fbpx
Bizi Takip Edin

Yaşam

Yabancı Bir Dilde Yalan Söylemenin Daha Kolay Olduğu Tespit Edildi

Yayınlandı

üzerinde

Yalana maruz kalmak hemen herkesin hoşlanmadığı bir durum olsa da günümüzde birçok kişi yalan söylüyor. Bir kişinin yalan söyleyip söylemediğini anlayabilmek ise oldukça zor. Yapılan bir araştırmada potansiyel yalancıların kendi ana dillerinden başka bir dilde çok daha rahat şekilde yalan söylediğini ortaya çıkardı. Psikologlar bunun nedeniyle ilgili bir çalışma yürüttü. Kendi ana dilinden farklı bir dili öğrenmek kolay bir şey değil. Ancak yapılan bir araştırma insanların kendi ana dillerinden başka bir dilde çok daha rahat bir şekilde yalan söyleyebildiğini ortaya koydu. Bu beklenmedik sonuç Würzburg Üniversitesi’nden iki psikolog tarafından yürütülen bir araştırma sonrası ortaya çıktı.
Psikoloji Bölümü’nde doktora sonrası araştırma görevlisi olan Kristina Suchotzki ve Deneysel Klinik Psikoloji Profesörü MatthiasGamer’in yürüttüğü araştırmayla ilgili Journal of ExperimentalPsychology’nin son sayısında bir makale yayınlandı. Elde edilen bulgular belirli insanların güvenirliğinin değerlendirilmesini gerektiren prosedürler için oldukça önemli olabilir. örneğin bir ülkeden bir ülkeye iltica eden kişiler için yapılacak değerlendirmeler için bu keşif hayati önem taşıyor. Bu gibi hallerde anadilinde konuşmayan kişilerin raporları doğru olsalar bile düşük bir inandırıcılık seviyesine sahip olacaktır. Bu durumun keşfi başka bir algıyı da açıklamaktadır. Yabancı dilde iletişim kuran insanlar, bu önyargıda haklı olunmasa bile genel itibariyle daha az güvenilir bulunmaktadır. Yabancı dilde yalan söylemeyle ilgili araştırma sayısı oldukça az. Şimdiye kadar adli araştırmalar çoğunlukla yerel veya anadil olmayan bir dilde konuşan insanların ne kadar güvenilir olduğuna odaklanmıştır.
Bu araştırmadan sonra ana dilini konuşmayan kişilerin ifade ettiklerine kıyasla ana dilini konuşan kişilerin ifadelerinin daha doğru olarak yargılanacağı fikrini doğuracak gibi görünüyor. Ancak yine de araştırmacılar, henüz bu alanda geniş çaplı araştırmalar olmadığına dikkat çekiyor. Psikologlar bu sonucu elde etmek için 50’den fazla kişiyi belirli görevleri tamamlamak zorunda oldukları bir dizi testten geçirdi. Deneklerin bazı soruları cevaplamaları istendi. Bazı durumlarda sorular hem kendi dillerinde hem de bildikleri yabancı dildeydi. Bazı sorular, “Berlin Almanya’da mı? gibi tarafsız sorularken, bazıları, “Daha önce uyuşturucu kullandınız mı? ya da “Çıplak poz verir misin?” gibi denekleri duygusal bakımdan zorlayacak sorulardı. Teste katılanlar soruları cevaplarken bilim insanları deneklerin tepki sürelerini, deri iletkenliklerini ve kalp atış hızlarını ölçtü. Özetle testten çıkan sonuçlar şu şekildeydi: Genellikle, duygusal soruları cevaplamak nötr olanlardan daha uzun sürmektedir. Yabancı dildeki soruları cevaplamak ana dillerindeki bir sorudan daha uzun sürmektedir.
Genel olarak, yalan söylemek gerçeği söylemekten daha uzun süre almaktadır. Bununla birlikte, aldatıcı ve doğru cevaplar arasındaki zaman farkları, ikinci bir dilde ana dilde olduğundan daha az belirgindir. Ayrıca aradaki hafif fark, daha hızlı bir aldatıcı yanıt vermekten kaynaklanmaz. Daha ziyade yabancı bir dilde, doğruyu söylemek de kişinin anadilinden daha uzun sürmektedir. Nötr veya duygusal soru olsun: Gerçekleri ve yalanları söylemek arasındaki zaman farklılıkları genellikle yabancı bir dilde daha azdır. Bilim adamları bu bulguların “duygusal mesafenin ve bilişsel yükün antagonistik etkilerini” yansıttığına inanıyor. Bu uzamanın var olmasının ya da yalan söylemede daha az belirgin olmasının nedeni, duygusal uzaklık hipotezi ile açıklanabilir.
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/07/180719142154.htm

Reklam Alanı
Yorum için tıklayın

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

İsviçre Buzullarında Meydana Gelen Bir Erime 72 Yıl Önce Düşmüş Olan Uçağın Kalıntılarını Ortaya Çıkardı

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

2. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra İsviçre Alplerine çakılan, ancak kalıntıları bulunamayan uçak 72 yıl sonra buzulların erimesi sonucunda ortaya çıktı. Tüm dünyada küresel ısınma tesirini gösteriyor. İsviçre, İsveç gibi ülkelerin dağlarında ciddi erimeler yaşanıyor. Bu erimelerden birisi 72 yıl önce düşmüş olan uçağın kalıntılarını ortaya çıkardı. Uçak Dakota türü olarak bilinen Amerikan C-53 Skytrooper modeliydi ve 18 Kasım 1946 tarihinde Tulin Avusturya’dan, İtalya Pisa’ya gidiyordu. Ağır bir kar fırtınasına yakalanan pilotlar Münih üzerinden başka bir rota bulmaya çalıştı.

Ancak mürettebat güzergahı kaçırdı ve kayboldu. Saatte yaklaşık olarak 280 kilometrelik bir hızla BerneseAlpleri’ndeki Gauli Buzuluna iniş gerçekleştirdi. Şaşırtıcı biçimde uçağın içerisinde bulunan 8 yolcu ve 4 mürettebattın tümü hayatta kaldı. Uçağın düşmesinden 5 gün sonra yolcular ve mürettebat kurtarıldı. Ancak uçağın izi kaybedildi. Uçağa ait bir pervane 2012 senesinde bulundu. Ancak diğer parçalara yine ulaşılamadı. Şimdi İsviçre Alplerinde yaşanan olağanüstü sıcaklıklar sebebiyle buzullarda çözülme meydana geliyor. Bu ısınma sonucu çözülen buzullar uçağın enkazını ortaya çıkardı.

Hatta uçağın içerisinde bulunan kişisel eşyalara dahi ulaşıldı. Elde edilen bilgilere göre uçak Berglistock dağının güney kanadına çarptı ve Gribdelwald kayak merkezinden yaklaşık olarak 10 kilometre uzaklıkta 3 bin 500 metre yükseklikte buzulların altında kaldı. Uçak ilk düştüğü zaman Fransız Alpleri’nde olduğu sanılıyordu. Enkazın tam yerini tespit etmek 3 gün sürdü. Uçağı bulabilmek için yaklaşık olarak 150 kurtarma görevlisi çalıştı. Uçağın yeri tespit edildikten sonra hayatta kalanlar için 2 uçak bulundukları yere malzeme bıraktı. Gazetelerde çıkan haberler enkazın büyük bir halk masalı olduğunu söylüyor. Sadece Dakota için bölgeye giden birçok ziyaretçi bulunuyor. İklim değişimi buzulların çözülmesiyle birlikte geçmişten kalan birçok kayıp kalıntıyı ortaya çıkarıyor.
Kaynak: https://www.iflscience.com/environment/a-melting-swiss-glacier-has-revealed-a-plane-lost-for-72-years/

Devamını Oku

Yaşam

Dünya Üzerindeki En Yaşanabilir Kent Hangisi?

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Dünya üzerindeki en yaşanabilir şehir sıralamasında Melbourne uzun süredir birinci sırada yer alıyordu. Yedi yıl sonra Melbourne bu unvanını kaybetti. Yeni verilerde dünya üzerindeki en yaşanabilir şehir Viyana olarak gösteriliyor. Yaşanabilir şehir sıralaması The Economist IntelligenceUnit’in Küresel Yaşanabilirlik Endeksine dayanmaktadır. Bu çalışmada dünyanın dört bir yanındaki en iyi ve en kötü yaşam koşullarına dair değerlendirmeler bulunmaktadır.

Aslında bu endeks şirketlere şehre yeni yerleşen çalışanlarına ne kadar ödeme yapacaklarını ve ne kadar zorluk ödeneği verileceğini kararlaştırmak için yapılıyor. The Economist IntelligenceUnit, birinci sırada gösterdiği Melbourne, Viyana gibi şehirler de dahil olmak üzere yaşam kalitesi yüksek olan şehirlerde şirketlerin çalışanlarına ek ödenek vermesinin gerekmediğini söylemiş oluyor. Endeks Port Moresby, Tripoli ve Karachi gibi sıralamanın altındaki şehirler için yüzde 20’lik bir ödenek tavsiye ediyor. Tüm yoksulluğa rağmen, küresel yaşanabilirlik endeksi vatandaşlara değil, şehre dışarıdan gelip yerleşenlere odaklı. Endeks verileri şehirde yaşayan ortalama insanın ihtiyacı olan konut satın alınabilirliği, toplu taşıma, eğitime erişim, bisiklet yolu, yürüyüş yolu gibi verileri içermiyor.

Endeks ölçüleri, beş ayrı kategori altında 30 göstergeyle oluşturuluyor. Bunlar; istikrar (güvenlik), kültür, sağlık, eğitim, altyapı, çevre gibi alanları içeriyor. Göstergelerden 26 tanesi uzman ülke analistlerinin yargısı ve her kentte bulunan bir alan muhabirine dayanıyor. Bu kimsenin bilmediği eleştirmenler bir şehrin performansını; hoşgörülü, kabul edilebilir, istenmeyen, rahatsız edici ya da kabul edilemez olarak değerlendiriyor.
The Economist’in Küresel Yaşanabilirlik Endeksi, şehirleri karşılaştırmak için opak yöntemlerle çoğunlukla öznel bir derecelendirmedir. Ancak medyanın ve birçok kurumun ciddi olarak ilgisini çekmeyi başarmış olan bu liste, en yaşanabilir şehirleri belirlemeye devam ediyor.
Kaynak: https://www.sciencealert.com/which-is-the-world-s-most-liveable-city-the-answer-is-not-that-simple

Devamını Oku

Yaşam

2018 – 2022 Arası En Sıcak Yıllar Olacak

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Yazın başlaması ile birlikte Dünya’nın birçok yerinde sıcaklıklar yüksek seviyelere ulaştı. Hava uzmanları, bu yılın şimdiye kadar yaşanan en sıcak yıl olduğunu söyledi. Ancak bu unvan çok kısa bir süre için 2018’de kalacak… Nature Communications dergisindeki araştırmacılar 2018’in, toplam 5 yıl sürecek olan sıcak hava dalgasının ilk bölümü olduğunu söyledi.
Araştırmacalar bu bulguya ulaşırken iklim modelleri, deneyler ve istatistiklerden yararlandı. Yapılan iklim modellerinde, küresel ısınmanın artışı ilk etken olarak incelendi. CO2 emisyonları, aerosoller ve volkanik patlamalar önümüzdeki 5 yıl boyunca, kademeli olarak sıcaklığı arttıracak. Utrecht Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdüren Sybren Driftwood ”Son yıllarda sıcak hava dalgasının dünya genelinde arttığını gözlemledik.
Okyanus sıcaklığının ve küresel sıcaklık ortalamasının özellikle bu yıl artması, araştırmamızın başlamasına sebep oldu. İklim modellerini çıkartırken son 10 yıldaki sıcaklık ortalamalarını göz önüne alıyoruz. ‘ Son 10 yılda sıcaklık nasıldı ? Önümüzdeki 10 yılda sıcaklık nasıl olacak ? ‘ sorularını araştırmamızın temeli olarak belirledik.” dedi. Araştırmada görevli olan bir başka isim Florian Sévellec ”İklim modellerini çıkarmak biraz uzun sürdü.
Çünkü bir modeli, bütün durumları hesaba katarak tekrar tekrar denetliyoruz. Bu çalışmalar sonucunda elde edilen modeller, bazı önlemler almamız için bize yardım ediyor. Elde ettiğimiz modeller, bizi oldukça sıcak yılların beklediğini gösteriyor” dedi. Araştırma raporunun sonunda; sıcaklık dalgalarının yıllar geçtikçe artacağı bu yüzden küresel ısınmayı arttırabilecek faaliyetlerin azaltılması gerekirse sonlandırılması gerektiği bildirildi.
Kaynak: https://www.scientias.nl/uitzonderlijke-hitte-houdt-tot-2022-aan/
Çeviren: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Öne Çıkanlar