fbpx
Connect with us

Bilim

Üç Soru Üç Cevap: Dünya

Published

on

Dünya ismi nereden geliyor ?
Germence ‘ertho’, Felemenkçe ‘aarde’, Almanca’da ‘erde’ , Danimarka ve İsveç ‘jord’, İngilizce ‘earth’ ve Türkçe’de ‘dünya’… Yüzyıllar boyu üzeride yaşadığımız yerkürenin ismi nereden geliyor ? Gezegen isimlerinin anlamları ve bu isimlerin nereden geldiği konusunda hepimiz muhtemelen bilgi sahibiyizdir. Ancak kendi gezegenimiz için durum böyle değil. Yunanlılar ve Romalılar, Güneş Sistemi’ndeki gezegenlerin çoğunu isimlendirmişlerdir, fakat bizim gezegenimizin adı biraz daha farklı bir hikayeye dayanıyor. İngilizce’de dünya için earth kullanılır ki bu aynı zamanda ”toprak” demektir. Roma mitolojisinde toprak tanrısına baktığımızda ise karşımıza Tellus çıkmaktadır. Bu sebeple Roma Mitolojisi’nden türetilen bazı sözcüklerde Dünya için Terra kelimesinin kullanıldığını görebiliriz. Yunan Mitolojisi’nde ise karşılığı Gaia’dır ve bazı dil ve inanışlarda Dünya’dan Gaia olarak bahsedilmektedir. Bu arada Satürn ile ilgili eğlenceli detay ise; mitolojiye göre Satürn yani Kronos, Gaia ile Uranüs’ün çocuğudur. Bir de Türkçe kökenine bakalım. Dünya kelimesinin kökeni Farsçadaki donyâ ve Arapçadaki dunyā sözcüklerine dayanmaktadır. Orijinali Arapça olanıdır; ancak sadece Persçe ve Türkçede değil, Dari, Paşto, Bengalce, Punjabi, Ürdü, Hintçe, Yunanca, Kürtçe, Aramice ve hatta Malezya dili, Endonezya dili ve Nepal dilinde de bu şekilde kullanılır. İslam dinine göre biri ölmeden önce yani şu anda yaşadığımız, diğeri ise öldükten sonraki hayattır. Şu anda yaşadığımız hayat bize daha yakındır. Bu sebeple Arapçadaki “daha yakın” veya “daha alçak” anlamına gelen “dena” fiili dilimize dünya olarak geçmiştir. Kelime, aynı zamanda Kur’an da karşımıza ”dunyā” şeklinde de çıkmaktadır.

Kaynak: https://www.sciencefocus.com/planet-earth/who-named-earth/ , Vikipedi
Günbatımı neden kızıl renkte görünür ?
Günbatımı, bazen sevgililerin en huzurlu anı bazen de yalnızların en hüzünlü anıdır. Fotoğraf karelerinin de vazgeçilmezi olan günbatımı neden kızıl renkte görünür ? Bunun 2 önemli sebebi vardır. İlki bu olaya sebep olan bir fizik yasasıdır. Diğeri ise bunu hissetmemizi sağlayacak koşulların gerçekleşiyor olmasıdır. Güneş ışığı atmosferden geçerken saçılıma uğrar. Bütün renkleri içerisinde barındıran beyaz ışığa göre enerjisi daha yüksek olan mavi ışık, kırmızı ışığa göre de dokuz kat daha fazla saçılıma uğrar. Bu nedenle beyaz rengin içindeki mavi ışık son derece azaldığı için cisim kırmızı bir renkte görünmeye başlar. Bunun bu kadar belirgin olarak bize yansımasının sebebi; Dünya’nın küresel olmasıdır. Dünya küresel olduğu için, ufka baktığımızda önümüzde yer alan atmosfer katmanı, tepe noktasına baktığımızda gördüğümüz katmandan çok daha kalındır. Bu sebeple ufka yakın cisimlerden gelen ışık, daha kalın bir atmosfer tabakasından geçmek zorunda kalır. Dolayısıyla ufka yakın bir cismin ışığı, mavi ışığını daha çok saçar, bu yüzden daha kırmızı görünür.

Kaynak: https://www.sciencefocus.com/planet-earth/why-are-sunsets-red/
Tuz; buz ve karı nasıl eritir ?
Kış, tam anlamıyla geldiği zaman, televizyonlarda yollara tuz atma işlemlerinin yapıldığını göreceğiz. Peki neden tuz atma işlemi uygulanıyor ? Tuz aslında buzu eritmez, ancak buzun erime sıcaklığını düşürür. Örneğin hava sıcaklığının -7°C olduğu bir günü düşünelim. Saf suyun erime/donma sıcaklığı 0°C olduğu için böyle bir günde açık havadaki su donacaktır. Ancak kimyanın temel yasalarından biri, saflığı bozulan (içine çeşitli maddeler eklenen) sıvıların donma sıcaklığının düşeceğini söyler. Buzlu yolların tuzlanmasındaki amaç da bu durumdan yararlanmaktır. Çünkü buzun üzerine yeterince tuz atılarak erime sıcaklığını -3°C’nin altına düşürmek ve böylece buzun erimesini sağlayarak -3°C sıcaklık altında sıvı halde bulunan bir tuzlu su karışımı elde etmek mümkündür. Buzun ya da başka bir sıvının erime sıcaklığını düşürmek için kullanılan maddenin tuz olması tabii ki gerekmez. Örneğin tuz yerine şeker kullanarak da aynı sonucu elde etmek mümkündür. Ancak erime sıcaklığındaki düşüş kullanılan maddenin türüne ve miktarına göre değişecektir. Buna ek olarak; araçların yollarda yarattığı basınç sayesinde de tuzun etkisi artacak ve erime işlemi hızlanacaktır.

Kaynak: https://www.sciencefocus.com/planet-earth/how-does-salt-melt-snow/
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Vardiyalı Uyku, Beynimize ve Vücudumuza İlginç Şeyler yapıyor

Published

on

Yapılan araştırmalar, uykunun vücutlarımızı nasıl etkilediğine dair birçok şeyi anlamamızı sağladı. Şimdiyse yeni bir araştırma, bunlara yenisini ekliyor: Öğleden sonra kestirmek; ruh halimiz, hafızamız ve diğer algısal işlevlerimiz için iyi olabilir fakat bu aynı zamanda, glikoz seviyelerinin yükselmesiyle de ilişkilendirilmiş. Yapılan yeni araştırmada, özel olarak genç öğrenciler incelenmiş. Bu grup, uyku kalıplarının düzensiz olmasıyla biliniyor. 15-19 yaşındaki 59 öğrenci, her 24 saatte bir 6.5 saatlik uykuyla sınırlandırılmış. Bu öğrencilerin yarısı, geceleyin devamlı olarak uyuyacak; diğer yarısı ise, geceleyin 5 saatlik uykunun üstüne 90 dakikalık bir kestirme yapacakmış. Gün boyunca yürütülen testlere göre; öğleden sonra kestirme yapanlar, sağlığın daha iyi olmasıyla ilişkilendirilebilecek çeşitli alanlarda daha yüksek puan almışlar: Daha olumlu hissetmişler, uykularını daha iyi aldıklarını düşünmüşler ve çeşitli bellek ile algı testlerinde daha iyi iş çıkarmışlar.

Araştırmacılardan biri olan ve Singapur’daki Duke-NUS Tıp Fakültesi’nde sinirbilimci olarak görev yapan Michael Chee, şöyle söylüyor: “İlginç şekilde, uyku kısıtlaması şartları altında; bölünmüş uyku grubunda yer alan öğrenciler, devamlı olarak 6.5 saat uyuyan akranlarına göre atiklik, dikkatlilik, çalışan hafıza bölümü ve ruh hali konusunda daha verim sergilediler” “Bu bulgular ilginç; çünkü 24 saatte ölçülen toplam uyku süresi, aslında birinci grupta daha düşük.” İki vardiyaya bölünmüş, 6.5 saatlik benzer bir uyku tarifesini kendiniz için planlamadan önce şuna dikkat edin: 2016 yılında yapılan önceki bir çalışmada araştırmacılar, her gece kesintisiz şekilde 9 saat uyuyan insanlarla karşılaştırıldığı zaman, bu insanların verim ile ruh hallerinin genel olarak daha kötü durumda olduğunu bulmuşlar.

Ayrıca yukarıda belirttiğimiz gibi, kandaki glukoz seviyeleri de, vardiyalar halinde uyuyan grupta daha yüksek çıkmış; bu durum, tip 2 diyabet için bir tehlike etmeni oluşturuyor. 6.5 saat sürekli şekilde uyuyan grup ile 2016 tarihli çalışmada her gece 9 saat uyuyan grup arasında, kandaki glukoz seviyeleri bakımından önemli bir farklılık yokmuş. Bu önemli bir ayrım, çünkü daha önce yapılan bazı araştırmalarda, düzenli bir kestirme süresinin, gece uykusuna ilaveten faydalı olabileceği öne sürülmüş olsa da; metabolik ve algısal etki yönünden inceleme yapılmış araştırmaların sayısı az. Bu metabolik tepki, yeni çalışmanın ardındaki araştırmacılar için önemli bir odak noktası olmuş. Çünkü, uyku eksikliği ile diyabet gelişimi tehlikesi arasında muhtemel bir bağlantı olduğunu zaten biliyoruz.

Ancak burada her ne kadar küçük ve sınırlı bir örnekten bahsetsek de; kestirme yapmanın, uykumuzun tamamını gece aldığımız zamana göre glukoz seviyelerini daha yükseğe çıkarması muhtemel (ruh hali ve algısal verim yönünden faydaları olmasına rağmen). Fakat nihayetinde bu çalışma, ne şekilde bölerseniz bölün, her 24 saatte bir eksik şekilde uyumanın iyi olmadığını söylüyor; özellikle de, hâlâ gelişmekte olan genç beyinler için. En azından bu yaş grubunda olanlar için en iyisi, her gece ortalama 9 saatlik bir uyuma süresi. Araştırmacılar şu sonuca varıyor: “Onlara verilecek en iyi tavsiye, geceleyin önerilen miktarda uyumalarıdır.”

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Kaynak: https://academic.oup.com/sleep/advance-article/doi/10.1093/sleep/zsz037/5316239

Continue Reading

Bilim

Vücudumuz, hangi elementlerden oluşuyor? Ölen hücreler ne oluyor? Hücreler yenileniyorsa neden yaşlanıyoruz?

Published

on

İnsan vücudu çok sayıda elementten oluşuyor. Bunların başlıcaları hangileri? Hücrelerimizin ömrü ne kadar? Ölen hücreler ne oluyor? Hücrelerimiz yenileniyorsa neden yaşlanıyoruz? Evet, vücudumuz en az 25 elementten oluşuyor. Ancak vücut kütlemizin yüzde 99’a yakınını 6 element oluşturuyor. Bunlar:

  • Oksijen %65
  • Karbon %18
  • Hidrojen %10
  • Nitrojen %3
  • Kalsiyum %1,4
  • Fosfor %1,1

Geri kalan yüzde 1’5 kısmı ise Potasyum, Sülfür, Sodyum, Klor, Magnezyum ve eser miktarda Bor, Krom, Kobalt, Bakır, Flor, İyot, Demir, Manganez, Molibden, Selenyum, Silikon, Kalay, Vanadyum ve Çinkodan oluşur. Bu elementler, vücudumuzu oluşturan 37 trilyon kadar hücrenin yanı sıra, hücre zarının dışında kalan hücre dışı yapılarda da bulunur. Ortalama bir erkek vücudunun yüzde 60’ı sudur. Bu 42 litreye tekabül eder. Bunun 23 litresi hücrelerin içinde, 19 litresi ise hücre dışında yer alır. Hücre dışı suyun 8,4 litresini dokular arası sıvı, 3,2 litresini ise kan plazma sıvısı oluşturur.

hücre

Hücrelerin ömrü ne kadar?

Vücudumuzdaki hücreler ortalama 7-10 yılda bir yenilenmekle birlikte, her hücrenin ömrü aynı uzunlukta değildir.

Nötrofil hücrelerinin ömrü (kandaki bir tür akyuvar) sadece iki gün iken, göz lensinin ortasında yer alan hücreler ömür boyu bizimledir. Hatta beyin hücrelerinin ömrü bizimkinden çok daha uzundur.

2013’te araştırmacılar yaşlı farelerden aldıkları nöronları daha uzun ömürlü sıçanlara nakletmiş ve iki fare ömründen çok daha uzun yaşadığını görmüştü.

İşte bazı hücrelerin ömrü:

  • Beyin hücresi: 200+ yıl
  • Göz lensi hücresi: Ömür boyu
  • Yumurta hücresi: 50 yıl
  • Kalp kası hücresi: 40 yıl
  • Bağırsak hücresi: 16 yıl
  • Kas hücresi: 15 yıl
  • Yağ hücresi: 8 yıl
  • Hematopoetik (kan yenileyici) kök hücre: 5 yıl
  • Karaciğer hücresi: 10-16 ay
  • Pankreas hücresi: 1 yıl

Ölen hücreler ne olur?

Vücudumuzun dışında veya sindirim sistemimizde yer alan hücreler öldüğünde vücuttan atılır.

İçerdeki ölü hücreler ise vücudumuzu hastalıklardan koruyan akyuvarlar tarafından tüketilir. Ölü hücrelerden sağlanan enerjinin bir kısmı yeni akyuvar hücrelerinin yapımında kullanılır.

Hücrelerimiz yenileniyorsa neden yaşlanıyoruz?

Vücudumuzda akyuvar hücreleri gibi kimi hücreler sadece birkaç saat yaşarken, deri hücreleri birkaç hafta, beyin hücrelerinin çoğu da on yıllarca yaşar.

Ancak birçok hücre yenilense de, bunun gerçekleşmesini sağlayan süreçlerde zamanla aksamalar olur. Hücre üretimi için talimatları taşıyan DNA’lar zamanlar hasar görür ve hücre bölünmesini engeller. İşte bu duruma yaşlanma diyoruz.

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Bu makale Science Focus dergisinden derlenmiştir.

Continue Reading

Bilim

Rüya gören beyin hafızayı koruyor

Published

on

Bilim insanlarının yaptığı bir araştırma, rüya gören beynin hafızayı koruduğunu ortaya koydu. Science bilim dergisinde yayımlanan makaleye göre uykunun rüya görülen kısmı olan, gözlerin hızlıca oynatıldığı REM aşamasında ritm bozulursa hafıza kayıpları yaşanabiliyor. Fareler üstünde yapılan deneylerde beyin fonksiyonları REM sırasında durdurulan fareler, hemen ardından yapılan hafıza testlerinde başarısız oldular. REM uykusu sırasında insanlar rüya görüyor ancak rüyaların, yeni anıların yerleşmesi konusunda önemli olup olmadığı bugüne kadar yanıtlanmamıştı.

Son araştırmalar REM dışı derin uykuya odaklanmıştı. Derin uyku sırasında beyin hücreleri hafızayı güçlendiriyor ve o günkü tecrübeleri yeniden yaşatan çeşitli kalıpları ateşliyor. REM uykusu sırasında gözlerimiz hareket ediyor ve kaslarımız gevşiyor ama beynin tam olarak ne yaptığı gizemini koruyor. Bu uyku türü tüm hayvanlar dünyasında, memelilerde, kuşlarda hatta sürüngenlerde bile görülebiliyor. Özellikle de hayvanlarda REM aşamaları çok kısa süreli olduğu için ve diğer komplikasyonlar nedeniyle bu uykunun etkilerini ölçmek zor. REM uykusuna dalmış insanları ve hayvanları uyandırmak strese ve hafıza testlerini de bozan sorunlara neden oluyor.

REM uykusu hafızayı güçlendiriyor

Kanada’da McGill Üniversitesi’nde çalışan Dr. Sylvain Williams doğrudan uyuyan beyne müdahale etmeye karar verdiklerini söylüyor. BBC’ye konuşan Williams “Farelerde REM uykusunu bozmak için bir yöntem kullandık” dedi. “Optogenetics” adında bir sistemi kullanan Williams ve ekibi, farelerde belli sayıda bir hücreye, beyinlerine yerleştirilen minik bir optik fiber sayesinde ışık tutmuşlar. Araştırmacılar ışığı yaktıklarında “teta titreşimleri” adı verilen belirli bir beyin ritmi büyük ölçüde azalmış. Eğer bu müdahale farenin REM uykusuna denk gelmişse bunun sonuçları olmuş.

Dr. Williams “REM uykusundaki faaliyeti durdurmak, özellikle hafızanın oluşması ve güçlenmesini engelliyor” diyor. Örneğin yeni bir nesneyle bir gün önce gördüğü nesne aynı anda fareye gösterildiğinde, fare tanımadığı nesneye odaklanacağına her ikisini de inceliyor. REM uykusunun yeni anıları yerleştirmesi için kritik olduğu görülüyor. Williams, bunun yanıtladığından daha çok soru yarattığını söylüyor. Eğer derin uyku hafızayı güçlendiriyorsa REM uykusunun asıl görevi ne?

Williams, “Şu anda iki aşama arasındaki farkı bilmiyoruz. Ama REM uykusunun ana bir rolü olduğunu öğrenmek şaşırtıcı bir haber” diyor. Araştırma bunama ve diğer hafıza sorunları yaşayan hastalarda incelenmeye değer olabilir. Williams, “Özellikle Alzheimer hastalarında bu normal faaliyetin nasıl etkilendiğini ve hafıza bozulmalarına nasıl katkısı olduğunu görmek ilginç olabilir” diyor.

Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ

Kaynak: https://www.bbc.com/news/science-environment-36275143

Continue Reading

Öne Çıkanlar