fbpx
Bizi Takip Edin

Uzay

Uluslar Arası Uzay İstasyonundan Dönüş Zamanı

Yayınlandı

üzerinde

Uluslar Arası Uzay İstasyonunda 186 gün süre görevlerini yürüten astronotları taşımakta olan Soyuz Kapsülü Kazakistan’a iniş yaptı.
Uluslar Arası Uzay İstasyonunda (UUİ) yaklaşık olarak 6 aydır görevlerini sürdüren üç astronot Dünya’ya geri dönüş yaptı.
Yetkililer tarafından Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) astronotu Tim Kopra, Avrupa Uzay Ajansı astronotlarından İngiliz Tim Peake ve Rus kozmonot Yuri Malenchenko’yu taşımakta olan Soyuz kapsülünün, Kazakistan’ın güneydoğu bölgesine iniş yaptığını açıkladı.

uui-insan
Yer çekimine yenide alışabilmeleri için çalışmalara başlanacak ve çeşitli testlerden geçirilecek olan astronotların sağlık durumlarının oldukça iyi olduğu aktarıldı.
UUİ’de 186 gün süre boyunca görev yapmakta olan Peake, Kopra ve Malenchenko’nun Dünya’ya geri dönmesinin ardından UUİ’de görevli astronot sayısı da böylelikle üçe düşmüş oldu. Bilim insanları ayrıca uzayın insan bedeninin üzerinde gerek fiziksel olsun gerekse psikolojik olarak etkilenmiş olduğunu vurgulayarak, geri dönüş yapan astronotların boylarında 5 cm uzama gibi bir durumun söz konusu olabileceği belirtildi.
Şuan için istasyonda Ros kozmonotlar Alexey Ovchinin, Oleg Skripochka ile Amerikalı astronot Jeff Williams görevini sürdürmeye devam ediyor.
İstasyonda yer alan ekibe yaklaşık olarak üç hafta gibi bir süre sonra üç astronotun daha dahil olması bekleniyor.

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uzay

Uranüs Gezegeni Hakkında Bilmediğiniz 10 İnanılmaz Gerçek

Yayınlandı

üzerinde

Gökyüzünde Yunan tanrılarından birisinin ismine sahip olan Uranüs gezegeni 1781 yılında ünlü astronom William Herschel tarafından keşfedildi. Bu gezegen eski bilim insanlarının çıplak gözle görebilmesi için fazla loştur ve teleskopla görüntülenen ilk gezegendir. İlk keşfedildiği zaman Uranüs gezegeninin bir yıldız ya da bir kuyruklu yıldız olduğu düşünüldü. Sonunda Uranüs güneş sisteminin 7. Gezegeni olarak tanımlandı. Mavi – yeşil bir renge sahip olan buzdan bir dev olan Uranüs güneşten oldukça uzakta bulunuyor. Tam yörüngesini tamamlamak 84 Dünya yılı sürüyor. Güneş sistemimizde bulunan gaz ve buz devleri, Dünya’dan gözlemlemek ve üzerinde çalışmak için oldukça uzak bir noktadalar. Voyager misyonları, dış gezegenlere dair sahip olduğumuz ham verilerin birçoğunun tek kaynağıdır. Bu misyonlar dış gezegenler hakkında şu anda elde ettiğimiz anlayışımızı geliştirmemizde çok yardımcı oldu. Peki, bu dev buz gezegeni hakkında daha fazla bilgi edinmeye ne dersiniz. İşte, Uranüs hakkında bilmediğiniz 10 inanılmaz gerçek…
1.Dünya Gezegeninin Tersi Yörüngeye Sahiptir: Tıpkı Venüs gibi Uranüs’te doğudan batıya dönmektedir. Bu Dünya ve diğer birçok gezegenin dönüş yönünün tersidir. Uranüs’te günler oldukça kısa sürmektedir. Bir gün dünya saatiyle 17 saat 14 dakika sürer. Gezegenin dönme ekseni, yörüngesel düzlemine neredeyse paralel olan bir açıyla eğrilmiş ve Uranüs’ün, zeminde yuvarlanan yuvarlak bir mermer gibi görünmesine neden olmuştur. Normal bir gezegen bir parmak üzerinde dönen basketbol topu gibi görünmektedir. Uranüs ise adeta kendi çevresinde yuvarlanır. Gezegen bilimciler, bu rotasyonelanomalinin Uranüs ile bir asteroid gibi başka bir gök cismi arasındaki devasa bir çarpışmadan kaynaklanmış olabileceğini düşünüyor. Bu alışılmadık rotasyon nedeniyle, Uranüs’teki mevsimlerin her biri 21 Dünya yılıdır. Bu, gezegenin uzun Uranyen yılı boyunca farklı zamanlarda ve farklı bölgelerde aldığı güneş ışığı miktarında büyük değişimlere neden olur.   2.Uranüs’ün Halka Sistemleri: Ocak 1986’da, uzay probu Voyager 2, Uranüs’ün üst tabakasının 81.500 kilometre (50.600 mi) yakınına gelerek, gezegenin manyetik alanı, iç mekanı ve atmosferi de dahil olmak üzere dev buz gezegeni hakkında büyük miktarda veri iletti. Bu tarihi NASA görevi gezegenin, uydularının ve halkalarının binlerce dijital fotoğrafını da Dünya’ya gönderdi. Güneş sistemindeki tüm dev gezegenler gibi Uranüs’ün de halkaları bulunmaktadır.Prob üzerinde bulunan birkaç bilimsel araç, bilinen sisteme ait ince detayları ortaya çıkarmış ve daha önce bilinmeyen iki halkayla birlikte Uranüs’ün toplam 13 halkası olduğunu keşfetmiştir. Halkalardaki birikinti, toz boyutu parçacıklarından küçük kayalar ve daha büyük katı nesnelere kadar değişmektedir. İki adet parlak renkli dış halka ve 11 adet biraz sönük iç halka bulunmaktadır. Uranüs’ün iç halkaları ilk olarak 1977’de keşfedildi, dış ikisi ise 2003-2005 yılları arasında Hubble Uzay Teleskobu tarafından keşfedildi. Bilim insanları, gezegenin arkasından geçen uzak bir yıldıza göz attıklarında, 1977’de 13 halkanın 9’u tesadüfen bulundu. Uranüs’ün halkaları aslında güneş sistemimizde oldukça sıra dışı olan iki ayrı “halka kümesi” veya “halka sistemi” barındırmaktadır.  3.Garip ve Vahşi Hava Durumu: Dünya gezegeninde, sıvı su şeklinde yağmurlar yağmaktadır. Bazen, garip kırmızı yağmurlar görülebilir. Yağmurlar organizmalar içerebilir. Ama çoğunlukla, Dünyadaki yağmurlar zararsızdır.Titan’da metan yağıyor. Venüs, yere ulaşmadan buharlaşan asit yağmuruna sahiptir. Fakat Uranüs’te gökyüzünden elmas yağmaktadır. Katı elmaslar.Gezegendeki en parlak X-ışını kaynağını kullanarak, bilim insanları nihayet bu uzun süredir devam eden bilimsel iddianın sağlam kanıtı olarak gördükleri verileri elde ettiler. Bu fenomene dair detaylar 2017 yılında Nature Astronomi dergisinde yayınlandı. Bilim insanları yaptıkları deneylerle minik elmas formlarına tanık oldu. Bu, gezegenlerin atmosferlerinde meydana gelen, ancak daha büyük bir ölçekte gerçekleşen süreçlere bir bakış sağladı. Yapılan deneyde Polistiren adı verilen plastik bir malzeme kullanıldı. Karbon ve hidrojen Uranüs üzerinde bol miktarda bulunan iki elementtir.Bu nedenle malzemenin şok dalgalarını indüklemek bilim insanlarının yaptığı deneyin ana odağıydı. Teori, atmosferde bulunan bir karbon atomu ve dört hidrojen atomundan oluşan ve doğru miktarda ısı ve basınç uygulandığında nihayetinde pırlantaya dönüşen hidrokarbon zincirleri oluşturan metanı içerir. Bu, gezegenin yüzeyinin 8,000 kilometreden (5000 mil) daha fazla olduğu yerde, elmasın sarkmasıyla nihayetinde elmas yağmurunu oluşturuyor. Nature Astronomi makalesinin başyazarı Dominik Kraus, “Bu son denemenin sonuçlarını gördüğümde, bu benim bilimsel kariyerimin en iyi anlarından biriydi” açıklamasında bulundu. Bu minik elmaslar, nanodiamondlar olarak bilimsel olarak biliniyor. Nanodiamond yağmurunun Neptün’de de oluştuğu düşünülmektedir.  4.Uranüs Bazı Dönemler Güneş Sistemindeki En Soğuk Gezegen Oluyor: Atmosfer sıcaklığı -224 santigrat derece (-371.2 ° F) olan Uranüs, Güneş’ten ortalama 2,9 milyar kilometre (1,8 milyar mil) uzaktadır ve zaman zaman güneş sistemindeki en soğuk yerdir. Öte yandan, Neptün Güneş’ten ortalama 4,5 milyar kilometre (2.8 milyar mil) mesafededir ve bu nedenle en soğuk gezegen olma konusunda Uranüs’le yarışmaktadır. Hangi gezegen en soğuk – Neptün’ün ortalama sıcaklıkları -214 santigrat derecedir. (-353.2 ° F) Mantıksal bir bakış açısından, pek çoğu Neptün’ü seçecektir çünkü Neptün Güneş’e en uzak gezegendir. Ama bu yanlış bir bakış açısı.Uranüs’ün bazı dönemler Neptün’den daha soğuk bir gezegen haline gelmesiyle ilgili iki farklı teori bulunuyor. Bunlardan ilki Uranüs’ün daha önce yaşadığı çarpışma sebebiyle gezegen çekirdeğindeki sıcaklığın uzaya kaçtığı yönünde. İkinci teori ise Uranüs’ün Uranüs’ün ekinoksu boyunca canlı atmosferinin ısıyı yok edeceği.  5.Uranüs Neden Mavi – Yeşil Renge Sahiptir?: Güneş sisteminin dış kısımlarındaki (Neptün diğeri) iki buz devinden biri olan Uranüs, büyük kardeşi olan Jüpiter’inkine çok benzeyen bir atmosfere sahiptir –Uranüs’ün atmosferinde esas olarak hidrojen ve helyum, metan ve eser miktarlarda amonyak ve su bulunur. Gezegenin güzel mavi-yeşil tonlarını veren atmosferdeki metan gazıdır. Güneş ışığının kırmızı kısmını emen, metan mavi-yeşil bir renk oluşturur. Uranüs kütlesinin çoğu – daha fazla olmasa bile – yüzde 80’e kadar – çoğunlukla donmuş elementlerden ve amonyak, su buzu ve metan gibi bileşiklerden oluşan bir akışkan çekirdeğin içinde sıkıca tutulur.  6.Uranüs’ün Saklı İki Ay’ı Daha Olabilir: Voyager 2, 1986’da Uranüs’ün üzerinde uçarken toplamda 27 olan aylarından 10 tanesini keşfetti. Ancak, Idaho Üniversitesi’ndeki gezegen bilimciler haklıysa, soruşturma tarihi misyonu sırasında birkaç ayı kaçırdı.Voyager verilerini incelerken, gezegen bilimcileri RobChancia ve MatthewHedman, gezegenin etrafında Alfa ve Beta adlı iki halkanın dalgalanmaya sahip olduğunu keşfettiler. Benzer dalgalı desenler daha önce iki geçişli aylar, Ophelia ve Cordelia’nın yanı sıra buz devin etrafında zum yapan iki düzine kürenin ve orberin yer çekimi nedeniyle ortaya çıkmıştı.Uranüs etrafındaki halkaların, bu küçük gövdelerin etrafından süzüldükleri ve günümüzde gördüğümüz ince halkalara, yer tozunun ve diğer kalıntıların parçacıklarının sebep olduğu düşünülmektedir. Bu son dalgalanma modellerinin keşfi, iki bilinmeyen ayın varlığını güçlü bir şekilde göstermektedir. RobChancia eğer bu aylar varsa muhtemelen çok küçük olduğunu düşünüyor.Büyük olasılıkla aylar4.0-13.7 kilometre (2.5–8.5 mi) çaptadırlar. Sonuç olarak, Voyager’ın kamerası ya onları göremedi ya da görüntülerde arka plan gürültüsü olarak ortaya çalgılandı. SETI’den Mark Showalter, “Yeni keşifler Uranüs’ün genç ve dinamik bir halka ve aylar sistemine sahip olduğunu gösteriyor.” Başka bir deyişle, Uranüs’ün bizi şaşırtmaya devam edeceğinden emin olabilirsiniz.  7.Uranüs’ün Gizemli Manyetik Alanı: Uranüs’ün manyetik alanı oldukça gariptir. Gezegenin manyetik kutupları coğrafi kutuplarıyla hizalanmaya bile yakın değildir. Uranüs’ün manyetik alanı, gezegenin dönme ekseninden 59 derece ileridedir ve gezegenin merkezine girmeyecek şekilde kayıktır. Karşılaştırma için, Dünya’nın manyetik alanı sadece 11 derece eğimlidir. Bir Kuzey Kutbu, bir Güney Kutbu olan ve bir dipol alanı olarak anılan bir çubuk mıknatısına benzer. Uranüs’ün manyetik alanı çok daha karmaşıktır. Uranüs’te bir dipol bileşeni ve dört manyetik kutpu olan başka bir parça bulunur. Tüm bu farklı manyetik kutuplar ve gezegenin yan yatıklığını göz önünde bulundurarak, manyetik alanın farklı yerlerde büyük ölçüde değişmesi şaşırtıcı değildir. Örneğin, güney yarım kürede Uranüs’ün manyetik alanı, Dünya’daki alanın gücünün sadece üçte birine sahiptir. Ancak, kuzey yarım kürede, Uranüs’ün manyetik alanı Dünya’nın alanından neredeyse dört kat daha güçlüdür. Bilim insanları, Uranüs’teki büyük, tuzlu bir su kütlesinin gezegenin manyetik alanı için ivme sağladığına inanıyorlar. Uranüs’ün manyetik alanının 59 derecelik eğimini ve dönme ekseninin 98 derece eğimini, gezegeni güçlü bir manyetosferle besleyeceğini düşünüyorlardı. Ancak bu konuda yanıldılar. Uranüs’ün manyetosferi oldukça normaldir ve diğer gezegenlerden farklı değildir. Bilim insanları bu gizemli manyetik alanın hala nedenini anlamaya çalışıyorlar. Uranüs’ün dünya üzerindeki kuzey ve güney ışıklarına benzeyen auroralar yaşadığı da keşfedilmiştir. 8.Voyager Misyonu ve Uranüs: 20 Ağustos 1977’de başlatılan NASA uzay probuVoyager 2, Uranüs’ün yakın çekimlerini gönderen ilk ve tek NASA uzay aracı oldu. Uzun görev süresi boyunca Voyager 2, Temmuz 1979’da Jüpiter’le gaz devlerini görüntülemeye başladı. Sonra Ağustos 1981’de Satürn, Ocak 1986’da Uranüs ve Ağustos 1989’da NeptünVoyager 2 tarafından detaylı bir şekilde görüntülendi. Voyager 1, güneş sistemimizi 2012 yılında yıldızlararası uzaya giderek terk etti.Voyager 2 hala güneşin balonunun (heliosphere) dış bölümü olan heliosheath’te bulunuyor. Sonunda, Voyager 2 de yıldızlararası uzaya uçacak.   9.Uranüs Kokuyor: Son zamanlarda yapılan bir çalışma, Uranüs’ün üst atmosferindeki bulutların, çürümüş yumurtanın kötü kokmasından sorumlu kimyasal bileşik olan hidrojen sülfürden oluştuğunu göstermektedir. Bilim insanları uzun zamandır bu bulutların bileşimi ile ilgileniyorlardı. Özellikle de en başta Satürn ve Jüpiter’inki gibi hidrojen sülfür buzu veya amonyak buzundan yapılmış olup olmadıklarını merak ediyorlardı.Uranüs çok uzak olduğu için, buz devinin son derece ayrıntılı gözlemlerini almak en iyi ihtimalle oldukça zor. Voyagermisyonu tarafından 1986 yılında alınan görüntülerle kısıtlı bilgiler elde edilebiliyor. Bilim insanları, Uranüs’teki bulutların üst kısmındaki atmosferden yansıyan güneş ışığını incelemek için Hawaii’deki Yakın Kızılötesi İntegral Alan Spektrometresini kullandılar. Gezegenin atmosferinde hidrojen sülfür tespit ettiler. Çalışmanın yazarlarından LeighFletcher şunları söyledi: “Bulutların üzerinde sadece küçük bir miktar hidrojen sülfür, doymuş bir buhar olarak kalır ve bu nedenle Uranüs’ün bulut güvertelerinin üzerindeki amonyak ve hidrojen sülfürün imzalarını yakalamak çok zor oldu.” Teleskobun üstün yetenekleri en sonunda bilim insanlarına istedikleri sonucu sağladı. Bilim insanları, Uranüs ve Neptün bulutlarının birbirine çok benzediğini tahmin ediyorlar. Muhtemelen Satürn ve Jüpiter bu iki gaz devinden farklı kokuyor.  10.Uranüs, Çoklu Etkiler Sebebiyle Yanlara Eğildi: Uranüs güneş sistemindeki en tuhaf gezegenlerden bir tanesidir. Eğik gezegen olarak da tanımlanan Uranüs’ün şekli oldukça değiştir. Bilim insanları tarafından Uranüs keşfedildiğinden beri araştırma konusu olan en önemli fenomenlerden birisi Uranüs’ün eğikliği olmuştur. Yeni elde edilen bulguların dev buz gezegenin nasıl oluştuğu ve evrim sürecine dair ışık tuttuğu söyleniyor. 2011 yılında AlessandroMorbidelli tarafından ortaya konan gezegen oluşum teorisine göre Uranüs, Neptün ve Jüpiter ve Satürn’ün çekirdekleri sadece küçük nesnelerin katılımlarıyla büyüdüğünü varsayıyor. Bu gezegenler devasa çarpışmalara maruz kalmamış olmalılar. Uranüs’ün en az iki defa ciddi çarpışma yaşadığı düşünülüyor. Uranüs’ün tuhaf eğik ekseni, 98 derece eğime sahip. Güneş sisteminde başka hiçbir gezegenin bu şekilde bir eğimi yok. Devasa Jüpiter 3 derece eğilirken, Dünya 23 derecelik bir eğilmeye sahiptir. Bilim insanları bir süre boyunca Uranüs’ün eğimiyle ilgili büyük bir etki olduğunu düşündü. Ancak gerçekleştirilen bir bilgisayar simülasyonu sonrası daha uygun bir açıklama elde edildi. Simülasyona, güneş sisteminin ilk günlerinde tek darbeli bir model kullanarak başladılar. Bu modelde bir sürprizle karşılaşıldı. Tek çarpışma modelinde Uranüs’ün Ay’ları bugün sahip oldukları yörüngenin tersine bir dönme eğiliminde oldular. En az iki çarpışma meydana geldiğinde ise Uranüs tam olarak bugün aldığı hale dönüştü. Bu sonuçların doğrulanması için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olsa da bilim insanları Uranüs’ün ciddi boyutta iki çarpışma yaşadığını düşünüyor.
Kaynak: https://listverse.com/2018/07/09/10-incredible-scientific-facts-about-the-planet-uranus/

Devamını Oku

Uzay

ExoMars Misyonunda Astronotları Bekleyen Tehlike

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Mars’a gitmek için uzun süredir çalışan bilim insanları, bu hedeflerine sonunda ulaştılar. ESA’nın gelecek yıllarda düzenleyeceği ve Mars görevi olan ExoMars, bir grup astronotu Kızıl Gezegen’e götürecek. Araştırmacılar, gidiş-dönüş gerçekleşecek olan görevde astronotların çok büyük miktarda radyasyona maruz kalacağını belirtti. Astronotlar, kariyerleri boyunca maksimum alabilecekleri radyasyon miktarının %60’ına bu görevde maruz kalacak.


Günlük hayatımızda da radyasyona maruz kaldığımız durumlar oluyor. Ancak, hem atmosferin varlığı hem de radyasyon seviyesinin düşük olması bireylerde çok büyük olumsuz etki yaratmıyor. Mars görevinde, radyasyon miktarını azaltmak için uzay aracında ve astronot giysilerinde çeşitli önlemler alınabilir ancak bu önlemler, aracı ve giysiyi ağırlaştıracak. Bunun sonucunda geminin yakıt miktarı ve dünyanın yer çekimi etkisi, bu durumdan olumsuz etkilenecek.

Bilim insanları, daha hafif malzemeleri 3 boyutlu yazıcılar vasıtasıyla üreterek, bu sorunu çözmeye çalışacak. Araştırmacı Jordanka Semkova ”Mars’a uzun vadeli insan görevlerini planlarken, radyasonyon riskini de göz önünde bulundurmalıyız. Mars yolculuğu sırasında maruz kalınan radyasyon, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda çalışan astronot ve kozmonotların radyasonyon dozlarından bile daha fazla olacak.” dedi.
Kaynak: https://www.forbes.com/sites/bridaineparnell/2018/09/19/esas-exomars-mission-proves-extremely-high-radiation-risk-for-mars-astronauts/#75054783239f
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Uzay

Uzay kirliliği nedir, neden olur?

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Uzay kirliliği son 40 yılda ortaya çıkan bir sorundur. Dünya’ya yakın yörüngelerde dönen uydular için bir başka tehdit de uzay kirliliğidir.
Peki uzay kirliliği tam olarak nedir?
Dünya’nın çevresinde, değişik yörüngelerde dönen ve artık herhangi bir işlevi olmayan, insan yapımı cisimlerin tümü, uzay kirliliği olarak adlandırılır. Bunların arasında ömrünü tüketmiş uyduların yanı sıra roketlerin uzaya bırakılan üst aşamaları ve yörüngede oluşan patlamaların artıkları vardır. Uzay kirliliğinin şimdilik insanların günlük yaşamlarına doğrudan bir etkisi yoktur. Bu nedenle de genellikle göz ardı edilen ya da unutulan bir sorun olmuştur. Hatta insanların büyük bir bölümü böyle bir sorunun varlığından bile habersizdir.

Ancak eğer önlem alınmazsa, uzay kirliliği önümüzdeki 25-30 yıl içinde uzay araştırmaları açısından çok ciddi bir sorun olacaktır. Denebilir ki uzay kirliliği sorunu, insan yapımı ilk uydu Sputnik I’in, 4 Ekim 1957’de fırlatılmasıyla ortaya çıkmıştır. Sputnik I yörüngede üç ay kalmıştır, ama çalışma süresi daha kısadır; yalnızca üç hafta. Bu yüzden de uzay çağını açan Sputnik I, gerçekte uzay kirliliğine güzel ve somut bir örnektir. Ömrü tükenen uydu Dünya’nın çevresinde, yüksek bir hızla boş yere iki aydan fazla dönüp durmuştur. Sonra da Dünya’ya düşmüştür.

Sputnik I’den günümüze değin geçen 40 yıl içinde uzay araştırmaları alanında çok sayıda ve çok önemli gelişmeler yaşandı: Ay’a, Mars’a ve Venüs’e sondalar, uzay araçları gönderildi, Ay’a inildi, Mars’ın çevresine uydular yerleştirildi, Jüpiter’e, Satürn’e, asteroidlere, kuyrukluyıldızlara hatta Güneş sisteminin dışına uzay araçları yollandı, değişik amaçlı binlerce uydu Dünya’nın çevresine yerleştirildi, uzay istasyonları kuruldu, farklı dalga boylarında uzayı inceleyen uzay teleskopları yörüngeye yerleştirildi. Tüm bunları gerçekleştirmek için dört binden fazla, çok aşamalı roket uzaya gönderildi. Bunların üst aşamaları hep uzaya bırakıldı. Bu yolculuklar sırasında kimi zaman roketlerde, kimi zaman da taşıdıkları yüklerde patlamalar oldu; patlamaların enkazı uzaya yayıldı. Yörüngedeki uyduların büyük bir bölümünün ömrü tükendi; şu anda başıboş dolanıyorlar.

Tüm bu işe yaramayan cisimler, roket parçaları, ölü uydular, yakıt tankları ve uzay aracı artıkları, günümüzde Dünya çevresinde dolanan bir çeşit hurda yığını oluşturdular. Bugün uzay araştırmaları tüm hızıyla sürüyor. Yörüngedeki bu hurda yığını da ne yazık ki giderek büyüyor.
Kaynak: http://www.pollutionissues.com/Re-Sy/Space-Pollution.html
Editör / Yazar: İsa EKİCİ

Devamını Oku

Öne Çıkanlar