümlerle sonuçlanmıştı. Trump yönetimi, CVID stratejisi hakkındaki fikirlerini değiştirmekte olduğunu ve Kuzey Kore’nin önüne onlar için daha kabul edilebilir bir planla geleceklerini bildiriyor.  “Caydırıcılık”:  “Caydırıcılık”, ülkelerin nükleer silahlara sahip olmaları halinde, olası bir saldırıya karşılık olarak nükleer silahların vereceği “etkili gözdağı”nın, barışı koruyacağı fikridir. 1995 yılında, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden birkaç yıl sonra, Reagan dönemi hükümet yetkilileri şunları yazdı: “Caydırıcılık, düşmanın zihninde korku yaratmalıdır. Hedeflerine ulaşamayacaklarının, kayıpların ve acıların daima kazançtan daha ağır basacağının, ve cezalandırılacaklarının korkusu. Eninde sonunda yeryüzünden silineceklerinin korkusunu doğurmalıdır. Ya liderlerinin, ya ulusal bağımsızlıklarının, ya da her ikisinin birden yok olacağı korkusu. Bununla birlikte, bu onlara daima izledikleri yoldan dönmeleri için bir “kurtuluş kapısı” olarak görünmelidir.”  Bazı nükleer silah uzmanları caydırıcılığın barışı uzun bir süre hakim kılmaktan başka bir işe yaramayacağından endişeli. Aynı zamanda bu inancın nükleer silahların gelişimini ve yayılmasını daha da tetikleyeceğini, ve olası bir nükleer çatışmanın patlak vermesi halinde, felaketin daha kötü olacağını düşünmekteler. Bu makale ilk olarak Business Insider tarafından yayınlandı. Kaynak: https://www.businessinsider.com/nuclear-arms-deal-terminology-definitions-2018-7

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Teknoloji

Elon Musk’ın Devrim Niteliğindeki Projesinin Detayları Belli Oldu

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Tesla ve SpaceX CEO’su Elon Musk, uydu üzerinden gezegenin tamamına ucuz internet sağlamayı hedefliyor. Ünlü mucidin Starlink olarak adlandırdığı görkemli projesinin detayları belli olmaya başladı. Musk, bir süredir küresel internet alanı kurmanın hesaplarını yapıyor. Ünlü girişimcinin uzay şirketi SpaceX, geçen şubat ayında Federal İletişim Komisyonu’ndan (FCC) 2019 ile 2027 yılları arasında düşük yörüngeli uydularını uzaya göndermek için izin almıştı. Musk, Starlink olarak bilinen projeyi ilk kez 2015 yılında açıklamıştı. “İnterneti uzayda yeniden yaratacağız. Hedefimiz, uzun mesafeli internet trafiğinin bu ağ üzerinden yapılmasını sağlamak” diyen Güney Afrika asıllı ABD’li girişimci, büyük heyecan uyandıran projesini hayata geçirmek için önemli bir mesai harcıyor.

University College London’dan Mark Handley, Starlink’in nasıl görüneceğine dair ayrıntılı bir simülasyon oluşturdu. Buna göre, Dünya yörüngesinin 1.150 ile 1.325 kilometre uzaklığına 4.425 adet uydu yerleştirilecek. Starlink üzerinden bir internet mesajı gönderilirken, bir uydu diğer bir uyduyla bağlantı kurmak için radyo dalgalarını kullanacak. Radyo dalgaları, lazerler kullanılarak uydudan uyduya ulaştırılacak. SpaceX, Ka (20/30 GHz) ve Ku (11/14 GHz) bant frekanslarını kullanacak ve 1 Gbps bağlantı sunacak. Mevcut internet hızını iki kat artırmayı ve gezegenin her bir noktasını internetle buluşturmayı hedefleyen Starlink projesi, önümüzdeki 10 yıl içinde tam kapasiteyle çalışacak ve uydudan internet hizmetinin öncüsü olacak. Şirket, ilk Starlink uydularını 2019’a gönderecek. Onu, 2024 yılında fırlatılacak ikinci uydu takip edecek. Projenin, 2020 yılında sınırlı kapasiteyle de olsa hizmete geçmesi hedefleniyor.
Kaynak: https://goo.gl/FfcL9j

Devamını Oku

Bilim

Çin, dünyanın İngilizce konuşan ilk yapay zeka sunucusunu üretti

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Teknoloji haberleri sitesi The Verge’de yer alan habere göre, ajans, gerçek haber sunucularının görüntülerini makine öğrenme teknolojisiyle birleştirerek haber metinlerini otomatik olarak okuyabilen dijital kompozit modeller geliştirdi. Çin’in Zhejiang Eyaleti’ndeki Wuzhen’de devam eden Dünya İnternet Konferansı’nda, dünyanın ilk İngilizce konuşan yapay zeka haber sunucusu tanıtıldı. Dünyanın ilk İngilizce konuşan yapay zeka sunucusu, Doğu Çin’in Zhejiang Eyaleti’nde düzenlenen Dünya İnternet Konferansı’nda görücüye çıktı. Sunucunun sesi ve görüntüsü, Şinhua Haber Ajansı’nın insan sunucularından Zhang Zhao baz alınarak hazırlandı.

‘BİLİM VE TEKNOLOJİ DEVRİMİ’
Düzenlenen internet konferansına bir tebrik mektubu gönderen Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ise, “Dünya, derin bir bilim ve teknoloji devrimi ve endüstriyel dönüşüm içerisinde. Dijital ekonominin gelişimini hızlandırmalı ve küresel İnternet yönetim sistemini teşvik etmeliyiz” ifadelerini kullandı. Yapay zekanın güvenlik, ekonomi ve eğitim gibi alanlarda kullanımının artırılması, Çin Komünist Partisi’nin ülke yönetimine ilişkin öne çıkardığı başlıca konulardan biri.

Öte yandan, yapay zeka başta olmak üzere teknolojik gelişim alanları, Çin’in ABD ile rekabet halinde olduğu temel konulardan biri. Çin’de yapay zeka teknolojileri, ülke yönetimine ilişkin en önemli konulardan birisi olarak görülüyor. Çin, yapay zekanın güvenlik, ekonomi ve eğitim gibi alanlarda kullanımının arttırılması ve yaygınlaştırılması adına önemli çalışmalar yapıyor. Ayrıca yapay zeka konusu, Çin’in ABD ile giriştiği teknoloji rekabetinde ülke adına çok büyük bir öneme sahip.
Editör / Yazar: İsa EKİCİ
Kaynak:https://www.theverge.com/2018/11/8/18074806/ai-news-anchor-china-xinhua-digital-composite

Devamını Oku

Teknoloji

Türkiye’nin ilk ve tek süpersonik raylı test hattı açıldı!

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

TÜBİTAK SAGE Süpersonik Raylı Test Hattı ve hattın bulunduğu Test Kampüsü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıldı. Yapı Merkezi tarafından anahtar teslim olarak tamamlanan proje tamamen yerli imkanlarla gerçekleştirildi. TÜBİTAK SAGE Süpersonik Raylı Test Hattı, 2 bin metrelik uzunluğu ile Avrupa’nın en uzun ve en yüksek kapasiteli hattı olarak hizmete açıldı. TÜBİTAK SAGE Raylı Test Hattı ve hattın bulunduğu Test Kampüsü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından törenle açıldı. Açılış törenine ayrıca Yapı Merkezi Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ersin Arıoğlu, Yapıray Genel Müdürü Volkan Okur Yılmaz, Yapı Merkezi İDİS Genel Müdürü Tamer Taşkın ve TÜBİTAK Üst Yönetimi de hazır bulundu. TÜBİTAK SAGE Raylı Test Hattı ve hattın bulunduğu Test Kampüsü’nde; delici delme etkinliği, ses üstü hızlarda aerodinamik testler, savaş jetlerinde fırlatma koltuğu testleri, roket motoru testleri, çeşitli bileşenler üzerinde yüksek ivme testleri başta olmak üzere çok çeşitli testlerin gerçekleştirilmesi ve uçuş çevre simülasyonlarının yapılması planlanıyor. Projenin hayata geçmesiyle, bugüne kadar başka ülkelerin alt yapıları kullanılarak ve her biri milyon dolar mertebesinde maliyetlerle gerçekleştirilen testlerin dışa bağımlı kalmadan, çok daha düşük maliyetlerle ve tamamen yerli imkanlarla yapılması mümkün olacak.
Roket motorlarıyla süpersonik hıza ulaşılıyor: Raylıtest hattı çok yüksek miktarda patlayıcı malzeme ile hassas mekanik ve elektronik alt bileşenler içeren sistemlerin raylı bir test hattı üzerinde, roket motorları yardımıyla süpersonik (ses-üstü) (>1200 km/s) hızlara çıkartılarak dinamik ortamdaki davranışlarının test edilmesine olanak sağlayacak.
Yapı Merkezi hattın inşaatını anahtar teslim olarak tamamladı: Test Kampüsü ve test altyapısının ihtiyaç duyduğu tüm ekipmanları ile testleri gerçekleştirmek için ihtiyaç duyulan tüm yardımcı binalar, YAPI MERKEZİ ve TÜBİTAK SAGE tarafından tasarlandı. YAPI MERKEZİ tarafından anahtar teslim olarak inşaatı tamamlanan Test Kampüsü içerisinde; kontrol binası, müşteri kabul binası, enerjik malzeme deposu ve enerjik malzeme bütünleme atölyelerinden oluşan 1.280 m² inşaat alanına sahip 9 adet servis binası ve 2000 metre uzunluğunda bir raylı test hattı bulunuyor. Çeşitli test kalemlerinin istenen hızlara çıkartılarak gerekli testlerin yapılıp, ilgili verilerin toplanmasına olanak verecek şekilde tasarlanıp inşa edilmiş olan Raylı Test Hattı, 1000 kg kütleli bir test konusu cismin 2000 km/s hızda test edilmesine imkan tanıyor. Projeye özel tasarım
Testler sırasında raylar üzerinde oluşacak büyük dinamik yükleri güvenli bir şekilde altyapıya aktaracak kapasitede ray bağlantı elemanları, YAPI MERKEZİ tarafından bu projeye özel olarak tasarlanmış ve patenti alınmış bulunuyor. Üst düzey güvenlik ve teknolojik altyapının yer aldığı projede Roket Motoru Ateşleme Sistemi için geliştirilen kontrol ve izleme yazılımı FIRESOFT, çift anahtar ile güvenli ateşleme imkanı sağlıyor. Yapı Merkezi bünyesinde yüzde 100 Türk Mühendisleri tarafından gerçekleştirilmiş olan Roket Motoru Ateşleme Sistemi, kimyasal reaksiyonun başlatılması için gereken ısıyı içinde bulunan direnç üzerinden akım ile sağlıyor. 2000 km/s hızlara erişilebilen test hattında Doppler Radar ile hat boyunca kesintisiz hız ölçümü de yapılabiliyor. Hız ölçüm sisteminin tasarımı, hattın olası uzama veya çok daha yüksek hızlara çıkma gereksinimleri öngörülerek planlanarak uygulamaya alınmış bulunuyor. Test sırasında kullanılacak Hız Ölçme, Ateşleme, Kapalı Devre Kamera ve Data sistemleri arasında dijital veri aktarımı ile bağlantı kuruluyor. Kaynak: Hürriyet

Devamını Oku

Öne Çıkanlar