fbpx
Connect with us

Evrim

Vücudumuzda artık ihtiyaç duymadığımız özellikler

Published

on

Evrim uzun bir yol katetti. Ama aynı zamanda bu çok yavaş bir süreç. Bazı özellikler pek çok nesil için artık işlevlerini yitirmiş olsalar da var olmayı sürdürüyor. Bu “evrimsel artıklar” ya da artakalan özellikler insanlarda da var. Evrimsel antropolog Dorsa Amir, Twitter’daki paylaşımlarında “Vücudunuz aslında bir doğa tarihi müzesi” diyor. Öyleyse bu işlevini yitirmiş görünen özellikler neden hala vücudumuzda? Çünkü evrim aşamalı bir süreç. Bazen yeterince doğal seleksiyon baskısı olmuyor ve nesilden nesile bu özellik aktarılıyor. Bazen de evrim sürecinde organlar “eksaptasyon” denilen yeni işlevler geliştirebiliyor.

O zaman vücudumuzdaki bu bölümlerin bir zamanlar bir işlevi olduğunu nereden biliyoruz? Dorsa Amir, “Bu özelliklerin orijinal işlevi konusunda tezler öne sürebiliriz. İnsanların primat ve memeli kuzenlerindeki özelliklerle karşılaştırılabilir ve bunların ayakta kalma konusunda hayati olup olmadığı incelenelebilir” dedi. Söz konusu “artık” özelliklerin altısı şöyle:
1. Palmaris longus kası: Size küçük bir deney: Ellerinizin arkasını düz bir zemine koyun ve baş parmağınızla serçe parmağınıza değin. Bileğinizde ikili bir kas görüyor musunuz? Onun adı Palmaris longus. Eğer göremiyorsanız endişelenmeyin. İnsanların yüzde 18’inde artık bu kas bulunmuyor ve olmaması bir eksiklik değil. Bu ‘evrimsel atıklara’ iyi bir örnek. Bu kas ağaçlarda yaşayan orangutanlar gibi primatlarda istikrarlı biçimde görülüyor ancak karada yaşayan primatlarda farklılık gösteriyor. Dorsa Amir, “Bu ağaçlar arasında hareket açısından işlevsel olduğunu gösteriyor” diyor. Bugün ise bu kas cerrahların favorisi. Cerrahlar ellerin işleyişinde bir işlevi olmayan bu kası yeniden yapılandırma ameliyatlarında sıklıkla kullanıyor” diyor.  2. Darwin yumrusu: Why Evolution is True (Evrim Neden Gerçek) kitabının yazarı Jerty Coyne, “Eğer kulaklarını oynatabiliyorsanız o zaman evrimi sergiliyorsunuz demektir” diye konuşuyor. Kulaklarımızı kafa derimize bağlayan üç kastan biri kulağınızın üst tarafındaki küçük yumru. İnsanların çoğunda bu kas hiçbir işe yaramıyor fakat bazıları bu kası kulaklarını oynatmak için kullanıyor. Bu ilk kez bilim insanı Charles Darwin tarafından gündeme getirildiği için Darwin yumrusu olarak biliniyor. Dorsa Amir, “Yumrunun artık olup olmadığı konusunda bir tartışma olsa da kulakların çevresindeki kasların işlevsel olmadığı ileri sürülüyor” diyor. Coyne bu kasların atlar ve kediler gibi hayvanlarda kulakları oynatmak için kullanıldığını söylüyor. Hayvanlar bu kaslarla yavrularının yerini anlamak, yırtıcı hayvanları duyabilmek için kullanıyor.  3. Kuyruk sokumu: Dorsa Amir’e göre kuyruk sokumu “en bariz evrimsel artık”. “Bu bizim ağaçlarda hareket etmemizi ve denge sağlamamıza yardım eden kuyruklarımızdan yadigar”. Bu aynı zamanda eksaptasyon sürecine de güzel bir örnek. Kuyruk sokumu şimdi kaslar için bir çıpa görevi görüyor.  4. Plica semilunaris ya da üçüncü gözkapağı: Gözünüzün köşesindeki küçük pembe şeyi görüyor musunuz? Niktitant zar ya da üçüncü göz kapağı olarak bilinen bu doku bizim evrimsel geçmişimizden geliyor. Dorsa Amir, “Üçüncü kapakla yatay olarak göz kırpılıyordu. Ancak bu bugün hayatımızda bir işlevi yok” diyor. Kuşlar ve kediler gibi diğer hayvanlarda bunun hala çalıştığını görebilirsiniz.  5. Piloereksiyon ya da tüylerin diken diken olması: Kediler korktuklarında neden kabarır biliyor musunuz? Biz de korktuğumuz ya da üşüdüğümüzde tüylerimizin diken diken olması bu yüzden. Bilim insanları buna piloereksiyon refleksi diyor. Dorsa Amir, “Gezegendeki zamanımızın çoğunu kürklü memeler olarak geçirdik. Piloereksiyon daha büyük görünme ya da üşüdüğünüzde vücudun ısı kaybını önlemek için gelişmiş bir refleks. Zaman içinde vücut tüylerimiz dökülünce bu refleks de işlevsiz hale geldi. Artık orijinal görevini yapmıyor” diye konuşuyor.  6. Avuçlama refleksi: Avuçlama refleksi bir bebek bir şeyi avucunda sıkı sıkı tutmasıyla izlenebilir. Bu refleks diğer primatlarda hala işe yarıyor. Ulaşım için yetişkinlere tutunma özellikleri doğuştan geliyor. “Bizim avuçlama refleksimizin de bu amacı bulunduğu varsayılıyor. Ancak bizim bebeklerimiz diğer primat yavrularına kıyasla daha prematüre doğuyorlar. İnsan yavrusu başını tutamıyor ya da hareket edemiyor” diyor Dorsa Amir. Evrimsel artık olarak görülen diğer vücut bölümlerinden biri de apandisit. Atalarımızın bunu sindirim için kullandığı söyleniyor ancak bugünkü insan vücudunda pek bir görevi yok. Bazıları da primatların lifli gıdaları öğüttüğü yirmi yaş dişlerinin de evrimsel artık olduğunu savunuyor. Bugün yirmi yaş dişleri ağızlarımızda fazla diş olduğu için çekiliyor. Büyük olasılıkla yıllar içinde çenelerimiz daha yumuşak yiyecekler nedeniyle küçüldü. Ancak bunların artık olduğunu ispatlayan yeterli kanıt yok. Bir şey kesin; her insan bu özelliklere sahip değil. “Evrimsel atıklar” dünya çapında da farklılık gösteriyor. Bu da zaman içinde değişecek bir şey.
Kaynak: https://twitter.com/dorsaamir/status/1085227493278257152

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arkeoloji

Yeni fosiller, insan atalarının Afrika’da değil, Avrupa’da geliştiğini gösteriyor

Published

on

Araştırmacılar eski bir Avrupa maymununun çene kemiği kalıntılarından yola çıkarak insanın atası olduğunu öne sürüyorlar. 90’larda Yunanistan’ın Nikiti kentinde 8 milyon yıllık bir maymun çene kemiği keşfedildi. Araştırmacılar bu bilinmeyen türün, insanların en eski atalarından olduğunu iddia etmekte. Bu buluntular evrime olan bakış açımızı değiştirebilir. Homo sapiens, 200.000 yıldır dünya üzerinde varlığını sürdürmektedir (+-10.000 yıl). Bu zamanın çoğu tarih öncesinin bulanıklığında kamufle olmuş durumda. Bildiklerimizin hemen hepsi fosil kayıtlarının evrim teorisi ilkeleri ile deşifre edilerek bir araya getirilmesinden oluşmakta. Yine de yeni keşifler bildiklerimizi değiştirmeye, bilim insanlarını daha önce düşünmedikleri sonuçlara yönlendirmeye devam etmekte. İşte bu 8 milyon yıllık yeni keşif tam olarak bunu yapmış olabilir. Araştırmacılar yakın zamanda çok eski bir Avrupa maymununa ait kalıntılardan alt ve üst çene kemiklerini incelediler. Araştırmalar insanlığın atalarının Afrika’ya göç etmeden önce Avrupa’da ortaya çıkmış olabileceğini göstermekte. Darwin zamanından bu yana fikir birliği içinde olan bilim insanlarını alt üst edebilecek potansiyele sahip yeni bir bilgi.

İNSANLIĞIN SOYUNU YENİDEN DÜŞÜNMEK

Doğa tarihi sanatçısı Benjamin WaterhouseHawkins tarafından çizilen, Thomas Huxley’nin İnsanın Doğadaki Yerine ilişkin bulgularının (1863) kapak çizimi. (Fotoğraf: WikimediaCommons)

New Scientist’in haberine göre, Yunanistan’ın kuzeyindeki Nikiti bölgesinde 1990’larda 8-9 milyon yıllık bir primat çene kemikleri bulundu. Bilim insanları ilk başlarda soyu tükenmiş Avrasya maymunlarından biri olan Ouranopithecus’un bir üyesine ait kalıntılar olduğunu düşündü.

Toronto Üniversitesinde Antropolog olan DevidBegun ve ekibi bu kalıntıları kısa bir süre önce yeniden mercek altına aldı ve baştaki tanımlamanın yanlış olduğunu iddia ettiler. Fosilin hominin (Hominini, homo cinsi ile pan cinsinin iki türünü, onların atalarını ve ortak atalarının nesli tükenmiş olan soylarını ihtiva eden homininae alt familyasının bir oymağı) benzeri kaninlere ve premolar soylara dayanarak, maymunlardan önce yaşamış bilinmeyen bir proto-hominine ait olduğunu belirttiler.

Araştırmacılar bu proto-homininlerin, aynı araştırma grubunun 2017 yılında geçici bir isimlendirme ile erken bir hominin olarak tanımladıkları bir başka Avrupa büyük maymunu olan Graecopithecus’un evrimsel olarak ortak ataları olduğunu varsaymakta. Greacopitheus, 7,2 milyon yıl önce güney doğu Avrupa’da yaşamıştır. Eğer öngörü doğru ise bu homininler 7 milyon yıl önce Avrupa’daki evrimsel gelişimlerini tamamladıktan sonra Afrikaya göç etmiş olmalılar.

Begun, Güneydoğu Avrupa’nın bir zamanlar zürafa ve gergedan gibi hayvanların ataları tarafından işgal edildiklerine işaret ediyor. New Scientist’e yaptığı açıklamada, “Bugün afrikada gördüğümüz hayvanların çoğunun güney doğu Avrupa bölgesindeki hayvan türleri olduğu konusunda oldukça eminiz. Antiloplar ve Zürafa’lar 7 milyon yıl önce afrikaya girebildiyse, maymunlar neden giremesin?” dedi. Kısa bir süre önce ise Amerikan Fiziksel Antropologlar Derneği’nin konferansında bu bulguları genel hatlarıyla açıkladı.

Begun’un daha önce benzeri fikirler öne sürdüğünü belirtmekte fayda var. 2002 yılında İnsan Evrimi dergisi için yazdığı yazıda, Stuttgart Doğal Tarih Müzesi’nden Begun ve ElmarHeizmann, Almanya’da bulunan ve yaşayan tüm büyük maymunların insanların atası olabileceğini savundukları büyük bir maymun fosili hakkında fikir alışverişinde bulundular. “20 yıl önce Almanya’da bulunan bu örnek yaklaşık 16,5 milyon yaşında ve Doğu Afrika’daki benzer türlerden yaklaşık 1,5 milyon yıl daha eski” dedi. “Bu büyük maymun ve insan soylarının ilk olarak Afrika’da değil, Avrasya’da ortaya çıktığının bir göstergesidir.”

AFRİKA’NIN DIŞINA GÖÇ

İnsanın soyları için, Charles Darwin homininlerin Afrika’dan düştüğünü önermişti. O zaman incelenebilen fosillerin az olduğunu göz önüne alacak olursak Darwin’in hipotezinin hala önde gelmesi, onun ne kadar ileri görüşlü olduğunun kanıtıdır. Darwin’in zamanından beridir birçok fosil ortaya çıkarıldı ve genetik çalışmalarla yeni kanıtlar keşfedildi. Dolayısıyla Afrika’yı soy alan hikâye, 1871 yılından bu yana birden çok güncelleme ve revizyondan geçti. Bugün ise iki teoriye ayrılmış bulunmakta, bunlardan birincisi “Afrika teorisi” bir diğeri ise “çok bölgesel” teori.
Afrika teorisi, insanlığın ortaya çıkış noktasının Afrika olduğunu öne sürüyor yani diğer bir deyişle Homo saphiens bu kıtada gelişti. Tarih öncesi dönemde atalarımız Afrika’dan Avrasya’ya göç etmiş ve Neandertaller gibi Homo cinsinin diğer alt türleri de burada evrimleşmiştir. Bu teori bilim insanları arasındaki en yaygın teoridir çünkü mevcut kanıtlar bunu en iyi şekilde desteklemektedir. Fakat yeni gelişmeler ve bulguların ardından yeni tartışmalar yolda gibi gözükmektedir.

Çok bölgesel teori ise insanların çeşitli bölgelerde paralel zaman zarflarında geliştiği yönündedir. Bu teoriye göre hominin erectus homininleri Avrasya ve belki de Avustralya’ya yerleşmek için Afrika’yı terk etti. Bu farklı popülasyonlar, gen akışına yardımcı olan bir dollop sayesinde modern insana evrimleşti. Tabi ki daha farklı modeller ve daha farklı tartışmalar da söz konusu. Örneğin, Afrika Homo erectus fosillerinin Asya’lılar ile mi düşünüleceği veya farklı bir alt tür olan Homo ergaster olarak etiketlenmesinin gerekip gerekmediği konusunda tartışma söz konusu. Afrika dışı modelin savunucuları, Afrikalı olmayan insanların Afrika’dan gelen tek bir göçten mi, yoksa en fazla 2 büyük göçün ardından gelen en büyük göç dalgasından mı kaynaklandığından emin değiller.
Antropologların tümü Begun ve ekibinin vardığı sonuçlarla aynı fikirde değildir. New Scientist’de belirtildiği gibi, Nikiti maymununun homininlerle hiç alakası yok. Benzer özellikleri eş zamanlı olarak gelişmiş olabilir. Benzer yiyecekleri yiyerek veya dişlerini erken homininlerle aynı şekilde çiğneyerek geliştirmiş olabilirler. Sonuç olarak, Nikiti maymunu tek başına, çok güvenilir bir fosil kaydı ve DNA kanıtı ile desteklenen Afrika dışı teorileri güçlendirmek için yeterli kanıtı sunmuyor. Ancak, Begun’un hipotezine daha fazla güvenebilmek ve insanlığın evrimi hakkında henüz akıllara gelmemiş soruları tartışmaya yol açabilmek için başka çalışmalarla desteklenebilir.

Editör / Yazar: Erkan GÜL

KAYNAK :https://bigthink.com/surprising-science/evolution-europe?rebelltitem=4#rebelltitem4

Continue Reading

Evrim

Neandertaller Hakkında Bilmediğimiz 10 Gerçek

Published

on

Ortada Neandertallerle ilgili bir çok yanlış bilgi vardır. Onların aptal ve uygarlaşmamış oldukları düşüncesi gibi. Neandertallerin aptal ve vahşi yaratıklar oldukları inancı çok eskilerden gelmektedir ve hatta Neandertallere Homo Stupidus (aptal insan) ismi bile takılmıştır. Günümüzde, Neandertallerin insanlar kadar akıllı ve zeki olduklarını biliyoruz. Ancak Neandertallerle ilgili tek şaşırtıcı gerçek bununla sınırlı değil. Onlarla ilgili düzenlediğimiz ilginç bilgileri yazımızda bulabilirsiniz.

1. Neandertaller Dik Yürüyebilirlerdi : Neandertaller genellikle goriller gibi kambur bir sırta sahip ve dik duramayan varlıklar olarak tasvir edilmişlerdir. Bu tasvir doğru değildir. Neandertaller dik yürür ve bizden daha dik dururlardı. Bu mit, Neandertallerin gorillerle insanlar arasında bir ırk olduğunu öne süren Marcellin Boule tarafından ortaya atılmıştır. Araştırmacılar, bir Neandertal iskeletinin bilgisayar destekli modellemesini ortaya çıkardıklarında onların dik yürüyebilen varlıklar oldukları sonucuna vardılar. Boyun ve alt omurgalarının kıvrımlı olduğunu da eklediler. Bu özellikler dik durduklarını gösterir. Eğer boyun ve omurgaları düz olsaydı o zaman kambur bir şekilde yürüdükleri düşünülebilirdi. Araştırmacılar aynı zamanda iskeletin kalçalarındaki aşınma izlerinin de dik durmaya işaret olduğunu belirtiyor. Neandertallerin kuyruksokumu kemiği aynı bizlerde olduğu yerde bulunmaktadır. Bu sadece dik duran bir yapıda görülebilirdi.

2. Afrikalı Olmayanlar Neandertal Genleri Taşıyor

İlk Homo Sapiensler 70,000 yıl önce Afrikadan göç etti. O zamanlar Homo Sapiensler Dünyayı diğer iki ırk olan Homo Neandertaller ve Homo Denisovalılarla paylaşıyordu. SapiensAvrasyaya geçti ve Neandertallerle karşılaşıp üredi. Günümüzde bu Avrasya soyundan gelen SapienslerNEandertal genleri taşımaktadırlar. Bilim insanları Asya ve Avrupalı insanların genlerinin ortalama %2 sinin Neandertal genleri olduğunu keşfetti.

Sahra altı Afrikalı insanların ataları ise Afrikayı hiç terketmedikleri için onların genlerinde hiç Neandertal geni yoktur. Homo Sapiens Neandertaller ve Denisovalılarla çiftleşmiştir çünkü bu üç tür de aynı atadan (Homo Heidelbergensis) gelmektedir. Bir grup Homo HeidelbergensisAfrikayı 500,000 ile 600,000 yıl önce terketti ve yolculukları sırasında birbirlerinden ayrıldılar.Batı Asya ve Avrupaya göç eden grup Neandertaller dediğimiz ırk olmuştur. Diğer grup ise Doğu Asya tarafına göç eden Denisovalılardır. Homo heidelbergensis ise Afrikada kalmış ve Homo Sapiens haline gelmiştir.

3. Homo Sapiens Neandertalleri Avlayıp Yiyebiliyordu

Eğer İspanyol antropologlar PolicarpHortola ve BienvenidoMartinez-Navarro’nun hipotezleri doğruysa, Homo Sapiens Neandertal etine ilgi duyuyor olabilirdi. Antropologlara göre insanlar Afrikadan Avrupaya göç ederken Neandertallerle bayram yaptığını söylüyor. CentreNational de la RechercheScientifigue’de araştırmacı olan FernandoRozzi de aynı varsayımlarda bulunuyor. O da bu kanıya Neandertal çene kemiklerini analiz ettikten sonra ulaşmıştır. Rozzi ve ekibi kemik üzerinde insanlar tarafından yapılmış kesik izleri keşfetti ancak eğer bu bulguların yeterli olmadığını düşünüyorsanız şunu dinleyin, onlara göre ilk insanlar gerdanlık ve kolye yapımında Neandertal dişlerini kullanıyorlardı! Ancak bazı araştırmacılar da Homo Sapiensin Neandertalleri yediği iddialarını kabul etmemektedir. Onlar bu çene kemiklerinin zaten ölmüş bir Neandertal üzerinden aldıklarını düşünmektedirler. Eğer doğru ise, iddialar SapiensinNeandertalleri avlayarak onların yok olmasına sebep olduğu hipotezini desteklemektedir. Bazı araştırmacılar Neandertallerin dünya genelinde aynı anda ortadan yok olmasının sebebinin SapiensinAvrupaya ulaşmasından kaynaklandığına inanmaktadır.

4. Neandertaller Çizim Yapabiliyorlardı

Neandertaller, birer sanatçıydı. Aslında Dünyadaki en eski mağara resimlerini yapanlar onlardı. 65,000 yıl önce bazı Neandertaller tarafından kırmızı pigmentlerle İspanyol mağara duvarlarına yapılmış, bazı oymalar ve çizimler bulunmuştur. Araştırmacılar iki ayrı mağarada daha benzer çizimlere rastlamıştır. Bu üç sanatsal çalışmanın da Neandertal el işçiliği tarafından yapıldığı açıktır çünkü henüz o yıllarda SapiensAvrupaya gelmemişti. Çizimler Neandertallerin insanlara benzer bazı bilişsel kabiliyetleri olduğunu göstermektedir.

5. Neandertaller Neredeyse Homo Stupidus Olarak Adlandırılıyorlardı

İlk Neandertal fosili (ilk insan olarak bilinen) 1856 da Almanya’nın (NeanderThal) “Neander Vadisi” adlı bölgesinde bulundu. NeanderThal, vadide sıkça dolaşan 17. yüzyıldan kalma bir Alman bakanı JoachimNeumann’ ın adını aldı. Neumann aynı zamanda “Neander” takma adıyla (Yunancada “newman” yani yeni adam anlamına gelen) yazdığı ilahiler de yazdı. “Neander” ve “thal” kelimeleri daha sonra birleşerek “neanderthal” ismini oluşturdu. 1904 yılında ise “h” harfi isimden kaldırıldı çünkü Almancada “th” sesi yoktur. 1864 yılında, William King bulunan insan fosillerinin Homo neanderthalensis olarak adlandırılması önerisinde bulundu. 2 yıl sonrasında ErnstHaeckel ise bu insan kalıntılarının sahibi olan türe Homo stupidus (yani aptal insan) denmesi önerisinde bulundu. Ancak King’in önerisi daha önce yapıldığı için bu isim kabul edildi. Ernst’in Homo stupidus ismi önerisi şaşırtıcı değildir. Şu an olduğu gibi, o zamanlarda da Neandertaller hakkında fazla bilgiye sahip değildir. Çoğu insan onların, yazıp çizemeyen ve araç gereç kullanamayan aptal insanlar olduklarını düşünüyordu. Ancak şu an Neandertallerin araç gereç kullanıp, çizim yapabilen, yaşlı ve hastalarına özen gösteren, etkili avlanma yetenekleri olan ve muhtemelen bir dil konuşabilen varlıklar olduklarını biliyoruz. Bir çok yönden Homo sapiens ile benzerlik gösteren varlıklar.

6. Neandertallerde Soy – İçi Üreme Çok Yaygındı

Soy-içi üreme Neandertaller arasında çok yaygındı. 2014 yılında, araştırmacılar Sibirya’nın Altay Dağları’nda 120,000 yıl öncesinden kalma bir Neandertal ayak parmak kemiği buldu. Genom analizi Neandertallerin yakın ilişki ebeveynleri olduklarını ortaya koydu. Bunlar kardeş, kuzen hatta amca yeğen bile olabilirlerdi. Soy-içi üreme hipotezi Hırvatistan Vindija’da çıkarılan 50,000 yıllık bir Neandertal fosili ve İspanya Sidron’da çıkarılan diğer 13 tanesi ile desteklenmekteydi. Bütün kemikler, bireylerin soy-içi üremeden gelen bireyler olduklarını destekler nitelikteydi. Neandertaller arasındaki bu soy-içi üreme belli başlı sorunları da beraberinde getirmiştir.

Akraba ilişkilerinden doğan bazı Neandertallerin engelli veya vücutlarının bazı bölgelerinde kusurların olduğu gözlemlenmiştir. Neandertal fosillerinin çoğunda biçimsiz omurga ve diz kapaklarının varlığı görülmektedir. Soy-içi üreme Neandertalleri giderek zayıflatıt ve Homo sapiensten daha yavaş çoğalmalarına neden oldu. Ne yazık ki Neandertaller bu gen özelliklerini nesilden nesile geçtikçe bizlere de aktarmış bulundular. Bu genler büyük ölçüde bastırılmış olsalar bile bugün bazılarımızda hala mevcuttur. Bazı araştırmacılar Neandertal soyunun tükenmesinin soy-içi üremeden kaynaklandığını savunmaktadır.

7. Neandertaller İnsan Eti Yerlerdi

Homo sapiensin Neandertalleri yediğinden kesin emin olamasak bile Neandertallerin birbirlerini yediklerini biliyoruz. Evet, Neandertaller birer “yamyam” dı. Sonuçlara bilim insanlarının, 40,000 yaşında 5 farklı Neandertalin kemiklerinde yaptıkları analizler sonrasında ulaşıldı. Kemiklerin tamamı, Neandertallerin avladıkları hayvanların kemiklerini kırdıkları biçimlerde kırılmıştı. Neandertallerin, kendi türleri ile beslenmelerinin sebepleri hala açıklanmış değil. İlk olarak, Neandertal, ilk sapiens ve hatta modern sapiens etleri bile besleyici değildir. Neandertaller büyük ve daha besleyici olan at, bizon, geyik ve mamut gibi etraflarında gezinen hayvanları avlarlardı.

Araştırmacılar Neandertallerin, kemik ilikleri için birbirlerini yediklerini öne sürmektedir. Kemiklerin içindeki iliğe ulaşılabilecek şekilde kırılmış olması bu teorinin doğru olması olasılığını artırıyor. Araştırmacılar ayrıca Neandertallerinkültürel sebeplerden ötürü veya kendi bölgelerinin güvenliğini dışardan gelen Neandertalere karşı korumak için birbirlerini yemeye başlamış olabileceklerini düşünmekteler.

8. Neandertaller Başka Hayvanlar Tarafından Avlanıyorlardı

Neandertaller büyük ihtimalle hayatlarının büyük bir kısmını başka hayvanlara yem olmadan geçirmeye çalışıyorlardı. Hemcinsleri ve diğer insan türleri dışında yırtıcı hayvanlar tarafından da avlandılar. Araştırmacılar bu sonuçlara yine bazı fosillerin analizlerini tamamladıktan sonra ulaştılar. Üzerinde büyük etçil canlıların ısırık izleriyle uyuşan izler bulunan Neandertal fosilleri buldular ve bu, küçük bir neandertal çocuğunun dev bir yırtıcı kedi tarafından yendiğini kanıtlar nitelikteydi.

Polonya’nın Ciemna mağarasında bulunan başka bir Neandertal çocuğunun kemiklerinin analizi ise çocuğun büyük bir kuş türü tarafından yendiğini gösteriyordu. 115,000 yaşındaki kemik kalıntıları üzerinde ise bir kuşun sindirim sisteminden geçtiğini belirtir nitelikte izler bulunmakta. Fakat tabii ki bu kalıntılar çocuğun bir kuş tarafından yendiğini mi yoksa kuşun ceset üzerinden beslendiğini mi anlamamıza yetmemektedir. Neandertallerin bazı hayvanların midelerinden geçmiş olması çok da şaşırtıcı bir durum olmazdı çünkü onlar zaten bu yırtıcılarla komşuydu ve bazen aynı mağara için bile savaş vermiş olma ihtimalleri yüksekti.

9. Neandertaller Öldüklerinde Gömülürlerdi

1908 yılında, iki arkeolog Fransa’nın La Chapelle-aux-St. mağarasında50,000 yıllık Neandertal kalıntıları buldular. Onlara kimse inanmasa da, antropologlar cesetlerin oraya kasıtlı olarak gömüldüklerini iddia ettiler. 1999 yılında arkeologlar bölgeye yeniden gitti ve 2012 de New York Üniversitesinden William Rendu’nun liderlik ettiği ekip, Neandertallerin gerçekten oraya gömüldüklerini doğruladı. O günden sonra Avrupa’nın çeşitli yerlerinde Neandertallerin gömülü olduğu 20 yeni bölge keşfedildi. Mezarlar hızlı ve özensizce kapatılmıştı çünkü cesetlerin leş yiyenlerden korunmasını sağlamak istiyorlardı.

Neandertal mezarlarının keşfi, onların yaşlı ve hastalara baktıklarını kanıtlama çalışmalarına yardım etti. Fransız mağaralarında bulunan Neandertal kemikleri deformasyona uğramış ve dişlerinin çoğu dökülmüş olan kişilere aitti. Yani bu neandertallerin yaşlanmış olma ihtimalini hayli artırıyordu. Neandertallerin bakmayı reddettiği, ilgilenmediği bu kişileri gömme zahmetine katlanmaları çok düşük bir ihtimadir.

10. Neandertallerin Soyu Neden Tükendi Bilmiyoruz

Neandertallerin neden soyunun tükendiğini tam olarak bilmiyoruz. Sapiens tarafından avlanmaları ve soy-içi üreme sonucunda ortaya çıkan sorunlar nedeniyle tükenmiş olması muhtemel olasılıklar ancak bunlar yalnızca hipotez. Bir kısım araştırmacı ise ilk insanların Avrupa’ya göçünden sonra getirdikleri ölümcül hastalıkların yayılmasıyla soylarının tükendiğini düşünürken bazıları da onların diğer türlerin üreme hızlarına erişemedikleri için bunun gerçekleştiğini düşünmekte. Daha yeni bir teori ise iki buz çağını içeriyor. Yaklaşık 44.000 yıl önce, bir buz çağı başladı ve 1000 yıl sürdü.

Bunu 40.800 yıl önce başlayan ve 600 yıl sonra sona eren başka bir buz çağı takip etti. Avrupa’daki sıcaklıklar her iki buz çağında sıfırın altına ulaştı. Bitkiler yok oldu ve bu açlık oyununda Neandertaller avlanan taraf oldu. Büyük hayvanlar öldü ve arkasından onları avlayıp beslenen Neandertaller de bu hayvanları takip etti. İlk sapiensler buzul çağında hayatta kaldı çünkü onlar zaten her çeşit bitki, et ve balığı yemeye alışkındı. Bazı araştırmacılar, az sayıdaki Neandertalin ilk buz çağında hayatta kaldığına ve ikinci buz devri başladığında geri kalan Neandertallerin diğer insanlarla hareket ettiğine inanıyor. Bir araya geldiler ve kısa sürede insan gen havuzunun bir parçası oldular.

Editör / Yazar: Oğuzhan PEKGÜRLER

Kaynak: https://listverse.com/2019/03/23/10-surprising-facts-you-never-knew-about-neanderthals/

Continue Reading

Arkeoloji

Bu 240 Milyon Yıllık Sürüngen tüm dünya sürüngenlerin atasıdır

Published

on

Yüz milyonlarca yıl öncesine ait bir fosil, yakın zamanda “tüm kertenkelelerin atası” (ve hatta yılanların) olarak tanımlanmıştır. Bu eski kertenkele, bugün 240 milyon yıldan fazla bir süredir gezegende yaşayan yaklaşık 10.000 türün doğrudan atasıydı. Paleontologlar başlangıçta küçük sürüngen olan Megachirella wachtleri’i 2003’te tanımladılar. Ancak son taramalar, fosilin gizlenmiş özelliklerini ortaya çıkardı ve bilim insanlarının Megachirella’yı, kertenkele ve yılanları içeren sürüngen grubunun en eski bilinen atası olarak tanımlanmasını sağladı. Araştırmacılar yeni bir çalışmada, yaklaşık 75 milyon yıllık eski skuamatlara ait olduğu düşünülen Megachirella’nın, bilinen en eski skuamatlar ile bu sürüngen grubunun moleküler verilerden elde edilen tahmini kökenleri arasındaki boşluğu kapattığını bildirdi. Megachirella fosili, kuzey İtalya’daki Alplerde bulunmuştur. Bu fosilin yaklaşık 240 milyon yaşında olduğu tahmin edildi ve bilim insanları bunun bir ilkel sürüngen (lepidosaur) türüne ait olduğunu düşündüler.

Ancak, Edmonton’daki Alberta Üniversitesi’nde biyolojik bilimler alanında doktora adayı olan Kanadalı çalışma yazarı Tiago Simões, kertenkele benzeri, belirli özellikler taşıyan fosillerin değerli ve benzersiz ipuçları sağlayabileceğini ima etti. Simões, “Özellikle CT tarama formunda [bilgisayarlı tomografi] , daha fazla anatomik ayrıntı ve gelişmiş veri kümesi sağlamak için ve sürüngenlerin evrim ağacındaki yerini anlamak için daha fazla dikkati hak ediyordu.” dedi. Araştırmacılar, fosil sürüngeninin 3 boyutlu bilgisayar modelini oluşturmak için BT taramalarını kullandı ve Megachirella’yı skuamat’lar ile bağlantılı olduğunu gösteren bir dizi özellik keşfetti. Kafatasının bir kısmı ve köprücük kemiğinin yapısı gibi özellikler skuamat grubuna özgüydü. Bu unsurlarla birlikte, Nature dergisinde(30 Mayıs’ta) çevrimiçi olarak yayınlanan çalışmaya göre, Megachirella’yı “Triyas’tan gelen tartışmasız ilk skuamat” olarak tanımladılar.

Araştırmacılar, moleküler ve iskelet ipuçlarının, iguanalardan ziyade (iguanalar, anoller ve bukalemunları içeren) gecko’ların ortaya çıkması için en eski skuamat grubunu oluşturduklarını da belirttiler. Skuamat’ın kökenleri ile ilgili moleküler verilerin ne anlama geldiğini desteklemek için fosil kanıtlar, evrimsel bir yapbozun eleştirel ve “gerçekten tatmin edici” eksik bir parçasını tamamlamayı sağladı. Araştırmaya dahil olmayan Raxworthy, “Bilim insanları aynı cevapla gelen farklı veri türlerini görmeyi her zaman seviyorlar.” dedi. Ancak, 240 milyon yıl önce yaşamış olan Megachirella ile 168 milyon yıl öncesinden daha önce ortaya çıkmamış diğer fosil skuamatlar arasındaki fosil kayıtlarında büyük bir boşluk kalıyor. Simões, bu boşluğun eski yılanların ve kertenkelelerin çeşitliliği ve neye benzediklerini anlatan çok şeyi eksik bıraktığını söyledi. “Keşfettiğimiz şey buzdağının görünen kısmı ve skuamatların erken evrimini anlamak için çok daha fazla çalışma yapılması gerekiyor” dedi.

Editör / Yazar: Ezgi SEMİRLİ

Kaynak: https://www.livescience.com/62693-mother-of-lizards-fossil.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar