fbpx
Connect with us

Uzay

Üç Soru Üç Cevap: Uzay

Published

on

Üç Soru Üç Cevap serimizin yeni bölümünde uzay ile ilgili birçok detaya değineceğiz ve çok tartışılan astroloji sorunsalına da cevap arayacağız. Gezegenlerin çapları ve olası bir süpernova patlaması durumunda neler olacağına bakacağız.
Astroloji nedir?
Bir bilim insanına astrolojinin bilim olup olmadığını sorduğunuzda; sertleşmiş bakışları ile size astrolojinin bir bilim olmadığını -genellikle- söyleyecektir. Ama bazı bilim insanlarına göre astroloji, bilim dallarının kökünü oluşturur. Peki nedir bu astroloji? Astroloji; göksel cisimlerin ve astronomik fenomenlerin, insan karakteri ve kaderi üzerine etkilerinin olduğu önermesini konu alan bilim, olarak tanımlanır. Bazı insanlar astrolojiye; Dünya var olduğundan beri insanın doğaya karşı verdiği “varoluş” savaşında kullandığı en etkili araçlardan birisi olan bilim, görüşü ile yaklaşır. İnsanın kaderinin elinde olduğunu astrolojinin yıldız bilimi olduğunu savunur. Diğer kesim ise sözde bilim olarak tanımlar. Bu ikilik günümüzde de devam etmektedir ancak gerçek olan iki şey var; insanı kaderi astroloji ile birebir bağımlı değildir ve astroloji, uzay biliminin gelişmesinde atılmış ilk adımdır. Kaynak: http://wtamu.edu/~cbaird/sq/2013/03/23/how-does-astrology-work/
Dokuz gezegenin yarıçapları nedir?
Evet dokuz gezegen olarak kabul ediyoruz; çünkü Pluto bizim ilk göz ağrımız…

  • Dünya: 12.742 km
  • Merkür: 4.879 km
  • Venüs: 12.104 km
  • Mars: 6.779 km
  • Pluto: 2360 km
  • Jüpiter: 139.822 km
  • Satürn: 120.536 km
  • Uranüs: 50.724 km
  • Neptün: 49,244 km

Kaynak: http://www.angrylearnerr.com/62-general-knowledge-questions-answers-universe-space/
Süpernova patlarsa ne olur?
Patlayan yıldızlar süpernova olarak tanımlanır. Eğer, Güneş şimdi patlasa ışık hızıyla 8 dakika sonra Dünya’nın Güneş’e bakan yüzü bir anda buharlaşırdı. En azından Güneş patlayacak kadar büyük kütleli bir yıldız değil ama maalesef hemen sevinmeyelim. Güneş’ten 5-6 kat kütleli yıldızlar ömrünü patlayarak tamamlıyor. Bu patlama bizi nasıl etkiler? Eğer cevabınız tehlike ise ve kastınız da, ”Sizi hiçbir çaba sarf etmeden öldürebilir.” ise, evet. Tek bir süpernova patlaması bütün galaksiyi gölgede bırakabilir . Süpernova patlamasının ne kadar büyük olduğunu anlatmak için 1 kilovat saatin 3,6 milyon joule olduğunu söylememiz tehlike boyutunu ortaya koyuyor. Ortalama bir süpernova ise 1044 joule enerji açığa çıkarıyor. Sadece bununla da sınırlı değil; bu enerjiyi neredeyse ışık hızında giden süper sıcak gazlarla uzaya yayıyor. Bu sırada yüksek frekanslı fotonlardan oluşan ölümcül X ve gama ışınları da üretiyor. Yani kaçınılmaz son; Dünya’nın ömrü bitiyor.. Kaynak: https://www.space.com/31472-top-five-space-questions-for-2015.html
Editör / Yazar: Kuzey Kılıç (@KuzeyGencc)
Son soru ile ruhunuzu biraz daraltmış olsak da Üç Soru Üç Cevap serimizin uzay bölümünü tamamlıyoruz. Yorum, öneri ve görüşlerinizi iletinin altına bekliyoruz. Diğer bölümde görüşmek üzere.

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fizik

Çekilen İlk Karadelik Fotoğrafı Einstein’ın Görelilik Teorisini Kanıtlıyor

Published

on

Kara delik her zaman bilim kurgunun megastarları olmuşlardır. Ancak onların Hollywood’daki ünleri -şu ana kadar kimse gerçeğini görmediğini düşünürsek- biraz farklıdır. Eğer bir tanesini görmeden inanmam diyenlerdenseniz Event Horizon Teleskobu’na(EHT) teşekkür edin. Çünkü o bu güne kadarki ilk karadelik fotoğrafını çekti. Bu inanılmaz adım, tüm Dünyayı koca bir teleskoba çevirerek ve trilyonlarca kilometre ötedeki bir resmi çekerek gerçekleşti. Her ne kadar görkemli ve devrim yapıcı bir proje olsa da sadece bununla sınırlı kalmıyor. Bu aynı zamanda Albert Einstein’ ın uzayın ve zamanın doğası hakkındaki fikirlerinin, ekstrem koşullarda geçerli olup olmadığını araştıran ve kara deliklerin evrendeki rolüne ilişkin şu ana kadarki en bol bilgiyi sunan eşi görülmemiş bir araştırmadır. Uzun lafın kısası: Einstein başından beri haklıymış.

Görüntülenemeyeni Görüntülemek

Karadelikler, kütlenin çok yoğun ve sıkışmış olduğu, ışığın bile yer çekiminden kaçamadığı uzay bölgeleridir. Bir mürekkep kadar karanlık bir arkaplanda bir tanesinin fotoğrafını yakalamak neredeyse imkansız bir görev. Ancak Stephen Hawking sayesinde biliyoruz ki bu devasa kütleler sadece siyah uçurumlardan oluşmuyor. Yüksek hızda plazma yaymalarının yanında, buna karşın inanılmaz kütle çekimi yakaladığı maddeyi merkezine doğru çekiyor. Ne zaman madde karadeliğin eventhorizon*(olay ufku-olayları son olarak gözlemleyebildiğimiz, ışığın bile kaçamadığı yer)a geldiği zaman karadeliğin etrafında dönen bir disk oluşturuyor. Bu diskteki maddeler birbirleriyle temas ettikleri zaman enerji ortaya çıkartıyorlar. Bu enerji diski ısıtıyor, aynı bizim soğuk bir günde ellerimizi birbirine sürterek ısındığımız gibi. Maddeler birbirlerine yaklaştıkça sürtünme daha da fazla oluyor. Eventhorizon*(olay ufku) na yakın olan bölge yüzlerce güneş akısında parlıyor. İşte EHC karadeliğin siluetinde bu ışığı gözlemliyor. Bu resmi oluşturmak ve veriyi analize etmek inanılmaz zor bir görev. EHT ekibi bize en yakın 2 süperbüyük karadeliği hedeflediler, bunların ikiside eliptik şekilli galaksi olan M87 ve Sagittarius A* bizim Samanyolu Galaksimizin merkezindeydi.

Size bu işin ne kadar zor olduğunu şöyle anlatalım. Samanyolunun karadeliği 4.1 milyon güneş kütlesindeyken ve çapı 60 milyon kilometreyken dünyaya uzaklığı 250,614,750,218,665,392 kilometre uzak. Bu da Ankara İstanbul arasını 558 trilyon kere gitmek anlamına geliyor. EHT ekibi tarafından da söylendiği gibi New York’ ta olup Los Angles’ daki bir golf topundaki çıkıntıları görmek gibi bir şey. ( İstanbul’ dan Dubai’ deki yeri görmek gibi bir şey) Bu kadar uzakta olan bir şeyi fotoğraflamak için ekibin bir dünya kadar büyük bir teleskoba ihtiyaçları vardı. Bu kadar büyük bir teleskop olmadığı için EHT ekibi dünyanın her yerinden gelen verileri bir arada topladılar. Bu kadar uzaktaki bir maddenin doğru resmini çekmeleri için bütün teleskopların sabit olmaları ve senkronize hareket etmeleri gerekiyordu.

Bu zorluğu yenmek için ekipler atomik saatler kullandılar. Bu saatler o kadar doğrudur ki her yüz milyon yılda 1 saniye hata payları vardır. Toplanan 5000 terabitlik veri o kadar büyük olmuştu ki yüzlerce hard diskte taşınmak zorunda kaldı ve fiziksel olarak bir süper bilgisayara takıldı. Bu süper bilgisayar bu verileri arasındaki zaman farkını sildi ve son olarak elimizdeki görüntüyü oluşturdu.

Genel göreliliğin kanıtlanması

Bu buluştan aldığımız en önemli mesaj, Einstein’ ın tekrardan haklı çıkmasıydı. Son birkaç yıldır yapılan testlerde Einstein’ ın genel görelilik teorisinin evrenin en ekstrem yerlerinde bile doğru çıktığını bir kere daha gördük. Burada, Einstein’ ın genel görelilik teorisi M87 den gelen bilgileri şaşmaz bir şekilde doğru tahmin etti. Görünen o ki uzayın, zamanın ve yerçekiminin en doğal açıklaması bu. Karadeliğin merkezinin etrafındaki maddenin hızı sabit ve ışık hızına yakın hızlarda. Bu resimden EHT bilim insanları, M87 karadeliğinin güneşin 6.5 milyar katı kütleye sahip olduğu ve 40 milyar kilometre uzak olduğunu çıkarttılar. Bu Neptün’ün 200 yıllık güneş etrafında dönüşünden daha fazla demek oluyor. Samanyolu’nun karadeliğini bu zamanlarda değişen ışık çıktısından dolayı doğru gözlemlemek biraz zordu. Umarız ki daha fazla teleskop EHT’ye eklenir ve bu inanılmaz maddelerin resmini çekebiliriz.

Editör / Yazar: Uzay TEMEL

Kaynak: https://www.sciencealert.com/the-first-black-hole-photo-confirms-einstein-s-theory-of-relativity?perpetual=yes&limitstart=1

Continue Reading

Uzay

Filipinler’de Yeni İnsan Türü Keşfedildi

Published

on

Filipinler’de bir ada olan Kuzey Luzon’daki bir mağarada bulunan kemiklerin kendi cinsimize ait olduğu ortaya çıktı. Ancak bu kemikler bizim türümüze ya da daha önce gördüğümüz türlere ait değil. Kemikleri inceleyen bilim insanları, bu kemiğin sahibi olan türe Homo luzonensis adını verdi. 2007 yılında Luzon’da bulunan Callao Mağarası’nda tek bir uyluk kemiği bulundu. İnsan türünün kemik yapısına benzetilen bu uyluk kemiğinin en az 67.000 yaşında olduğu doğrulandı. Filipinler’de insan türünün yakın bir akrabasının ortaya çıkması şaşırtıcıydı çünkü Buzul Çağı ile birlikte Asya kıtasının çevresindeki adaların kıta ile bağlantısı kesilmişti. Bu kesinti memelilerin oraya ulaşma imkanlarını da ciddi anlamda azaltmıştı. Bugünlerde aynı mağarada,iki yetişkin, bir çocuk ve orta yaşlarda üç kişiden oluşan en az on iki adet fosil daha bulundur. Bulunan kemikler, Nature’de belirtildiğine göre en az 50.000 yaşında olan el, ayak kemikleri ve dişlerden oluşuyor.

Ayak kemiklerinin şekli gibi bazı özellikleri, 2 milyon yıldan daha uzun bir süre önce Afrika’da ölen Australopithecus gibi eski atalara benzetilmekte. Uzun ince parmak kemikleri gibi diğer özellikleri Homo sapiens’i, çok yakın akrabamız olan H.erectus’tan bile daha çok andırıyor. Azı dişleri ise alışılmadık derecede küçük ve insan familyasında görülmüş hiçbir şeye benzemiyor.
Kemikler incelendiğinde boylarının 1,2 metreden kısa olduğu gözlemlenmiş. Ancak yaşam tarzları hakkında öğrenilebilen tek bilgi, tehlikeden kaçmak ve yiyecek bulmak için ağaçlara tırmandıkları.

Bir Homo luzonensis bireyine ait olan üst sağ dişlerden bazıları. Soldan sağa: 2 küçük azı dişi ve 3 azı dişi Telif hakkı Callao Mağrası Arkeoloji Projesi’ne aittir.

Filipinler Asya kıtasından yaklaşık yüz metre genişliğinde bir denizin araya girmesiyle ayrılmakta. Ancak son Buzul Çağı boyunca, deniz seviyeleri o kadar düşmüş ki, Malezya yarımadasından Borneo’ ya yürümek mümkünmüş. Palawan Adası ise, neredeyse dokunacak kadar Borneo’ya yakın. Ve 50.000 yaşında olduğu tahmin edilen kemiklerin bulunduğu yer işte bu Palawan Adası.Geçen sene Callao’dan çok uzakta olmayan bir vadide çok daha eski taş aletler ve bu aletlerle kesildiği açıkça anlaşılan kemikler bulunmuştu.

Homo luzonensis türünün proksimal ayak parmak kemiği. İskeletin uzunlamasına kavisi bu türün ağaçlara tırmanma konusundaki yetkinliğini göstermektedir. Telif hakkı Callao Mağrası Arkeoloji Projesi’ne aittir.

Profesör Philip Piper, IFLScience’a verdiği röportajda, “Canavarların en az 700.000 yıldır Luzon’da olduğunu biliyoruz. Ancak, ne tür bir insansı bilmiyoruz”dedi. Araştırmacılar, H. Luzonensis’in, 28.000 yıl önce modern insan türleri ile çakışıp çakışmadığını ve bu durumun neslinin tükenmesine sebep olup olmadığını merak ediyor. Piper, yapılan kazılarda daha fazla H. Luzonensis fosili çıkmasını umuyor, ancak şu anda kazıların önünde bir engel var: Callao Mağarası’nın içine bir tapınak inşa edildi.

Editör / Yazar: Merve GÖKTAŞ

Kaynak: https://www.iflscience.com/plants-and-animals/new-species-of-early-human-discovered-in-the-philippines/

Continue Reading

Bilim

Dünyanın düz olmadığını anlamamızı sağlayacak 10 kolay yöntem

Published

on

Hikaye aslında SmarterThanThat’in 2008 yılında bir sayısında yayınlandı. Bu yazıda da hikayenin popüler bilimin ışığında güncellenmiş halini bulacaksınız. Birkaç milenyumdur insanlık Dünya’nın yuvarlak olduğunu biliyor ve bunu anlamak için size birkaç metot göstereceğim. Bunu yapmak için birkaç fikrim vardı ancak PhilPlait’in (Astronom) BBC ‘ye yazdığı “Düz Dünya” adlı yazısı son sıralar ilginç dürtülere kapılmama sebep oldu. Phil, Düz Dünya Topluluğunu yeniden inşa etmenin zahmet etmenin bile saçma olduğunu iddia ediyor – ben de aynı fikirdeyim.

1. Ay

İnsanlık şunu artık çok iyi biliyor ki, Ay bir dilim peynir veya gülümseyen bir Tanrı değil, bu fenomenler yeterince güzel açıklanmış durumda. Bu konu antik Yunanlılar için büyük bir gizem olsa da, doğru bilgiye ulaşmak için yaptıkları gözlemler insanlığın gezegenimizin şeklini anlamasına yardım etti. Aristo (Dünyanın şekliyle ilgili bir çok gözlem yapan kişi), Ay tutulması sırasında Dünyanın Ay üzerine düşen gölgesinin dairesel olduğunu gözlemlemiştir. Bu gölge Dünyanın yuvarlak şekliyle ilgili harika bir ispattı. Dünya devamlı olarak döndüğü için (şüpheniz var ise kesin bir kanıt için “FoucaultPendulum” deneyine bakın) her Ay tutulmasında oluşan oval gölge bizlere Dünyanın şeklinin yalnızca yuvarlak değil, aynı zamanda küresel olduğunu kanıtlar niteliktedir.

2. Gemiler ve Ufuk Çizgisi

Son zamanlarda bir limanda bulunduysanız veya bir sahilde öylece dolaşırken ufka baktıysanız, çok ilginç bir olayla karşılaşmış olabilirsiniz: yanaşan gemiler birden ortaya çıkmaz sanki denizin içinden yavaşça su üstüne çıkıyor gibi görünürler. Ancak gemiler yanaşırken su üstüne çıkmadığı gibi uzaklaşırken de batmazlar. Gemilerin yavaşça ortaya çıkmalarının sebebi Dünyanın şeklinin düz değil yuvarlak olmasıdır.

Bir portakalın üzerinde sizin görüş alanınıza doğru yürüyen bir karınca düşünün. Eğer portakalın baş kısmına bakarsanız, portakalın yuvarlak şeklinden dolayı karıncanın size doğru yavaşça yükselerek görünmeye başladığını göreceksiniz. Aynı deneyi portakal üzerinde değil de düz bir yüzeyde yaparsanız, uzaktan gelen karıncanın yavaşça yükseldiğini değil yavaşça ortaya çıktığını farkedersiniz (ne kadar keskin bir görüş açısına sahip olduğunuza bağlı olarak).

3. Değişken Takımyıldız Görünümü

Bu gözlem Ekvatordan başka bir noktaya hareket eden birinin aynı takım yıldızları göremeyeceğini iddia eden Aristo tarafından yapılmıştır. Mısır seyahati sonrası Aristo, “Mısır ve Kıbrıs’ta görünüp, daha kuzey bölgelerde göremediğiz takım yıldızlar var” şeklinde bir gözlemde bulunmuştur. Bu olay ancak üzerinde bulunduğumuz gezegenin yuvarlak olmasından kaynaklanabilecek bir durumdur. Aristo Dünyanın küresel şekli ile ilgili şunları da eklemiştir, “mükemmel şekilli bir küre değil çünkü öyle olsaydı bu kadar küçük değişimler bu kadar az mesafede meydana gelmezdi”. Ekvatordan uzaklara gidildikçe, bilinen takım yıldızları ufuk çizgisine doğru yaklaşırken yerlerine yeni takım yıldızlar gelmektedir. Eğer Dünya düz olsaydı bunun gerçekleşmesi imkansızdı.

4. Çubuklar ve Gölgeler

Eğer bir zemine bir çubuk sabitlerseniz, zemine gölgesi düşer ve bu gölge zamanla hareket eder (antik zamanlarda kullanılan saat yöntemi). Eğer Dünya düz olsaydı, farklı lokasyonlara dikilmiş aynı boyutlarda iki ayrı çubuğun gölgeleri aynı olurdu. Eratosten (MÖ 276-194) bu yöntemi Dünyanın çevresini tam olarak hesaplamak için kullanmıştı.

5. Yüksekten Bakmak

Düz bir zemin üzerinde durup ufka bakın, gözlerinizi kısın ve görmeye çalışın hatta en sevdiğiniz dürbünü çıkarıp gözlerinizin görebildiği kadar uzaklara bakın. Daha sonra en yakın ağaca tırmanın – ne kadar yüksekse o kadar iyi, sadece o dürbünleri düşürmemeye ve lenslerini kırmamaya dikkat edin. Sonra tekrar bakın, gözlerinizi yorun ve dürbünle ufka doğru bakın.
Tırmandıkça, daha uzağa bakacaksınız. Genellikle, bunu dünyadaki engellerle ilişkilendirebiliriz ama gerçek sebep bu değil. Tamamen engelsiz ve düz bir arazide durup ufka baksanız bile, yüksek bir yere çıktığınızda daha uzakları görebilecektiniz. Bunun sebebi dünyanın düz olmamasıdır.

6. Uçağa Binmek

Eğer daha önce bir başka bir ülkeye gitmek için uçağa bindiyseniz (uzun mesafeli uçuşlarda) uçaklar ve Dünya ile ilgili şaşırtıcı 2 gerçeği farketmiş olabilirsiniz.

  • Uçaklar uzun bir süre boyunca düz bir yolda gidebilirler ve bunun sonucunda herhangi bir köşeden aşağı düşmezler. Ayrıca uçaklar durmadan dünyanın çevresini dolaşıp aynı noktaya dönebilirler.
  • Eğer Pasifik okyanusunu geçerken pencereden dışarı bakarsanız çoğu zaman Dünyanın küresel şeklini rahatlıkla görebilirsiniz. Eskiden en iyi görüntü Concorde’lardan alınırdı, şimdi Virgin Galactic’ten gelecek yeni görüntüleri görmek için sabırsızlanıyoruz.

7. Diğer Gezegenlere Bakmak

“Dünya diğer gezegenlerden farklıdır.”, buraya kadar doğru. Şu ana kadar yaşamın olduğu başka gezegenler keşfedemedik. Ancak,her gezegenin sahip olduğu bazı belirgin karakteristik özellikler vardır ve bütün gezegenler benzer şekilde hareket ediyor veya benzer karakteristik özellikleri gösteriyorsa bizim gezegenimizin de aynı olduğunu kabul etmek mantıksız değildir.

Başka bir deyişle, farklı yerlerde yaratılan ve farklı boyutlarda ki birçok gezegen aynı özellikleri gösteriyorsa, bizim gezegenimizde aynı özelliktedir. Bütün gözlemlerimiz Dünyanın küresel olduğunu gösteriyor. Aksini düşünmek için çok iyi bir nedenimiz olmadığı sürece bu böyle.

1610 da Galile Galileo Jüpiter ’in etrafında dönen Ay’lar olduğunu gözlemledi ve bunları büyük gezegenlerin etrafında dönen uydular olarak tanımladı. Kilisenin, her şeyin Dünyanın etrafında dönmesi gerektiği görüşüne karşı çıkan bu açıklamayı kabul etmesi çok zordu. Bu gözlem aynı zamanda sistemimizdeki bütün gezegenlerin Güneş ekseni etrafında döndüğünü gösteriyordu. Düz bir Dünya (bizimki veya bir başka Dünya)gözlemlenmesi, gezegen hareketleri ve şekilleri ile ilgili bildiğimiz tüm tabuları yıkacak inanılmaz bir gözlem olurdu.

Bu sadece bildiğimiz her şeyi değiştirmekle kalmaz aynı zamanda yıldız oluşumlarını (Güneşin düz dünya teorisine uyması için bilinenden çok farklı hareket etmesi gerekirdi) ve uzay boşluğundaki hız ve hareket teorilerini de değiştirirdi (uydular ve üzerlerindeki yer çekimi gibi). Kısacası, gezegenimizin küresel olduğundan şüphelenmiyoruz, biliyoruz.

8. Zaman Dilimlerinin Varlığı

Bu yazıyı yazarken New York’ta saat’in öğle 12:00 ve Güneşin şu an gökyüzünün tam ortasında olduğunu varsayalım. Aynı anda Beijing’de saat gece yarısı 00:00 olurdu ve gökyüzünde Güneş’ten eser olmazdı. Avustralya’da ise saat 01:30 yani New York’tan 13 saat ilerde ve birkaç saat sonra Güneş doğacak ve yeni gün başlayacak olurdu.

Bu gibi bir durum yalnızca Dünyanın dairesel bir şekilde olduğunda ve kendi ekseni etrafında döndüğünde gerçekleşebilirdi. Bir noktada hava aydınlıkken tam tersi bir noktada ise Güneşten eser yok… Bu durumda farklı noktalarda 12 saatten fazla saat farklılıklarının ortaya çıkmasına sebep oluyor. Eğer Dünya düz olsaydı Güneş olmasa bile onun ışıklarını her yerden görebilirdik. Benzer şekilde, tiyatroda sahneyi aydınlatan spot ışığını karanlıkta oturduğumuz halde görürüz. Bir tarafın tamamen karanlık ve ışıksızken, başka bir tarafın aydınlık olması sadece küresel bir gezegende mümkündür.

9. Yer Çekimi

İşte kütle hakkında ilginç bir gerçek: Kendisine bir şeyler çekiyor. İki nesne arasındaki çekim kuvveti (yerçekimi) kütlelerine ve aralarındaki mesafeye bağlıdır. Basitçe söylemek gerekirse, yerçekimi nesnelerin kütle merkezine doğru çekilir. Kütlenin merkezini bulmak için nesneyi incelemelisiniz.

Bir küre düşünün. Küreler tutarlı şekillere sahip olduğundan, üzerinde durduğunuz yer ne olursa olsun, altında tamamen aynı miktarda küre olur. (Bir kristal topun etrafında dolaşan bir karınca hayal edin. Böceğin bakış açısına göre, hareketin tek göstergesi karınca ayaklarının hareket ettiği gerçeği olurdu – yüzeyin şekli hiç değişmez.) kütle kürenin merkezindedir, yani yerçekiminin kürenin yüzeyindeki herhangi bir şeyi kürenin merkezine doğru çekeceği anlamına gelir. Bu, nesnenin yüzeyinde nerede olursa olsun gerçekleşecektir.

Düz bir plaka düşünün. Düz bir plakanın kütle merkezi merkezindedir, yani yerçekimi kuvveti yüzeydeki herhangi bir şeyi düzlemin ortasına çeker. Bu demektir ki eğer plakanın kenarında durursanız, yerçekimi sizi Dünya üzerinde dururken genellikle deneyimlediğiniz gibi düz bir şekilde değil, plakanın ortasına doğru yan yan çekiyor demektir.

Bir elmanın yanlara değil aşağıya düştüğü konusunda oldukça olumluyum hatta Avustralyalılar için bile. Ancak, şüpheleriniz varsa, bir şeyi düşürmeyi denemenizi tavsiye ederim – yalnızca sizi incitebilecek bir şey olmadığından emin olun.

10. Uzaydan Çekilen Fotoğraflar

Son 60 yıllık uzay araştırmasında, uyduları, sondaları ve insanları uzaya fırlattık. Bazıları geri döndü, bazıları hala güneş sistemi üzerinden yüzüyor (ve neredeyse ötesinde) ve birçoğu Dünyadaki alıcılarımıza şaşırtıcı görüntüler aktarıyor. Bu fotoğrafların hepsinde, Dünya, küreseldir. Dünyanın eğriliği, Uluslararası Uzay İstasyonundaki astronotların çektiği çok, çok, çok ama çok fazla fotoğraftan da görülebilir. Burada ISS Komutanı ScottKelly’ninInstagram hesabından yeni bir örnek görebilirsiniz: Ne derler bilirsiniz, bir fotoğraf bin parça ize değer.

Editör / Yazar: Oğuzhan PEKGÜRLER

Kaynak: https://www.popsci.com/10-ways-you-can-prove-earth-is-round

Continue Reading

Öne Çıkanlar