Bizi Takip Edin

Arkeoloji

Unutulan Topraklar ve Kayıp Medeniyetler

Yayınlandı

üzerinde

Dünyanın her tarafından birçok kültür, keşfedilme girişimlerine meydan okuyan kayıp krallıkları, batık şehirleri ve efsanevi toprakları konuşuyor. Bu unutulmuş topraklar, bugün keşfedilmiş olsaydı, antik yapılar, şifreli hiyeroglifler ve unutulmuş sanat eserleri ile eski kültürümüze ışık tutabilirlerdi.
Atlantis, okyanusun altında gömülü olduğu söylenen efsanevi bir adaydı. M.Ö 350 civarlarında bir gün bir gecede deniz tarafından yutulan Atlantik Okyanusu’ndaki güzel bir ada hakkında yazan Plato tarafından ilk olarak bahsedilmiştir. Plato bu efsanevi adanın kültürü ve tarihi hakkında iki kitap yazmıştır.Bir başka batık şehir ise, Fransa’nın Douarnenez sınırında bir yerleşimin yapıldığı tarih öncesi döneme kadar uzanan efsanelere dayanan Ys idi. Efsane, Cornouaille Kralı Gradlon’un, denizi seven kızı Dahut’un isteği üzerine bu duvarların içinde bir şehir inşa ettiğini söyler. Ancak, bir gün bir dağ kadar büyük bir dalga Ys‘nin üzerine çöküp şehri okyanusun derinliklerine sürüklemiş. Lemurya, Hint veya Pasifik Okyanusunda bir yerlerde bulunan kayıp bir yerin adıdır. Bu ada efsaneye değil bilimsel bir tahmine dayalı bir yer. Lemurya artık geçerli bir bilimsel hipotez olarak görülmese de, bazıları tarafından bir zamanlar feci bir olayın sonucu olarak, okyanusa batmış olan antik dünyada bir zamanlar gizemli bir kıta olduğuna inanılan bir yer. Mu, 19. yüzyıl gezgin Augustus Le Plongeon tarafından önerilen ve varsayıma dayanan kayıp bir kıtanın adıdır. O, Atlantik Okyanusu’nda yer alan (diğerlerinin Pasifik olduğunu iddia ettiği) Mısır ve Mesoamerica gibi birkaç eski uygarlığın, Mu’dan mülteciler tarafından yaratıldığını iddia etmiştir. Bugün bilim adamları Mu fikrini reddediyorlar ve kısa sürede ne batabileceğini ne de yok edilebileceğini savunuyorlar.
Avalon, Arthur efsanelerinde yer alan efsanevi bir adadır. İlk olarak M.S 1136’da Monmouth’un Geoffrey’inde görünür. Kitabında, İngiltere’nin batısındaki gizemli bir adanın, Arthur’un kılıcı Excalibur’u işlediğini ve daha sonra Camlann Savaşı’nda Arthur’un yaralanmasından sonra sığınak yeri gibi davrandığını iddia etti. Avalon her zaman mistik uygulamalar ve doğaüstü varlıklar ile ilişkilendirilmiştir.  Agartha, yeryüzünün altında yer aldığı söylenen efsanevi bir şehirdir. İlk olarak batıda, gizli bilgileri ve inanılmaz hazineleri koruyan saklı medeniyet olarak Alexandre Saint-Yves d’Alveydre tarafından bahsedilmiştir. Teosofistler, Agartha’yı asuras denilen doğaüstü yaratıkların yaşadığı Tibet’in altındaki geniş bir mağara kompleksi olarak görürler. Tibet ve Budist geleneklerinde Shambhala, İç Asya’da bir yerlerde saklanmış eski bir krallıktır. Çeşitli eski metinlerde, en eski Bön Kutsal Kitapları (Budizm’den çok önce gelen) olarak anılmaktadır. Hepsi Shambhala’yı fiziksel gerçekliğin kıyısında, bu dünyayı bir diğerine bağlayan (fiziksel ve ruhsal alemler arasındaki bir geçit) saf bir alan olarak görüyorlar. Bu cennete yalnızca en aydın varlıklar girebilir, (gerçekten de bu Tibet rahipleri, bu efsanevi alana yolculuğa çıkmadan önce hayatlarını yoğun bir ruhsal gelişim içinde geçirirler). Yunan mitolojisinde, Hyperborea “Kuzey Rüzgarının ötesinde” yer alan efsanevi bir yerdi. Yunanlılar, Trakya’nın kuzeyine kadar uzanan, güneş ışığının günde yirmi dört saat sürdüğü verimli bir cennet olduğuna inanıyordu. Ancak, Hyperborea’nın fiziksel bir yer olmaması da mümkündür, Yunan şairi Pindar’a göre, ne gemi ile ne de yürüyerek Hyperborea’ya giden muhteşem yolu bulursunuz.
Thule, ilk olarak, klasik Avrupa coğrafyasında, Britanya’nın kuzeyine kadar uzanan bir bölge olarak belirtilmiştir. 19. yüzyıldan önce, bu kuzey efsanesinin, donmuş bir vahşi doğanın ortasında yanardağlar tarafından kuşatılan cehennem gibi bir yer olduğuna dair bir çok fikir vardı. Tersine, 18. yüzyıldan sonra, bol bir arazi olarak bilinmeye başladı; Balıkların bolca yakalandıkları ve et ve tereyağı üretimi için bol miktarda otlatma olduğu bir yer. Thule efsanesi bu nedenle hem cennet hem de cehennem olarak değerlendirilmiştir. “Ultima Thule” terimi, “bilinen dünyanın sınırları” nın ötesinde yer alan uzak bir yer anlamına gelir. İspanyol kaşifleri, 16. yüzyılın başlarında Güney Amerika’ya geldiklerinde, altınla doldurulmuş El Dorado adlı kayıp bir şehrin söylentilerini duydular. Yerel folklor, bu şehre her zaman yeni bir hükümdarın atandığını, altın ve değerli mücevherlerin Guativita adlı bir göle atıldığını söyledi. Gölün seviyesini, kenarındaki yüzlerce altını bulmaya yetecek kadar düşürmeyi başaran kaşifler tarafından bu göl 1545’te buldu. Ancak, gölü tahliye etme girişimleri daha da başarısız oldu ve altın şehri hala kayıp.
Paititi, batı ütopyasının eşdeğeri olan efsanevi bir İnka şehiridir. Gıda ve mineral zenginliğin bol olduğu söyleniyordu. Folklor, bu unutulmuş şehri, Peru’nun kuzeydoğusundaki Bolivya ya da güneybatı Brezilya’daki uzak yağmur ormanlarında bir yere yerleştirir. Paititi efsanesi, Qero ve Cusco’yu kurduktan sonra Pantiacolla’nın ormanlarına doğru kendi sığınak şehri Paititi’de yaşamının geri kalanını geçirmek için inzivaya çekilen kültür-kahraman Inkarri’nin hikayesinin etrafında dönüyor.
Brezilya, Atlantik Okyanusu’nda İrlanda’nın batısına doğru uzandığı söylenen bir hayalet adadır. İnanılmaz güzelliği yedi yılda bir gün çıplak gözle görünür hale geldiği, onun dışında kalıcı bir sis içinde gizlenmiş olarak tanımlanır. Keşif heyeti 1480 ve 1481’de adayı aramak için Bristol’den ayrıldı; ama hiçbir şey bulunamadı. Daha sonra, 1674 yılında, Kaptan John Nisbet, İrlanda’ya yolculuk yaparken adayı bulduğunu iddia etti. Tuhaf siyah kemirgenleri ve taş kalede yaşayan bir büyücüyü anlattı. Kaptan Alexander Johnson tarafından yapılan bir keşif seferinde, aynı bulguları teyit eden Brezilya’yı buldu. Ama sonra Brezilya, yakalanması zor bir hale geldi. O zamandan beri sadece birkaç defa görüldü. Kaynak: https://www.ancient-code.com/forgotten-lands-lost-civilizations/

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arkeoloji

Paskalya Adası Moai Heykellerinin Gizemi Sonunda Çözüldü

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Paskalya Adası’nın dev heykellerinden birkaçı, tuhaf bir şapkaya sahiptir. Bu ünlü volkanik kayalardan sadece bir kısmının kafalarında kırmızı bir “şapka” var. Bu şapkalar sadece adanın diğer tarafındaki kızıl taşlardan yapılmamış, aynı zamanda heykellere daha sonra eklenmiş gibi de görünmektedir. Öyleyse, bu 12 tonluk “pukao” şapkaları, 4 metrelik bir heykelin tepesine nasıl ve neden çıkarıldı? 

Yıllarca süren bekleyişten sonra, Pennsylvania Eyalet Üniversitesi’nden arkeologlar sonunda davanın çözüldüğünü düşünüyorlar. Penn State’de antropoloji alanında yüksek lisans öğrencisi olan Sean W Hixon, “Pek çok insan birçok fikir ileri sürdü, ama arkeolojik kanıtlar kullanan bir fikir ortaya koyan ilk biziz.” dedi. Adaya ilk defa Polinezyalı denizciler, 13. yüzyılda yerleşmiştir. Onlar iki yüzyıl boyunca bu dev heykelleri volkanik tüflerden çıkardılar. Uzmanlar bu konuyla ilgili hala tartışıyorlar, ancak genel olarak kabul edilen şey bu monolitlerin sallanma hareketiyle taşındığıydı. Bununla birlikte, bu taş ocağı, pukao şapkalarının işlendiği kırmızı cüruf ocağından 12 kilometre (7,5 mil) uzaktaydı. Journal of Archaeological Science’da ayrıntılı olarak açıklandığı gibi, araştırmalar, şapkaların heykeller dikildikten sonra ve büyük olasılıkla ocaktan ham forma getirilip yerinde oyularak heykellere yerleştirildiklerini doğruladı. Bunu tartışıyorlar çünkü oyulmamış kızıl cüruf taşı ocaklardan heykellere doğru olan güzargahta bulunabilir. Rampalar daha sonra, 12 tonluk şapkaları kafa seviyesine getirmek için kullanılmış olmalıdır. Ancak, fotogrametri ve yüksek teknolojili 3D görüntüleme kullanılarak, şapkaların tabanındaki çentikler incelendi. Bunların basitçe itilemeyecekleri ve eğer itilirse yumuşak taş oluklarının aşınabileceği öne sürüldü.

Bunun yerine, araştırmacılar, pukao’nun, büyük rampalara sarılarak, nesnenin altında bulunan halatlar yardımıyla ağır yükleri kaydıran bir çeşit kaldıraç tekniğinin kullanıldığını ileri sürüyorlar. Rotasyonel kaldıraç, ağır nesneleri rahat bir şekilde kaldırmanızı sağlar. Araştırmacılar, tüm bu süreç için 15’den az çalışana ihtiyaç olduğunu keşfetti. Bütün bu çabaların nedeni belirsizliğini koruyor. Çoğu araştırmacı, şapkaların heykelleri ayırt etmek ya da belirli bir heykelin gücünü göstermek için kullanıldığı inancında. Kesin olan bir şey daha var ki: şapkaların yerleştirilmesi basit bir görev değildi, gerçekten derin bir önem taşımaları gerekiyor. Kaynak: http://www.iflscience.com/editors-blog/a-mystery-about-easter-islands-statues-might-finally-be-solved/

Devamını Oku

Arkeoloji

Aborijinlerin ”Songline”ları : ‘Ataların Ayak İzi’ Olarak Bilinen Eski bir İletişim Ağı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Aborijinler tarafından “Ataların Ayak İzleri” olarak bilinen ‘songline’, Avustralya kıtasının her tarafına yayılan, Avusturalya’daki eski toplulukları birbirine bağlayan ve eski sınırları takip eden, görünmez yollardan oluşan bir ağdır. görünmez yollardan oluşan bir ağdır. Batıda, onları “Song Lines” ve “Dream Tracks” olarak biliyoruz. Onlar dünyayı dolaşan efsanevi varlıklardan söz eden ve (kuşlar, hayvanlar, bitkiler, kayalar, su delikleri gibi) yollarına çıkan, dünyayı varoluşa çeviren her şeyin adını söyleyen aborjin yaratılışlarının bir parçasıydı.  Her kabilenin kendine ait ve kendi ataları tarafından aktarılan ”songline”ı vardı. Bu kutsal şarkılarını korumak ve içinde yer alan yasaları ve gelenekleri takip etmek onların sorumluluğundaydı. Toprakları en sonunda çorak araziye döndüğü için kendi ”songline”larını korumakla görevliydiler. Eğer şarkılar unutulmuşsa, arazi kendiliğinden yok olurdu. Bir oluşum işaret şarkısı söylenerek ülke, yaşamaya ve güzelleşmeye başlardı. Bir ”songline” aynı zamanda bir harita ve bir pusula görevi görür. Bir aborijinin şarkıyı öğrenmesini sağlamak, ülke içerisinde her zaman yollarını bulabilmelerini sağlar. ”Dolaşmakta” olan bir insan her zaman Songline’lardan biri ile seyahat edecektir. ‘Dream- track’ inden sapacak olursa, başka birinin arazisine izinsiz girmiş olur. Şarkıyı izlediği sürece, her zaman misafirperverlik bekleyebileceği ve rüyasını paylaşan insanları bulur. Teoride, Avustralya’nın tamamı müzikal bir skor olarak (şarkı haritası olarak bilinir) okunabilirdi. Ülkede söylenemeyen bir kaya veya dere neredeyse yoktur. Songline’ı epik öykülerden oluşan bir labirent olarak gözünüzde canlandırabilirsiniz ve her kutsal yer, ilgili jeolojisi, işlevi ve efsaneleri açısından okunabilir. Çalılığın herhangi bir yerinde, manzaranın bazı özelliklerine dikkati çekebilir ve Aborijin bir kişiye, “Orada hikaye nedir?” Veya “Kim bunlar?” diye sorabilirsiniz. Atanıza bağlı olarak, “Kanguru” ,“Muhabbet kuşu” ya da “Yahudi Kertenkele”gibi cevaplar vereceklerdir. Ve bu iki yer arasındaki mesafe, bir şarkının uzunluğu ile ölçülebilir. Değerli okurlarımız Aborjinler “Songline” lar hakkında daha fazla bilgiye sahip olmak isterseniz Bruce Chatwin’in “Songlines” isimli eserini okumanızı tavsiye ederiz. Kaynak: https://www.ancient-code.com/australias-songlines-an-ancient-network-known-as-the-footprints-of-the-ancestors/

Devamını Oku

Arkeoloji

Bu 240 Milyon Yıllık Sürüngen tüm dünya sürüngenlerin atasıdır

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yüz milyonlarca yıl öncesine ait bir fosil, yakın zamanda “tüm kertenkelelerin atası” (ve hatta yılanların) olarak tanımlanmıştır. Bu eski kertenkele, bugün 240 milyon yıldan fazla bir süredir gezegende yaşayan yaklaşık 10.000 türün doğrudan atasıydı. Paleontologlar başlangıçta küçük sürüngen olan Megachirella wachtleri’i 2003’te tanımladılar. Ancak son taramalar, fosilin gizlenmiş özelliklerini ortaya çıkardı ve bilim adamlarının Megachirella’yı, kertenkele ve yılanları içeren sürüngen grubunun en eski bilinen atası olarak tanımlanmasını sağladı. Araştırmacılar yeni bir çalışmada, yaklaşık 75 milyon yıllık eski skuamatlara ait olduğu düşünülen Megachirella’nın, bilinen en eski skuamatlar ile bu sürüngen grubunun moleküler verilerden elde edilen tahmini kökenleri arasındaki boşluğu kapattığını bildirdi. Megachirella fosili, kuzey İtalya’daki Alplerde bulunmuştur. Bu fosilin yaklaşık 240 milyon yaşında olduğu tahmin edildi ve bilim adamları bunun bir ilkel sürüngen (lepidosaur) türüne ait olduğunu düşündüler. Ancak, Edmonton’daki Alberta Üniversitesi’nde biyolojik bilimler alanında doktora adayı olan Kanadalı çalışma yazarı Tiago Simões, kertenkele benzeri, belirli özellikler taşıyan fosillerin değerli ve benzersiz ipuçları sağlayabileceğini ima etti. Simões, “Özellikle CT tarama formunda [bilgisayarlı tomografi] , daha fazla anatomik ayrıntı ve gelişmiş veri kümesi sağlamak için ve sürüngenlerin evrim ağacındaki yerini anlamak için daha fazla dikkati hak ediyordu.” dedi. Araştırmacılar, fosil sürüngeninin 3 boyutlu bilgisayar modelini oluşturmak için BT taramalarını kullandı ve Megachirella’yı skuamat’lar ile bağlantılı olduğunu gösteren bir dizi özellik keşfetti. Kafatasının bir kısmı ve köprücük kemiğinin yapısı gibi özellikler skuamat grubuna özgüydü. Bu unsurlarla birlikte, Nature dergisinde(30 Mayıs’ta) çevrimiçi olarak yayınlanan çalışmaya göre, Megachirella’yı “Triyas’tan gelen tartışmasız ilk skuamat” olarak tanımladılar. Araştırmacılar, moleküler ve iskelet ipuçlarının, iguanlardan ziyade (iguanalar, anoller ve bukalemunları içeren) gecko’ların ortaya çıkması için en eski skuamat grubunu oluşturduklarını da belirttiler. Skuamat’ın kökenleri ile ilgili moleküler verilerin ne anlama geldiğini desteklemek için fosil kanıtlar, evrimsel bir yapbozun eleştirel ve “gerçekten tatmin edici” eksik bir parçasını tamamlamayı sağladı. Araştırmaya dahil olmayan Raxworthy, “Bilim adamları aynı cevapla gelen farklı veri türlerini görmeyi her zaman seviyorlar.” dedi. Ancak, 240 milyon yıl önce yaşamış olan Megachirella ile 168 milyon yıl öncesinden daha önce ortaya çıkmamış diğer fosil skuamatlar arasındaki fosil kayıtlarında büyük bir boşluk kalıyor. Simões, bu boşluğun eski yılanların ve kertenkelelerin çeşitliliği ve neye benzediklerini anlatan çok şeyi eksik bıraktığını söyledi. “Keşfettiğimiz şey buzdağının görünen kısmı ve skuamatların erken evrimini anlamak için çok daha fazla çalışma yapılması gerekiyor” dedi. Kaynak: https://www.livescience.com/62693-mother-of-lizards-fossil.html

Devamını Oku

Öne Çıkanlar