fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Ülke Değiştiren Araştırmacılar Daha Etkili Çalışmalar Yapıyor

Yayınlandı

üzerinde

Bilim insanları çeşitli nedenlerle ülkelerini değiştirebiliyorlar. İki yeni araştırma, başka ülkelere giden araştırmacıların ortalamada kendi ülkesinde çalışmaya devam edenlerden daha yüksek etkiye sahip yayınlar yaptıklarını ortaya koydu. Bilim uluslararası bir etkinlik. Farklı ülkelerden bilim insanları birbirleriyle işbirliği yapabiliyorlar. Zaman zaman da çeşitli nedenlerle araştırmacıların kendisi bir ülkeden diğerine gidip yerleşebiliyor. Nature’da bu hafta yayınlanan iki araştırma, bu durumdaki bilim insanlarının ortalamada ülke değiştirmeyen bilim insanlarının yazdıklarından daha fazla bilimsel etkiye sahip makaleler yazdıklarını ortaya koyuyor.

Araştırmalardan ilki Indiana Üniversitesi Bloomington Kampüsünden Cassidy Sugimoto tarafından yapılmış. Sugimoto, bilimsel makalelerin ne sıklıkta alıntılandığını izlememize olanak veren “Web of Science” adlı veritabanını kullanmış. Çalışmada, araştırmacıların bulundukları ülkenin veritabanından anlaşılabildiği ilk yıl olan 2008’den 2015’e kadar yayınlanan 14 milyon makale taranmış. Bu makalelerin yazarlarından yüzde 96’sı bu süre içerisinde ülke değiştirmemişler. Geri kalan yüzde 4 ise en az bir kere bir ülkeden başkasına taşınmış. Bir araştırmacının yazdığı makalenin ne kadar çok atıf aldığı (genelde kabul edildiği gibi) çalşmasının etkisinin bir ölçüsü olarak kabul edilirse, Sugimoto’nun çalışması ülke değiştiren araştırmacıların daha etkili araştırmalar yaptığını gösteriyor. Hangi ülkeden gelirse gelsinler, ülke değiştiren arştırmacılar, ortalamada diğerlerinden daha etkili makaleler yayınlıyorlar.

Ülke değiştirmenin etkisi Kuzey Amerikalı araştırmacılar için yüzde 10,8’ken, Doğu Avrupalı araştırmacılarda bu oran yüzde 172,8. Sugimoto’nun analizi bu sonucun ülke değiştirmeye bağlı bir etkiden mi, yoksa zaten en nitelikli bilimcilerin ülke değiştiriyor olmasından mı kaynaklandığını anlamak için yeterli değil. Ama Ohio Devlet Üniversitesi Columbus Kampüsünden Caroline Wagner ve Avrupa Komisyonu Ortak Araştırma Merkezinden Koen Jonkers’in Nature’da çıkan makalesi, tam da bu soruya eğiliyor ve ülke değiştirmenin yayın kalitesine olumlu etkisi olduğunu söylüyor. Wagner ve Jonkers bu sonuca regresyon analizi yöntemiyle varmış. İkili, bu yöntemle bir ülkenin araştırma geliştirme (Ar-Ge) harcamaları, o ülkeye gelen ve o ülkeden dışarıya giden araştırmacıların sayısı ve araştırmacıların ürettikleri makalelerin (aldıkları atıf sayılarıyla ölçülen) kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemiş. Sonuçlar, çok sayıda bilimcinin gelip gittiği ülkelerde üretilen çalışmaların ortalamada daha etkili (yani daha çok atıf alan) çalışmalar olduğu görüşünü doğrulanmış.

Buna karşın bir ülkenin Ar-Ge harcaması miktarının, o ülkede üretilen bir makalenin ortalama ne kadar atıf aldığıyla bir ilişkisi yok. Çok Ar-Ge harcaması yapan ülkelerde daha fazla makale üretiliyor, ama bunların her biri daha az harcama yapan ülkelerdeki makalelere oranla daha çok ya da daha az alıntılanmıyorlar. ABD bu araştırmada ilginç bir yere oturuyor. ABD’li araştırmacılar arasında dışarıya giden ya da dışarıdan gelenlerin oranı çok yüksek olmamasına karşın burada üretilen çalışmalar ortalamada yüksek bilimsel etkiye sahip. Ancak bunun da bir açıklaması var. ABD listedeki diğer ülkelere göre büyük ve ülke eyaletler arasında yer değiştiren çok sayıda yerli bilimciye sahip. ABD ile karşılaştırılması en uygun örnek Avrupa Birliği (AB) olabilir. AB de ABD gibi büyük bir nüfusa, üye ülkeler arasında kolayca yer değiştiren çok sayıda araştırmacıya ve farklı kurumların işbirliğini destekleyen federal programlara sahip.

Wagner ve Jonkers’in araştırması dünyada atıf alma bakımından en üst yüzde onluk dilimde yer alan makalelerin yüzde 40’ının AB’li, yüzde 35’inin ABD’li araştırmacılarca üretildiğini ortaya koyuyor. ABD’nin nüfusunun 320 milyon, AB’nin nüfusunun 510 milyon olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu veri kişi başına etkili makale üretiminde ABD’li araştırmacıların daha başarılı olduğuna dair bir kanıt sayılabilir. Pek çok ülke en iyi bilimsel zihinleri cezbetmenin yollarını araştırıyor. Bu iki araştırmaya göre, kapıları giden ve gelen araştırmacılara açmak bu çabaya katkı sunacakmış gibi görünüyor.
Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN
Kaynak: https://www.economist.com/science-and-technology/2017/10/07/researchers-who-change-country-produce-more-influential-work , https://www.nature.com/news/scientists-have-most-impact-when-they-re-free-to-move-1.22730 , https://www.nature.com/news/open-countries-have-strong-science-1.22754

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Bilim insanları farelerde denedi: İnsanlar artık kilo almayacak

Yayınlandı

üzerinde

Uzun süren detokslar, açlıklar, mutsuz eden diyet programları toplumda ciddi oranda kilo verme takıntısı bulunuyor. Bilim insanları tarafından yapılan araştılmalar sonucu keşfedilen ‘RCAN1’ isimli genin işlevsiz bırakılması sonucunda vücudun kilo almadığı ortaya çıktı. Bilim insanları ayrıca bu geni devre dışı bırakacak bir ilaç geliştirdi. ABD ve Avustralyalı bilim insanlarının elde ettiği bilgiler sonucu RCAN1 isimli genin işlevsiz bırakılması halinde insan vücudunun kilo almadığı tespit edildi.

Ayrıca bu geni devre dışı bırakmak için bir ilaç geliştiren bilim adamları, fareler üzerinden başarılı oldu. Teksas Üniversitesi Southwestern Tıp Merkezi’nden bilim insanları ve Avusturalya’daki Flinders Üniversitesi’nden Profesör Damien Keating öncülüğünde uluslararası bir ekip tarafından yapılan araştırma sonucunda RCAN1 geninin özellikleri ortaya çıkarıldı. RCAN1’in kilo alımı üzerinde etkili olduğunu aktaran araştırmacılar, yüksek kalorili ürünler ile beslenilmesine rağmen kilo alınamayacağını ortaya koyuyor. Profesör Keating’da yaptığı açıklamda “Biliyoruz ki birçok insan kilo vermekte hatta kilosunu korumakta farklı birçok sebep nedeniyle zorluk çekiyor. Bu çalışmada elde ettiğimiz bulgular ışığında, RCAN1 genini hedef alan bir hap geliştirerek, kilo verilmesini sağlayabiliriz” ifadesini kullandı.

Fazla egzersiz yapmadan daha az yağ depolama
RCAN1 genini bloklanması durumda sağlıksız beyaz yağın, sağlıklı kahverengi yağa dönüşmesine yardımcı olacağını da dile getiren Keating, amaçlarının bir kişinin gıda tüketimini azaltmasına veya daha fazla egzersiz yapmasına gerek kalmadan vücudun daha az yağ depolamasını sağlamak üzerine kurulduğunu ifade etti.
Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/12/181204095412.htm

Devamını Oku

Bilim

Kusursuz Şekilli Kan Pıhtıları Öksüren Adam Doktorları Şaşkına Çevirdi

Yayınlandı

üzerinde

Bu resim size kusursuz bir kan damarını çağrıştırıyor olabilir. Ancak öyle değil. Bu, içerisinde birikmiş pıhtılaşmış kan bulunan ve kalp yetmezliğinden ölen bir adamın sağ akciğerindeki hava geçiş kanallarının mükemmel bir görünümü. Elbette hasta tarafından öksürülerek dışarı atılan şey akciğerin bir parçası değil. Bir akciğerin öksürülerek dışarı atılması mümkün değildir. Bronşiyal kan pıhtıları ismi verilen bu görüntü son birkaç yılda nadirde olsa görüldü. 2010 yılında lupus olan 57 yaşındaki bir kadın, 2005 yılında 25 yaşındaki başka bir hamile kadın ve 2015 yılında 80 yaşındaki bir erkek öksürdüğünde böylesine kusursuz bir kan pıhtısı ağzından dışarı çıktı.

Bunu özel kılan ise hastanın bu pıhtıyı tek parça halinde öksürmesidir. Doktorlar bu durumun oldukça nadir görüldüğünü ve şaşkın olduklarını beyan ediyor. 36 yaşında bir erkek hasta, kalp yetmezliği teşhisiyle uzun bir süre yaşadı. Hastalığının akut bir hale geldiği son dönemlerde ise tedavi edilirken bu kan pıhtısını öksürdü. Doktorlar tarafından kalbin kan pompalamasına yardımcı olabilmek için hasta bir cihaza bağlandı. Ancak bu cihazlar kan pıhtılarına neden olabiliyor. Bunu önlemek için hastaya sürekli olarak Heparin ismi verilen bir antikoagülanin füzyonu verildi. Koagülasyon haricinde, Vücut kendini onarabilmek için kan damarları iç kanamaya sebebiyet verebilecek şekilde küçük damlalar oluşturabilir. Kanama akciğerin etrafına kan taşıyan damarlarda meydana gelirse, oradaki hava kanallarında bir birikme yaşanır.

Hastaya olan tam olarak buydu. Doktorlar Impella cihazını bağlayıp, Heparin tedavisini uyguladıktan bir sonraki hafta süresince hasta küçük kan pıhtıları öksürmeye başladı. En sonunda ise hasta devasa boyutlarda bir kan pıhtısı öksürdü. Doktorlar bu pıhtı ortaya çıktığında bunun insanın sağ bronş ağacının mükemmel bir görüntüsü olduğunu gördü. Bu pıhtının bütünlüğünü koruyan şeyin, pıhtılaşma süreci için hayati olan fibrinojen olarak isimlendirilen protein olduğuna inanıyorlar. Hasta antikoagülan olsa da enfeksiyon kanında yüksek bir fibrinojen seviyesine neden oldu vebu durum öksürürken pıhtıyı bütün halinde tuttu. Bu pıhtının akciğerinden çıkmasından sonra hasta daha iyi hissetmeye başlamasına ve biraz daha pıhtı öksürmesine rağmen, kalp yetmezliği şikayetleri arttı. Hasta kalp yetmezliğine bağlı komplikasyonlar sebebiyle bir hafta sonra öldü.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/a-man-coughed-up-this-perfect-blood-clot-and-doctors-don-t-understand-how

Devamını Oku

Bilim

Kızamık Yeniden Dünya Geneline Yayılma Eğilimi Gösteriyor

Yayınlandı

üzerinde

Dünyanın hemen her köşesinde kızamık virüsü yeniden canlanma eğilimine girdi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) tarafından yayınlanan yeni bir rapora göre, geçen yıl dünya çapında yüzde 30’dan fazla oranda görülen kızamık vakalarının sayısı arttı . Uzmanlar, yıllardır bunun gibi bir şey olabileceği konusunda uyarı yayınlıyor. Çünkü kızamık iki dozluk bir aşı ile kolayca önlenebilir olsa da, salgınların ortaya çıkmasını önlemek için yüzde 95’lik bir aşılama kapsamı gerekiyor. Son 10 yıl içerisinde hedeflenen aşılama kapsamı yüzde 85 rakamını geçemedi.

2017’de yayınlanan yenş bir raporda dünya üzerindeki altı WHO bölgesinin beşinde kızamık vakalarında artış görüldüğü saptandı. Bu artışlar özellikle Amerika, Doğu Akdeniz, Avrupa’da en yüksek seviyede. Sadece Batı Pasifik’te görülen kızamık vakalarında azalma meydana geldi. DSÖ Programları Genel Müdür Yardımcısı SoumyaSwaminathan, ‘Aşılama kapsamını arttırmak ve kızamığa bağışıklığı olan çocukların sayısında yükselme meydana gelmesi halinde bu yıkıcı ama tamamıyla önlenebilen hastalığa karşı topluluklar korunabilir’ açıklamasında bulundu. Bunun dünya için anlamını kavrayabilmek adına sadece birkaç nesle bakmak yeterli olacaktır. Kızamık aşısının ortaya çıkmasından yani 1963 yılından önce dünyada her yıl en az bir büyük kızamık salgını meydana geliyordu. Bu salgınlarda yılda ortalama 2.6 milyon insan hayatını kaybetti.

1963’te sadece 5 yıl sonra bu son derece bulaşıcı ve potansiyel olarak ölümcül hastalığın ortadan kaldırıldı. ABD, Avustralya, İngiltere, Japonya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde kızamık hastalığının ortaya çıkma rakamları neredeyse sıfır düzeyine geldi. Alınan önlemler sonucunda kızamık aşısı yüzyılın başından bu yana 21 milyonun üzerinde hayat kurtardı. Bu hastalıktan küresel ölüm oranı sadece 17 sene içerisinde yüzde 80 dolayında düştü. Ancak yıllar süren ilerlemeden sonra, fon sağlamadaki yetersizlikler ve yanlış bilgilendirme gibi sebeplerle kızamık hastalığının görülme rakamlarında ciddi artışlar meydana gelmeye başladı. Swaminathan , ‘Kızamığın yeniden canlanması, bölgeler arasında ve özellikle de kızamık eliminasyonunu gerçekleştiren veya buna yakın olan ülkelerde geniş çaplı salgınlarla ilgili ciddi endişe kaynağıdır ‘diyor.

2017 yılında yayımlanan bir rapor, dünya çapında 20.8 milyon bebeğin ilk kızamık aşısını almayı başaramadığını buldu. Aşı İttifakı Gavi’nin CEO’su SethBerkley, “Kızamık vakalarındaki artış şaşırtıcı değil” diyor. Şaşırtıcı değil, çünkü çoğu kamu sağlığı uzmanı bunun yıllardır geldiğini gördü. WHO ve ortakları gibi örgütler Kızamık & Kızamıkçık Girişimi kurarak bilinçlendirme çalışmaları yürüttü. Yayımlanan raporlarda kızamıkla ilgili acil eylem çağrısı yapılıyor. Bu alanda sürekli yatırımlar yapılması gerektiği vurgulanıyor. Böylece en yoksul ve marjinal topluluklar arasında rutin aşılama hizmetleri güçlendirilebilir. Aynı zamanda, bağışıklamalara yönelik halk desteğinin, aşılarla ilgili yanlış bilgilendirmenin ve tereddütle mücadelenin mümkün olduğu kadar çabuk ve en kısa sürede sağlanmasını da raporda vurgulanıyor. Aksi halde kızamık salgınlarının gittikçe artan bir boyuta geleceği ön görülüyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/measles-is-making-a-comeback-around-the-world-as-vaccination-rates-languish

Devamını Oku

Öne Çıkanlar