fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim İnsanları

Tarihte Bilim İçin Hayatını Feda Etmiş 10 Bilim İnsanı

Yayınlandı

üzerinde

Tarihte bazı bilim İnsanları vardır ki insanlığı daha ileri noktaya götürme amacıyla kendilerini bilime feda etmişlerdir. Zehirlenen kimyagerler, zararlı ışınlardan kanser olanlar, kör olanlar… Hepsini saygıyla anıyoruz. İşte bilim için hayatını feda etmiş 10 bilim insanı.
1- Marie Curie: Radyasyon tedavisi üzerine çalışırken radyasyondan dolayı kendinde lösemi gelişmiş, bu yüzden hayatını kaybetmiştir. Marie Curie, nobel kimya ve fizik ödülü almış bir bilim kadınıdır.  2- Carl Scheele: Carl Scheele bir farmaolog aynı zamanda da birçok kimyasal elementin bulucusudur. Kimyager Joseph Priestley, Carl Scheele’nin buluşlarının çoğunu çalıp makaleler halinde kendisinin buluşlarıymış gibi yayınlasa da daha sonradan gerçek anlaşılmış ve buluşların hakkı Carl Scheele’ye tekrardan verilmiştir. Scheele’nin keşfettiği elementler arasında oksijen, molibden, tungsten, manganez ve klorin gibi elementler bulunmaktadır. Scheele’nin en ilginç özelliği ise çalıştığı kimyasalların tadına bakmaktır. Ölüm sebebi hidrojen siyanürü tatmak olarak tarihe geçmiştir.   3- Sir David Brewster: Sir David Brewster, optik ve ışık polarizasyonu üzerine çalışmış ve kaleidoskopu keşfetmiştir. Mikroskoplardaki mercekler sistemini geliştiren İskoçyalı bilim adamı Brewster, bir ışık çalışmasında görme yeteneğinin dörtte üçünü kaybetmiştir. Ve belirli bir süre sonra da kör kalmıştır. Sir David Brewster bilim için ölmese de bilim için gözlerini feda etmiştir.  4- Elizabeth Ascheim: Elizbeth Ascheim röntgen ışıkları üzerine çalışmalar yapmış ve X ışınlarını daha iyi kullanmak için kendisini denek olarak kullanmıştır. Maruz kaldığı fazla röntgen ışınından dolayı vücudunun her organında kanserli hücreler oluşmuş ve hayatını kaybetmiştir.  5- Robert Bunsen: “Bunsen burner” olarak bilinen Robert Bunsen, laboratuvarlarda kullanılan ısıtıcı “bek”lerin mucitidir. Kimyager Bunsen, bulduğu beki test ederken kör olmuştur.  6- William Bullock: Döner silindirli matbaa makinesini icat eden William Bullock bu icadıyla matbaa sanayisinde devrim yaratmıştır. Döner silindirler sayesinde daha hızlı ve daha kaliteli baskı yapılabilmiştir. William Bullock, icat ettiği bu makineyi tamir etmeye çalışırken, ayağına düşürmüş ve kangrenden hayatını kaybetmiştir.  7- Jean-Francois de Rozier: Fizik ve kimya öğretmeni olan Rozier balonla ilk uçuş yapan, ve bu buluşu ilk defa test eden kişidir. Bu uçuş sırasında patlayan balonla hayatını kaybetmiş ve hayatını hava yolunda kaybeden ilk insan olarak adını tarihe yazdırmıştır. 8- Thomas Midgley Jr.: Kurşunlu benzini keşfederek insanlığın hem sanayide hem ulaşımda ciddi yollar kat etmesini sağlayan Amerikalı ünlü mühendis ve kimyager Thomas Midgley Jr. kurşun zehirlenmesinden hayatını kaybetmiştir.  9- Sir Humphry Davy: Üstün zekâsıyla bilinen İngiliz kimyager Sir Humphry Davy, bulduğu gazların yanıcılık özelliğini test ederken yanarak ölmüştür.  10- Alexander Bogdanov: “Genç insan kanının, yaşlı bir bedene transfer edilmesiyle yaşlı insan gençleşebilir mi?” sorusuna yanıt arayan Rus bilim adamı, hastalık testi yapmadan kendisine transfer ettiği sıtma hastası olan bir hastanın kanıyla hayatını kaybetmiştir. 

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Bugün, ülkenin yetiştirdiği en önemli matematikçi Cahit Arf’ın doğum günü. Cahit Arf Kimdir?

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Cahit Arf, 1910 – 1997 yılları arasında yaşamış dünyaca ünlü matematikçi. Cisimlerin kuadratik formlarının sınıflandırılımasında ortaya çıkan ve kendi adıyla anılan “Arf Sabiti“, “Arf Halkaları” ve “Arf Kapanışları” gibi terimleri bularak, matematik ve bilim dünyasına önemli katkılarda bulundu. Alman matematikçi Helmut Hesse ile birlikte, Hesse-Arf Kuramı’nı geliştirdi. Yüksek öğrenimini Fransa’da Ecole Normale Superieure’de 1932′de tamamladı.

Bir süre Galatasaray Lisesi’nde matematik öğretmenliği yaptıktan sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde doçent adayı olarak çalıştı. Doktorasını yapmak için Almanya’ya gitti. 1938 yılında Göttingen Üniversitesi’nde doktorasını bitirdi. Türkiye’ye döndüğünde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde profesör ve Ordinaryus profesörlüğe yükseldi ve 1962 yılına kadar çalıştı. Daha sonra Robert Koleji’nde matematik dersleri vermeye başladı. 1964 yılında Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ilk bilim kurulu başkanı oldu. Daha sonra gittiği Amerika Birleşik Devletleri’nde araştırma ve incelemelerde bulundu; Kaliforniya Üniversitesi’nde konuk öğretim üyesi olarak görev yaptı.

Türkiye’de yaşamak istemesi üzerine kendi isteğiyle 1967 yılında Türkiye’ye döndü. Döndükten kısa bir süre sonra Kanada ve Amerika’daki üniversitelerden konuk öğretim üyesi olarak teklifler aldı. Ancak kendisi bu tekliflere cevap veremeden Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nden gelen telefon bu üniversiteye atandığını ve uçak biletinin yolda olduğunu söylüyordu ve artık Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde göreve başlamıştı. 1980 yılında emekli oldu. Emekliye ayrıldıktan sonra TÜBİTAK’ın geliştirilmesinde çok emeği geçti ve TÜBİTAK’a bağlı Gebze Araştırma Merkezi’nde görev aldı. 1983-1989 yılları arasında Türk Matematik Derneği başkanlığını yaptı. Arf, İnönü Armağanı’nı (1943) ve TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü kazandı (1974). Bu ödülü alırken yaptığı konuşmada “Bilim insanının amacı anlamaktır” hemen ardından “ama büyük harflerle anlamaktır” sözüyle kendine göre bilim insanını açıklamıştır. Onuruna yapılan cebir ve sayılar teorisi üzerine uluslararası bir sempozyum, 1990′da 3-7 Eylül tarihleri arasında Silivri’de gerçekleştirilmiştir. Halkalar ve geometri üzerine ilk konferanslar da 1984′te İstanbul’da yapılmıştır. Arf, matematikte geometri kavramı üzerine bir makale sunmuştur. Cahit Arf, 1997 yılının Aralık ayında ağır bir kalp hastalığı nedeni ile ölmüştür.
“Matematik esas olarak sabır olayıdır. Belleyerek değil keşfederek anlamak gerekir.”
Ord. Prof. Dr. Cahit Arf

Devamını Oku

Bilim

Galileo, Yazdığı Mektupla Engizisyonu Kandırmaya Çalıştı

Yayınlandı

üzerinde

Galileo’nun kiliseyi kızdırmaktan kaçınmak için çalışmalarını değiştirip değiştirmediği konusunda uzun süredir devam eden tartışmalar bulunuyor. Ünlü bilim insanı Dünya’nın yuvarlak olduğunu keşfetmesiyle tanınıyor. Ancak onun tek başarısı bu değil. Güneş’in yörüngesine dair düşüncelere de büyük katkı sağlamıştır. Yeni keşfedilen bir mektup Gelileo’nun kilisenin öfkesini çekmemek için fikirlerini değiştirdiğini ortaya koydu. Mektup İngiltere’de bulunan RoyalSociety Kütüphanesi’ndeki bir kataloğa göz atan, İtalya Bergamo Üniversitesi’nden bilim tarihçisi SalvatoreRicciardo tarafından bulundu. Aslen, 1613 yılında 400 yıldan daha uzun bir süre önce yazılmış olan mektup, tarihçiler arasında uzun zamandır devam eden bir gizemi çözdü. Galileo kilise ve engizisyonla başı belaya girmesin diye düşüncelerindeki aşırılıkları çıkaran bir mektup yazdı.

Mektubu bulan SalvatoreRicciardo, “Düşününce onca Galileo alimi arasında benim böyle bir mektubu bulmam şaşırtıcı. Üstelik mektup karanlık ve izbe bir kütüphanede değil, büyük RoyalSociety kütüphanesinde yer alıyor. Bu bana daha da inanılmaz görünüyor” Dedi. Mektup, Galileo’nun heliosentrikle ilgili düşüncelerini, İtalya’daki Pisa Üniversitesi’ndeki bir matematikçi olan arkadaşı BenedettoCastelli için kalem ve mürekkeple yazmasını içeriyor. Ancak bu ünlü metnin bugün iki farklı kopyası bulunuyor. Biri yenilikçi fikirler içermeyen ve kiliseyi kızdırmayacak üslupla yazılmış olanı, diğeri ise yüzyıllardır devam eden bilimsel düşünceyi yıkmak için kaleme alınmış devrimci nitelikte bir mektup.

Şu andaki soru ise hangisinin daha önce kaleme alındığı?
Galileo’nun mektubu kaleme aldığı dönemlerde Dünya’nın evrenin merkezi olduğuna inanılıyordu. 1543 yılında NicolausCopernicus Dünya’nın güneş etrafında döndüğünü söylemiştir. Mektubunda Galileo kendi gözlemlerine dayanarak Copernicus’a katıldığını belirtiyor. Aynı zamanda İncil bölümlerinin bilimsel bulgular için tam manasıyla ele alınmaması gerektiğini savunuyor. Galileo, her zaman Vatikanla çatışma yaratan ve NiccolòLorini adındaki bir Dominikli rahip tarafından aktarılan mektubunun kopyası ile anılmıştır. Yeni bulunan mektup ise bu eski mektupla çelişen ifadeler taşıyor. Bu yeni mektup da Benedetto Castelli’ye gönderiliyor.

Görünüşe göre Galileo Vatikan’ın bu düzenlenmiş mektubu görmesini arzuluyordu.Ancak asıl kopya kontrolünün ötesinde yayılınca Galileo’nun asıl fikirleri ortaya çıktı. Mektupta yapılan değişiklerde ise Kutsal metinlerin “yanlış” olduğunu ifade eden bir cümlenin yerine “hakikatten farklı” şeklinde, İncil’in gerçekleri gizlediği yönünde ifadenin “bazı gerçeklerin üzerini örtüyor” şeklinde ifadelerle değiştirildiği görülüyor. El yazısı analizi, düzenlemelerin Galileo’nun kendi elinden çıktığını gösterirken, belgenin tarihi ve “GG” imzası, mektubun orijinal olduğunun kanıtı. Galileo, 1632 yılında görüşlerinden vazgeçmesi konusunda mahkemeden emir aldı. 1633 yılında sapkın olduğu gerekçesiyle kınama cezası ve hapis cezasına çarptırıldı.

Hayatının son 9 yılını ise ev hapsinde geçirdi. Vatikan, 1992 yılına kadar Galileo’yu resmen affetmedi.Şimdi araştırmacılar mektubun Kraliyet Derneği Kütüphanesine nasıl geldiğini bulmaya çalışıyorlar ki bu tip bir belge için burası oldukça alışılmadık bir mekan. Bilim insanları mektubun nasıl yüzyıllardır fark edilmeden orada kaldığını düşünüyor. Garip olarak nitelenen bu olayla birlikte,Galileo’nun Castelli’ye yazdığı asıl mektup bilimin özgürlüğü hakkındaki ilk laik manifestolardan birisidir.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/long-lost-letter-shows-galileo-tricked-the-church-inquisition

Devamını Oku

Bilim

Divan’ül Lügati’t Türk için öldürülen onlarca bilim insanı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Büyük bilgin Kaşgarlı Mahmud’un eseri olan Divanü Lügati’t Türk, Türkçe’nin ilk büyük sözlüğü ve ilk Türk ansiklopedisi olmasının yanı sıra uğrunda çok sayıda bilim adamının can vermesi ile de tarihe geçti. Dünya üzerinde bir kitap, basımı için bu kadar çok sayıda bilim adamının can vermesine sebep olmamıştır. Bu kitabın ismi; Divanü Lügati’t Türk, yazarı da büyük bilgin Kaşgarlı Mahmud…Bu sene 1000′nci doğum yılı kutlanan ve 2008 yılı da kendi yılı ilan edilen Kaşgarlı Mahmud’un Türkçe’nin ilk büyük sözlüğü ve ilk Türk ansiklopedisi olan Divanü Lügati’t Türk, tam 800 yıl boyunca ortada yoktu; tıpkı bir diğer kitabı Kitab’ül Cevahir gibi…

Divan-ı Lügat’it Türk, geçtiğimiz yüzyılın başında, Ali Emiri tarafından bulundu. Avrasya Yazarlar Birliği Genel Başkanı Yakup Deliömeroğlu, kitabın bulunuşunu şöyle anlatıyor:
“Kitabı sahaflarda Ali Emiri Efendi buldu. Ali Emiri Efendi, kitabı satın aldığında duyduğu sevincini şu şekilde dile getirir: ‘Bu kitabı aldım; eve geldim. Yemeği içmeği unuttum… Bu kitabı sahaf Burhan 33 liraya sattı. Fakat ben bunu birkaç misli ağırlığındaki elmaslara, zümrütlere değişmem.’Büyük bir coşku içinde olan Ali Emiri Efendi kitabını kimseye göstermek istemedi. Hem kitabı kıskanıyor ve hem de kaybolmasından endişe ediyordu. Devrin ünlü simaları Ziya Gökalp ve Fuad Köprülü gibi şahıslar, Ali Emiri Efendi’nin Divanü Lügati’t Türk’ü bulduğunu işitmiş ve görmek istemişlerse de Ali Emiri Efendi onları kitaba yanaştırmamıştı; Kitabı sadece çok güvendiği Kilisli Rıfat Efendi’ye gösteriyordu. Ali Emiri Efendi satın aldığında, kitap hırpalanmış ve yıpranmış bir vaziyetteydi. Şirazeleri çözülmüş, formaları dağılmış, sayfaları birbirine karışmış ve numaraları da yoktu. Bu sebeple kitabın eksik mi, tam mı olduğu belli değildi. Ali Emiri Efendi bunun tespitini Kilisli Rıfat Efendi’ye yaptırdı. Kilisli Rıfat Efendi, iki ay müddetle kitabı üç kere okudu, karışmış sayfaları yerli yerine koydu ve numaralandırdı. Daha sonra da kitap Matbaa-i Amire’de üç yıl süren bir maceranın ardından basıldı.” Yakup Deliömeroğlu, kitabı kendi dillerine tercüme etmek isteyen çok sayıda Türk bilim adamının da bu yolda Rus ve Çinliler tarafından şehit edildiğini söylüyor. İşte Rus ve Çinliler tarafından katledilen Türk bilim adamları…

Dîvân ü Lügati’t Türk’ün Türk Dünyasında ilk tercüme girişimi, Azerbaycan’da oldu. Sovyet Bilimler Akademisi’nin Azerbaycan Şubesi, bu iş için Halid Said Hocayev’i görevlendirir. Hocayev, 1935-37 yıllarında bu görevi tamamlar. Fakat Hocayev ve yardımcılarının başarısının mükafatı, ölüm olur.
1937 yılında bu kez meşhur Uygur şairi Kutluk Şevki ve eğitimci şair Muhammed Ali Dîvân ü Lügati’t Türk’ü Uygurcaya tercüme ettikleri için katledilirler ve bütün çalışmaları yakılır. Kutluk Şevki, hac yolculuğu sırasında uğradığı İstanbul’ dan Kilisli baskısını alarak ülkesine götürmüştür. Bilim dünyasına hizmet için giriştikleri iş, kendi sonlarını hazırlar. Uygurlar, 1944 yılında Şarki Türkistan Devletini kurduklarında, ilk iş olarak Dîvân ü Lügati’t Türk’ün tercümesi işine girişirler. Bu iş için meşhur alim İsmail Damollam görevlendirilir. Birinci cildin tercümesi tamamlanmıştır ki. Rusya ile Çin anlaşarak Şarki Türkistan Devleti ortadan kaldırılır ve İsmail Damollam öldürülür.Şarki Türkistanın Kızıl Çin tarafından işgal edilmesinden sonra Uygur bölgesinde Sinjang Özerk Yönetimi kurulur. Kaşgar bölgesinin Valisi Seyfulla Seyfullin, maddi kaynak da ayırarak tanınmış şair ve tarihçi Ahmed Ziyaî’yi Dîvân ü Lügati’t Türk’ün tercümesi için resmen görevlendirir. 1952-54 yılları arasında Divanın tercümesi tamamlanır ve Pekin’ e basılması için gönderilir. Baskının giderleri de Kaşgar valiliği bütçesinden ayrılmıştır. Ancak Pekin “karşı devrimcilik ve milliyetçilik” suçlamaları ile Ahmet Ziyaî’yi 20 yıl ağır hapse mahkum eder ve Ziyaî cezaevinde işkence altında can verir, divanın bütün tercümeleri de yakılır.

Yılmayan Uygurların bir başka girişimi, 1960-63 yıllarında, Çin İlimler Akademisi Şincang Bölümü Müdür Yardımcısı Uygur Sayrami tarafından hayata geçirilir. Fakat hem Sayrani yardımcılarıyla birlikte öldürülür hem de tercümenin metinleri yakılır. Uygurların Divan’a merakı bütün bu olanlara rağmen azalmamakta aksine artmaktadır. Halkın ve aydınların yoğun isteği ile Dîvân ü Lügati’t Türk İbrahim Muti’in yönetiminde Abdusselam Abbas, Abdurrahim Ötkür, Abdurra¬him Habibulla, Abdulreşit Kerim Sait, Abdulhamit Yusufi, Halim Salih, Hacı Nur Hacı, Osman Muhammed Niyaz, Emin Tursun, Sabit Ruzi, Muhammet Emin ve Mirsultan Osmanov’dan oluşan 12 kişilik komisyon tarafından tercüme edilir. Bu tercüme ile Divan, 1981-84 yıllarında Urimçi’de 3 cilt halinde ve 10 bin nüsha basılır. Divan’ül Lügat’it Türk, Kazakistan ve Azerbaycan’da ise SSCB’nin yıkılışından sonra yayınlanabildi.
Dr. Fahri SOLAK
Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi

Devamını Oku

Öne Çıkanlar