Bizi Takip Edin

Arkeoloji

Van Gölünde 3 Bin Yıllık Kale Bulundu

Yayınlandı

üzerinde

Batık şehirler genelde efsanelerde geçmektedir. Ancak Van gölünün derinliklerinde arkeologlar tarafından bulunan kale bir efsane değil gerçek olarak karşımıza çıktı. Orta doğudaki en büyük ikinci göl ve Türkiye’nin en büyük gölü olan Van gölünde on yıl süresince yapılan aramalar sonucunda kayıp bir krallığa ait kale bulundu.van-golunde-3-bin-yillik-kale-bulundu
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi arkeologları tarafından yapılan keşifte gölün derinliklerinde çok iyi korunmuş olan 3 bin yıllık büyük bir kalenin olduğu anlaşıldı. Araştırmacılar kaleyi keşfedebilmek için bağımsız bir dalgıç ekibiyle dalışlar gerçekleştirdi.
Van gölüne dair daha önce ortaya atılan canavar efsanesi kalenin keşfini sağladı. Proje ekibinin başında yer alan Tahsin Ceylan önce Van Gölü Canavarını aradı. Ancak Ceylan canavar yerine kayıp bir şehir keşfetti. Ceylan keşfe dair verdiği demeçte, “Su altında bir şeyler bulunduğuna dair bir söylenti vardı. Ancak çoğu arkeolog ve müze yetkilisi burada hiçbir şey bulamayacağımızı söyledi.” İfadelerine yer verdi.

van-golunde-3-bin-yillik-kale-bulundu2
Keşfedilen kale 1 kilometre uzunluğa sahip ve duvarları 3 ya da 4 metre yükseklikte. Kale gölün alkali suları sayesinde oldukça iyi korunmuş durumda. Araştırmacılar bölgede M.Ö. 9 ila 6’ıncı yüzyıllarda bölgede hüküm süren Van Krallığı olarak adlandırılan kayıp Urartu uygarlığının demir çağda hüküm sürdüğüne inanıyorlar.
Gölün su seviyesi yüzyıllar içerisinde oldukça çarpıcı bir şekilde dalgalandı. Araştırmacılar Urartu krallığının gölün sularının şimdikinden çok daha düşük seviyede olduğu bir dönemde bölgeye yerleşerek göl kıyısına kale ve çeşitli yapılar inşa ettiklerine inanıyor. Zamanla gölün suyu bu yapıları örtecek şekilde yükseldi. Kale’ya dair arkeolojik çalışma yürütülecek.
Kaynak: http://www.sciencealert.com/lake-van-turkey-3-000-year-old-sunken-castle-urartu

Reklam Alanı
1 Yorum

1 Yorum

  1. Pingback: Van Gölünde 3 Bin Yıllık Kale Bulundu | Belgesel Günlüğü

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arkeoloji

Antartika’da Bulunan Hayalet Parçacık, Astronomları “Blazar” İsmini Verdikleri Bir Kara Deliğe Yönlendirdi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Evrende bulunan en güçlü kozmik ışınların ya da yüksek hıza sahip parçacıkların kökeninin belirlenebilmesi oldukça zor. Astronomlar son keşfettikleri hayalet parçacıkları nötrinoları yüksek enerjili kozmik parçacıkların kaynağını doğrulamak için kullandı.
Antartika’da buzun içine gömülmüş olan devasa bir dedektör olan IceCube, ilgili keşfin yapılmasını sağladı. Keşifle astronomlar maddeyi yükselten ve yüksek enerjili radyasyona sahip bir kara delik tespit etti. Blazar ismini verdikleri bu muazzam hızla dönen karadelikler kozmik ışınlar yayıyor gibi görünüyor.
Gökbilimciler, Antarktika’da tek bir “hayalet” parçacığını algılayarak, evrendeki en yüksek enerjili ama en esrarengiz radyasyonun bir kısmını – kozmik ışınların önemli bir kaynağını doğruladıklarını söylüyor.
Kozmik ışınlar 100 yıldan fazla bir süre önce keşfedildi, ancak kökenlerini kesin olarak bilmek zor. Çünkü onlar Dünya’ya doğru yön değiştirebilirler ve gezegenimizin atmosferinin çoğunu emebilirler.

Araştırmacılar, Eylül ayında, Antarktika’nın buzuna gömülü devasa bir dizi sensör olan IceCube’ü kullanarak “hayalet” partikülü veya nötrinoyu buldu. Nötrino olağandışı şekilde enerjikti ve bilim adamları parçacığı kendi kaynağına geri döndürdüklerinde blazar olarak adlandırılan bir galaktik canavar buldu. Hızla dönen kara delik, güneşin kütlesinin milyonlarca katı büyüklüğe sahip. Bu hızla dönmesi de gaz ve toz bulutlarının oluşmasına sebep oluyor.

Kara delik Blazar TXS 0506 + 056 ismiyle anılıyor ve Orion takım yıldızının hemen altında bulunuyor. Dünyadan 4 milyar ışık yılı uzaklıkta olan süper kütleli kara delik, aktif bir gökada olarak tanımlanan şeyin merkezinde yer alıyor. Yüksek enerjili nötrino tespiti sonrasında, IceCube blazar’daki ışık tabanlı gözlem odalarını hedef aldı. Dedektörler ve teleskoplar başka bir radyasyon dalgası yakaladılar. Bulunan bu nötrino aktif bir gökadanın bulunduğunun ilk kanıtıdır. Bu keşif kısa zamanda bu nesneler hakkında daha fazla bilgi edinebilmek için nötrinoların kullanılabileceğini gösteriyor.
Kaynak: https://www.businessinsider.com.au/black-hole-blazars-create-cosmic-rays-neutrinos-icecube-2018-7

Devamını Oku

Arkeoloji

Çin’de yaklaşık 2,1 milyon öncesine ait, Afrika dışında bulunmuş en eski taş aletler keşfedildi. 

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Çin’de insanlar tarafından yontulduğu düşünülen, yaklaşık 2,1 milyon yıl öncesine ait olduğu öngörülen Afrika dışında bulunan en eski taş aletler keşfedildi. Keşfedilen bu aletler şayet insanların elinden çıktığı kanıtlanırsa ‘insanlığın tarihi’ yeniden yazılabilir. Keşifle birlikte Afrika kıtası dışında insansı türlerin varlığına dair bilinen en eski kanıtın bulunduğu iddia ediliyor. Çinli ve İngiliz paleontolog, arkeolog ve jeologların bulunduğu ekip tarafından Çin’de yapılan kazılarda bulunan taş aletlerin, bölgede 2,1 milyon yıl önce ilkel insanın varlığına kanıt teşkil ettiği belirtiliyor.
Aletlerin av için kullanıldığına dair bir kanıt yok
Nature Dergisi’nde yayımlanan makaleye göre; aletler arazide hayli geniş bir alana yayılmış şekilde bulundu. Aletlerin geniş alanda ve farklı katmanlarda bulunması aletleri üretenlerin hayvanları takip ederek, avlanmak için dolaştıklarına yorumlanıyor. Çoğu kuvarsit taşından oluşmuş aletler arasında kasaplık amaçlı kullanılmış kesici yontma taş aletler ve çekiç olarak kullanıldığı tahmin edilen taş aletler yer alıyor. Aletlerin bulunduğu yerlerde aynı zamanda domuz ve geyik türü hayvan kemikleri de buldular. Fakat araçların av için kullanıldığına dair bir kanıt sağlayamadılar.
“Bilim aleminin itiraz edemeyeceği şekilde kesinlikle su geçirmez kanıtlar”
Şimdiye kadar, Afrika dışındaki insansı türlere ait en eski kalıntılar, Gürcistan’ın Başkent Tiflis’e yaklaşık 85 kilometre uzaklıktaki Dmanisi kasabasında bulunan ve 1,8 milyon öncesine tarihlenen taş aletler ile kafatası parçası fosiliydi. Yeni buluntular Gürcistan’dakinden en az 250.000 yıl öncesine ait. İngiltere’deki Exeter Üniversitesi arkeoloji bölümü arkeologu Robin Dennell, “Asya’daki ilk insanlara dair bulgular 2,5-2,6 milyon yıl geriye, insanların taş aletler geliştirdiği döneme kadar gidebilir. Özellikle Hindistan ve Pakistan havzasında daha eski kanıtlar bulabiliriz ama şimdiye kadar elde edilen bulgular bilim aleminin itiraz edemeyeceği şekilde kesinlikle su geçirmez kanıtlardır” açıklamasını yaptı.
İnsalar, en az 6 milyon yıldır yeryüzünde
Evrim Teorisine göre, insan evrim zincirinin iki ayak üzerinde yürüyebilen halkları olarak yorumlanan insansı türlerin 6 milyon yıldan fazla süre önce Afrika’da ortaya çıktıkları savunuluyor. İnsansı türlerin kıtadan yaklaşık 2 milyon yıl birkaç göç dalgası ile dünyaya yayıldıkları tahmin edilmektedir. Yaklaşık 300.000 yıl önce Afrika’dan çıktığı tahmin edilen Homo sapiens ‘insan’ yeryüzüne yayıldığında ilk insansıların nesli tükendiği bilinmektedir.

Devamını Oku

Arkeoloji

Paskalya Adası Moai Heykellerinin Gizemi Sonunda Çözüldü

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Paskalya Adası’nın dev heykellerinden birkaçı, tuhaf bir şapkaya sahiptir. Bu ünlü volkanik kayalardan sadece bir kısmının kafalarında kırmızı bir “şapka” var. Bu şapkalar sadece adanın diğer tarafındaki kızıl taşlardan yapılmamış, aynı zamanda heykellere daha sonra eklenmiş gibi de görünmektedir. Öyleyse, bu 12 tonluk “pukao” şapkaları, 4 metrelik bir heykelin tepesine nasıl ve neden çıkarıldı? 

Yıllarca süren bekleyişten sonra, Pennsylvania Eyalet Üniversitesi’nden arkeologlar sonunda davanın çözüldüğünü düşünüyorlar. Penn State’de antropoloji alanında yüksek lisans öğrencisi olan Sean W Hixon, “Pek çok insan birçok fikir ileri sürdü, ama arkeolojik kanıtlar kullanan bir fikir ortaya koyan ilk biziz.” dedi. Adaya ilk defa Polinezyalı denizciler, 13. yüzyılda yerleşmiştir. Onlar iki yüzyıl boyunca bu dev heykelleri volkanik tüflerden çıkardılar. Uzmanlar bu konuyla ilgili hala tartışıyorlar, ancak genel olarak kabul edilen şey bu monolitlerin sallanma hareketiyle taşındığıydı. Bununla birlikte, bu taş ocağı, pukao şapkalarının işlendiği kırmızı cüruf ocağından 12 kilometre (7,5 mil) uzaktaydı. Journal of Archaeological Science’da ayrıntılı olarak açıklandığı gibi, araştırmalar, şapkaların heykeller dikildikten sonra ve büyük olasılıkla ocaktan ham forma getirilip yerinde oyularak heykellere yerleştirildiklerini doğruladı. Bunu tartışıyorlar çünkü oyulmamış kızıl cüruf taşı ocaklardan heykellere doğru olan güzargahta bulunabilir. Rampalar daha sonra, 12 tonluk şapkaları kafa seviyesine getirmek için kullanılmış olmalıdır. Ancak, fotogrametri ve yüksek teknolojili 3D görüntüleme kullanılarak, şapkaların tabanındaki çentikler incelendi. Bunların basitçe itilemeyecekleri ve eğer itilirse yumuşak taş oluklarının aşınabileceği öne sürüldü.

Bunun yerine, araştırmacılar, pukao’nun, büyük rampalara sarılarak, nesnenin altında bulunan halatlar yardımıyla ağır yükleri kaydıran bir çeşit kaldıraç tekniğinin kullanıldığını ileri sürüyorlar. Rotasyonel kaldıraç, ağır nesneleri rahat bir şekilde kaldırmanızı sağlar. Araştırmacılar, tüm bu süreç için 15’den az çalışana ihtiyaç olduğunu keşfetti. Bütün bu çabaların nedeni belirsizliğini koruyor. Çoğu araştırmacı, şapkaların heykelleri ayırt etmek ya da belirli bir heykelin gücünü göstermek için kullanıldığı inancında. Kesin olan bir şey daha var ki: şapkaların yerleştirilmesi basit bir görev değildi, gerçekten derin bir önem taşımaları gerekiyor. Kaynak: http://www.iflscience.com/editors-blog/a-mystery-about-easter-islands-statues-might-finally-be-solved/

Devamını Oku

Öne Çıkanlar