fbpx
Bizi Takip Edin

Yaşam

Türkiye’de Bulunan 18 UNESCO Kültür Mirası

Yayınlandı

üzerinde

Anadolu gerçekten bambaşka bir coğrafya. Binlerce yıldır onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış ve halen onların izlerini taşıyor. Sümerlilerden Babillere, Romalılardan Hititlere, Selçuklulardan Osmanlılara kadar birçok medeniyetin eserleri halen dimdik ayakta tarihe meydan okuyor. Bu yazıda bu mekanların UNESCO Kültür Mirası açısından önemini anlattım ve Türkiye‘nin UNESCO Kültür Mirası Listesi’nde bulunan eserlerini tek tek yazdım. Bu 18 muazzam mekanı tek tek gezmeliyiz.

UNESCO KÜLTÜR MİRASI NEDİR?
UNESCO 17. Genel Konferansı, 17 Ekim-21 Kasım 1972 tarihleri arasında Paris’te toplanmış ve 16 Kasım 1972 tarihinde “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme”yi kabul etmiştir. Türkiye Sözleşmeye 14.04.1982 tarih ve 2658 sayılı Kanunla taraf olma kararı almış, Kanun Bakanlar Kurulu tarafından 23.05.1982 tarih ve 8/4788 sayılı Kararla onaylanmış ve 14.02.1983 tarih ve 17959 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Gerekli belgelerin UNESCO Genel Merkezi’ne sunulmasıyla Türkiye Sözleşmeye 16.03.1983 tarihinde resmen taraf olmuştur. 1972 Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması Sözleşmesi’ne göre oluşturulan ve Dünya Mirası Komitesi (DMK) tarafından belirlenen Dünya Mirası Listesi’nde Dünya Miras Alanı olarak ilan edilen 1092 miras yer almaktadır. Bunlardan 845’i kültürel, 209’u doğal ve 38’i karma (doğal ve kültürel) miraslardır. Türkiye’nin bu listede 16’sı kültürel, 2’si karma olmak üzere 18 miras alanı bulunmaktadır.
Bakalım Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası Listesi’nde Bulunan 18 Mirası Neler;

  1. GÖBEKLİTEPE – ŞANLIURFA (2018)
    Listenin en yeni ancak Dünya’nın en eski tapınağı olan Göbeklitepe tarihin akışını değiştirdi. Artık tüm tarih kitapları yeniden yazılıyor ve bilinen doğrular değişiyor. İnşası M.Ö 10.000 yılına uzanan Göbeklitepe tarihteki en eski ve en büyük ibadet merkezi olarak biliniyor. Göbeklitepe İngiltere’de bulunan Stonehenge‘den 7000, Mısır Piramitleri’nden ise 7500 yıl daha eski. Sizleri tahtınızdan indirdiği için kusura bakmayın Piramitler ve Stonehage 🙂 Göbeklitepe‘de Neolitik döneme ait boyları 3-6 metre, ağırlıkları da 40-60 ton olan, üzerinde yabani hayvan figürlü “T” biçimli onlarca dikili taş bulunuyor.

    Göbeklitepe’nin Havadan Görünüşü – Türkiye’nin Unesco Kültür Miras Listesi

    Göbeklitepe Şanlıurfa şehir merkezine sadece 20 km. En yakın zamanda görmeniz gereken bir yer zira arkeoloji sevenler ve tarihçiler Dünya’nın dört bir yanından akın akın gelirken kendi ülkemizde bulunan bu muazzam yeri görmemek ayıp olur. Konum için tıklayın.

  2. APHRODISIAS – AYDIN (2017)
    2017 yılında listeye dahil edilen bu muhteşem antik kent adından da anlaşıldığı aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite‘ten adını almış. Rahmetli Ara Güler tamamen rastlantı eseri Aphrodisias‘ın bulunduğu yere gelmesi ile sonrasında hayranlıkla fotoğrafları çekmesi ile tanınmaya başladı. Ara Güler fotoğraflar Times dergisine gönderir. Times editörleri fotoğrafların renkli olanlarını çekmesini ister ve Ara Güler tekrar aynı köye giderek renkli fotoğraflar çeker. Bu yolla dünya basınına dağıtılan fotoğraflar bir anda büyük yankı uyandırır. Amerika’dan gelen arkeologlar Geyre’de araştırma yapmaya başladıklarında burasının Roma İmparatorluğu’na ait, tarihi MÖ. 500’li yıllara dayanan ve ismini tanrıça Afrodit’ten alan Aphrodisias antik kenti olduğunu anlar.

    Afrodisias – Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    Böylesine değerli bir mekanı 1958’e kadar keşfedememiş olmak ülkemiz adına utanç verici. Ara Güler olmasaydı diğer birçok mekan gibi burası da insanoğlunun acımasız ve umursamaz yönü yüzünden kaybolup gidecekti. Bu linkteki fotoğraflara bakınca ne demek istediğimi anlayacaksınız. ARA GÜLER – Afrodisias  Neyseki UNESCO Listesine girmesiyle hakettiği yere gelmeye başladı. Konum için tıklayın

  3. ANİ ARKEOLOJİK ALANI – KARS (2016
    Bize Misak-ı Milli’yi hatırlatan Instagram ve Doğu Ekspresi’nin de yine Instagram’ın büyük katkısı sonucu sahip olduğu popülarite sayesinde adını hızla yayan bir arkeolojik alan. Ermeni, Selçuklu ve Gürcü mimarisinden esintiler sunan Ani, “1001 Kilise Şehri” olarak da biliniyor. Bugüne kadar 40’tan fazla kilise, anıt mezar ve şapel tespit edildi bile.

    Aziz Prkich Kilisesi – Türkiye’nin UNESCO Kültür Miras

    Şehir merkezine 48 km uzaklıkta bulunuyor  ve ister taksi isterseniz dolmuşlarla rahat rahat ulaşabilirsiniz. Madem Kars‘a kadar uzun bir yolculuğa hazırsınız burayı görmeden ve Ani Kalesindeki uçurum kenarı ikonik instagram fotosunu çekmeden dönmek olmaz. Konum için tıklayın.

  4. EFES – İZMİR (2015)
    Adını Dünya’ya göğsümüzü gere gere duyurabildiğimiz nadir antik kentlerimizden olan Efes’in 2015’e kadar neden listeye dahil olamadığını hiç bir zaman anlayamamıştım. Neyse geç olsa da listede yerini aldı. Izmir‘ın Selçuk ilçesinden 4 km uzakta bulunan bu antik kenti gezmek için 3-4 saatinizi ayırmalısınız.

    Efes / Celsus Kütüphanesi – Türkiye’nin UNESCO Kültür Miras

    Liman Caddesi,  Meryem Kilisesi, Büyük Tiyatro, Mermer Cadde, Aşk Evi, Kuretler Caddesi, Skolastika Hamamı, Hadrian Tapınağı, Odeon, Domitian Tapınağı ve en çok merak edilen ikonik yapı Celcus Kütüphanesi her yıl 2 milyona yakın ziyaretçiyi ağırlıyor.  Konum için tıklayın

  5. DİYARBAKIR SURLARI ve HEVSEL BAHÇELERİ – DİYARBAKIR (2015) Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri – Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    Çin Seddi‘nden sonra Dünya’nın en büyük surlarına yine Dünya’nın en kalın ve yüksek şehir duvarları ve en büyük kale şehri ünvalarına sahip 7000 yıllık izler taşıyan Diyarbakır Surları,2015 yılı itibariyle nihayet yanına 8000 yıllık Hevsel Bahçelerini de alarak listeye girdi. Hevsel Bahçeleri, Diyarbakır Surları ile Dicle Nehri arasında göz alabildiğince uzanıyor. Tarımın anavatanı Mezopotamya’nın belki de en eski tahıl ambarı olduğu söyleniyor. Kalkan balığı şeklinde yapılmış olan ve 82 burçun birbirine bağlandığı Diyarbakır Surları içine aldığı İç Kale ve 100’den fazla kilise, medrese, müze, saray, sinagog, hamam ve kervansaraylarla ziyaretçilerini tarihsel bir yolculuk sunuyor. Halen devam eden restorasyonlar bittikten sonra Diyarbakır turizm cazibe merkezi olma yolunda emin adımlarla ilerleyecek gibi. Konum için tıklayın

  6. BERGAMA ANTİK KENTİ – İZMİR (2014)
    Sıra geldi kanayan yaralarımızdan Bergama (Pergamon) Antik Kenti’ne. Neden mi kanayan yara? Berlin’e gittiğinizde şehrin en büyük müzelerinden biri olan Pergamon Müzesi buradan getirilen (çalınan) eserlerin merkezinde oluşturulmuş bir müze. İçeride öyle bir sunak var ki, arkadaş bunu oraya nasıl götürdünüz diye sormaktan kendinizi alamıyorsunuz.

    Bergama (Pergamon) Antik Kenti – Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    Tarihte ilklerin şehri olarak bilinen şehirlerden biri olan Bergama ilk hastane, ilk psikoterapi merkezi, 200.000 eseri barındıran ilk kütüphane, ilk parşomen kağıdı gibi birçok ilkin çıktığı şehirdir. Hellenistik dönemden kalma bu kent Büyük İskender‘in generalleri tarafından kurulmuş. Ayrıca en dik anfi tiyatroya da ev sahipliği yapıyor. Artık UNESCO Kültür Miras listesinde ancak halen Dünya’ya tam anlamıyla tanıtabildiğimiz yerlerden değil. Ne yapıp edip Berlin’deki müzenin popülarite anlamında önüne taşımalıyız. Konum için tıklayın

  7. BURSA VE CUMALIKIZIK – BURSA (2014)
    Osmanlı İmparatorluğu‘nun ilk başkenti olan ve enfes ilçelere, köylere ev sahipliği yapan Bursatam bir tarih şehri. Bursa’da en yaygın bulunan eserlerin hemen hemen hepsi Osmanlı Döneminden kalma. Osmanlı’nın ilk 6 padişahının yönettiği dönemde şehir çapında 127 cami, 45 türbe, 34 medrese, 25 han, 37 hamam ve 14 imarethane inşa edilmiş ve hepsi şu an ayakta.

    Cumalıkızık / Bursa – Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    Cumalıkızık ise Anadolu’nun en güzel köylerinden ve özellikle son dönemlerde yine sosyal medyanın da etkisi ile iç turizm merkezlerinden biri. Geleneksel Anadolu köy yaşantısını ve taş mimarili evleri en güzel yansıtan köylerimizden. 2014 yılında da UNESCO Kültür Miras Listesinde yerini aldı. Konum için tıklayın

  8. ÇATALHÖYÜK NEOLİTİK KENTİ (2012) – KONYA
    İnsanlığın gelişiminde önemli bir evre olan yerleşik toplumsal hayata geçişle birlikte, tarımın başlangıcı ve avcılık gibi önemli sosyal değişim ve gelişmelere tanıklık eden Çatalhöyük Neolitik Kenti, Güney Anadolu Platosu’nda yaklaşık 14 hektarlık bir alan üzerinde yer alıyor. İnsanlığın ilk yerleşim yerlerinden biri olan bu kenti mutlaka görmelisiniz. Konum için tıklayın
  9. EDİRNE SELİMİYE CAMİİ VE KÜLLİYESİ (2011) – EDİRNETürkiye’nin UNESCO Kültür Mirası
    Osmanlı‘nın İstanbul’dan önceki son başkenti olan Edirne muhteşem bir camiiye, Mimar Sinan’ın ustalık eserine ev sahipliği yapıyor. Teknik mükemmelliği, boyutları ve estetik değerleriyle döneminin ve sonraki zamanların en muhteşem eseri olan Camii ve Külliye, mimarlık sanatının en görkemli örneklerinden biri ve insanın yaratıcı dehasının bir başyapıtı olarak kabul ediliyor.

    Selimiye Camii – Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    Sultan II. Selim için yaptırılan bu eserde ters lale figürünü kimseye sormadan bakalım bulabilecek misiniz. Selimiye Camii ve Külliyesi

  10. TRUVA ARKEOLOJİK ALANI – ÇANAKKELE  (1998)
    Filmlere konu olmuş, Dünya çapında en ünlü antik kentlerden biri olan Truva’nın Türkiye topraklarında bulunması bizim için gurur kaynağı. Truva’da görülen 9 katman, kesintisiz olarak 3000 yıldan fazla bir zamanı göstermekte ve Anadolu, Ege ve Balkanların buluştuğu bu benzersiz coğrafyada yerleşmiş olan uygarlıkları izlememizi sağlıyor. Bu antik kentin tanınmasında büyük rol oynayan Truva Atı‘nın hikayesi; Truva Prensi Paris, Sparta Kralı’nın güzeller güzeli eşi Helen‘e aşık olur ve onu kaçırır. Bunun üzerine ise iki taraf arasında kıyasıya bir savaş başlar.

    Truva Filminde Kullanılan At – Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    Akha ordusu kendine dev bir tahta at yaptırıp, içine komutan Odysseus önderliğinde askerlerini yerleştirir ve Truva kentine girmeyi başarır ve şehri ele geçirirler. Daha fazlası için bu güzel antik kente gitmelisiniz. Konum için tıklayın

  11. SAFRANBOLU ŞEHRİ – KARABÜK (1994)
    Safranbolu‘yu bilmeyen yoktur. Karabük ilinin bu güzel ilçesindeki tarihsel gelişim 3000 yıl öncesine kadar dayanıyor. Başta OsmanlıRoma ve Bizans olmak üzere birçok medeniyete ev sahipliği yapmış. Safranbolu adını kendi ağırlığının 100.000 katı kadar sıvıyı sarıya boyayabilen safran bitkisinden almış. Ancak Safranbolu’yu hayal eden herkesin gözünün önüne ilk gelen şey muhteşem konakların yarattığı görsel şölendir.

    Safranbolu – Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    Bu güzel konakları bile görmek için gidilmesi gereken bir yer. Ee artık gitmişken meşhur Safranbolu lokumunu da  bol bol yersiniz.  Konum için tıklayın

  12. XANTHOS-LETOON – MUĞLA (1988)
    Ege Bölgesi özellikle Antik çağdan kalan eserler anlamında çok zengin. Özellikle Roma dönemine ait onlarca antik şehir bulunuyor. Likyalıların idari merkezi olan Xanthos ve yine Likyalıların dini merkezi olan Letoon birbirine sadece 4 km uzaklıkta olup Dünya çapında tanınan antik kentlerimizden. Fethiye şehir merkezinden de 46 km ve 50 km uzaklıktalar. Kuşkusuz 1994 yılından beri UNESCO Kültür Mirası Listesi’nde olmalarının payı çok büyük. Özellikle Letoon’da LetoApollon ve Artemis tapınakları ile birlikte, bir manastır, bir çeşme ve Roma Tiyatrosu kalıntıları bulunuyor. Konum için tıklayın
  13. HİERAPOLİS – PAMUKKALE – DENİZLİ (1988)
    Türkiye’nin gözbebeği mekanlardan biri olan eşsiz Pamukkale‘nin UNESCO Kültür Mirası Listesi’ne girmesinden doğal birşey olamaz. Bu muhteşem mekanı çok fazla anlatmaya da gerek yok. Ancak bu listeye tek başına girmedi. Hemen 450 metre ilerisinde bulunan Hieropolis Antik Kenti ile birlikte Karma Miras alanı olarak listeye dahil oldu. Bunu açıklamak gerekirse Pamukkale‘nin Doğal Miras Hierapolis’in de Kültürel Miras olarak birleştirilmesinden kaynaklanıyor.

    Pamukkale Travertenleri – Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    İkisinin arasında bulunan Antik Yüzme Havuzu da en az bu mekanlar kadar popüler ve güzel. Tüm gününüzü burada rahatlıkla geçirip, unutulmaz bir seyahat deneyimi yaşayabilirsiniz. Konum için tıklayın

  14. NEMRUT DAĞI – ADIYAMAN (1988)
    Sırada Dünya’nın en güzel gün doğumu ya da gün batımının izlenebildiği yerlerden biri olan Nemrut Dağı‘nda. Adıyaman’ın Kahta ilçesinde bulunan 2150 metre yüksekliğindeki Nemrut Dağı zirvesinde bulunan antik eserler sayesinde listeye girdi. Kommagene Kralı I. Antiochos’un tanrılara ve atalarına minnettarlığını göstermek için yaptırdığı mezarı, anıtsal heykelleri ve benzersiz manzarası ile Helenistik Dönemin en görkemli kalıntılarından birisi.

    Nemrut Dağı Doğu Terası – Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    Buraya Mayıs-Eylül arasında gitmenizi tavsiye ederim. Eğer gün doğumunu izlemek için gidecekseniz üzerinize mutlaka kalın birşeyler almalısınız. Konum için tıklayın

  15. HATTUŞAŞ: HİTİT BAŞKENTİ – ÇORUM (1986)
    Görkemli Hitit İmparatorluğu’nun başkenti olan Hattuşaş, Anadolu’da yüzyıllar boyu çok önemli bir merkez olmuş. Çorum‘a 84 km uzaklıkta bulunuyor. Buranın adı geçtiğinde herkesin zihninde ilk sağlı soğlu aslan başlı kapılar canlanır. Tarihin en önemli medeniyetlerinden biri olan Hitit Medeniyetini yakından tanımak için Hattuşaş’ı mutlaka görmelisiniz. Buradan çıkarılan birçok eser hemen antik kentin yakınında bulunan müzede sergileniyor. Konum için tıklayın
  16. GÖREME MİLLİ PARKI VE KAPADOKYA – NEVŞEHİR (1985)   Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası
    Bir diğer Karma Miras alanı olarak ve 1985 yılında UNESCO Kültür Mirası listesine ilk kez  dahil olan miraslarımızdan. Kapadokya Bölgesi Kalkolitik Dönemden beri yerleşim yeri olmuş. Alanın en önemli özelliği, Erciyes Dağı ve Hasan Dağı tüflerinin, rüzgar ve su aşındırması sonucunda oluşan olağanüstü kaya şekilleri ve kışın ılık, yazın serin olan ve bu nedenle her mevsim için uygun iç iklim koşulları taşıyan kaya yapıların bulunması.

    Kapadokya – Türkiye’nin UNESCO Kültür Miras

    Tam bir görsel şölen. Özellikle geçtiğimiz yıllarda tamamen turizme açılan Dünya’nın en büyük antik yeraltı şehri de buranın cazibesini tamamen arttırmış durumda. Kapadokya ve Göreme Milli Parkı için detaylı yazılarımızı da bulabilirsiniz. Birini buraya bırakıyorum. Kapadokya Rehberi ,

  17.  İSTANBUL’UN TARİHİ ALANLARI – İSTANBUL (1985)
    2700 yıldan fazla geçmişiyle Dünya’nın en ünlü metropollerinden biri olan İstanbul’dan bir yerin bu listede olmaması haksızlık olurdu. Tarihi yarımada olarak bilinen RomaBizans ve Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış bu şehirde bulunan Hipodrom, Ayasofya, Aya İrini, Küçük Ayasofya Camisi ve Topkapı Sarayı’nı içine alan Sultanahmet Kentsel Arkeolojik Sit Alanı; Süleymaniye Camisi ve çevresini içine alan Süleymaniye Koruma Alanı; Zeyrek Camisi ve çevresini içine alan Zeyrek Koruma Alanı ve İstanbul Kara Surları Koruma Alanı listeye dahil olan mekanlar.
  18.  DİVRİĞİ ULU CAMİİ ve DARÜŞŞİFASI – SİVAS (1985) Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası
    Sivas’ın tarihi Divriği ilçesinde bulunan mimari özelliklerinin yanı sıra, sergilediği zengin Anadolu geleneksel taş işçiliği örnekleriyle UNESCO Dünya Miras Listesi’ne ilk giren mirasımızdır. Yapı topluluğu olarak listeye giren bu mekanda cami, darüşşifa (hastane) ve türbe bulunuyor. Ulu Cami, Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah tarafından; Darüşşifa ise eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmış. Tam bir Selçuklu eseri. Konum için tıklayın

    Divriği Ulu Camii’nin İçi – Türkiye’nin UNESCO Kültür Mirası

    Umarım ömrünüzün sonuna kadar bu mekanların hepsini tek tek ziyaret etme şansınız olur. Şimdiden iyi eğlenceler. Detaylı Bilgi İçin: Unesco Kültür Mirası

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Kusursuz Şekilli Kan Pıhtıları Öksüren Adam Doktorları Şaşkına Çevirdi

Yayınlandı

üzerinde

Bu resim size kusursuz bir kan damarını çağrıştırıyor olabilir. Ancak öyle değil. Bu, içerisinde birikmiş pıhtılaşmış kan bulunan ve kalp yetmezliğinden ölen bir adamın sağ akciğerindeki hava geçiş kanallarının mükemmel bir görünümü. Elbette hasta tarafından öksürülerek dışarı atılan şey akciğerin bir parçası değil. Bir akciğerin öksürülerek dışarı atılması mümkün değildir. Bronşiyal kan pıhtıları ismi verilen bu görüntü son birkaç yılda nadirde olsa görüldü. 2010 yılında lupus olan 57 yaşındaki bir kadın, 2005 yılında 25 yaşındaki başka bir hamile kadın ve 2015 yılında 80 yaşındaki bir erkek öksürdüğünde böylesine kusursuz bir kan pıhtısı ağzından dışarı çıktı.

Bunu özel kılan ise hastanın bu pıhtıyı tek parça halinde öksürmesidir. Doktorlar bu durumun oldukça nadir görüldüğünü ve şaşkın olduklarını beyan ediyor. 36 yaşında bir erkek hasta, kalp yetmezliği teşhisiyle uzun bir süre yaşadı. Hastalığının akut bir hale geldiği son dönemlerde ise tedavi edilirken bu kan pıhtısını öksürdü. Doktorlar tarafından kalbin kan pompalamasına yardımcı olabilmek için hasta bir cihaza bağlandı. Ancak bu cihazlar kan pıhtılarına neden olabiliyor. Bunu önlemek için hastaya sürekli olarak Heparin ismi verilen bir antikoagülanin füzyonu verildi. Koagülasyon haricinde, Vücut kendini onarabilmek için kan damarları iç kanamaya sebebiyet verebilecek şekilde küçük damlalar oluşturabilir. Kanama akciğerin etrafına kan taşıyan damarlarda meydana gelirse, oradaki hava kanallarında bir birikme yaşanır.

Hastaya olan tam olarak buydu. Doktorlar Impella cihazını bağlayıp, Heparin tedavisini uyguladıktan bir sonraki hafta süresince hasta küçük kan pıhtıları öksürmeye başladı. En sonunda ise hasta devasa boyutlarda bir kan pıhtısı öksürdü. Doktorlar bu pıhtı ortaya çıktığında bunun insanın sağ bronş ağacının mükemmel bir görüntüsü olduğunu gördü. Bu pıhtının bütünlüğünü koruyan şeyin, pıhtılaşma süreci için hayati olan fibrinojen olarak isimlendirilen protein olduğuna inanıyorlar. Hasta antikoagülan olsa da enfeksiyon kanında yüksek bir fibrinojen seviyesine neden oldu vebu durum öksürürken pıhtıyı bütün halinde tuttu. Bu pıhtının akciğerinden çıkmasından sonra hasta daha iyi hissetmeye başlamasına ve biraz daha pıhtı öksürmesine rağmen, kalp yetmezliği şikayetleri arttı. Hasta kalp yetmezliğine bağlı komplikasyonlar sebebiyle bir hafta sonra öldü.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/a-man-coughed-up-this-perfect-blood-clot-and-doctors-don-t-understand-how

Devamını Oku

Bilim

Kızamık Yeniden Dünya Geneline Yayılma Eğilimi Gösteriyor

Yayınlandı

üzerinde

Dünyanın hemen her köşesinde kızamık virüsü yeniden canlanma eğilimine girdi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) tarafından yayınlanan yeni bir rapora göre, geçen yıl dünya çapında yüzde 30’dan fazla oranda görülen kızamık vakalarının sayısı arttı . Uzmanlar, yıllardır bunun gibi bir şey olabileceği konusunda uyarı yayınlıyor. Çünkü kızamık iki dozluk bir aşı ile kolayca önlenebilir olsa da, salgınların ortaya çıkmasını önlemek için yüzde 95’lik bir aşılama kapsamı gerekiyor. Son 10 yıl içerisinde hedeflenen aşılama kapsamı yüzde 85 rakamını geçemedi.

2017’de yayınlanan yenş bir raporda dünya üzerindeki altı WHO bölgesinin beşinde kızamık vakalarında artış görüldüğü saptandı. Bu artışlar özellikle Amerika, Doğu Akdeniz, Avrupa’da en yüksek seviyede. Sadece Batı Pasifik’te görülen kızamık vakalarında azalma meydana geldi. DSÖ Programları Genel Müdür Yardımcısı SoumyaSwaminathan, ‘Aşılama kapsamını arttırmak ve kızamığa bağışıklığı olan çocukların sayısında yükselme meydana gelmesi halinde bu yıkıcı ama tamamıyla önlenebilen hastalığa karşı topluluklar korunabilir’ açıklamasında bulundu. Bunun dünya için anlamını kavrayabilmek adına sadece birkaç nesle bakmak yeterli olacaktır. Kızamık aşısının ortaya çıkmasından yani 1963 yılından önce dünyada her yıl en az bir büyük kızamık salgını meydana geliyordu. Bu salgınlarda yılda ortalama 2.6 milyon insan hayatını kaybetti.

1963’te sadece 5 yıl sonra bu son derece bulaşıcı ve potansiyel olarak ölümcül hastalığın ortadan kaldırıldı. ABD, Avustralya, İngiltere, Japonya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde kızamık hastalığının ortaya çıkma rakamları neredeyse sıfır düzeyine geldi. Alınan önlemler sonucunda kızamık aşısı yüzyılın başından bu yana 21 milyonun üzerinde hayat kurtardı. Bu hastalıktan küresel ölüm oranı sadece 17 sene içerisinde yüzde 80 dolayında düştü. Ancak yıllar süren ilerlemeden sonra, fon sağlamadaki yetersizlikler ve yanlış bilgilendirme gibi sebeplerle kızamık hastalığının görülme rakamlarında ciddi artışlar meydana gelmeye başladı. Swaminathan , ‘Kızamığın yeniden canlanması, bölgeler arasında ve özellikle de kızamık eliminasyonunu gerçekleştiren veya buna yakın olan ülkelerde geniş çaplı salgınlarla ilgili ciddi endişe kaynağıdır ‘diyor.

2017 yılında yayımlanan bir rapor, dünya çapında 20.8 milyon bebeğin ilk kızamık aşısını almayı başaramadığını buldu. Aşı İttifakı Gavi’nin CEO’su SethBerkley, “Kızamık vakalarındaki artış şaşırtıcı değil” diyor. Şaşırtıcı değil, çünkü çoğu kamu sağlığı uzmanı bunun yıllardır geldiğini gördü. WHO ve ortakları gibi örgütler Kızamık & Kızamıkçık Girişimi kurarak bilinçlendirme çalışmaları yürüttü. Yayımlanan raporlarda kızamıkla ilgili acil eylem çağrısı yapılıyor. Bu alanda sürekli yatırımlar yapılması gerektiği vurgulanıyor. Böylece en yoksul ve marjinal topluluklar arasında rutin aşılama hizmetleri güçlendirilebilir. Aynı zamanda, bağışıklamalara yönelik halk desteğinin, aşılarla ilgili yanlış bilgilendirmenin ve tereddütle mücadelenin mümkün olduğu kadar çabuk ve en kısa sürede sağlanmasını da raporda vurgulanıyor. Aksi halde kızamık salgınlarının gittikçe artan bir boyuta geleceği ön görülüyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/measles-is-making-a-comeback-around-the-world-as-vaccination-rates-languish

Devamını Oku

Yaşam

Kanada’da Bulunan Devasa Mağarayı Daha Önce İnsan Gözü Görmemiş Olabilir

Yayınlandı

üzerinde

Kanada’nın vahşi doğasına gizlenmiş olan büyük bir mağara geçtiğimiz günlerde araştırmacılar tarafından keşfedildi. Bu çarpıcı doğal boşluk devasa boyutlara sahip olmasına rağmen, araştırmacılar mağaranın daha önce hiçbir insan tarafından görülmemiş olabileceğini düşünüyor. Kaşifler tarafından bulunan inanılmaz genişlikteki mağara engebeli bir arazide gizleniyor. İngiliz Columbia’sWellsGrayProvincial Park’ın engebeli arazisinde gizlenen dev mağara, inanılmaz derecede geniş.

Yerbilimci CatherineHickson mağarayla ilgili yaptığı açıklamada, ‘Benim ilk tepkim böyle bir mağaranın var olamayacağı yönündeydi’ açıklamasında bulundu. Oldukça büyük ebatlara sahip olan mağara bilim insanlarını büyük ölçüde şaşırttı. Henüz resmi olarak isimlendirilmemiş olan dev mağara ilk kez Nisan ayında bir karibu sayımı uçuşu sırasında helikopterle görüldü. Tamamıyla tesadüf eseri keşfedilen böylesi devasa bir mağaranın bunca yıl fark edilmemiş olması araştırmacıları şaşkınlığa uğratıyor. Yaklaşık olarak 100 metre uzunluktaki mağara, 60 metre genişliğe sahip bir kavernöz ağız içerisinde yer alıyor.

Bu ölçülen sadece açılıkta olan bölümün büyüklüğü. Araştırmacı ve speleolojist John Pollack, Eylül ayında mağarayla ilgili bir keşif turuna çıktı. Pollack keşif sonrası verdiği demeçte, ‘Dünyanın en büyük mağaralarından birisini buldum ve bu mağaranın sadece Kanada standartlarına göre değil, tüm dünyadaki mağaralarla kıyaslandığında muazzam bir girişi var’ açıklamasında bulundu.
Araştırmacıların kafasını kurcalayan soru, mağara Kanada’daki en büyük mağaralardan birisi olmasına rağmen şimdiye kadar neden keşfedilmedi? Bunun sebebinin mağaranın bulunduğu alanın bundan 20 ila 50 yıl öncesine kadar bir kar tabakasıyla örtülü olması olduğu düşünülüyor. Aynı zamanda son derece uzak ve erişilmesi zor vadi konumu mağarayı gözlerden uzak kıldı.
Bilim insanları mağarayla ilgili daha fazla keşif yapabilmek için bir gezi planlıyor.

Kaynak: https://www.sciencealert.com/gigantic-unexplored-cave-hidden-in-canada-may-never-have-been-seen-by-human-eyes

Devamını Oku

Öne Çıkanlar