fbpx
Connect with us

Uzay

Türkiye Vatikan Gizli Arşivlerinden Türkiye’nin tarihinin araştıracak

Published

on

Türkiye ilk kez, dünyanın en büyük tarihi veri bankalarından biri olan Vatikan Gizli Arşivleri’ndeki Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti tarihine dair belgelerin tespit edilip, kataloglanmasını kapsayan bir proje başlattı. Türkiye, 1612 yılında kurulan ancak 1881’de Papa 13. Leo’nun izniyle araştırmacılara kapılarını açan Papalığın özel arşivinde araştırmalara başladı.  Ocak ayında başlayan projede, 12 yüzyılı kapsayan, yatay uzunluğu 85 kilometreyi bulan milyonlarca dokümanlar sayesinde Türkiye, Osmanlı Devleti’ nin ilk var oluşundan 1940’a kadar olan dönemi kapsayan yüz binlerce gizli belge, mektup, yazışma ve el yazması eserin gün yüzüne çıkmasını sağlayacak.  T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü’ nün desteği ile gerçekleşmekte olan ve toplam bir yıl sürecek olan projenin ilk ayağı, 1800 ile 1939 tarihleri arasındaki belgelerin araştırılmasını ve kataloglanmasını kapsıyor.

‘ESKİ İTANYANCA VE LATİNCE BİLGİSİ GEREKİYOR’

Projeyi yürüten akademisyen Canan Parmaksızoğlu, yaklaşık iki yıl önce Vatikan Gizli Arşivleri’nin Paleografya, Diplomatika ve Arşivcilik Uzmanlık Okulu’ndan mezun olan ve Vatikan Şehir Devleti tarafından ‘arşiv uzmanı (archivista)’ unvanı alan Türkiye’deki ilk ve tek araştırmacı.

Proje bitiminde bir kitap hazırlayacaklarını anlatan Parmaksızoğlu, “Bu okulu bitirmiş olmam, bir akademisyen tarihçi olarak bu arşivlerde uzun süre tarihimiz üzerine yaptığım araştırmalardan dolayı buradaki belgeler hakkında bilgi sahibiyim ve eski İtalyanca ve Latince paleografya bilgisine sahip olmamdan dolayı bu belgeleri okuyabiliyorum” diye konuştu.

‘BİRÇOK DEVLETİN KATALOĞU VAR, TÜRKİYE’ NİN YOK’

Genç araştırmacı, projenin neden büyük önem taşıdığını şu sözlerle anlattı: “Çünkü Vatikan Gizli Arşivleri’nde tarihimiz ile ilgili belgeler ilk kez tespit ediliyor, kataloglanıyor ve sonrasında bu belgelerin bilgisi bir kitap halinde yayınlanarak ilk kez Türkiye’deki ve tüm dünyadaki tüm araştırmacıların dikkatine ve bilgisine sunulacak.

Vatikan Gizli Arşivleri’nde birçok devlete ait arşiv kataloğu bulunmasına rağmen, Türkiye Cumhuriyeti ve Osmanlı Devleti ile alakalı olarak bugüne dek hazırlanmış herhangi bir katalog yok.

Neden mevcut olmadığı konusunda bir bilgi verilmiyor ancak benim kanaatimce Hıristiyan bir devlet olmadığımız için, farklı bir dinin hâkim olduğu bir devlet olduğumuz için olabilir. Bununla birlikte şu ana dek Vatikan Gizli Arşivleri’ne Türkiye’den araştırmacılar ilgi göstermemiş ve Türkiye ile alakalı bir araştırma talebi olmamış, dolayısı ile bir katalog hazırlama ihtiyacı da duyulmamış.”

Canan Parmaksızoğlu

‘OSMALI DEVLETİ’ NİN KUVVETİNİ GÖRDÜM’

Türkiye’den araştırmacıların bu güne dek arşivlerden pek istifade etmemiş olmasının sebebinin, buraya girmenin zorluğunun yanı sıra, herhangi bir arşiv kataloğu bulunmadığı için belgelere ulaşmanın ve bunları doğru bir şekilde okuyabilmenin zorluğu olduğunu söyleyen Parmaksızoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu arşivlerdeki belgeler eski İtalyanca ve Latince dilinde kaleme alınmış ve yazıları bizdeki rik’a, divani gibi dönemlere ve yazan kurumlara göre farklılık gösteriyor.

Belgeyi kaleme alan ve belgenin kaleme alındığı şahıs ya da kurumu doğru olarak anlayabilmemiz için Papalık devlet hiyerarşisini, devlet kurumlarının isimlerini, kullandıkları hitabet şekillerini ve bunların kısaltmalarını bilmek gerekiyor.”

Bu arşivlere yaklaşık 5 sene önce, Papalık-Osmanlı siyasi ilişkileri konusundaki doktora tezine dair araştırma yapmak için geldiğini belirten Parmaksızoğlu, “Arşivdeki tarihimiz ile belgelerin büyük bir kısmı, Türkiye ve Osmanlı topraklarından Papalığa, o zamanki adı ile Papalık Kilise Devleti’ne gönderilen ve buradan da topraklarımızdaki Papalık temsilciliklerine gönderilen mektup ve raporlardan oluşuyor” dedi.

Sultanlar ile Papalar arasında yazışmalara ulaştığını aktaran Canan Parmaksızoğlu, “Türkiye ve Vatikan Devleti arasındaki resmi diplomatik ilişkiler 1960 senesinde kurulduğu için, bu tarihe dek İstanbul’da ‘vicariato apostolico’ veya ‘delegato apostolico’ olarak adlandırılan Papalık gayri resmi temsilciliği bulunuyor.

Bu temsilci çoğu zaman Sultan ile veya Osmanlı devlet adamları ile olan görüşmelerini, ya da Osmanlı Devleti’nde gelişen siyasi hadiseler hakkında Papalığa haber ve bilgi aktarıyor.

Bu bakımdan tarihimiz ile ilgili bu yazışmalarda en çok dikkatimi çeken, o dönemde Papalık istihbaratının ne denli kuvvetli olduğu ve bir tarihçi olarak baktığımda, önemli olayların genellikle doğru bilgilerle Papalığa aktarılmış olduğu.

Bununla birlikte, belgelerde gördüğüm en önemli konu, Osmanlı Devleti’nin ne denli kuvvetli olduğu, başarılı idaresi, başarılı dış siyaseti, din farkı gözetmeksizin tüm vatandaşlarını refah içinde yönetmiş olması ve Osmanlı vatandaşı olan gayrimüslimlerin de Osmanlı hükümeti ile iyi ilişkiler içerisinde olma gayreti” diye konuştu.

SULTAN II. ABDÜLHAMİD: EN SADIK KATOLİKLER

Papalık İstanbul gayri resmî temsilcisinin, Papalık Dış işleri Bakanlığı’na göndermiş olduğu ve Sultan II. Abdülhamid ile Yıldız Sarayı’nda yapmış olduğu görüşmesini aktardığı bir mektubunu örnek veren Parmaksızoğlu,  “Sultan’ın, gayrimüslim tebaaları arasında en sadık olanların Katolikler olduklarını aktarıyor” dedi.

Parmaksızoğlu, bu çalışmanın tarihe büyük katkıda bulunacağı kanısında olduğunu ifade ederek, “Amacım, bu çalışmalarımı devam ettirmek ve dönem dönem tarihimizle alakalı birçok yüzyılın kataloğunu yapmak. Üstelik bu projenin Türkiye-Vatikan ve Türkiye-İtalya diplomatik ve kültürel ilişkilerine de katkıda bulunacağını düşünüyorum.

Devlet temsilcilerimiz daha önceki yıllarda Osmanlı ve Vatikan arşivlerinin karşılıklı olarak açılması gerektiğini belirtmişlerdi” diye konuştu. Kaynak: (Sputnik)

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uzay

Galaksimizin Kara Delik Etrafında Belli Belirsiz Dönen Bir Hidrojen Halkası İlk Kez Fotoğraflandı

Published

on

Gökbilimciler, ilk defa, galaksimizin merkezindeki süper kütleli kara deliğin etrafında dönen serin, gazlı bir halkanın görüntüsünü yakaladılar. Bu halka, çoğu kara deliği çevreleyen sözde biriktirme diskinin (yıldız, toz ve gaz) bir parçasıdır. Bu malzemeler kara deliğin güçlü yerçekimi kavraması tarafından tutulur ve uzak kenar yerçekimi erişiminin dış sınırlarını temsil ederler. Samanyolu’nun kara deliği olarak adlandırılan Sagittarius A * (Sagittarius A* Samanyolu Galaksisi ‘nin merkezinde yer alan parlak ve çok yoğun bir astronomik radyo kaynağıdır) ele alındığında, disk, kara deliğin olay ufkundan bir ışık yılının birkaç ondasına kadar uzanır, ışığın bile kara deliğin kabzasından kaçamayacağı nokta. Ulusal Radyo Astronomi Gözlemevi ‘nden yapılan açıklamaya göre, bu biriktirme diskinin bir kısmını oluşturan birkaç gaz türü var ve bilim insanları daha önce sadece çok sıcak ve ışıltılı olanları görüntülemişlerdi.

Bu gazlar çok sıcak olduğu için – yaklaşık 18 milyon derece Fahrenhayt (10 milyon derece Santigrat) – araştırmacıların kolayca tespit edebildiği X-ışınları yayarlar. Ancak bu toplama diski ayrıca daha önce görüntülenmemiş olmasına rağmen daha serin hidrojen gazı, 18 F (10.000 C)’e sahip. Alandaki radyasyon, açıklamaya göre, zayıf atom dalgalarını serbest bırakan bir aktivite olan hidrojen atomlarının sürekli olarak kaybedilmesine ve elektronlarını kazanmasına neden oluyor. Ekip, bu radyo dalgalarını Şili ‘deki Atacama Büyük Milimetre / milimetre ölçüsündeki Dizi (ALMA) gözlemevini kullanarak tespit etti ve ölçümleri yeni görüntüye bağladı.

Soğuk hidrojen halkası, karadeliğin olay ufkundan yaklaşık bir ışık yılı uzakta ve açıklamaya göre, Jüpiter’in kütlesinin onda birine eşdeğer miktarda hidrojen içeriyor. Dahası, “Doppler etkisi” nedeniyle gezegenimize doğru hareket eden nesnelerden hafifçe “daha mavi” ve gezegenimizden uzaklaşan nesnelerden hafifçe “daha kırmızı” görünüyorlar, araştırmacılar, gazın kara deliğin etrafında döndüğü sonucuna vardılar. New Jersey’deki Princeton İleri Araştırma Enstitüsü’nden bir astrofizikçi olan baş yazar Elena Murchikova açıklamasında, “Bu yeni ALMA gözlemlerinin kara deliğin bazı sırlarından vazgeçmesine yardımcı olacağını umuyoruz.” dedi. Araştırmacılar bulgularını 5 Haziran Nature dergisinde bildirdi.

Çeviri: Nurgül ÖZDEN

Kaynakça: https://www.livescience.com/65666-faint-hydrogen-cloud-milky-way-black-hole.html

Continue Reading

Uzay

Gezegen Uyduları Güneş’in 11 Yıllık Gizemli Dönüşünü Açıklayabilir

Published

on

Venüs, Dünya ve Jüpiter ’deki gelgit kuvvetleri Güneş ’in 11 yıllık döngüsünü etkiliyor. Yeni çalışmalar Venüs, Dünya ve Jüpiter ’in uydularının Güneş ’in 11 yıllık dönüşünü açıklayabileceğini varsayıyor. Almanya Dresden ’de bir araştırma enstitüsü olan Helmholtz – Zentrum Dresden – Rossendorf (HZDR) dan bir grup araştırmacı bu üç gezegenin manyetik alanlarının solar döngüyü yani solar fiziğinin en büyük sorularından birini etkilediğini gösterdi. “Her şey saatli bir prosesi işaret ediyor” diyor HZDR araştırmacısı ve aynı zamanda bu araştırmanın baş yazarı Frank Stefani. “Gördüğümüz şey 90 döngü boyunca gezegenlerde gördüğümüz şeylerle birebir paralellik gösteriyor”.

Araştırmacılar son bin yıldaki solar aktivite gözlemlerini (güneş lekeleri, güneş patlamaları ve taçküre kütle atımı) gezegen hizası ile karşılaştırdılar ve aslında bir korelasyon olduğunu açıkladılar. Güneş ’e benzer diğer yıldızların solar aktivitelerinde yaşadığı değişikliklerle bu periyotlardan geçtikleri görülürken, önceki modeller Güneş ’in neden çok düzenli bir 11-yıl döngüsüne sahip olduğunu açıklayamıyordu.

Bununla birlikte, bu yeni çalışma Venüs, Dünya ve Jüpiter ‘in yerçekimi kuvvetleri, güneşin plazmasını çeken gelgit kuvvetleri ile güneşin manyetik aktivitesinin sabit ritmi arasındaki bağlantıyı göstermektedir. “Şaşırtıcı derecede yüksek bir uyumluluk düzeyi var” diyor Stefani. Araştırmacılar, uzaydaki hava olaylarını veya potansiyel olarak zararlı radyasyon yayan güneş fırtınasını daha etkili bir şekilde ölçmek ve tahmin etmek için güneşin manyetik alanının aynı modelini kullanmayı umduklarını söyledi.

Editör / Yazar: Oğuzhan PEKGÜRLER

Kaynak: https://www.space.com/planets-affect-solar-cycle.html

Continue Reading

Uzay

Yeni Keşfedilen Bakteri Stresin Zararlarından Koruyor

Published

on

Bilim insanları, bir gün ‘stres aşısının’ gerçek anlamda var olmasını sağlayabilecek eşsiz bir moleküler örüntü izole ettiler ve onu kir içinde gelişen bir bakteri içinde gizlenmiş buldular. Mycobacterium vaccae, toprakta yaşayan patojenik olmayan bir bakteridir ve sağlık araştırmalarında büyük umut vaat etmiştir. Şimdi, yeni bir çalışma nihayet nedenini çözmüş olabilir. Bulgular, M. vaccae içindeki belirli bir tür yağın, topraktaki bu bakteriye maruz kalmanın neden bizim için iyi olabileceğini düşündürmektedir. Bu çalışma, bir grup faydalı mikroorganizma ile birlikte geliştiğini iddia eden bir hipotez olan “eski arkadaşlar” fikrine bağlanır ve modern ortamda bu bağları kaybetmek alerjik ve otoimmün hastalıklarda artışa yol açmıştır. Nöroendokrinoloji uzmanı Christopher Lowry,

“Fikir, insanlar çiftliklerden uzaklaştığı tarım veya avcı-toplayıcıların kentlere taşınması nedeniyle, bağışıklık sistemimizi düzenleyen ve uygunsuz iltihabı bastırmaya yarayan organizmalarla temasımızı kaybettik” diyor.“Bu bizi enflamatuar hastalık ve stresle ilişkili psikiyatrik bozukluklar için daha yüksek risk altında bıraktı.”Lowry, yıllardır M. vaccae ‘yi araştırıyor, önceki bir çalışmada, bakterileri ısıyla öldürülmüş bir halde farelere enjekte etmenin, hayvanlarda stres kaynaklı reaksiyonların ortaya çıkmasını önlediğini tespit ediyor. Yeni çalışmada, araştırmacılar izole edilmiş ve kimyasal olarak 10 (Z) -heksadekenoik asit adı verilen bir yağ asidi sentezlemiş, bu da bakterinin diğer hayvanlarda iltihabı nasıl azaltabildiğini gösteriyor.

Yapılan deneylerde, fare immün (Bağışıklık, belirli bir mikroorganizmaya karşı vücudun direncidir.) hücrelerinde lipit (1), iltihaplanma yollarını inhibe etmiştir. “Bağışıklık hücreleri tarafından alındıklarında, bu lipidleri serbest bırakırlar ve enflamatuar (2) akışı kapatırlar.” Aynı etkinin insanlarda çoğaltılıp çoğaltılmayacağını görmek için çok daha fazla çalışma yapılması gerekir. Mümkünse, araştırmacılar bu keşfin sonunda travma sonrası stres bozukluğu gelişme riskine sokan, yüksek stresli mesleklere sahip insanlara yardım etmek için ‘stres aşısı’ geliştirmelerine yardımcı olabileceğini söylüyor. Araştırma halen devam ettiği için bu çok uzun bir yol. Lowry oldukça iyimser olsa da böyle bir tedavinin 10 ila 15 yıl sonra mümkün olması tahmin ediliyor.

Lipit: Lipit, tüm canlıların yapısında bulunan temel organik bileşiklerden biridir. Lipitler, doymuş ve doymamış yağlar olarak ayrılır. Doymamış yağlar, oda sıcaklığında sıvı hâlde bulunan lipitler; doymuş yağlar ise yine oda sıcaklığında katı hâlde bulunan lipitlerdir

EnflamatuarEnflamasyon, inflamasyon, yangı veya iltihaplanma, canlı dokunun her türlü canlı, cansız yabancı etkene veya içsel/dışsal doku hasarına verdiği sellüler (hücresel), humoral (sıvısal) ve vasküler (damarsal) bir seri vital yanıttır.

Çeviri: Ülkü Güngör

Kaynak: https://www.sciencealert.com/this-dirt-loving-bacteria-may-hold-the-secrets-to-a-real-life-stress-vaccine

Continue Reading

Öne Çıkanlar