fbpx
Connect with us

Bilim

Türk bilim insanı, genetik hastalıkların günler süren belirlenme süresini 1 saate indirdi

Published

on

Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Onay, günler süren genetik tanı sonuçlandırma sürecini, ürettiği hızlı test kiti ve yapay zekalı yazılımla 1 saate düşürdü. Testin süresi, hızlı tanı konulması, hastalıkların tedavi yöntemlerinin belirlenmesi, gereksiz cerrahi müdahalelerin yapılmaması açısından önem taşıyor. Prof. Dr. Onay, üniversitenin teknoparkında kurduğu şirkette genetik hastalıkların belirlenmesinde kullanılan testlerin standardizasyonu ve sürelerinin yerli imkanlarla kısaltılması konularında çalışma yürütüyor. Onay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, DNA’da meydana gelen hasarlara bağlı oluşan genetik hastalık sıklığının son derece yüksek olduğunu söyledi. Bu hastalıkları tanımanın tedavi açısından önem taşıdığını kaydeden Prof. Dr. Onay, hastaların yıllarca tanı için beklediğini dile getirdi. Genetik test sürecinin uzunluğuna dikkati çeken Onay, yaptıkları çalışmalarla testlerin çok kısa sürede sonuçlanmasını sağlamayı başardıklarını anlattı. Onay, şöyle devam etti: “Genetik tanı süreci minimum 20 günlük bir süre. Biz bunu geliştirdiğimiz teknolojiyle dünyada ilk defa 1 saat bandına çektik. Bu 1 saat içinde genetik testin yanında otomatik raporlama sürecini de tamamlamış oluyoruz. DNA’yı elde ettikten sonra kitleyi çok hızlı şekilde istediğimiz gen bölgesine ayrıştırıyoruz. Ardından dizi analizini gerçekleştiriyoruz. Sonrasında yine kendi ekibimizin dahil olduğu yazılımlar sayesinde bunları bulutta otomatik analiz edip, otomatik raporluyoruz. Test kiti ve buradaki yazılım bize ait. Yazılımın, yapay zeka algoritmalarını kullanarak kendini geliştirmesi de çok önemli.”
“Oyun kurucu durumuna geldik”Genetik hastalıklardaki çözümün Türkiye’de yapılmasının önemine değinen Onay, şunları kaydetti: “Bu noktada bir oyun kurucu durumuna gelmiş bulunuyoruz. Yazılım şirketimiz Gene2info’nun ABD’de merkezi var. Bu sayede global ilaç firmalarıyla çalışma şansı bulduk. Şu anda 4 genetik hastalık için hızlı tanı kiti geliştirdik. Bu sayı her geçen gün artacak. İlaç firmalarıyla kontak halindeyiz. Bunlardan 2’si ülkemizde en sık gözlenen ailesel Akdeniz ateşi ve Akdeniz anemisi. Diğer ikisi de dünyada en sık genetik test yapılan kistik fibrozis ve ailesel meme kanseri. Onların tedavisi olan hastalıklarına yönelik bazı kitler geliştirme süreci içindeyiz.” Prof. Dr. Onay, kullanıma hazır hale gelen hızlı test kitinin, bazı rahatsızlıklarda ameliyat şeklinin belirlenmesi açısından da büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
Onay’ın genetik çalışmaları Çalıştığı üniversitede edindiği 100 bine yakın genetik test tecrübesini kullanarak çeşitli çalışmalar yürüten Prof. Dr. Hüseyin Onay, daha önce yerli imkanlarla “süper hızlı DNA temelli kişi tanımlama”, kalıtsal meme kanseri, genetik tanı koymanın zor olduğu hemofili hastalığının tespitine yönelik “ilk” test kitlerini geliştirmişti. Onay, yenidoğan genetik taramasında da hızlı ve ucuz bir sistem elde etmişti. Kaynak: (AA)

Bilim

Parkinson Hastalığı Hakkında Önemli Keşif Yapıldı

Published

on

Beynin alt kısımlarındaki gri cevher çekirdeklerinin bozukluğuna bağlı bir sinir sistemi hastalığı olan Parkinson, genelde orta yaş insanlarda görülür. Dünya’da birçok insanı olumsuz etkileyen bu hastalığa dair önemli bir keşif yapıldı. Bilim insanları, 2017’de gerçekleştirilen “truncal vagotomy” isimli prosedürü geçirmiş düşük seviyede hastalığı bulunan hastalarla, Parkinson’un beyne sıçramadan önce bağırsakta başladığını buldu. Yaklaşık beş yıl boyunca devam eden çalışmalarda bilim insanları, ‘vagus’ siniri adı verilen ve beyin ile sindirim sistemini bağlayan bölgeyi incelemeye aldı. Bu bölgesi alınan hastalar, alınmayan hastalara göre yüzde 40 daha az Parkinson hastalığı üretti. Ekibin sonuçlarına göre; bu farklar oldukça belirgin ve beyindeki hastalıkların karın bölgesiyle bağlantılı olduğunu söyleyen önceki araştırmaları da destekliyor.

Karolinska Enstitüsü’nden Bojing Liu, “Sonuçlar, Parkinson hastalığının bağırsaktan başladığını net bir biçimde ortaya koyuyor. Bu hipotezi destekleyen diğer kanıt ise Parkinson hastalığı olanların sıklıkla mide-bağırsak sorunlarının olması, bu da Parkinson’dan onlarca yıl önce başlayabiliyor” demecini verdi. Liu, ”Bağırsaktaki proteinler yanlış bir yola sapıyor ve bu genetik hata bir şekilde beyne kadar ulaşıyor ve bu hata hücreden hücreye yayılıyor” dedi. İsveçli ekip buldukları bu bulgularda yalnız değiller; 2016’da fareler üzerinde yapılan bir araştırma ve 2017’de ABD’de yapılan bir araştırma da benzer bulgular elde edilmişti.

Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Kaynak: https://www.sciencealert.com/there-s-mounting-evidence-that-parkinson-s-starts-in-the-gut-not-the-brain

Continue Reading

Bilim

Unutmak, hatırlamaktan daha fazla beyin gücü kullanıyor

Published

on

Journal of Neuroscience’da yayınlanan bu bulgular,istenmeyen bir deneyimi unutmak için daha fazla dikkatin verilmesi gerektiğini ileri sürüyor. Bu şaşırtıcı sonuç, dikkati istenmeyen deneyimlerden uzaklaştırarak veya hafızanın geri alınmasını bastırarak, istenmeyen bilgilere olan ilgiyi azaltmaya odaklanan kasıtlı unutmaya ilişkin önceki araştırmayı genişletiyor. Çalışmanın yazarı ve UT Austin’de psikoloji yardımcı doçenti,JarrodLewis-Peacock, “Travmatik hatıralar gibi uyumsuz tepkileri tetikleyen hatıraları atmak isteyebiliriz, böylece yeni deneyimlere daha uyumlu şekillerde yanıt verebiliriz” dedi. Onlarca yıl süren araştırma, bir şeyi gönüllü olarak unutabilmemizin mümkün olduğunu, ancak beyinlerimizin bunu nasıl yaptığını hala sorguladığımızı göstermiştir. Anıların nasıl zayıfladığını ve bunu kontrol etmenin yollarını bulduğumuzda, insanların kendilerini istenmeyen anılardan kurtarmasına yardımcı olmak için tedaviler tasarlanabilir.

Anılar statik değildir. Bunlar beynin düzenli olarak güncellenen, değiştirilen ve deneyimle yeniden düzenlenmiş dinamik yapılarıdır. Beyin bilgiyi sürekli hatırlıyor ve unutuyor – ve bunun çoğu uyku sırasında otomatik olarak oluyor. Kasıtlı unutmaya gelince, önceki çalışmalar, prefrontalkorteks, uzun süreli hafıza yapıları ve hipokampusgibi, beynin kontrol yapılarındaki aktivitenin”önemli noktalarını” konumlandırmaya odaklanmıştı. Son çalışma, bunun yerine, beynin duyusal ve algısal bölgelerine, özellikle ventraltemporal kortekse ve oradaki karmaşık görsel uyaranların hafıza temsillerine karşılık gelen aktivite modellerine odaklanmaktadır. Peacock,’’Beyindeki dikkatin kaynağına değil onun görüşüne bakıyoruz’’dedi. Beyin aktivite örneklerini izlemek için sinir sistemi görüntülemeyi kullanan araştırmacılar, her bir görüntüyü unutmaları ya da hatırlamaları için talimat verdikleri bir grup sağlıklı yetişkin insana manzara ve yüz resimleri gösterdiler.

Onların bulguları, insanların unuttuğu şeyleri kontrol etme kabiliyetine sahip olduğunu doğrulamakla birlikte,aynı zamanda kasıtlı unutmanın bu duyusal ve algısal alanlarda’’orta düzeyde beyin aktivitesi gerektirdiğini’’-hatırlamak için gerekenden daha fazla aktivite gerektirdiğini doğruladı. Çalışmanın yazarı TracyWang; ‘’Unutma mekanizması için orta düzeyde bir beyin aktivitesi kritiktir.Bu aktivite çok güçlü olursa hafızayı güçlendirir;çok güçsüz olursa da onu değiştiremezsiniz’’ dedi.

Araştirmacılar ayrıca,katılımcıların çok daha duygusal bilgi taşıyabilen yüzlerden daha çok, manzaraları unutmalarının daha muhtemel olduğunu bulduklarını söylediler. Belirli tipteki anılara ne kadar dikkat edildiğini izlemek için neurofeedback (duyusal veya sinirsel geri bildirim) kullanarak yeni bir çalışmaya başlayan Lewis-Peacock;‘’Beynimizdeki bu mekanizmaların farklı türdeki bilgilere nasıl tepki verdiğini öğreniyoruz.Unutma yeteneğimizi nasıl kullanabileceğimizi anlamadan önce bu çalışmanın daha fazla araştırılması ve artırılması gerekiyor’’dedi.’’Bu sağlığımız ve mutluluğumuz üzerinde ciddi bir etkiye sahipolan,gerçektengüçlü,yapışkan duygusal hatıraları nasıl işlediğimiz ve onlardan nasıl kurtulabileceğimiz konusunda bir yol gösterecektir.

Editör / Yazar: Esra KAŞ

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/03/190311152729.htm

Continue Reading

Bilim

Enerji depolayabilen yumurta kabukları

Published

on

Protein deposu, sağlıklı yağ kaynağı ve kahvaltıların vazgeçilmezi olan yumurta, gıda, ilaç ve imalat endüstrisinde dünya çapında yüksek miktarda kullanılmaktadır. Aile büyüklerimizin dediği gibi, ”Kabuğu ile ye evladım, bütün vitamini kabuğunda” öğüdü yumurta adına da gerçek oldu; yumurta kabuğu, kalsiyum karbonat bileşiğinden (CaCO3) ve protein bakımından zengin bir zarı bünyesinde barındırıyor. Ve bu durum, enerji kaynağı olarak kullanılabilir. Karlsruhe Teknoloji Enstitüsü (KIT) tarafından kurulan Helmholtz Enstitüsü, alanında uzman profesörler tarafından araştırmayı gerçekleştirdi. Bilim insanları, kalsiyum karbonat bileşeninin yüksek oranı sayesinde lityum depolayabilen yumurta kabuğunun ümit verici elektrokimyasal özelliklerini keşfetti.

Daha önceden biyoseramik, kozmetik ve boya endüstrisi dâhil olmak üzere birçok alanda yararlanılan yumurta kabukları, elektrot olarak kullanılabildi. Bilim insanlarının çalışmadaki yeni hedefi; daha detaylı bir araştırmayla yumurta kabuğunun elektrokimyasal ve fiziksel davranışını anlamak ve performansını da aynı ölçüde arttırmak. Bu sayede yumurta kabukları, gelecekte enerji depolamada yaygın bir kullanıma sahip olabilir.

Helmholtz Enstitüsü’nden Profesör Maximilian Fichtner, ”Yumurta kabuklarından bu şekilde yararlanmayı hiçbirimiz beklemiyorduk. Dünya nüfusunun artması gelecekte enerji alanında bazı problemlere neden olabilir; ancak yeni bulduğumuz bu enerji deposu çözüm olabilir. Elektrot üretmedeki performansı inanılmaz, gerçekten de enerji üretiyor…” demecini verdi.

Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Kaynak: https://phys.org/news/2019-03-energy-eggshells.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar