fbpx
Connect with us

Yaşam

Türk bilim İnsanı ,3 saniye içinde 100 milyar hücre içinden kanserli hücreyi bulabiliyor.

Published

on

Harvard-MIT Üniversiteleri Sağlık Bilimleri ve Teknolojileri Enstitüsü profesörü Mehmet Toner, 3 saniye içinde 100 milyar hücre içinden kanserli hücreyi bulabiliyor. Türk bilim insanı tıpta çığır açan bu çalışmasıyla birçok kanser hastasına umut oluyor. Amerika’nın Sesi’nde yer alan habere göre; Harvard-MIT Üniversiteleri Sağlık Bilimleri ve Teknolojileri Enstitüsü profesörü Mehmet Toner, 3 saniye içinde 100 milyar hücre içinden kanserli hücreyi bulabiliyor. Türk bilim insanı tıpta çığır açan bu çalışmasıyla birçok kanser hastasına umut oluyor.

11 YILDA TIP FAKÜLTESİNDE PROFESÖRLÜĞE YÜKSELDİ
İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği’ni kazanan Mehmet Toner, üniversite hayatını laboratuvarlarda geçirdi. Biyomedikal mühendislik üzerine araştırmalar ve deneyler yapan Toner, lisans eğitimi bittiğinde, tek kelime İngilizce bilmemesine rağmen Amerika’ya gitti. Toner, Yale Üniversitesi’nden tam burslu davet aldı ancak dünyanın en saygın araştırma merkezlerinden olan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü MIT’de o dönem yeni açılan Biyomedikal Bölümü’nü tercih etti. Yardımcı doçent oldı, MIT Tıp Fakültesi’nde göreve başladı. Toner, yaptığı çalışmalar ve gösterdiği başarılarla 11 yılda tıp fakültesinde profesörlüğe yükseldi.

Başarıları bununla da sınırlı kalmadı. Biyomedikal mühendislikteki çalışmalarını mikro ve nano teknolojilerden yararlanarak hızlandıran Toner, kanser alanındaki çalışmalarını yoğunlaştırdı ve Harvard Tıp Fakültesi Cerrahi Bölüm Başkanlığı’na yükseldi. Profesör Mehmet Toner, “Vücudunuzdaki bütün hücrelerin yüzde 95’i kan hücresi. Yani çok az bir hücre, başka bir hücre. Dolayısıyla son 10 sene içinde aslında kanın içinde her istediğiniz enformasyon var, her hastalığın kan yoluyla teşhis etmek mümkün. Fakat o kanı nasıl ayırıp parçalarına milyarlarca parçası olan, sonra onları analiz edip teşhis edeceğimizi bilmiyoruz. Buna sıvı biyopsisi deniyor. Biz de bunun öncülerinden biriyiz dünyada. Bütün merakımız da kanın içinde kimsenin bulamadığı bilgileri bulup bunları insanlığa faydalı hale getirebilmek.

“KANSER KANDAN YAYILARAK ÖLDÜRÜYOR”
Kanser, insanları kandan yayılarak öldürüyor, 100 milyar hücre içinden 1 tane hücreyi bulabiliyoruz. 7 milyar insan var dünyada 7 milyar insan içinde bizim yaptığımız teknoloji 7 milyar insan içinde bir hücreyi 3 saniye içinde bulabiliyor. Saniyede 300 milyon hücreye bakabiliyoruz. Yani böyle teknolojiler yaratarak, bu kanın içinde ve diğer sıvılardaki hücrelerden bütün hastalıkları bulabilmek yolunda bir hedefimiz var. Bunları insanlığa faydalı hale getirebilmek” dedi. Toner, bu teknoloji sayesinde sağlıklı insanların kanlarına bakarak varsa kanser hücrelerini yakalayabildiklerini, milyarlarca kan hücresinin içinde bir tane bile olsa, artık bunu yakalamanın mümkün olduğunu söyledi. Bu buluş, kanser hücresini bulmakla kalmayıp, tarama ve erken tanıya da imkan verecek. Dünyaca tanınan Türk bilim insanı Toner, çalışmalarını halen Harvard-MIT Üniversiteleri Sağlık Bilimleri ve Teknolojileri Enstitüsü kapsamında yürütüyor.

GENÇLERE TAVSİYELER
Profesör Toner, kendi ilerlediği bu yoldan gitmek isteyen gençlere de tavsiyelerde bulundu: “Dünya değişti benim geldiğim zaman çok daha kolaydı buralara gelmek. Dünya çok daha bambaşka bir dünya. Gençleri çok fazla rekabetle büyütmeye çalışıyoruz. Benim gençlere en büyük tavsiyem meraklı olmaları. Her şey meraktan başlıyor. Çalışkan olacaklar, dürüst olacaklar. Öğrenmeye, merakla öğrenmeye odaklansınlar. Amerika’nın en çok değer verdiği şey o.”

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Alev Nedir

Published

on

Ateşin, hızlı yanma eylemine geçebilmesi için, yanıcı maddenin yanma sıcaklığına ulaşması ve tepkime için oksijen ile temasa geçmesi gerekmektedir. Bir kibritin yanabilmesi için, yanıcı bir yüzeye sürterek, sürtünmenin enerjisi ile kibrit başını yanma ısısına ulaştırıyoruz. Sonucundaysa, alevli yanma tepkimesine vararak alevi görüyoruz. Pekala, herhangi birine “Alev nedir?” sorusunu yönelttiğimiz zaman, eğer kimyasal bilgiye sahipse, bize bir alevli yanma tepkimesinin formülünü söyleyebilir. Fakat, bizi tatmin edecek cevap bu değil. Biz, alevin tarifini değil, onun ne olduğunu öğrenmek istiyoruz. Etrafına nasıl ışık ve ısı saçar, neden koni şeklindedir, nasıl o şekilde, “dans eder” gibi hareket eder, neden turuncumsu renktedir? Şahsen, asla tatmin edici bir cevap alamadığım basit sorulardı, bunların hepsi. Şimdi, kısa ve sade bir dille, benim gibi bu fenomeni merak edenler için açıklamalarını yapacağız.

Yanmanın tarifi, CH4+2O2⟶CO2+2H2O budur. Uygun şartlarda, uygun ortamda girdiler ile, alevli yanma sonucu karbondioksit ve su meydana gelir. Peki, bunu sağlayan, büyüleyici, harika ışık ve ısı şöleni nasıl bir dinamiğe sahip? Belli sıcaklığa ulaşan maddeler, ışınır. Kızılötesi, morötesi yahut görünür ışıkta ışık saçarlar. Bu ışınımı belirleyen etkenler, yanma tepkimesine giren maddelerin kimyasal kişiliğine, ışınım sonucu meydana çıkan renklerse, yanmanın derecesine bağlıdır.

Siyah cisim ışımasına girmeden, yanan alevin derecesine bağlı olarak, hangi renklerde ışındığından bahsedelim. Her zaman, mavi ve tonlarının soğuk, kırmızı ve tonlarının da sıcak renklerden olduğu söylenir. Fakat, fizik açısından pek de öyle değil. Bir mum yahut kibrit alevinin en sıcak olduğu nokta, dibidir. Farkedildiği üzere, o en sıcak noktalar da mavi renkte parlar. 1000-1400 °C’lik bir skaladadır. Buradaki tepkimelerde, moleküler bazda titreşim aşırıdır. Bu yüzden, yaydıkları dalgaboyu daha dar ve mora yakındır, mavi renkte parlar. 800-1000 °C’lik, alevin gövde kısmı ise daha turuncumsudur. Titreşim daha az olduğu için, kırmızıya, yani daha geniş dalgaboyuna yakındır. Bizden uzaklaşan yıldızların, kırmızıya kayması kabaca bu yüzdendir. Işığın katedeceği yol arttığı üzere dalgaboyu da açılarak kırmızıya kayar. Alevin, ucuna doğru rengin iyice koyulaştığı ve soluklaştığı görünür.

Kibritin ucundaki kükürt ve potasyum klorat, kibrit kutusunun yanındaki cam tozuyla kırmızı fosfor karışımına sürttürülerek ısınım hedeflenir. Potasyum klorat, kükürtü alevleyecek oksijeni barındırır. Aksi takdirde, iki yüzey sürtünürken aşırı temasa uğradığından ötürü oksijenle temas edemez, boğulur ve bozunur. Kükürt, potasyum klorat ve biraz da sürtünmeyi arttıran cam tozu hava içerisindeki oksijenle temas ederek, alevi sürdürür. Alev, içerisinde milyonlarca kimyasal tepkime barındırır. Genellikle mum alevinde, mumun çöpü ile mavi ışınım yapan bölge arasında boş, alevsiz bir alan oluşur. Bu alan, ısı ile buharlaşan mumun, çöpün daha yanmadığı alandır. Yani, o alevsiz kısım sürekli olarak buharlaşma yaratarak alevi besleyen yakıtı, yanan kısıma ulaştırır. Akabinde, alevsız alandaki hava sürekli buharlaşarak oksijen teması yaratamaz.

Yanıcı madde ile ısınmış oksijen atomları birbirine çarparak kendilerini yeniden düzenlerler. Bu düzenleme sonucu karbondioksit, su yahut kül gibi yeni oluşumlar ortaya çıkar. Bu, kimyasal bozunumdur. Yanma içerisinde, kaosta kalan atomların elektronları uyarılmış düzeye geçerek yörünge atlarlar. Ardından bu atlama enerjisini vererek, eski yörüngelerine geri düşerler. Bu esnada, atlama enerjisi ışık ve ısı olarak çevreye yayılır. Uyarılma enerjisi ne kadar yüksekse, çevreye verilen ısı paketçiği o kadar sıcak ve ışık paketçiğinin dalgaboyu da o kadar maviye yakındır. Alevin dibinin mavi olması, bundan dolayıdır.

Alev esnasında ortaya çıkan her karbon atomu yahut karbon bazlı molekül karbondioksite dönüşmez. Kimileri, alevin içerisindeki kaostan, bir araya gelerek isi, kurumu meydana getirir. Bir mum alevine, metal çubuk sokulduğu zaman, çubukta kalan o siyah leke, oluşan islerdir. Bu isler, alevin gövdesinde meydana gelir ve çevreden aldıkları enerji ile turuncumsu skalada parlarlar. Alevin gövdesinin rengi, bundan dolayı meydana gelir. Dış bir etken, mesela soğuk bir metal çubuk, isin oluştuğu gövdeye sokulduğu zaman, bu parlak is soğuk metale yapışarak ısı enerjisini demire paylaşıp ışınımı keser. Bu yüzden de, o parlak is parçacıkları kendi rengine, siyaha dönüşür. Yerçekimi, soğuk havayı aşağıya çekerek, sıcak havanın yukarı çıkmasını sağlar. Sıcak hava balonları, bu şekilde uçarlar.

Alevin çevresinde, aşağı çekilen soğuk hava ile, yukarı çıkan sıcak havanın devir daimi, alevin gövdesinden ucuna doğru sıkıştırarak aleve, o karakteristik dansını ve şeklini verir. Akabinde bu devir daim, karbondioksit ile su buharını da yukarı çekerek, is oluşan parlak gövdeyi ortada bırakır ve uca doğru parlaklığın solmasına neden olur. Yerçekimsiz ortamda, tahmin edileceği üzere alev, küresel bir şekilde yanar. Zira, alevin enerjisi tepkimeye girdiği bölgede bahsettiğimiz olayları gerçekleştirir. Alevin yakıtı, merkezde oluşur ve enerji, herhangi bir yerçekimi etkisi olmaksızın, eşit bir şekilde dağılarak her türlü yanıcıyı tüketene kadar küresel biçimde büyür.

Evinizde dahi, alevin farklı kısımlarında neler olduğunu keşfedebilirsiniz. Bir mum yakın ve soğuk bir demir kaşığı elinize alın. Soğuk kaşığı, mum alevinin biraz üzerine tutun. Kaşığın sırtında, yoğunlaşan su buharını görebilirsiniz. Kaşığı tekrar soğutun ve alevin gövdesine sokup çıkarın, orada da isi görebilirsiniz. Kaşığı soğutup, bu sefer de mum alevinin dibinden geçirin. Daha yanmamış mumun buharını, kaşığın sırtında yoğunlaştığını görebilirsiniz.

İnsanoğlunun, kendini bildi bileli çevresinde gördüğü, ezici, yıkıcı ve yaratıcı kudrete sahip, hem korkutucu, hem büyüleyici bu tepkimeyi tarifinden öteye gidip inceledik. Alevin, asıl merak ettiğimiz kısımlarını öğrendik, nasıl parladığını, nasıl ısı ve enerji saçtığını, fazla tekniğe boğulmadan anladık. Çevremizdeki, en ilkel kuantum fiziği merkezi. Etrafa, kuantum paketçikleriyle ısı ve ışık saçıyor ve hipnotize edici bir güzellik sağlıyor. Görüldüğü üzere alev, büyüleyici bir doğaya sahip.

Continue Reading

Ekoloji

Dünya Üzerinde Yakın Zamanda Tükenecek 10 Doğal Kaynak

Published

on

Dünya’da hayatta kalabilmek için ormanlardan dağlara, havadan suya ve minerallere kadar uzanan geniş bir doğal kaynağa ihtiyacımız bulunuyor. Yaşamı devam ettirebilmek için bu doğal kaynakları çeşitli yöntemlerle korumak insanın birinci önceliği olmalıdır. Nüfus artışı ve gittikçe yayılan endüstriyel alanlar sebebiyle doğal kaynaklara olan ihtiyaç yıllar geçtikçe büyümektedir. Gelecekte bu doğal kaynakların korunması için yollar bulunmazsa, tükenme tehlikesiyle karşı karşıyalar. Dünya’da üzerinde kısa sürede tükenecek olan doğal kaynaklara bir göz atmak gerekirse:

10. Ormanlar

Ormanlar yiyecek, barınak, yakıt, tıbbi malzeme, kereste ve kâğıt sağlayan en değerli doğal kaynaklardan biridir. Hayvan türleri için doğal bir yaşam alanı sağlamada hayati bir rol oynamaktadır. Ormanları tüketen temel neden ise araziye dönüştürme, ağaçların yakacak olarak kullanımı, konut yapımı ve inşaatlar için ihtiyaç duyulan kereste ihtiyacıgibi insan faaliyetleridir. Ormanların tükenmesi çevrede yeşil alanın azalmasının yanında iklim ve biyoçeşitlilik üzerinde ciddi sonuçlar doğurmaktadır.

9. Toprak

Toprak farklı besinlerden oluşur ve bitkilerin beslenerek büyümesine yardımcı olabilecek hayati bir doğal kaynaktır. Bilim insanları, önümüzdeki yıllarda insanları iklim değişikliği ile birlikte toprak erozyonu ile ilgili risklere karşı uyarıyor. Tarım yapmak topraktaki karbon oranını birkaç yıl boyunca bozmaktadır. Bu durum da fosil yakıtların yakılmasıyla oluşan sera gazı emisyonlarının uzun vadede kötü etkiler doğurmasını sağlayacaktır.

8. Maden Kaynakları

Demir, çelik, alüminyum, karbon, silikon, çinko ve bakır sanayileşme nedeniyle yıllar içinde talep edilen değerli doğal kaynaklardan bazılarıdır. Demir, sınırlı bir kaynağa sahiptir ve daha önceki yüzyıllarda silahlarda ve şimdi modern binalar, ulaşım ve altyapı inşaatı için kullanılmıştır. Günümüzde sanayinin yoğun talep nedeniylebu madenlerin doğal rezervleri yavaş yavaş tükenmektedir.

7. Fosfat ve Diğer Mineraller

Alçıtaşı, boksit, mika, titanyum, zirkonyum ve fosfat deniz yataklarında bulunabilen önemli minerallerden bazılarıdır. Modern çağdaki cihazlarımızın çoğunda ve akıllı telefonlarda elektrik devreleri olarak kullanılan skandiyum, terbiyum gibi nadir toprak elementleri vardır. Aynı zamanda mıknatıslar, rüzgar türbinleri gibi oluşumlarda kullanılan bu kaynaklar gelecek yıllarda tükenme durumunda kalacaktır.

6. Fosfor

Fosfor, tüm besin öğelerinin yetiştirilmesinin ana kaynağıdır ve fosfatlı kayaçlardan elde edilir. Dünyada sadece ABD, Çin ve Fas olmak üzere üç yerde bulunmaktadır. Ayrıca fosfor, bitkileri ve besin maddelerini yetiştirmek için kullanılan kimyasal gübrelerde de bulunabilen temel bileşendir. Fosforun hayvansal atıklardan geri dönüştürülmesi mümkündür. Ancak bu dönüştürme yüksek maliyetlerle yapılabilir.

5. Doğal Gaz

Petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtların yeraltında oluşumu, geniş jeolojik bir zaman ve uzun bir süreç gerektirmektedir. 2050 yılına kadar yakıt kaynaklarının çoğunun yeryüzünden yok olacağı tahmin edilmektedir. Doğal gazın yok olmasıpetrolden biraz daha uzun sürebilir ve yaklaşık 60 yıl alabilir. Petrolden daha iyi bir alternatif olarak karşımıza çıkan doğalgazda metan bulunmaktadır ve pişirme, ısıtma, elektrik üretimi gibi alanlarda kullanılabilir. Artan tüketimin doğal gazı da kısa bir zaman dilimi içerisinde bitireceği tahmin ediliyor.

4. Petrol

Petrol, doğal oluşumu son derece yavaş ve uzun süreçler alan, yenilenebilmesi için uzun yıllar gereken bir kaynaktır. Mevcut tüketim oranında, petrol rezervleri dünya üzerinde azalmaya devam ediyor. Bilim insanlarının bildirdiğine göre petrol rezervleri 30 ila 40 yıl içerisinde tükenecek. Petrolle ilgili yeni sahalar keşfetme çalışmaları sürüyor. Bu alanda yeni sahalar keşfedilmezse, önümüzdeki yıllarda ciddi krizler ortaya çıkabilir.

3. Kömür

Kömür, dünyada üzerindeki en ucuz yenilenemeyen fosil yakıt kaynağıdır ve ucuz olması sebebiyle yaygın olarak kullanılmaktadır. Kömür hava kirliliğinin başlıca nedenleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle kullanımı konusunda yıllar boyunca büyük tartışmalar yaşanmıştır. Kömür rezvervlerinin 200 yıl daha devam edeceği ön görülüyor. O tarihten sonra dünya üzerinde uzun süre kömür bulunamayacak.

2. Hava

İnsanların, bitkilerin ve vahşi yaşamın varlığı ve yıllar boyunca sağlıkla uzun bir yaşam sürebilmek için saf ve temiz havaya ihtiyaç duyulmaktadır. Hava kirliliği, ciddi solunum problemlerine neden olabilecek ve çevreye zararlı etkileri olan en büyük risklerin başında gelmektedir. Fosil yakıtların yakılması, fabrikalardan ve endüstriyel tesislerden gelen egzoz dumanı, madencilik, zehirli gazlar ve kimyasallar, hava kirliliğinin önde gelen nedenlerinden bazılarıdır. Bu doğal kaynağı korumanın en iyi yolu, enerji tasarruflu cihazlar, çevre dostu enerji kaynakları kullanmak, çevreye verilen zararı azaltmak için atıkların tekrar kullanılması ve atığın dikkatli bir şekilde bertaraf edilmesi suretiyle israfın azaltılmasıdır.

1.Su

Dünya yüzeyinin neredeyse yüzde 70’inin sularla kaplı olduğu bir gerçektir. Ancak maalesef bu suyun sadece yüzde 2,5’i tüketime uygun saf sudur. Tatlı su kaynaklarının küçük bir kısmı da buz ve kar şeklindedir. İklim değişikliğinin sonucu olarak kış aylarında yağmur ve buz miktarı, tatlı su kaynaklarının rezervlerini azaltmıştır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, 2025 yılına kadar 1,8 milyar insanın içme suyuna erişemeyeceği tahmininde bulundu.

Kaynak: https://exploredia.com/top-10-natural-resources-that-will-deplete-soon/

Continue Reading

Ekoloji

Mevsimler Nedir? Mevsimler Hakkında Bilmediğiniz 20 Şey

Published

on

Mevsimler kısaca Dünya’ nın Güneş‘ in etrafında dönüşünün sonucu oluşan 4 dönemdir. Bunlar; sonbahar, kış, ilkbahar, yaz olarak adlandırılır. Mevsimlerin oluşumu Gün ve gecelerin uzunluğu belirleyici bir etmendir. Bunun yanı sıra güneşten gelen ısı ile doğru orantılıdır. Ortaya çıkışı Güneş’ in yörüngesinde dönen Dünya’ nın dönme ekseninin açısı etkilidir. Bu yapı sonucunda 4 mevsim ortaya çıkar. Ekvator’dan kutuplara gidildikçe mevsimlerde değişiklik hissedilebilir fakat ısı farkı yine de vardır. Örneğin Kutuplar daima soğuktur fakat yine de ısı farkı hissedilebilir. Dönüp duran gezegenimiz sayesinde hayvanlarda akciğerli balıktan bal arasına kadar olağanüstü adaptasyonlar oluştu.

1. Mevsimlerin sebebi eğim: Dünyada gezegenler var çünkü yaklaşık 23,5 derecelik bir eğime sahip ve bu da güney ve kuzey yarı kürelerin yıl boyunca değişen oranlarda güneş ışığı almasını sağlıyor.

2. Yaygın inanışın aksine, dünyanın eliptik yörüngesi sebebiyle güneşe olan uzaklığının değişmesi mevsimsel sıcaklık ve güneş ışığı farklılıklarını etkilemiyor. (Dünya güneş etrafındaki dolanımını kabaca 100 bin yılda tamamlıyor, ancak bu iklimi etkileyen solar radyasyonu en fazla yüzde 30 artırıyor.)

3. Gökbilimcilerin çoğu, 4,5 milyon yıl önce genç gezegenimize Mars boyutlarında bir kütlenin çarparak eksen eğikliğine sebep olduğunu düşünüyor. Bu eğim, yaklaşık 40 bin yıllık bir döngü ile 22,1 ve 24,5 derece arasında değişkenlik göstermektedir.

4. Daha fazla eğim, daha sıcak yazlar ve daha soğuk kışlar anlamına geliyor; eğimdeki azalma ise sıcaklıklar arasındaki dalgalanmayı azaltıyor.

5. Bilim insanları dünyamız gibi kendi ekseni etrafında dönen gezegenlerin sayısını bilmiyor ancak 2018 yılında The Astrophysical Journal dergisinde yayınlanan bir makaleye göre dünyadaki mevsimsel oluşumun diğer gezegenlerde yaşam belirtisi olup olmadığını bulmaya yardımcı olacağı görüşündeler.

6. Mevcut ötegezegenler için atmosferde yer alan ya da yaşayan organizmaların üretmiş olabileceği oksijen, metan ve diğer yaşamsal gazlar analiz ediliyor. Tabi bu gazlar yaşam formlarının dünyadakiler ile aynı olması varsayımı ile araştırılıyor.

7. 2018 yılına ait araştırmaya göre atmosfer bileşenlerindeki mevsimsel değişiklikler, gezegen ve yaşam arasındaki bağlantıyı yansıtıyor olması açısından daha güvenilir bir dayanak.

8. Gezegenimizde karbondioksit oranı,bitkilerin öldüğü ve uykuda geçirdiği kış aylarında, bitkilerin bu gazı aktif olarak absorbe ettiği yaz aylarına göre daha yüksektir.

9. Hayvanlar ise, yükseklik, enlem ve yarıküre değişikliğini de kapsayan birçok mevsimsel adaptasyon stratejisine sahiptir. Bu kapsamda kuzey kumrusu da dahil olmak üzere; kuşlar, kuzey üreme alanlarından Antarktika’ya uçup geri dönen en ünlü göçmenler olabilir.

10. Birçok deniz hayvanı da, coğrafi olarak yer değiştirmese de aslında göç ediyor. Sudaki mevsimsel oksijen değişiklikleri birçok balığın, kabuklu deniz canlıların ve yumuşakçaların suda daha derin ve sığ bölgelere hareket etmeye zorluyor.

11. Fakat, Afrika akciğerli balığının dört türü de tatlı su yaşam ortamlarının yok olabildiği kurak dönemde bile yerinde kalır. Yaz uykusu sayesinde hayatta kalırlar.

12. Yaz uykusu, soğuk kış dönemleri için hayatta kalma stratejisi olan kış uykusuna benzer. Kış uykusundan farklı olarak sıcak ya da kurak dönemlerde gerçekleşir.

13. Bazı Afrika akciğerli balık türleri, sürekli nemli kalabilmek için su altındaki toprağı kazarlar ve hatta kendi salgılarından oluşan bir kılıfın içinde gizlenebilirler.

14. Avrupa bal arısı gibi bazı böcek türleri kendi popülasyonları içerisinde mevsimsel değişkenlik gösterir. Ilıman iklimlerde işçi arılar baharda doğar ve yazın yalnızca birkaç hafta yaşar. Bu dönemde yavruların büyümesini, nektar ve polen toplanmasını sağlarlar.

15. Öte yandan aynı kolonide sonbahardaki toplayıcılığın düşüş göstermesi ile ortaya çıkan kış işçi arıları, 6 ay ve daha uzun süreli yaşayabilir. Bu arılar zamanlarının çoğunu kraliçe arının etrafında kümelenerek onu sıcak tutmak ile geçirir.

16. Bu arıların yaşamsal süresindeki mevsimsel değişiklik, arılardaki kan olarak nitelendirdiğimiz hemolenflerde yer alan bir tür protein olan vitellogenin ile bağlantılıdır. Kış arıları, yaz arılarına göre kayda değer ölçüde yüksek proteine sahiptir, bu da onların daha uzun süre hayatta kalmasını sağlar.

17. Mevsimsel beslenme insan benzeri daha büyük organizmalardaki mikrobik kolonilerde değişikliğe yol açabilir. Tanzanya avcı- toplayıcılarına yönelik 2017 yılında yapılan bilimsel bir araştırmaya göre, beslenmedeki mevsimsel değişikliklere bağlı olarak katılımcıların bağırsaklarındaki tüm bakteri aileleri değişkenlik gösteriyor.

18. Bu araştırma yağışlı ve kurak olmak üzere iki tropik iklimdeki mikrobiyom değişikliklerine odaklı. Yalnızca tropik bölgeleri değil, tüm yer küreyi göz önünde bulundurduğumuzda iklim değişikliği bu değişimi şiddetlendiriyor.

19. Kasım 2018’de yayınlanan 4. Ulusal İklim Raporu’na göre Amerika’daki orman yangını sezonu, kuraklık sezonunun uzaması ile ilişkili olarak artış göstermiş durumda. Aynı risk periyodu birçok ülkede de insanlar sebebiyle gerçekleşen küresel ısınma nedeniyle artış gösteriyor.

20. Küresel siklon mevsimi, Atlantik’te daha yoğun bir hal alıyor ve Pasifik’te de artan belirtiler gösteriyor.

Editör / Yazar: Gizem YILDIZ

Kaynak: http://discovermagazine.com/2019/apr/20-things-you-didnt-know-about–seasons

Continue Reading

Öne Çıkanlar