fbpx
Bizi Takip Edin

Teknoloji

Sürekli duyduğumuz nükleer silah terimleri ve asıl anlamları

Yayınlandı

üzerinde

Nükleer atığın gerçekte ne olduğunu biliyor musunuz? İnsanoğlunun en korku duyulan icadı, nükleer silahlar. Yalnızca birkaç dakika içerisinde, nükleer silaha sahip bir ülke düzinelerce şehri dümdüz edebilir, yüzlerce yahut binlerce kilometrelik nükleer atık yayabilir ve hatta dünyanın iklimini bozabilir. Çoğu insan işin basit kısmını bilir: Yeteri kadar uranyum veya plütonyum ve –bom!- işte sana nükleer patlama. Fakat bu karmaşık cihazların nasıl yapıldığının, nasıl taşındığının ve kontrol edildiğinin altında yatan detaylar, barışı korumakla bir felaketi ateşlemek arasındaki farkın ortaya çıktığı yer olabilir. 60’tan fazla yılın getirdiği, karmaşık nükleer silah politikalarının çevresinde yer alan anlaşılması güç terimlerin var oluşunun pek fayda ettiği söylenemez. İzotop, fizyon, trityum, uranyum oksit gibi kelimelerden; HEU, LEU, SSBN ve CVID gibi kısaltmalardan; ve uranyum-235 ile uranyum-238 arasındaki ince fakat çarpıcı farktan bahsedilir. Başkan Donald Trump ve yönetimi Kuzey Kore ile nükleer silahların arındırılması için görüşmelere devam etmeye çalışıyor. Bu uğraşın meyve vermesi yıllar alabileceği gibi, gittikçe daha karmaşık bir hal aldığı aşikar. Bu makalede, en önemli kelimelerin, ifadelerin ve kısaltmaların bazılarını açıkladık.
Nükleer Silah:  Bir konvansiyonel patlayıcı cihaz, patlamayı meydana getirmek için bir kimyasalı hızlı bir şekilde yakar. Bu sırada, savaş başlığı veya bomba gibi bir cihaz, kimyasal bir tepkimeden milyonlarca kat daha fazla enerji açığa çıkarmak için atomu parçalarına ayırır. Bununla birlikte “nükleer silah” terimi, füzeler, savaş jetleri, hayalet bombardıman uçakları ve kamyon benzeri hareketli fırlatıcılar gibi nükleer saldırı gerçekleştirebilen bir araç için de kullanılabilir. (Uçan dinazorlar bugün yaşıyor olsalardı ve nükleer bomba bırakmak için eğitilmiş olsalardı onlar da nükleer silah olarak kabul edilebilirlerdi.) ABD ve Rusya arasındakiler gibi silah denetimleri esnasında, odak noktası olan araçlar, füzeler, ateşleme yahut bombalama kompartımanları ile nükleer silah başlıkları gizlenir. Onlar olmadan, savaş başlığı hiçbir yere hızlı bir şekilde ulaştırılamaz.  Kıtalararası Balistik Füze (ICBM): ICBM, üzerindeki nükleer başlığı bir kıtadan başka bir kıtaya yüksek bir yay çizerek taşıyabilen ve patlatabilen bir uzay roketidir. Teknik olarak ICBM, bir veya daha fazla savaş başlığını 3,415 mil (5,500 km) uzağa taşıyabilen füzeye denir. Amerika’daki füze depolayıcı silolar (ateşleyici yeraltı tesisleri), çoğu Orta Amerika’da olmak üzere ülkenin dört bir yanına yerleştirilmiştir. 2018 itibarıyla takriben, Amerika savaş başlıklı 400 ICBM’i ve füzelenmeye hazır 400 adet daha savaş başlığını depolarında barındırıyor. Rusya’da ise 318 adet ateşlenmeye hazır ICBM ve toplamda 1,138 adet savaş başlığı bulunmakta. (Bazı füzeler birden fazla başlık taşıyor.)  Nükleer Atık: 10 bin tonluk, yere yakın bir nükleer patlama. Nükleer atık, nükleer silahın tehlikeli kalıntılarına denir: Toz bulutu, kir, kum, çakıl ve patlamanın etrafa saçtığı enkaz parçaları. Yere yakın bir yerde patlatılan bombalar veya savaş başlıkları, toprağı ve enkazı içine çekerek, onu radyasyona maruz bırakarak (ışınlayarak) ve düzinelerce kilometre boyunca yayarak atık miktarını büyük ölçüde arttırır. İncecik parçacıklar dünyayı çevreleyebilir ve özel hava taşıtları tarafından tespit edilebilir.  İzotoplar: Trityum, hidrojen ile kimyasal olarak neredeyse aynıdır fakat ondan 3 kat daha ağırdır. Periyodik Tabloda yer alan her elementin kendine özgü bir kimyasal kimliği bulunur lakin bu elementler farklı ağırlıklar ve izotoplara sahip olabilirler. Örneğin, hidrojen en küçük atomdur ve genellikle çekirdeğinde bulunan bir adet pozitif yüklenmiş protondan oluşur. Kısa adı olan H-1, onun atom ağırlığını belirtir.Eğer yüksüz bir nötron eklenirse, H-2 olarak bilinen döteryum izotopu elde edilir. Hidrojenin üç formu da hemen hemen aynı kimyaya sahiptir ve sözgelimi üçü de su oluşturmak için oksijen ile bağ kurabilir. Fakat nükleer özellikleri büyük ölçüde farklılık gösterir: döteryum ve trityum termonükleer patlamalara yol açabilir çünkü ekstra nötronları H-1’den çok daha kolay bir şekilde hidrojen atomlarının füzyona uğrayıp helyum atomlarına dönüşmelerini destekler.  Fizyon:  Fizyona uğrayan bir atom “bölünebilir” bir atomdur. Fizyon, atomların parçalanması için kullanılan bir başka kelimedir ve nükleer bombaları ve enerjiyi çalışır hale getiren şeydir. Fizyon sırasında, ağır bir atomun çekirdeği doğru hızla ve enerjiyle uçan bir nötronu absorbe eder. Bu işlem çekirdeği kararsızlaştırır ve atom parçalarına ayrılır. (İlk zamanlar nükleer bilim insanları çekirdeğin fizyon işlemini, kendisini sarsmak veya rezone etmek için yeterli enerjiyle çarpan su damlacıkları olarak görselleştirmişti.) Her fizyon, fizyon ürünü olarak adlandırılan yeni, daha hafif bir atom meydana getirir. Bunların çoğu kararsız ve radyoaktif olarak bozunmuş olsa da, bazıları kararlı olabilir. Nötronlar da, gama ışınlarının aşırı yüksek enerjili fotonları gibi, her bir fizyon sonucu ortaya çıkabilirler. Bu parçaların kütle toplamları bize çok ufak bir kütle kaybının yaşandığını gösterir. Einstein’ın E=mc^2 denklemine göre, yaklaşık olarak yüzde 0.1’lik bir kısım nötronlar, gama ışınları ve fizyon ürünleri tarafından taşınan enerjiye dönüşmektedir.  Uranyum (U-238, U-235 ve U-233):  Uranyum yoğunluğu yüksek bir elementtir ve nükleer silah üretiminin anahtar bileşenidir. Madenlerde ve minerallerde doğal olarak oluşur ve birkaç mühim izotop barındırır. U-238, doğal uranyumun %99.27’sini oluşturur ve reaksiyona girmez. Madenlerden çıkan uranyumun %1’inden daha azı “aktif bileşen” olan U-235’tir ve nükleer reaktör yakıt veya bomba olarak kullanılabilir çünkü fizyona çok müsait, bölünebilir bir haldedir.Az sonra adından söz edeceğimiz plütonyum, günümüzün tercih edilen bomba yapım malzemesi olmasına rağmen, ABD’nin Hiroşima’ya fırlattığı “Little Boy” lakaplı bombada kullanılan U-235 idi.U-233 ise silah yapımında hazır bir şekilde kullanılabilen başka bir izotoptur fakat şu an için artık var olmayan özel reaktörlerde yapılmıştır.  Zincirleme fizyon reaksiyonu ve kritiklik: U-235’i bu kadar özel kılan şey, fizyonunun nispeten kolay olmasının yanı sıra, işlem sırasında iki veya üç nötron çıkarmasıdır.
Bu çıkan nötronlar genellikle diğer U-235 atomları tarafından yakalanmalarını sağlayacak doğru enerjiye sahip olurlar ve onları da fizyona sokarlar. Yeteri sayıda bölünebilen atom, birbirlerine yeterince yakınsa ve diğer nötronlar ile çarpışırlarsa, bu zincirleme bir nükleer reaksiyona yol açabilir. Bu işlemi özel ve kritik kılan, absorbe edilen nötronların sayısı ile üretilenlerin sayısının birbirine eşit olduğu andır. Çünkü böylece reaksiyon kendini devam ettirir. Nükleer reaktörler bu süreci bir dizi koruyucu ile kontrol eder. Nükler silahlar ise, patlama sonlanana dek bu kritikliğin olası sızıntı etkisinden faydalanır.  Plütonyum (Pu-238, Pu-239 ve Pu-240): Plütonyum doğada bulunmayan metalik bir elementtir ve genelde atıfta bulunulan hali, modern nükleer silahlar için önemli bir materyal olan Pu-239’dur.Yalnızca nükleer reaktörler Pu-239’u oluşturabilir. Bunu, verimi yüksek U-238’i nötronlarla ışınlayarak (irradyasyon) yaparlar. Plütonyum daha sonra uranyumdan ayrıştırılır, yoğunlaştırılır ve nükleer silahların ana malzemesi, mevzii haline getirilir. Pu-239, uranyumdan daha kolay bir şekilde nükleer bir patlamayı tetikleyebilir. Ve gerekli olan uranyumdan neredeyse 4.5 kilogram daha az plütonyum, patlamayı tetiklemek için yeterli olur. Plütonyum-240, Pu-239 yapımında oluşan, istenmeyen ve oldukça radyoaktif bir yan üründür. Oldukça radyoaktif olduğundan bombaların vaktinden önce patlamasına sebebiyet verebilir. Pu-238 ise Soğuk Savaş dönemi silahlarının bir yan ürünüdür ve çok fazla sıcaklık üretir. NASA’nın en maceracı robotlarına uzayın soğuk ve karanlık derinliklerinde gücünü verir.  Zenginleştirilmiş uranyum oksit (Sarı pasta uranyum): Zenginleştirilmiş uranyum oksit, uranyumun doğal madenlerden sızması ve kimyasal olarak işlenmesiyle elde edilen uranyum oksit tozuna denir. İsmine rağmen, çoğunlukla kahverengi veya siyah renklidir. Bu toz, doğal uranyumun yoğunlaştırılmış halidir (%97.27’si U-238 ve %0.72’si U-235). Önemli bir üründür çünkü stoklanabilir ve daha sonra U-235’i çıkarmak ve zenginleştirmek için işlenebilir.  Santrifüj (Merkezkaç olayı): U-235 ile U-238 izotopları kimyasal olarak aynıdırlar ve hemen hemen aynı ağırlığa sahiptirler, bu yüzden birbirlerinden ayrılmaları çok zordur. Bununla birlikte, uranyumu ayırmak için kullanılabilecek en kolay yöntemlerden biri santrifüjdür. İşlem, zenginleştirilmiş uranyum oksiti uranyum heksaflorid’e (UF6) dönüştürmekle ve ardından bileşimi ısıtıp gaza dönüştürmekle başlar. Ardından bu gaz, ses hızından daha hızlı dönen uzun, içi boş bir tüp içerisinde santrifüj işlemine tabii tutulur. Tüp döndükçe, ağır olan U-238 santrifüjün dış duvarına doğru çekilir ve U-235 merkeze daha yakın kalır. Uzun zincirlerle birbirine bağlı olan santrifüj basamakları, izotopların iyice ayrılmasını ve yoğunlaşmasını sağlar. U-235 bakımından zengin olan gaz, istenilen bir yoğunluk seviyesine ulaşana dek yukarı yönlü bir santrifüj hattı boyunca ilerler. Bu sırada U-238, U-235’ten ayrışıncaya tek aşağı yönlü ilerler. Bütün bir yıl boyunca bir silah için gerekli olan U-235’i zenginleştirmek, binlerce santrifüj gerektirebilir. Aşırı zenginleştirilmiş uranyum (HEU) ve düşük zenginleştirmeli uranyum (LEU): Aşırı zenginleştirilmiş uranyum, içerisinde %20 veya daha fazla miktarda nükleer bir patlamayı teşvik eden U-235 barındıran uranyuma denir. %85 veya daha fazla U-235 yoğunluğuna sahip HEU, “silah kalitesinde uranyum” olarak kabul edilir, çünkü bu yüzdelik büyük ve etkili bir patlamaya neden olur. Lakin artık nadiren kullanılmaktadır. Günümüzde genellikle gemilere ve denizaltılara güç sağlamak, plütonyum üretmek veya tıbbi açıdan ehemmiyet gösteren (bazı kalp hastalıklarını ve kanseri teşhis etmeye olanak sağlayan molibden-99 gibi) reaktörlerde kullanılır. Düşük zenginleştirmeli uranyum %20’den daha az U-235 içerir ve genellikle ticari enerji santrallerine nükleer yakıt sağlamak için kullanılır.  Lityum döteryum (Lityum hidrit olarak da adlandırılır): Lityum döteryum, bir lityum ve bir döteryum (Hidrojen-2) atomundan oluşan beyazımsı bir tuzdur. Nükleer silahların en güçlü türü olan hidrojen bombaları olarak da adlandırılan termonükleer silahlarda kullanılan önemli bir bileşendir. (1961’de patlatılan Rusya’nın “Tzar Bomba” adlı termonükleer silahı, 1945’te Hiroşima’da patlatılan bombalardan yaklaşık 3,300 kat daha güçlüydü.) Termonükleer bir silah aslında içerisinde iki bomba barındırır. İlk patlamanın enerjisi lityum döteryum tarafından emilir ve lityum döteryum tutuşturulur. Bu işlem, iki atomun birleştiği füzyonu tetikler ve güneşten katbekat sıcak bir plazma meydana getirir.Süreç aynı zamanda birçok nötron oluşturur. Bu mermi benzeri parçacıklar, daha sonra bombanın içinde çok miktarda bulunan U-238’i parçalarına ayırabilir ve böylelikle silahın yıkım enerjisi büyük ölçüde çoğalır. Denizaltı balistik füzeleri (SLBM): SLBM, sualtı saldırı denizaltılarından fırlatılan nükleer uçlu bir rokettir. 2018 itibarıyla, ABD stoklarında 1920 adet, Rusya’da ise 770 adet denizaltı balistik füzesi bulunmaktadır. Çoğu karada yerleşik füzelerin aksine, SLBM’ler gezgin olduklarından izlenmesi oldukça zordur. Bazı modelleri yaklaşık 12,000 kilometre boyunca hareket edebilir ki bu, dünya çevresinin neredeyse %30’una tekabül eder.  Nükleer denizaltılar (SSBN veya SSB):  Balistik füzeleri fırlatabilen saldırı denizaltıları SSB veya SSBN olarak bilinir. “SS” dalgıç gemi (submersible ship), “B” balistik, ve “N” nükleer anlamına gelir. Bu deniz taşıtları 90 gün boyunca su altında kalabilir, bir düzineden fazla nükleer savaş uçlu SLBM’den fazlasını taşıyabilir ve her biri, karanın binlerce kilometre içine kadar hedef alabilir. Bu denizaltılardan Rusya’da 11, ABD’de ise 14 adet mevcut.  Nükleer silahların tamamen, kanıtlanmış ve geri döndürülemeyecek şekilde arındırılması (CVID):  CVID, Libya’nın nükleer silahlarından tamamen arındırılmasında izlenen stratejidir. Trump yönetimi, Kim Jong Un ve Kuzey Kore ile ilk görüşmelerinde bu stratejiyi izlemiştir. Strateji, denetleyici bir ekibin bir ülkedeki silah sayımlarında, imha işlemlerinde, nükleer reaktörlerin devre dışı bırakılmalarında, füzelerin üretim ve gelişim aşamalarının önlenmesinde ve diğer gözlem gerektiren işlemlerde bulunmalarına izin verir. Silah uzmanları bu stratejinin, enerji üretmek için nükleer reaktör kullanımını ve uydularla insanları uzaya taşıyabilecek roketlerin gelişimini engelleyeceği gerekçesiyle Kuzey Kore tarafından reddedileceği düşüncesinde. Uzmanlar aynı zamanda, stratejinin tarihteki kötü bir emsaline de dikkat çekti: Libya hükümdarı Kaddafi, ABD önderliğinde bir CVID stratejisini izlemişti lakin süreç sokaklardaki ölümlerle sonuçlanmıştı. Trump yönetimi, CVID stratejisi hakkındaki fikirlerini değiştirmekte olduğunu ve Kuzey Kore’nin önüne onlar için daha kabul edilebilir bir planla geleceklerini bildiriyor.  “Caydırıcılık”:  “Caydırıcılık”, ülkelerin nükleer silahlara sahip olmaları halinde, olası bir saldırıya karşılık olarak nükleer silahların vereceği “etkili gözdağı”nın, barışı koruyacağı fikridir. 1995 yılında, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden birkaç yıl sonra, Reagan dönemi hükümet yetkilileri şunları yazdı: “Caydırıcılık, düşmanın zihninde korku yaratmalıdır. Hedeflerine ulaşamayacaklarının, kayıpların ve acıların daima kazançtan daha ağır basacağının, ve cezalandırılacaklarının korkusu. Eninde sonunda yeryüzünden silineceklerinin korkusunu doğurmalıdır. Ya liderlerinin, ya ulusal bağımsızlıklarının, ya da her ikisinin birden yok olacağı korkusu. Bununla birlikte, bu onlara daima izledikleri yoldan dönmeleri için bir “kurtuluş kapısı” olarak görünmelidir.”  Bazı nükleer silah uzmanları caydırıcılığın barışı uzun bir süre hakim kılmaktan başka bir işe yaramayacağından endişeli. Aynı zamanda bu inancın nükleer silahların gelişimini ve yayılmasını daha da tetikleyeceğini, ve olası bir nükleer çatışmanın patlak vermesi halinde, felaketin daha kötü olacağını düşünmekteler. Bu makale ilk olarak Business Insider tarafından yayınlandı. Kaynak: https://www.businessinsider.com/nuclear-arms-deal-terminology-definitions-2018-7

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Bilimin Hayatımızdaki Önemi ve Yeri

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Günümüzde bilim hızla ilerlemekle birlikte, bilimin sonucu olarak ortaya çıkan teknoloji hayatımızı heralanda kolaylaştırmayı başarmıştır. 17. yüzyıl başlarında “Bilgi güç kaynağıdır.” diyen İngiliz düşünür Francis Bacon’u, sonraki yüzyıllarda meydana gelen gelişmeler doğrulamıştır. Günümüzde pek çok ülke,1960’lı yıllardan itibaren geliştirilmeye başlanan teknoloji odaklı iktisat teorilerine uygun olarak bilim ve teknolojiyi kalkınma modellerinin ana ekseni hâline getirmiş bulunmaktadır.

Türkiye, bu durumu fark edip bunun için gerekli organları kuran ülkeler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. 1960’ta Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), 1963’te Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ve 1993’te Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) kurulmuştur. Bu bilim koordinasyon organları, Türkiye’de bilim ve teknolojiyi belirlenmiş bazı sosyal hedeflere ulaşmak için yönlendirmekte, finansal destek sağlamakta ve gerekli alt yapı ve kurumları tesis etmektedir. Bilim ve teknoloji söz konusu olduğunda, en başta bahsedilmesi gereken kurumlar üniversitelerdir. Türkiye’de bu alanda da hızlı bir gelişme meydana gelmiştir. Üniversite sayıları hızla artmaktadır.

Bütün bu gelişmelerin paralelinde artık bilimin etkilemediği bir alan kalmamıştır. Bilim kendisini teknolojik gelişmelerle hissettirir hâle gelmiştir. Bilindiği gibi hayatımızın her noktasında teknolojik gelişmelere rastlanmaktadır. Tüm bunlarla birlikte bilimsel gelişmelerin bir ürünü olarak teknoloji kavramı ortaya çıkmıştır. Artık bilim üreten, bilimi en iyi şekilde teknolojisine yansıtan toplumların söz sahibi olduğu bir dünyada yaşamaktayız. Güçlü olmanın, insanlığın gidişatına yön vermenin yolu bilimden geçmektedir. Bizler de bilimin bu kadar hâkim olduğu bir dünyada daha üretken olmalıyız, değil mi?
Editör / Yazar: Uğur ÖRDEM

Devamını Oku

Teknoloji

Robotlar kendi kendilerine ırkçı davranış geliştirebilirler

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yapay zeka uzmanları, robotların gruplandırmalar yaptıklarını ve ‘dışarıda kalanlara’ farklı davrandıklarını tespit ettiler. İngiltere’deki Cardiff Üniversitesi ile ABD’de bulunan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MİT) bir grup bilim insanı robotların birbirlerini nasıl tanımladıklarını test ettikleri bir çalışmaya imza attılar. Bilgisayar bilimcileri, yapay zeka uzmanları ve psikologlardan oluşan ekip, aynı zamanda robotların birbirlerinden bazı ‘davranışları’ nasıl öğrendiklerini ve kopyaladıklarını da araştırdı.

Scientific Reports dergisinde yayımlanan çalışma, sanal gerçeklik robotlarının kendi gruplarını oluşturarak diğerler robotlardan uzak durduklarını ortaya koydu. Deney, robotların bağışta bulunacakları robotu seçtikleri bir “ver-al” sistemi simülasyonuna dayanılarak yapıldı.
‘DIŞARIDAN GELENLERİ KABUL ETMİYORLAR’
Kendilerine yarar sağlamak için diğerlerinden bağış stratejilerini kopyalayarak öğrenen robotların, küçük gruplar halinde yalnızca birbirlerine bağışta bulundukları ve ‘dışarıdan gelenleri’ kabul etmedikleri belirlendi. Araştırmanın yazarlarından Prof. Dr. Roger Whitaker, simülasyonları binlerce kez çalıştırarak, önyargının nasıl geliştiğini ve bunu teşvik eden ya da engelleyen koşulları anlamaya başladıklarını söyledi.

Whitaker “Simülasyonlarımız, önyargının sanal topluluklarda, ötekini de içeren daha geniş bağlantılar kurulmasına zarar vermek için kolaylıkla teşvik edilebileceğini gösteriyor” dedi. Bilim adamı, robotlar birbirlerinin davranışlarını kopyaladıkları için önyargılı grupların aslında ‘öteki’ olanlara kendi gruplarını oluşturmaları için öncülük ettiklerini ve böylelikle bölünmüş bir popülasyona yol açtıklarını da sözlerine ekledi.

‘ÖNYARGI FAZLA ZİHİNSEL GÜÇ GEREKTİRMİYOR’
Önyargıları tersine çevirmenin güçlüğüne dikkat çeken bilim insanları, bu tür davranışların öğrenilmesinin çok fazla zihinsel güç gerektirmediğinin çalışmada ortaya çıktığını vurguladılar. Projede yer alan araştırmacılara göre, robotlar yaygınlaştıkça bazı insanların sahip olduğu ırkçılık, cinsiyetçilik gibi ortak önyargıları benimseyebilirler.
Kaynak: (Sputnik)

Devamını Oku

Teknoloji

AB, İnterneti Sonsuza Kadar Değiştirecek Bir Karara İmza Attı

Yayınlandı

üzerinde

AB, dünya çapındaki uzmanlar tarafından lamine edilmiş olan tartışmalı İnternet Telif Hakkı Direktifini onaylama kararı aldı. Bu hamle modern çağın internet telif hakkı yasalarını güncellemeyi amaçlamaktadır. Ancak yasadaki 11. Ve 13. Maddeler adeta küçük şirketleri ortadan kaldıracak yasaklar içerdiği için eleştirildi. Bu nedenle tasarı Temmuz 2018 tarihinde reddedildi. Ancak, 11 ve 13. Maddelerin değiştirilmiş halleri ile tasarının yeni bir versiyonu dün sabah Strasbourg’ da 226’ya 438 oyla onaylandı. AB komisyonu üyesi ve reformu öneren kişilerden Andrus Ansip ve Mariya Gabriel , “Avrupa Birliği’nde telif hakkı kurallarının modernleştirilmesi” için gerekli oyların verildiğini söyledi.

Tasarının şimdi AB’ye üye devletlerin liderleri tarafından imzalanması gerekiyor. Bu nedenle henüz bir yasa haline gelmedi. Tüm liderlerin imzalamasından sonra her ülke kanunun yürürlüğe konması için görev yapacak. Oylamanın çok da iyi gitmediği söylenebilir. Söz konusu iki maddede sorunlar bulunuyor. 11. Madde genel itibariyle link vergisi olarak isimlendirilmektedir. Her ne kadar bu madde belirsiz olsa da Google Haberler gibi yerlerin bile her web sitesi bağlantısı için ücret ödemek zorunda kalacağı ve bunun neredeyse imkansız olduğu tasarıya karşı olanlar tarafından belirtiliyor. Pirate Party Milletvekili Julia Reda, Twitter’dan yaptığı açıklamada “Avrupa Parlamentosu, bir haber makalesinin başlığını lisansa gerek duyacak link ekini onayladı” dedi. Web Tim Berners Lee’nin kurucusu da dahil olmak üzere çok sayıda internet uzmanı, bu yılın başlarında Telif Hakkı Direktifi’ne karşı çıkan bir mektup da imzaladı.

Madde 13 ise tüm platformların telif hakkıyla korunan içeriklerin sitelerinde görünmesini engellemesi gerektiğini içerdiği için reddedilmişti. Bu madde de şu anda belirsiz. Fakat web sitelerinin herhangi bir telif hakkı yasasını ihlal etmediklerinden emin olmak için ayrı ayrı tüm içerikleri kontrol etmesi gerekiyor. Bilim, teknoloji ve kültür haberleri yayınlayan popüler The Verge sitesi, “Bunu yapmanın tek yolu YouTube ve Facebook gibi sitelere yüklenen tüm verilerin taranması olacaktır” dedi. Bu, küçük platformlar için inanılmaz bir yük oluşturacak ve yaygın sansür için bir mekanizma olarak kullanılabilecek. Yasa lehine olanlar, yasanın bu korkulardan üstte olduğunu söylüyorlar. Ancak birçok uzmanyasaya karşı ve birçok web sitesi de yasayı protesto ediyor. Şu anda AB’nin 11 ve 13. Maddeleri nasıl uygulayacağına ilişkin net bir plan yok.
Kaynak: https://www.iflscience.com/technology/eu-votes-in-favor-of-wrecking-the-internet-with-controversial-copyright-directive/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar