fbpx
Bizi Takip Edin

Uzay

Üç Soru Üç Cevap: Uzay

Yayınlandı

üzerinde

Birkaç hafta önce başladığımız ”Üç Soru Üç Cevap” adlı serimize kısa bir ara vermiştik. Bu yazımız ile birlikte yeniden karşınızdayız.
Uzay neden karanlık?
Güneş, yıldızlar, galaksiler ve daha birçok parıltılı cisim… Bütün bu unsurlara rağmen uzay neden karanlık ? Bu soru  Sir Edmond Halley’den tutun Johannes Kepler’e kadarbirçok bilim insanının cevap aradığı bir sorudur. Dünya atmosfer ile çevrilidir. Atmosfer içerisinde su damlacıkları, gaz ve tozlar bulunur. Güneşten gelen ışınlar atmosfer içerisindeki bu maddelere çarpar ve her yöne dağılır. Dağılan ışınların cisimlerden yansıyarak gözümüze gelmesi sayesinde, cisimleri ve onların sayısız tondaki renkleri görebiliyoruz. Yani eğer uzayda ışığın çarpıp gözümüze geleceği bir durum olmazsa etrafı karanlık görürüz. Uzayın boşluk olduğunu düşünürsek, bu durumu anlayabiliriz. Uzayın karanlık olmasının bir diğer nedeni ise şu şekilde açıklanır.
Işığın bir dalga boyu ve frekansı vardır, ışık yalnızca belli bir aralıktaki dalga boyunda görünür hale gelir. Bu aralıktan büyük ve küçük dalga boylarında ışığı göremeyiz. Işık kaynağı sizden uzaklaşıyorsa, ışığın dalga boyu büyür. Evrenin genişlediğini ve yıldızların bizden uzaklaştığını düşünürsek, dalga boyu büyüyen ışık, kırmızıya kayar ve görünür bölgenin dışında kalır bu nedenle gözle görülemez. Küçük bir örnekle açıklarsak, örneğin kaldırımda yürüyorsunuz bu sırada, bir araba hızla, size doğru geliyor, araba uzaklaştıkça arabadan gelen sesin değiştiğini fark edersiniz. Bu etkiye de Doppler Etkisi (aklına Big Bang Theory 1. sezon 6. bölüm gelenler el kaldırsın) adı verilir. Kaynak: https://www.sciencefocus.com/space/why-is-space-dark/ ve NASA
Mars’ta kar yağabilir mi?
Bundan 15-20 sene sonrasını düşünelim. Mars’ta yaşam koşulları sağlanmış ve insanoğlu koloniler halinde Kızıl Gezegen’e yerleşmiş. Ancak gençlerin bir problemi daha doğrusu bir sorusu var; Burada kar yağacak mı ? Hem evet hem hayır. 2008 yılında NASA’nın Mars Phoenix Lander’ı yeryüzünün dört kilometre üstünde bulutlardan kar yağdığını doğruladı. Ancak, karın yere düşmeden buharlaştığı ve beyaz örtünün asla oluşmadığı bildirildi. Yani Mars’ta kar tatili olan bir okul istiyorsanız uçan binaları beklemeniz gerekecektir. Kaynak: https://www.sciencefocus.com/space/could-it-ever-snow-on-mars/
Ay olmasaydı ne olurdu?
Ay… Beethoven’ın adına sonat yaptığı, insanların ışığında dans ettiği, uzay yarışlarının fitilinin yandığı ve gecelerimizi gündüze çeviren nevi şahsına münhasır bir cisim. Peki bu güzellik olmasaydı ne olurdu ? Tabi ki birçok sevgili barışamaz, NASA otoritesini bu kadar arttıramaz ve Neil Armstrong sıradan bir pilot olarak kalırdı. Birde işin bilimsel boyutuna bir bakalım.
Eğer Ay olmasaydı, Dünya’da yalnızca Güneş nedeniyle gel-git olacaktı. Dolayısıyla günler zamanla yine uzayacak fakat bu uzama çok daha yavaş olacaktı. Yapılan hesaplamalar, eğer Ay olmasaydı günümüz- de gün uzunluğunun yaklaşık olarak 8 saat civarında olacağını ortaya koymaktadır. Başka bir deyişle, Dünya kendi ekseni etrafında bugünkünde yaklaşık olarak 3 kat daha hızlı dönecekti.Bir gezegenin kendi ekseni etrafında daha hızlı dönmesi yüzeyindeki rüzgârların daha şiddetli esmesi- ne yol açabilirdi. Bu nedenle, Ay olmasaydı yeryüzünde doğu-batı yönlü rüzgarlar çok daha şiddetli olur, hava, kara ve denizler arasındaki ısı değişimi daha hızlı olurdu. Ay’ın Dünya üzerindeki bir başka etkisi de Güneş’ten gelen ışığı yansıtarak Dünya’nın aydınlanmasına ve bir miktar ısınmasına katkıda bulunmasıdır. Bu nedenle, eğer Ay olmasaydı geceler daha karanlık ve yeryüzü bugünkünden biraz daha soğuk olurdu. Ve son olarak eğer Ay olmasaydı bizi başıboş gezen göktaşlarından kurtaracak olan bir kalkanımız olmaz ve Dünya yüzeyine daha fazla göktaşı düşebilirdi. Şimdi tekrar düşündüğümüzde Ay adına çekilen filmler, belgeseller ve yapılan besteler az bile… Kaynak: https://www.sciencefocus.com/space/what-would-happen-if-there-were-no-moon/ ve https://www.spaceanswers.com/solar-system/what-would-happen-if-we-blew-up-the-moon/
Editör / Yazar: Kuzey Kılıç

Uzay

Düz Dünya Derneği Üyesinden Afallatan ‘Simit Dünya’ Teorisi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Küresel çapta yüzlerce bin takipçisi, binlerce ciddi üyesi olan Düz Dünya Derneği’ne (Flat Earth Society) üye birisinin ortaya attığı son teori, beyin gelişimi konusunda eşi benzer görülmeyen bir tartışma yaratabilir. Düz Dünya Derneği gibi örgütler, insanların bilimsel gelişmelere karşı çıkan popüler komplolara inancını tetikliyorlar. Bu noktada o teorilere inananların değil, bu örgütleri yönetenlerin amacı ise ortada. Zira birbirinden tutarsız şeyler görmeye devam ediyor.  Bir Düz Dünya Derneği üyesinin, derneğin resmi forum sitesinde ortaya attığı “Simit Dünya” teorisi ise insanı biraz afallatabilir: Düz Dünyacıların en büyük silahları ise egemen medya ve popüler bilimin, yerleşik öğretilerle insanları kandırmaya çalıştığı düşüncesi. Bunun için bilimin gelişmesini sağlayan eleştirel ve sorgulayıcı tavrı da sahiplenmeyi ihmal etmiyorlar.

Simit teorisinde de başımıza aynı şey geliyor. Dünyanın dairesel ve üç boyutlu silindirik bir yapıda olduğunu açıklamak için sayısız soru ve cevapla düşünceye destek, kanıt aranıyor. Varaug, forumdaki iddiasında, insanların radyo sinyallerini uzağa göndermek için Dünya’nın simit şeklinden faydalanabileceğini de yazıyor. Söz konusu simitin iç tarafındayken, karşımızda Dünya’nın kıvrımlı yapısını neden görmediğimize ilişkin bir önerisi de var: Işık kırılması. Evet, ışık farklı yoğunluğa sahip ortamlarda kırılan bir şey. Simit Dünya teorisine göre atmosfere girip kırılan ışık, Dünya’nın kalanını görmemizi engelliyor. Eleştirel olarak düşünmeye çalışan insanların körü körüne komplolara inanmaları, aslında sorgulamak konusunda kendilerini kandırdıklarını gösteriyor. Bu nedenle bilim dünyasının tartıştığı asıl konu Dünya’nın şekli değil; bu inançların oluşmasını sağlayan psikolojik ve sosyolojik etmenler olacaktır.
Kaynak: https://www.theflatearthsociety.org/forum/index.php?topic=54383.0

Devamını Oku

Bilim

Değişik Metaller, Dünya’nın Manyetik Alan Formlarının Nasıl Olduğuna Dair Gizemleri Açığa Çıkarabilir

Yayınlandı

üzerinde

Weyl metalleri olarak adlandırılan garip malzemeler, Dünya’nın manyetik alanını nasıl oluştuğuna dair bazı sırları açığa çıkarabilir. Dünya’nın manyetik çekişini oluşturan dinamo etkisinin Weyl metallerinde meydana gelebileceği düşünülüyor. Dinamolar evrende oldukça yaygındır. Dünya’nın, güneşin, diğer yıldızların ve galaksilerin manyetik alanlarını üretirler. Ancak bilim insanları, dinamoların manyetik alanları nasıl yarattığının ayrıntılarını tam olarak çözemedi. Üstelik laboratuvar ortamında bir dinamo yaratmak kolay bir uygulama değildir. Bunun yapılabilmesi için bilim insanlarının sodyum gibi sıvılaştırılmış bir metalin konduğu dev tankları hızla döndürmesi gereklidir.

İlk olarak 2015 yılında keşfedilen Weyl metalleri topolojik malzemelerdir. Bu da davranışlarının topoloji olarak adlandırılan bir matematik dalı tarafından yönetildiği anlamına gelir.Weyl metallerindeki elektronlar garip şekillerde hareket ederler, kitlesel bir davranışa sahiptirler. Araştırmacılar bu materyallerdeki elektronların Dünya’nın dış çekirdeğindeki erimiş demir gibi dinamikleri oluşturduğu bilinen sıvıların davranışını açıklayan aynı denklemlere tabi olduğunu keşfettiler. Araştırmacıların hesaplamaları doğru koşullar altında katı Weyl metallerinden bir dinamo yapmanın mümkün olabileceğini göstermektedir.

Çok miktarda dönen sıvı metal gerektirmediği için laboratuvarda bu tür dinamikleri oluşturmak daha kolay olabilir. Küçük bir Weyl metal parçasındaki elektronlar sıvı metalin yerini alarak bir sıvı gibi akabilir. Bu uygulama şu anda sadece teorik. Fakat eğer fikir çalışırsa, bilim adamları Weyl metallerini Dünya içinde var olan koşulları yeniden üretmek ve manyetik alanının nasıl oluştuğunu daha iyi anlamak için kullanabilirler.
Kaynak: https://www.sciencenews.org/article/bizarre-metals-mystery-how-earth-magnetic-field-forms

Devamını Oku

Uzay

Dünya dışı yaşam arayışımızdaki 11 gerçek

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Oralarda, bir yerlerde kimse var mı? Bu, insanoğlunun yüzyıllardır kafa yorduğu ve bilim insanlarının iyi bir yanıt ya da herhangi bir yanıt vermeye uğraştığı bir soru. Bu bilgiyi elde etme mücadelesinde büyük astronomik buluşlar yapıldı, pek mümkün görünmeyen teoriler üretildi ve bir sürü ilginç gerçek ortaya çıktı. Ama kesinlikle bilinen tek bir şey var, oralarda bir yerlerde uzaylılar varsa, büyük ihtimalle gezegenlerin yaşama elverişli bölgelerinde olacaklar.

      • 1. Moonlings
        Uzayda yaşam olup olmadığını incelemeye başlamamız Galile’nin yeni teleskopunun 17. yüzyılın başlarında gökyüzünün en uzak noktalarına bakmamızı sağlamasıyla başladı. Ay yüzeyinde görülen karanlık noktaların büyük okyanuslar olduğu düşünüldü ve buna Latince “denizler” anlamına gelen “maria” adı verildi. Bizim denizlerimizde olduğu gibi, acaba oralar da canlılarla kaynıyor muydu? Şu anda ay denizlerinin antik yanardağ patlamalarının oluşturduğu koyu renkli bazalt düzlükleri olduğunu biliyoruz.

        Galile’nin teleskopu sayesinde, insanlar Ay’ı hiç olmadığı kadar yakından görebildiler.
      • 2. Mighty Martians
        Marslı kuzenlerimiz neye benziyordu?
        Astronom William Herschel 1870’lerde kızıl gezegende dolaşan marslıların ortalama insandan daha uzun olduğu sonucuna varmıştı.
        Herschel daha güçlü teleskoplarla Mars’ın büyüklüğünü, mevsimlerinin ve günlerinin uzunluğunu ölçtü.
        Herschel’e göre Mars Dünya’dan küçüktü, bu yüzden yerçekimi de daha azdı ve bu Marslılar’ın boyunun daha çok uzayacağı anlamına geliyordu.
      • 3. Üstün Satürnlüler
        Filozof Immanuel Kant, dünya dışı canlıların zekasının tamamen güneşe olan mesafeleriyle orantılı olduğunu iddia etti. Yani Merkürlüler aptal, Satürnlüler ise dahiydi.
      • 4. Uzaylı nüfus sayımı
        1848’de papaz ve fen öğretmeni Thomas Dick, güneş sistemi dışında yaşayan uzaylıların sayısını hesaplamaya çalıştı. Uzaydaki nüfus yoğunluğu o dönem mil kare başına 280 kişi olan İngiltere’ninkine benziyorsa, güneş sisteminde 22 trilyon kişinin yaşıyor olabileceği tahmininde bulundu.

        Galile, 17. yüzyılın başlarında teleskopunun nasıl çalıştığını gösterirken.
      • 5. Uydularda yaşam
        Güneş sisteminde yaşam arama için en iyi yerler Mars gibi yakın gezegenler değil, Jüpiter’in yörüngesinde dönen Europa ve Satürn’ün uydusu Enceladus olabilir. Her ikisinde de kalın bir buz tabakasının altında sıvı halde su bulunuyor. Uyduların okyanuslarının donmasını önleyenen içlerindeki bir ısı kaynağı olabileceği düşünülüyor. Isı uyduların çekirdeğinde üretiliyor ve hidrotermal yarıklardan okyanus yüzeyine salınıyor olabilir. Dünyadaki hidrotermal yarıklar, denizlerdeki kalabalık ekosistemlere gıda üreten bir kimyasal reaksiyonu üretiyor.

        Europa’nın okyanuslarının derinliklerinde uzaylı ekosistemleri bulabilir miyiz?
      • 6. Uzay kalamarı
        Bu su bulunan uydularda yaşam varsa, basit bir fizik bilgisiyle nasıl göründüklerine dair ipuçları sağlanabilir.
        Büyük suda yaşayan uzaylılar varsa, av yakalamak ve avlanmaktan kaçınmak için hızla hareket etmeleri gerekir. Bu nedenle de kalamar, yunus ve köpekbalığı gibi aerodinamik bir şekilde olabilirler.

        Uzaylıların böyle görünebileceğini düşünüyor musunuz?
      • 7. Uzak dünyalar
        Astronomlar, Samanyolu Galaksisi’nde dünyaya benzer 40 milyar gezegen olabileceğini tahmin ediyor. Bu tahmini, güneş sistemimiz dışındaki 3800 gezegeni inceleyerek yaptılar. Bu hesabı tüm galaksiye uyarlarsanız, milyarlarca gezegene ulaşabilirsiniz.

        İkili bir yıldız sisteminde, uyduları olan, güneş sistemimiz dışındaki bir gezegene ne dersiniz?
      • 8. Yaşam belirtileri
        Yaşam belirtilerini nasıl ararsınız? Astronomlar güneş sistemimiz dışındaki gezegenleri ararken, yaşam belirtisi olarak gördükleri bio-imzalar dedikleri gazları inceliyor. Termitlerden ineklere, dünyadaki yaratıklar metan gazı salgılıyor, ancak bu gazı yanardağlar da üretebiliyor. Dolayısıyla, metanla birlikte güneş ışığının etkisiyle atmosferimizde doğal bir şekilde oluşan oksijen ve ozon gibi diğer gazları da aramalıyız.
      • 9. Yaşama elverişli bölgeler?
        Yaşama elverişli bölgeler, neredesiniz? Nerelere bakmalıyız? Uzmanlar güneş sistemi dışındaki yaşama elverişli bölgelere konsantre olunması gerektiğini söylüyor.
        Güneşinden çok uzak (yani çok soğuk) ya da çok yakın (yani çok sıcak) olmamalı ve böylece yaşam oluşması için mükemmel koşulları sağlamalı.
        Güneş sistemimiz dışındaki keşfettiğimiz ez yakın gezegen Proxima Centauri b.
      • 10. Uzaya yelken açmak
        İşte bu yıldız sistemine ulaşmak için iki yıl önce Breaktrough Starshot adlı bir özel yatırımcıların fonladığı bir proje başlatıldı. Rus yatırımcı ve fizikçi Yuri Milner, yıldız sistemleri arasında seyahat edebilecek bir uzay aracı konsepti geliştirmeye çalışıyor. Aracın güneş rüzgarlarıyla ışık hızının beşte biri hızda yol alması öngörülüyor. Bu proje başarılı olursa bu küçük uzay araçlarının Proxima Centauri b’ye ulaşması 20 yıl, dünyaya veri göndermesi ise dört yıl sürebilir.

        Uzaya yelken açan bir uzay aracını fikrine destek verenlerden biri Steplen Hawking olmuştu.
      • 11. Akıllı uzaylılar
        Astronomlar bazı uzaylıların kara deliklerde ya da çok büyük yıldızlarda ve hatta Samanyolu’nun tam merkezindeki büyük kara delikte yaşıyor olabileceğini düşünüyor. Bizden binlerce ya da milyonlar yıl daha yaşlı bir uzaylı medeniyeti yapay zeka geliştirmiş olabilir. Yumuşak ve süngerimsi olmayabililrler veya suyun veya oksijenin bol olduğu “yaşanabilir” yerlede bulunmayabilirler.
        Bazı astronomlar yapay zekaların kara delikler ya da çok büyük yıldızlar gibi yüksek enerjili yerlerde yaşamayı tercih edebileceğini söylüyor.

        Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ

Devamını Oku

Öne Çıkanlar