fbpx
Connect with us

Yaşam

Vücudunuzun Dışında Ruhunuzun Tükendiğini Gösteren 8 şey

Published

on

Yorgun olan aslında ruhunuz olabilir mi? Eğer çoğu zaman kendinizi yorgun ve zayıf hissediyorsanız, size yalnız olmadığınızı söylemek için buradayız. Her 5 kişiden biri herhangi bir anda yorgun hissediyor ve ne yazık ki tükenme bir kural haline geliyor. Modern dünyanın ritmi; sürekli çalışma, stres, gerginlik, uykusuzluk ve uygun egzersiz yapmayı içerir. Ve bunların hepsi ruhun durumunu etkiler. O incinir ve yardıma ihtiyaç duyar. Burada dikkatinizi önemsiz gibi görünen, ancak büyük bir rahatsızlık ve sorun yaratabilen yorgun bir ruhun belirtilerine çekmek istiyorum.

1. Bütün Bir Gece Dinlendikten Sonra Yorgun Hissetmek

Uygun saatlerde uyumanıza rağmen, sabahları uyanıp yataktan kalkmanın zor olması yorgun bir ruhun ilk işareti olabilir. Fiziksel olarak iyileşirsiniz, ama ruhunuzu uyku ile iyileştirmek zordur. Sonuç olarak, kronik yorgunluk ortaya çıkar ve tüm günü bir şeyler yapmanız gerektiğinde kendinizle savaşarak geçirirsiniz.

2. Hayal Kurmak ve Gerçeklikten Kaçmak

Gerçeklikten kaçmak istiyorsanız ve farklı bir hayat hayal ediyorsanız, ruhunuz yorgunluk belirtileri veriyor demektir. Sık sık geçmiş hakkında düşünürsünüz ve gelecekten korkarsınız. Asıl mesele şu anki anı sevmediğiniz ve kendinizi ondan mümkün olan herhangi bir şekilde uzaklaştırmaya çalışmanızdır. Fakat gerçeklerden kaçmak size zarar verebilir; çünkü günlük görevlerinize yine de geri dönmeniz gerekir ve gerçeklerle hayalleriniz arasındaki uyuşmazlık yüzünden hayatla ilgili memnuniyetsizliğiniz artar.

3. Kayıtsızlık ve İsteksizlik

Sürekli yorgun hissettiğinizi düşününce; bir şeyler yapma isteğinizde eksiklik yaşar, çevrenizdeki her şeye kayıtsızlık gösterir ve hatta daha önce hoşlandığınız şeylere ilgi duymazsınız. Yaptıklarınızda hiçbir şey göremez ve davranışlarınızın sonuçlarına ilgisiz kalırsınız. Bu koşullar fazladan gerilim yaratır, çünkü enerjiniz ve isteğiniz olmasa bile görevlerinizi yerine getirmeniz gerekir.

4. Duygulardaki Ani Değişiklikler

Memnuniyetsizlik, bitkinlik ve ilgisizlik duygularınızı etkiler. Sıklıkla sinirlenirsiniz, küçük bir şeye kızarsınız veya beklenmedik bir şekilde ve sebepsiz yere ağlamaya veya gülmeye başlarsınız. Düzenli olarak bunun gibi ruh halleri içindeyseniz, bu bitkin bir ruhun işaretidir. Bu duygusal dalgalanmalar ile hayatınız zorlaşır. Ve sizi başkalarıyla barış ve anlayış sağlamaya çalışmaktan çok çatışmaya zorlar.

5. İyi Hissediyormuş Gibi Davranmak

Acınızı gizlemenin ve iyiymiş gibi davranmanın sorununuzu çözmenin iyi bir yolu olduğunu düşünmeyin. Bunu yaparsanız, içinizdeki her şey parçalanırken kendinize ve başkalarına gerçek duygularınız hakkında yalan söylersiniz. Ruhunuz ağlarken, gülümsemek için elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışır ve neşeliymiş algısı yaratmaya çalışırken ekstra enerji harcarsınız. Ancak ruhunuz yorgundur ve her şeyin yolunda olduğunu iddia etmek gibi bir gücü yoktur.

6. Yalnız Hissetmek

Tüm öfkenizi ve suçunuzu etrafınızdaki insanlara yönlendirirseniz, ilişkileriniz gergin bir hal alır. Kendinizi iyi hissediyormuş gibi yaptığınız zaman, hiç kimse olayların gerçek halini bilmez. Bu durum yalnız hissetmenize ve probleminizle yalnız kalmanıza neden olur. Kimsenin sizi anlamadığını, kabul etmediğini ve yardım edemeyeceğini düşünmeye başlarsınız. Böylelikle her şeyi tek başınıza halletmeye çalışır, içinde olduğunuz durumla her gün mücadele edersiniz.

7. Diğerlerinden Gizlenme Arzusu

Etrafınızdaki insanlardan gizlenme arzunuz varsa, bu yorgun bir ruhun gerçek bir işaretidir. Köşede oturmak, kendinizi başkalarından korumak, hatta farkedilmeyen bir hale gelmek istersiniz. Ancak kendinizi evinize kilitleyemediğiniz ve insanlarla etkileşimi durduramadığınız için, istenmeyen iletişimden etkilenirsiniz. Yalnız kalmak isteseniz bile, günlük konuşmalarınızı sürdürmeniz ve diğer insanlara yakın olmanız gerekir.

8. Olumsuz Düşünmek

Hoş küçük şeyleri fark eder misiniz, komik olayları hatırlar ve mutlu anlar yaratmaya çalışır mısınız? Olumsuz ve kötü deneyimlere yoğunlaşmaya alışırsanız, ruhunuz yorgunluktan muzdarip olur. Kendinizi pozitif enerjiyle yüklemezsiniz. Aksine, sürekli yeniden yaşarken ya da hoş olmayan anların olmasını beklerken, onu boşa harcarsınız. Bu ruh halinizi etkiler ve mutsuzluk hissi yaratır.

Kaynak: https://brightside.me/inspiration-psychology/8-signs-its-not-your-body-thats-exhausted-its-your-soul-715410/ , https://www.tzv.org.tr/?#/haber/3995

Advertisement
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

Göz Kırptığınızda Beyniniz Zamanı Durduruyor

Published

on

Göz, gerçekten de beyne açılan bir pencere. Retina kalınlığı ile bilişsel performans arasında bir korelasyon var.. Beyin bir kafatası ile çevrili olduğu için onun üzerinde doğrudan çalışmak zor. Beyne bakmak için manyetizma ya da elektrik aracılığıyla kemiğin ötesini gösterebilecek bir makine kullanmak gerekiyor. Neyse ki bu tür bir makine aracılığı olmadan gözlenebilecek küçük de olsa bir beyin dokusu var: retina. Bilim insanları tarafından kırk beş kişi üzerinde yapılan bir çalışmayla her göz kırpışımızda beynimizin zaman algısını durdurduğu ortaya konmuş. Uyanık zamanımızın yüzde 10’unu gözlerimiz kapalı geçiriyoruz. Bunun tek bir sebebi var: göz kırpmak. Her bir göz kırpışımızda retina ışıktan mahrum kalıyor. Bu süre saniyenin yüzde birinden tam bir saniyeye kadar değişiklik gösterebiliyor. Oysa çoğu zaman göz kırptığımızın farkında olmuyoruz.

Göz Kırpınca Beyniniz Zamanı Durduruyor

Bunun nedeni, beynimizin görüntüler arasındaki boşlukları kesip bir bütün halinde işlemesi. Zaman kavramını tam olarak açıklamak pek mümkün değil. Bilim insanları bunun yerine zaman algısını şekillendiren duyular üzerinde çalışmalar yürütüyor. Yapılan yeni bir çalışma görsel duyumuzun bu algı üzerinde önemli etkisi olduğunu gösteriyor. Hebrew Üniversitesi’ nden Ayelet Landau “elde ettiğimiz bulgular görsel duyumuzla zaman algımız arasında bir ilişki olduğunu gösteriyor” diyor.

Landau ve arkadaşları yaptıkları çalışmada 45 kişi üzerinde görsel ve işitsel duyguları incelemişler. 22 kişiye görsel test yapılırken 23 kişiye işitsel test yapılmış. Görsel testte kişilere öncelikle 0.6 saniye ve 2.8 saniye boyunca ekranda kalan daire görüntüleri gösterilerek bunlar sırasıyla “kısa” ve “uzun” olarak tanımlanmış. Daha sonrasında ekrana farklı sürelerde yansıyan görüntülere bakarak bunları kısa ve uzun arasında sınıflandırmaları istenmiş. İşitsel testte yer alanlar için de dinledikleri sesleri tanımlamaları istenmiş.

Testin sonucunu inceleyen araştırmacılar, görsel testte yer alan bireylerin ekrana baktıkları sırada şayet gözlerini kırpıyorlarsa görüntü süresini olduğundan daha kısa tanımladıkları görülmüş. Dahası, her bireyin göz kırpma süresiyle orantılı olarak görüntü süresini yanlış bildiği görülmüş. Tüm bu bulgular, zaman akışındaki algımızın görme duyumuzla doğrudan etkilendiğini ortaya koymuş.

Öte yandan, işitsel teste katılanların göz kırpmalarına bağlı olmaksınız ses sürelerini doğru bildikleri görülmüş. Bu durum da zaman algımızın birincil olarak kullandığımız duyumuzla şekillendiğini göstermiş. Ayrıca, yapılan başka çalışmalar zaman algısını etkileyen durumun retinanın ışıksız kalması değil görsel korteksin uyarılmaması olduğunu ortaya koymuş. Kısacası gözlerimizi bilerek kırparsak zaman algısı etkilenmiyor.

Kaynak: https://digest.bps.org.uk/2019/05/14/your-brain-stops-time-when-you-blink/

Continue Reading

Ekoloji

Bilim İnsanları Kesinlikle Ahtapot Yetiştiriciliği Yapmamamız Konusunda Uyarıyorlar

Published

on

Çiftlik hayvanları yetiştiriciliğinin insanlara yaklaşık 1000 yıldır ciddi kazançlar sağladığı inkar edilemez. Fakat koyun ve inek gibi hayvanlar çiftlik hayatına iyi uyum sağlarken, çiftliklere uyumsuz olan ve insanların yemeyi sevdikleri bir hayvan var. Bilim insanlarının yeni bir denemede tartıştıkları ahtapotlar, sadece zeki oldukları için değil aynı zamanda yetiştirildikleri çiftliklerin yaratacağı çevresel etkiler nedeniyle de asla yetiştirilmemelidir. Bu süreç çoktan başladı. Geçen sene tedarik miktarının zayıf olması nedeniyle fiyatları tırmanan ahtapota yiyecek olarak küresel ihtiyaç artışta ve bu sebeple 2019’un kalan kısmında da fiyatların yüksek seyredeceği tahmin ediliyor. Yabani hayatta avlanan ahtapotların verimleri değişken olduğu için güvenilmez tedarik oranı artmaktadır. Dolayısıyla ahtapot çiftliklerine olan talep çoktan başladı. Dünya çapında birçok ülkede, eklembacaklıların suda yetiştirilmesini hızlandırmak için genetik modifikasyon denemeleri de dahil olmak üzere ahtapot yetiştirme çalışmaları devam ediyor.

Issues in Science and Technology dergisinin son sayısında çevrebilimci, filozof ve psikiyatristten oluşan bir ekip “bu durum kesinlikle bilinen bazı çevresel etkileri yaratacaktır” şeklinde yazmışlardır. Bu etkilerden bazıları; hayvan atıkları nedeniyle azot ve fosfor kirliliği, ırkların karışması ile hastalıkların yayılması ve habitat kaybı şeklinde devam etmektedir fakat en büyük çevresel endişe de ahtapotların beslenmesidir. Suda yetiştirilen yaratıkların çoğu gibi onlar da etçildir ve protein ile yağ için balıkla beslenmeye ihtiyaçları vardır. Ahtapot larvaları da sadece bir yerlerden getirilecek olan canlı yiyecekleri tüketmektedirler. Araştırıcılar “suda yetiştirilen hayvanların beslenmesi, yabani balık popülasyonlarıyla omurgasızlara yem olarak fazladan baskı yapmaktadır” yazmışlardır. Küresel balık avının üçte biri diğer hayvanları beslemek için yapılan bir aktivite haline gelmiştir ve kabaca yarısı su ürünleri yetiştiriciliğine gitmektedir. Çoğu yem balıkçılığı aşırı avcılığa dönüşerek hedefinden sapmaktadır.

Ahtapotlar fazlaca yiyeceğe ihtiyaç duyarlar (yaşam boyunca en az kendi ağırlığının üç katından fazla) ve fabrika çiftliklerinde onların bu ihtiyacının karşılanması, zaten hedefinden sapmış olan balıkçılığa daha fazla baskı yapacaktır. Bu durum da muhtemelen insanlar için küresel gıda güvenliğini azaltacaktır. Bu problem çözülse bile ahtapotları fabrika çiftliklerde zorla tutmak çirkin bir durumdur. Eğer daha önce bir deniz akvaryumunu ziyaret ettiyseniz bunu bilebilirsiniz. Ahtapotlar; zekâlarıyla ve problem çözme yetenekleriyle bilinmektedir. Bu eklembacaklıların sıkılmaması için ahtapot tanklarında sıklıkla oyuncaklar bulundurulur. Kavanozları açabilirler, insan bireyleri fark edebilirler, kendilerine önceden verilen puzzle ları hatırlarlar ve hatta gına geldiğinde akvaryumlardan kaçabilirler (bu durum da ele alınmalıdır çünkü çiftlikten tüm ahtapotların firar ettiğini düşünün).

Aynı zamanda esaret altında kanibalizm ve kendi dokunaç uçlarını yemek gibi endişe verici davranışlar göstermektedirler (bu, bulaşıcı bir hastalığa sebep olabilir). Uyarılmadıkları bir ortamda bu hayvanlar bıkmış ve sıkılmış şekilde yetişirler. Bilim insanları “biyolojik sağlık ve güvenliğin ötesinde ahtapotlar; keşfedilecek fırsatlar, kendi çevrelerini kontrol ve idare etmek gibi yüksek seviyelerde zihinsel uyarılmaya ihtiyaç duyarlar” yazmışlardır. Yoğun çiftlik sistemleri de kaçınılmaz şekilde bu özelliklere düşmandır. Günümüzde bile ahtapot çiftliklerinin başarılı olmasında; genç hayvanları yetişkinliğe kadar hayatta tutmak gibi üstesinden gelinmesi gereken zorluklar vardır fakat yeni teknolojiler le bunun üstesinden gelinebilmektedir.

Bu konudaki araştırmalar tüm dünyada günden güne artmaktadır. Meksika’daki ahtapot çiftliği denemelerinin son 10 yılda artış gösterdiği rapor edilirken bir Japon deniz mahsulleri firması da 2017’de yumurtalardan başarılı şekilde yeni hayvanlar ürettiğini rapor etmiştir. Bir sonraki yılda bu firmaların ahtapot yetiştiriciliği yaptıkları tahmin edilmektedir. Şimdiden ortaya konulmuş birçok problem nedeniyle bilim insanları, ahtapot yetiştiriciliğindeki artışın kesileceğini ümit etmektedirler.

Araştırıcılar “umut ediyoruz ki böyle bir seçenek pratiğe dönüşürse; toplum bu gibi projelerin ciddi sağlık ve çevresel problemlere neden olacağını fark edecektir ve ahtapot yetiştiriciliğinden vazgeçilecek ya da yasaklanacaktır” yazmışlardır. “Devletler, özel şirketler ve üniversite enstitüleri için de ahtapot yetiştirme araştırmalarını bırakıp, onun yerine gelecekteki yiyecek üretiminde gerçek anlamda şefkatli ve sürdürülebilir olunması için çaba sarf etmeleri açısından daha iyi olacaktır” Bu rapor, Issues in Science and Technology 35’te yayınlanmıştır.

Editör / Yazar: Onur İLERİ

Kaynak: https://www.sciencealert.com/scientists-are-warning-that-we-absolutely-must-not-farm-octopuses

Continue Reading

Yaşam

Hamileyken Kızamık Olursanız Ne Olur?

Published

on

Kızamık her yaş için tehlikeli olsa da bulaşmak riski yüksek bir virüs olduğundan hamileler için daha da tehlikelidir. Yakın zamanda bildirilen bir vakada 27 yaşında, daha önce aşı olmamış bir kadın hamileliğinin son 3 aylık döneminde kızamık virüsü kapıyor ve bebeğini acilen sezaryanla aldırmak zorunda kalıyor. BMJ Case Reports’un 9 Mayıs’taki haberine göre anne hastaneye kaldırıldığında kızamık olduğu bilinmiyordu ve doktorların doğru teşhisi koymaları 2 haftayı buldu. Kadın hastaneye yatırıldığı gün solunum sıkıntıları baş gösterdi. Jinekolog Jassimran Bansal açıklamasında solunum sorunlarının hamile kadınlarda daha ağır olduğunu çünkü bağışıklık sisteminin baskılandığını söyledi. Annenin durumu gittikçe kötüleşti ve solunum yolları çökmeye başladı. Annenin de bebeğin de hayatı tehlikeye girdiği için bebek sezaryenle alındı.

Hamilelik Sırasında Kızamık

Hastalığın ana belirtisi olan kızarıklıklar hamilelerde görülmediğinden hamilelik esnasında kızamığı teşhis etmek kolay olmayabilir. Kızarıklığın var olmayışının sebebi bilinmese de bağışıklık sistemindeki değişikliklerden kaynaklanıyor olabilir. Aslında kadının vücudunda orta derecede kızarıklık ve şişlik vardı ve doktorlara boğaz ağrısı ve ateşinin olduğunu söylemişti. Bu şişlikler elinde başlayıp yüzüne yayılmıştı. Ama bir insanın kızarıklığı olması mutlaka kızamık olduğu anlamına gelmez, diğer virüsler de buna sebep olabilir. Kadın hastaneye gittiğinde doktorlar başta grip gibi virüsleri düşündüler ve kızamık ihtimalini elediler çünkü hasta tipik işaretleri taşımıyordu ve İngiltere’de hamilelikte kızamık pek yaygın değil. Hastanın durumu gittikçe kötüleşti ve tipik kızamığın tipik yayılımında olduğu gibi kızarıklıklar göğsüne, karnına ve sırtına yayıldı.

Kızamık Teşhisi

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ nin açıklamasına göre hasta iyileştikten sonra solunum problemlerinin grip virüsünden kaynaklandığı tahmin edildi. Asıl teşhis ise hastanın eşi kızamık olmuş halde hastaneye gittiğinde konuldu. Eşi kızamık olduğu için hastaya da test yapılıyor ve onun da hasta olduğu açığa çıkyor. Neyseki bebeğin kızamık virüsüne sahip olmadığı görülüyor.

Hastanede geçen 3 haftanın ardından hasta ve bebeği taburcu oluyor. Annenin diğer 2 çocuğunun daha önceden kızamık aşısı olduğu öğrenildi. Amerikan Obstetrikçiler ve Jinekologlar Derneği’nin açıklamasına göre annenin kızamık aşısı olmasına gerek yok çünkü hastalığı geçirdiği için yeniden yakalanma riski çok düşük. Ayrıca dernek, hamilelikte kızamık geçirilmesinin solunum hastalıkları, prematüre doğum, düşük ya da düşük doğum ağırlığına sebep olabileceğini belirtti.

Editör / Yazar: Şeyma SÜRÜCÜ

Kaynak: https://www.livescience.com/65494-measles-while-pregnant.html

Continue Reading

Öne Çıkanlar