fbpx
Connect with us

Bilim

Uçuk virüsü Alzheimer’a mı yol açıyor?

Published

on

Uçuğa neden olan virüsün beyinde kalıcı hasara yol açtığı tespit edildi. Bu bulgu, Alzheimer hastalığında yeni tedavi olanakları yaratabilir. Dünyada 30 milyondan fazla Alzheimer hastası var. Alzheimer, demansın (bunama) en yaygın biçimlerinden biri. Ancak bu hastalığın tedavisi yok, sadece semptomlarını rahatlatıcı ilaçlar kullanılıyor. Ama yaptığım araştırmalar, bu hastalığın tedavisi için bir yöntem geliştirilebileceğini gösteriyor. Uçuk olarak da bilinen herpes virüsünün Alzheimer’a yol açtığına dair kuvvetli veriler ortaya çıktı. Bu durum, etkili ve güvenli anti-viral ilaçlarla Alzheimer’ın tedavi edilmesi olanağı sunuyor. Hatta çocukların bu hastalığa karşı aşılanması bile mümkün olabilir. Alzheimer hastalığına yol açtığı sanılan HSV1 tipi herpes virüsü, uçuğa yol açan virüs olarak biliniyor. Çocukluktan itibaren çoğu insana bulaşan bu virüs, çeperdeki (beyin ve omurilik dışındaki) sinir sisteminde kuluçka halinde bekler. Kişinin stresli olduğu zamanlarda virüs aktif hale gelir ve bazı insanlarda uçuğa yol açar.  Riskli gen
1991’deki araştırmalarda, çoğu yaşlı kişinin beyninde HSV1 virüsünün olduğu görülmüştü. 1997’de ise APOE4 genine sahip kişilerin beyninde bu virüsün varlığının Alzheimer riskini artırdığı belirlendi. Virüs tekrar tekrar aktif hale gelip beyinde hasara neden olabiliyor. Beyninde HSV1 virüsü olan kişiler aynı zamanda APOE4 geni taşıyorsa Alzheimer olma ihtimalleri, her iki etkeni taşımayan kişilere kıyasla 12 kat daha fazla. Daha sonraki laboratuvar çalışmalarında, HSV1 virüsü hücre kültürlerine bulaştırıldığında beta amiloid plakları ve anormal T proteinleri birikmesine neden olduğu görüldü. Bu proteinlerin beyinde birikmesi Alzheimer hastalığının karakteristik özelliklerinden biridir.
Stres ve bağışıklık sistemi  HSV1 virüsünün Alzheimer hastalığında önemli bir etken olduğuna inanıyoruz. Bu virüs, zamanla bağışıklık sistemi zayıflayan yaşlıların beynine yerleşiyor. Burada kuluçkada bekliyor. Stres, bağışıklık sisteminin zayıflaması veya başka mikroplar yüzünden beyinde oluşan iltihabi durumlar (enflamasyon) nedeniyle virüs yeniden harekete geçiyor. Bu durum, virüs bulaşmış hücrelerde hasara ve enflamasyona yol açıyor. Virüsün birkaç kez bu şekilde yeniden harekete geçmesi beyindeki hasarın artmasına ve APOE4 genine sahip kişilerde Alzheimer hastalığının ortaya çıkmasına neden oluyor. Bu gen, HSV1 virüsünün daha fazla zehirli madde yaratmasına veya oluşan hasar tamirinin daha sınırlı olmasına yol açması nedeniyle beyinde Alzheimer hastalığı oluşuyor olabilir.  Yeni tedavi yöntemleri Bu veriler, Alzheimer hastalığının tedavisinde anti-viral ilaçların kullanılması olanağını gündeme getiriyor. Bu ilaçlar yeni virüslerin oluşmasına engel olup onların neden olduğu hasarı sınırlayabilir. Önceki araştırmalarda, uçuk ilacı olarak kullanılan anti-viral aklovir maddesinin HSV1 virüsünü engellediği ve bu virüsün hücrelere bulaşmasıyla ortaya çıkan beta amiloid ve T proteini miktarını azalttığı görüldü.

Ancak, bizimki de dahil olmak üzere tüm araştırmaların herpes virüsü ile Alzheimer hastalığı arasında sadece bir bağlantı olduğunu gösterdiğini, yani virüsün hastalığa neden olduğunu kanıtlamadığını belirtmek gerek. Bir mikrobun belli bir hastalığa neden olduğunu kanıtlamanın en iyi yolu, o mikroba karşı kullanılan bir ilaç veya aşı yoluyla hastalığın ortaya çıkmasının önemli ölçüde engellendiğini göstermektir. Bu bakımdan, anti-herpes ilaçlar yoluyla Alzheimer hastalığının engellenmesinde başarılı sonuçlar alındığını Tayvan’da yapılan çalışmalarda gördük. Bu sonuç büyük heyecan yarattı. Diğer ülkelerde de benzer sonuçlar almayı umuyoruz.
Kaynak: http://www.bbc.com/future/story/20181022-there-is-mounting-evidence-that-herpes-leads-to-alzheimers

Bilim

Abel Ödülünde Bir İlk Gerçekleşti

Published

on

Matematikçilerin Nobel Ödülü olarak adlandırılan ve Norveç Kralı tarafından her yıl bir ya da daha fazla matematikçiye verilen Abel Ödülü, bu sezon ki sahibini buldu. Norveç Bilim ve Edebiyat Akademisi, Teksas Üniversitesinden Prof. Dr. Karen Uhlenbeck, bu prestijli ödüle layık görülen ilk kadın matematikçi oldu. Matematik alanındaki önemli bilimsel çalışmalar için yaklaşık 1 milyon dolar verilen “Abel Ödülü”nün bu yılki sahibi olan ABD’li Karen Uhlenbeck, bu ödüle layık görülen ilk kadın oldu. Kısmi diferansiyel denklemler çalışmasıyla maçı kazanan Uhlenbeck, 13 yıldır verilen Abel Ödülü’nü kazanan ilk kadın olarak tarihe geçti.

Uhlenbeck, bir rol model olmasının yanı sıra bilim ve matematik alanındaki cinsiyet eşitliğinin de kuvvetli bir savunucusu. Abel Komitesi Başkanı Hans Munthe-Kaas, ”Karen Uhlenbeck, geometrik analiz ve ölçüm kuramındaki temel çalışmalarıyla 2019 Abel Ödülü’nü hakketti ve aldı. Teorisi, minimal yüzeyimizdeki anlayışımızı değiştirdi ve daha üst boyuttaki genel minimize etme sorunlarında bakış açımızda devrim yarattı. Kendisi, gelecek adına, matematikte bir devrim yarattı. Gerçekten de büyük bir proje” dedi. Parça türevli denklemler alanındaki çalışmaları ile tanınan Prof. Dr. Uhlenbeck, fizik, geometri ve kuantum alanlarında da multi-disipliner çalışmalar yapıyor.

Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ
Kaynak: https://www.sciencealert.com/for-the-first-time-a-woman-has-won-the-abel-prize-for-mathematics

Continue Reading

Bilim

Parkinson Hastalığı Hakkında Önemli Keşif Yapıldı

Published

on

Beynin alt kısımlarındaki gri cevher çekirdeklerinin bozukluğuna bağlı bir sinir sistemi hastalığı olan Parkinson, genelde orta yaş insanlarda görülür. Dünya’da birçok insanı olumsuz etkileyen bu hastalığa dair önemli bir keşif yapıldı. Bilim insanları, 2017’de gerçekleştirilen “truncal vagotomy” isimli prosedürü geçirmiş düşük seviyede hastalığı bulunan hastalarla, Parkinson’un beyne sıçramadan önce bağırsakta başladığını buldu. Yaklaşık beş yıl boyunca devam eden çalışmalarda bilim insanları, ‘vagus’ siniri adı verilen ve beyin ile sindirim sistemini bağlayan bölgeyi incelemeye aldı. Bu bölgesi alınan hastalar, alınmayan hastalara göre yüzde 40 daha az Parkinson hastalığı üretti. Ekibin sonuçlarına göre; bu farklar oldukça belirgin ve beyindeki hastalıkların karın bölgesiyle bağlantılı olduğunu söyleyen önceki araştırmaları da destekliyor.

Karolinska Enstitüsü’nden Bojing Liu, “Sonuçlar, Parkinson hastalığının bağırsaktan başladığını net bir biçimde ortaya koyuyor. Bu hipotezi destekleyen diğer kanıt ise Parkinson hastalığı olanların sıklıkla mide-bağırsak sorunlarının olması, bu da Parkinson’dan onlarca yıl önce başlayabiliyor” demecini verdi. Liu, ”Bağırsaktaki proteinler yanlış bir yola sapıyor ve bu genetik hata bir şekilde beyne kadar ulaşıyor ve bu hata hücreden hücreye yayılıyor” dedi. İsveçli ekip buldukları bu bulgularda yalnız değiller; 2016’da fareler üzerinde yapılan bir araştırma ve 2017’de ABD’de yapılan bir araştırma da benzer bulgular elde edilmişti.

Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Kaynak: https://www.sciencealert.com/there-s-mounting-evidence-that-parkinson-s-starts-in-the-gut-not-the-brain

Continue Reading

Bilim

Unutmak, hatırlamaktan daha fazla beyin gücü kullanıyor

Published

on

Journal of Neuroscience’da yayınlanan bu bulgular,istenmeyen bir deneyimi unutmak için daha fazla dikkatin verilmesi gerektiğini ileri sürüyor. Bu şaşırtıcı sonuç, dikkati istenmeyen deneyimlerden uzaklaştırarak veya hafızanın geri alınmasını bastırarak, istenmeyen bilgilere olan ilgiyi azaltmaya odaklanan kasıtlı unutmaya ilişkin önceki araştırmayı genişletiyor. Çalışmanın yazarı ve UT Austin’de psikoloji yardımcı doçenti,JarrodLewis-Peacock, “Travmatik hatıralar gibi uyumsuz tepkileri tetikleyen hatıraları atmak isteyebiliriz, böylece yeni deneyimlere daha uyumlu şekillerde yanıt verebiliriz” dedi. Onlarca yıl süren araştırma, bir şeyi gönüllü olarak unutabilmemizin mümkün olduğunu, ancak beyinlerimizin bunu nasıl yaptığını hala sorguladığımızı göstermiştir. Anıların nasıl zayıfladığını ve bunu kontrol etmenin yollarını bulduğumuzda, insanların kendilerini istenmeyen anılardan kurtarmasına yardımcı olmak için tedaviler tasarlanabilir.

Anılar statik değildir. Bunlar beynin düzenli olarak güncellenen, değiştirilen ve deneyimle yeniden düzenlenmiş dinamik yapılarıdır. Beyin bilgiyi sürekli hatırlıyor ve unutuyor – ve bunun çoğu uyku sırasında otomatik olarak oluyor. Kasıtlı unutmaya gelince, önceki çalışmalar, prefrontalkorteks, uzun süreli hafıza yapıları ve hipokampusgibi, beynin kontrol yapılarındaki aktivitenin”önemli noktalarını” konumlandırmaya odaklanmıştı. Son çalışma, bunun yerine, beynin duyusal ve algısal bölgelerine, özellikle ventraltemporal kortekse ve oradaki karmaşık görsel uyaranların hafıza temsillerine karşılık gelen aktivite modellerine odaklanmaktadır. Peacock,’’Beyindeki dikkatin kaynağına değil onun görüşüne bakıyoruz’’dedi. Beyin aktivite örneklerini izlemek için sinir sistemi görüntülemeyi kullanan araştırmacılar, her bir görüntüyü unutmaları ya da hatırlamaları için talimat verdikleri bir grup sağlıklı yetişkin insana manzara ve yüz resimleri gösterdiler.

Onların bulguları, insanların unuttuğu şeyleri kontrol etme kabiliyetine sahip olduğunu doğrulamakla birlikte,aynı zamanda kasıtlı unutmanın bu duyusal ve algısal alanlarda’’orta düzeyde beyin aktivitesi gerektirdiğini’’-hatırlamak için gerekenden daha fazla aktivite gerektirdiğini doğruladı. Çalışmanın yazarı TracyWang; ‘’Unutma mekanizması için orta düzeyde bir beyin aktivitesi kritiktir.Bu aktivite çok güçlü olursa hafızayı güçlendirir;çok güçsüz olursa da onu değiştiremezsiniz’’ dedi.

Araştirmacılar ayrıca,katılımcıların çok daha duygusal bilgi taşıyabilen yüzlerden daha çok, manzaraları unutmalarının daha muhtemel olduğunu bulduklarını söylediler. Belirli tipteki anılara ne kadar dikkat edildiğini izlemek için neurofeedback (duyusal veya sinirsel geri bildirim) kullanarak yeni bir çalışmaya başlayan Lewis-Peacock;‘’Beynimizdeki bu mekanizmaların farklı türdeki bilgilere nasıl tepki verdiğini öğreniyoruz.Unutma yeteneğimizi nasıl kullanabileceğimizi anlamadan önce bu çalışmanın daha fazla araştırılması ve artırılması gerekiyor’’dedi.’’Bu sağlığımız ve mutluluğumuz üzerinde ciddi bir etkiye sahipolan,gerçektengüçlü,yapışkan duygusal hatıraları nasıl işlediğimiz ve onlardan nasıl kurtulabileceğimiz konusunda bir yol gösterecektir.

Editör / Yazar: Esra KAŞ

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/03/190311152729.htm

Continue Reading

Öne Çıkanlar