fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Üretilen Yeni Bir Bilgisayar Çipi Kuantum Bilgisini Işık Şeklinde Saklamasını Mümkün Kılıyor

Yayınlandı

üzerinde

Araştırmacılar tarafından ilk kez bilgileri tek tek fotonlara depolayabilen nanometre kuantum bellek yongaları geliştirildi. Çipler durdurulmadan önce 75 nansaniye veriyi %97 başarı oranıyla depoladı.
Caltech tarafından geliştirilen bir bilgisayar çipi, bilgisayar kullanımında yeni bir dönemi başlatıyor. Geleneksel bilgisayarlar ve kuantum bilgisayarlarda veriler ikili kod sistemiyle depolanmaktadır. Bununla beraber, geleneksel bilgisayarlar 1 ya da 0 bitler halinde depolama yaparken, kuantum bilgisayarlar verileri 1 ya da 0 ya da her ikisini birden aynı anda depolayabilmektedir.

uretilen-yeni-bir-bilgisayar-cipinin-kuantum-bilgisini-isik-seklinde-saklamasini-mumkun-kiliyor
Protonların yük ve kütlesi bulunmadığından, kuantum verilerinin depolanması için güvenli ve verimli bir ortam oluşmaktadır. Fakat kuantum veri depolama ve iletim işlemi için tekli protonların nasıl kullanılabileceğinin keşfi oldukça zor olmuştur. Çipi nanometre üzerinde yapmanın neredeyse imkansız olarak görünmesine rağmen, Caltech araştırmacıları bunu nasıl yapabileceklerini keşfetti.
Çipler, optik kuantum bellek cihazının dünya üzerindeki en küçük ölçeğini oluşturuyor. Nadir toprak iyonlarıyla katkılı kristallerden yapılmış olan çipler, optik boşluklardan yaklaşık 700 nanometre genişliğe 15 mikron uzunluğunda (kırmızı kan hücreleri ile aynı boyutta) bellek modülleri yaratılarak yapıldı. Bu iyonlar, her modülün kendisine pompalanan tek bir fotonu bir lazer vasıtasıyla daha etkili bir şekilde emmesine izin verdi.

uretilen-yeni-bir-bilgisayar-cipinin-kuantum-bilgisini-isik-seklinde-saklamasini-mumkun-kiliyor2
İlk test sırasında çip, durdurulmadan önce 75 nanosaniye için verileri depolayabildi ve sadece yüzde 3 başarısızlık oranı bulunuyordu. Bununla birlikte, kuantum ağında uygulanabilir bir bileşen olabilmesi için çiplerin bilgiyi bir milisaniye boyunca saklaması gerekiyor. Bilim insanları çipi bu seviyeye getirebilmek için çaba sarf ediyor.

Kaynak: https://futurism.com/a-new-computer-chip-can-store-quantum-information-in-the-form-of-light/

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Hamam böceğinden radyasyon geçirmez yelek üretildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Kimya Öğretmeni Pınar Sabaz, Alperen Berberoğlu birlikte radyasyon geçirmeyen yeleğin üretim aşaması ile ilgili yaptığı açıklamada, “Öğrencim Alperen Berberoğlu ile birlikte yapmış olduğumuz bir çalışma var. Bor bileşikleri ve hiposan adı verilen malzemeyle birlikte radyasyondan koruyan kumaş dolgu malzemesi ve sıvı ürettik.

Bunun test sonuçlarına göre de yüzde 98 oranında radyasyondan koruma sağladığını gördük. Dolayısıyla da bu çalışmayı geliştirerek bunu patent noktasına getirdik ve patent başvurusunu gerçekleştirdik. Çalışmanın ilk aşamasında öğrencim hamam böceklerinin radyasyonun zararlı etkilerinden hiçbir şekilde olumsuz etkilenmediğini fark etmiş ve bununla ilgili ‘bunun nedeni ne olabilir’ diye araştırırken hamam böceğinin kabuğunda bulunan kitosan maddesinden kaynaklandığını keşfettik. Bu kitosanın içerisine de milli değerimiz olan, dünya rezervlerinin yüzde 72’sinin ülkemizde bulunduğu bor bileşiğini ekleyerek radyasyon zırhı üretmeyi başardık. Bu malzeme yüzde 98,25 oranında radyasyona karşı koruma sağlıyor. Biz bununla da ilk önce TÜBİTAK Projelerine başvurduk. İlk etapta TÜBİTAK Projesi Bölge Sergisine katıldık. Sonra bölge birincisi olarak Türkiye finaline katıldık. Bu projenin daha ileriye götürülerek geliştirilebilmesi için de yaptığımız çalışmayla ilgili bir patent başvurusunda bulunduk. Bu başvurunun da olumlu bir şekilde sonuçlanmasını bekliyoruz” diye konuştu.

Hem ucuz hem hafif
Bilim ve Sanat Merkezi 4. sınıf proje öğrencisi Alperen Berberoğlu da hamam böceklerinin radyasyondan etkilenmediğini öğrendikten sonra çalışmalara başladığın belirterek, “Bu projeyi iki yıldır yürütüyorum.  Proje aklıma şu şekilde geldi; öncelikle Çernobil gibi radyoaktif sızıntılarda çoğu canlının hayatını kaybetmesine ve zarar görmesine rağmen içerisinde kitosan bulunduran hamam böcekleri gibi kabuklu canlıların zarar görmediğini fark ettim. Bundan yola çıkarak içinde kitosan ve ayrıca milli değerimiz olan bor bulunan bir polimer üretmek istedim.

Ardından polimerle ne yapabileceğimizi düşündüm ve bununla hastanelerde röntgen cihazlarını kullanan radyoloji teknikerlerinin gördüğü zararı minimuma indirmek amacıyla üç farklı bor bileşiğini bulunduran yelek dolgusu tasarladık. Yaptığımız yeleğin içerisinde yapmış olduğumuz dolgu var. Ayrıca polimerleştirici malzeme olarak kitosan bulunuyor. Bu da asetik asitte çözünmüş biçimde. Bunun yanında bir de sıvı ürettik. Bunları da hastanelerde şu anda duvarlarda kurşun bloklar kullanılıyor. Onların yerine kullanmak amacıyla ve maliyeti minimuma indirmek amacıyla bu sıvıları ürettik. Ayrıca kurşun yeleklerin maliyetine göre çok daha ucuz ve kurşun yeleklerin ağırlığına göre çok daha hafif bir materyal ürettik. Kurşun yeleklerin maliyeti yaklaşık 600 TL civarında ancak bizim ürettiğimiz bu kumaşla birlikte içindeki dolgu malzemesini 20 TL civarında mal edebiliyoruz. Ayrıca kurşuna göre çok daha hafif olma avantajı var. Bu proje geliştirilerek ileride savunma sanayisinde ve sağlık sektöründe kullanılabilir” dedi. Kaynak: (İHA)

Devamını Oku

Bilim

Yaratıcı İnsanlar, Daha Geç ve Daha Sağlıksız Uyuyorlar!

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yapılan çalışmalara göre, sanat öğrencilerinin, sosyal bilimler öğrencilerine oranla daha fazla uyuduğu, daha fazla uyku bozuklukları yaşadığı ve gün içinde daha enerjisiz oldukları gözlemlenmiştir. Daha önce hiç, bir sonraki Picasso olduğunuzu hayal ettiniz mi? Haifa Üniversitesi’nde güzel sanatlar ve sosyal bilimler öğrencilerini karşılaştıran yeni bir araştırma, görsel açıdan yaratıcı öğrencilerin daha düşük kaliteli uyku uyuduklarını göstermiştir. Araştırmanın başyazarlarından olan Neta Ram-Vlasov, görsel yaratıcılığı yüksek olan öğrencilerin uyku bozukluklarından dolayı zorluklar yaşadığını belirtiyor.

“Sözlü olarak yaratıcılığını kullanan insanlar söz konusu olduğunda, daha fazla uyuduklarını ve daha geç saatlarde kalktıklarını tespit ettik. Başka bir deyişle, iki yaratıcılık türü farklı uyku düzeniyle ilişkilendirildi.” diyerek devam ediyor Ram-Vlasov. Konuyla ilgili önde gelen yaklaşımlardan biri, yaratıcılığı dört özelliğe göre tanımlamaktır. Akıcılık, çok çeşitli fikirler üretme becerisi; esneklik, bu geniş fikir yelpazesini üretmek için farklı düşünce kalıpları arasında kolayca geçiş yapma olanağı; özgünlük, fikrin çevredeki fikirlere göre eşsiz olması ve detaylandırma, her düşünceyi ayrı ayrı geliştirme becerisi. Şu anki çalışma, Haifa Üniversitesi Yaratıcı Sanat Terapileri Enstitüsü Hemşirelik Yüksekokulundan Prof. Tamar Shochat ve Neta Ram-Vlasov tarafından, Assuta Tıp Merkezi Uyku Enstitüsü’nden Amit Green ve Yezreel Vadisi Koleji Psikoloji Bölümü’nden Prof. Orna Tzischinsky tarafından yürütülmektedir.

Araştırmacılar, görsel ve sözlü olmak üzere iki yaratıcılık türünün, zaman, zamanlama (uykuya dalma ve uyanma zamanı gibi endeksler) ve öznel yönlerinin uyku kalitesi gibi uykunun nesnel yönlerini nasıl etkilediğini anlamaya çalışıyorlardı. Çalışma, yarısı sadece sanat, diğer yarısı da sadece sosyal bilimler üzerine eğitim almakta olan yedi farklı üniversiteden otuz katılımcı ile yürütülmüştür. Çalışma boyunca, katılımcıların gece uykuları kayıt altına alındı, bilek monitörünü (uyku değerlerini ölçmeye yönelik bir cihaz) uyku modelleri ve uyku kalitesini ölçmek için kullandılar ve bir uyku günlüğü oluşturdular.

Son olarak da, uyku alışkanlıkları üzerine bir anket doldurdular. Ayrıca, görsel ve sözlü yaratıcılık testlerine de tabi tutuldular. Sonuçlar, katılımcılar arasında görsel yaratıcılık düzeyinin artması ile uyku kalitesinin düştüğünü gösterdi. Bu durum, uyku bozuklukları ve gündüz işlev bozukluğu gibi konularda da kendini göstermiştir. Araştırmacılar ayrıca, katılımcıların sözel yaratıcılık düzeyinin ne kadar yüksek olursa, o kadar fazla uyuduğunu, geç uyuduğunu ve geç uyandığını tespit etmişlerdir. Sanat öğrencileri ile sanat dışı bilim öğrencilerinin uyku düzenleri arasındaki bu karşılaştırma, sanat öğrencilerinin daha fazla uyuduğunu tespit etmiştir; ancak bu durum, kaliteli bir uykuyu kesinlikle garanti etmemektedir. Sanat öğrencileri uykularını düşük kalitede değerlendirmiş olup, sanat dışı öğrencilere göre daha fazla uyku bozukluğu ve gündüz işlev bozukluğu bildirmişlerdir.

Araştırmacılar, iki çeşit yaratıcılık ve uyku kalıbı arasındaki bağlantılar için bazı açıklamalar yapılabileceğini belirtmişlerdir: “Daha ileri çalışmalar, yaratıcılığın uykuyu etkileyip etkilemediğini (veya tam tersini) belirlememize yardımcı olacaktır.” Araştırmacılar, “Görsel yaratıcılık fazlalığı kişiyi daha fazla uyardığından, bu durum uyku bozukluklarına yol açabilir. Öte yandan, sözlü yaratıcılığı yüksek bireylerin uyku süresinin uzaması da muhtemeldir. Her durumda, bu sonuçlar fazla uyku konusunda yaratıcılığın tek faktör olmadığını kanıtlar. Görsel yaratıcılık, sözel yaratıcılıktan farklı beyin mekanizmaları tarafından aktive edilir ve etkinleştirilir.” diye belirtmektedirler.
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2017/01/170126082022.htm

Devamını Oku

Bilim

Bilim insanları, görme bozukluklarının tedavisi için kök hücrelerden insan retinası üretti

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

ABD’de bilim adamları, laboratuvarda, bazı görme bozukluklarının tedavisine yönelik kök hücrelerden insan retinası üretti. ABD’de Johns Hopkins Üniversitesi’nden iki araştırmacı 9 ay süren çalışmada laboratuvarda binlerce kök hücreyi bazı kimyasallarla besleyerek, bu hücrelerin göz küresinin arka duvarını kaplayan ve görme hücrelerinden oluşan ağ tabakası retinaya dönüşmelerini sağladı. Araştırmacı Kiara Eldred, 9 aylık çalışmaları sonucunda ışığa tepki veren, tenis topunun yarısı şeklinde ve çapı da yaklaşık iki milimetre olan minik retinalar ürettiklerini kaydetti.

“İnsan gözündeki retinanın aynısı”
Laboratuvarda büyüyen hücrelerin aynı bir bebeğin gelişiminde olduğu gibi benzer bir süreci takip ettiğini ifade eden Eldred, laboratuvarda büyük bir özenle büyütülen retinaların biyolojik olarak insan gözündekinin aynısı olduğunu belirtti.

Johns Hopkins Üniversitesi’nden biyolog Robert Johnston, amaçlarının nakledilebilecek insan retinası geliştirmek ve retinada görme kaybına neden olan kusurlu bölgelerin tedavisine yönelik olduğunu kaydetti. Johnston, bu çalışmadaki diğer bir amacın da bu geliştirilen retina organoidlerini kullanarak glokom ve sarı nokta hastalığını daha iyi anlamanın olduğunu vurguladı. Araştırmanın detayları “Science” dergisinde yayımlandı.
Kaynak: http://time.com/5419899/eye-retina-vision-loss-treatment/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar