fbpx
Bizi Takip Edin

Bilim

Yaşlanmayı Kontrol Eden Yeni Bir Yol Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Case Western Reserve Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden bir araştırma ekibi, biyolojik araştırmalarda sıkça incelenen bir model organizma olan nematod solucanlarında ( Caenorhabditiselegans ) sağlık ve ömrü kontrol eden korunmuş bir moleküler yol tespit etti.
SciNews’a açıklamada bulunan araştırmadan sorumlu bilim insanı Dr. Nelson Hsieh, “Kruppel benzeri transkripsiyon faktörleri (KLF’ler) adı verilen bir protein ailesinin yapay olarak artması veya azaltılmasıyla C. elegans’ı daha uzun veya daha kısa süreler yaşayabiliyoruz” dedi. Hsieh, “Aynı protein ailesi memelilerde de bulunuyor. Burada heyecan verici olan, KLF’lerin memelilerde yaşlanma üzerine benzer bir etkiye sahip olduğunu bulmamız” ifadelerini kullandı.

bilim-yaslanmayi-kontrol-eden-yeni-bir-yol-kesfetti0
Biyolojik araştırmalarda hayvan modelleri önemli bir yere sahip. İnsan hastalıklarını ya da insanın sistemini inceleyebilmek için etik sebeplerden ötürü insanlar üzerinde ön çalışma yapılmıyor. Bu sebeple yapılacak çalışmaları için bir model geliştirmek gerekiyor. Bazı modellerin canlı bir vücut dışında kalabilmesi söz konusuyken, sonunda hastalıkla ilgili çalışmalar genellikle canlı bir organizmada yapılabiliyor. Nematod solucanları ve fareler gibi hayvan modelleri, hastalık ve diğer süreçlere dair insan vücuduyla benzer süreçlere sahipler.
Solucanlar üç günlük yaşam ömrüne sahiptir ve araştırmacılara birçok kuşağın hızla gözlemlenmesi konusunda katkı sağlarlar. C. elegans’ın genomu 1998 sonunda dizildi. Bu sebeple bilim insanları nispeten kısa olan ama çok iyi bilinen bu genomu denemek için geniş bir fırsat elde etti.

bilim-yaslanmayi-kontrol-eden-yeni-bir-yol-kesfetti
Yapılan araştırmada aynı zamanda yüksek seviyelerde KLF proteinleri olan C. elegans’ın normal solucanlardan daha sağlıklı, daha uzun yaşadığı gözlendi. Benzer şekilde, yüksek seviyelerde KLF proteinleri bulunan farelerin yaşa bağlı kan damarı işlev bozukluğunda gecikmeler oldu. Ekip, KLF proteinlerinin fonksiyonunun, otofajiyi kontrol etmek olduğunu tespit etti. Otofajiyi kontrol etmek; hücrelerin, zamanla gelişen moleküler yan ürünler ile yanlış katlanmış proteinler gibi artıkları temizlemelerini sağlayan, yaşlılık kritik kitlesine ulaşan bir kalite kontrol mekanizması oluşturmaktadır. Bu temizleme ve geri dönüşüm sürecinin kaybedilmesi yaşlanmanın klasik bir işaretidir. Hücreler yaşlandıkça bu geri dönüşüm işlevlerini yerine getirememektedir. Sürdürülemez zehirli birikinti oluştuğunda, hücresel hayatta kalma tehdit altına girmektedir.

bilim-yaslanmayi-kontrol-eden-yeni-bir-yol-kesfetti2
Bu nedenle ekip, KLF proteinleri olmadan solucanların erken öldüğünü gözlemledi. Çünkü hücreleri artık otofajiyi koruyamıyordu. Bu sonuçlardan elde edilen verilerle araştırmacılar, otofajinin kan damarı işlevini nasıl etkilediğini incelemek ve insanlarda KLF proteinlerini arttırmayı hedeflemek için stratejiler geliştirmeyi planlıyor.
Kaynak: https://futurism.com/we-may-have-found-a-pathway-that-controls-aging/

Reklam Alanı
1 Yorum

1 Yorum

  1. Mustafa

    Ekim 19, 2017 at 11:35 am

    Mükemmel

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilim

Bilim insanları, CRISPR ile DNA yerine RNA düzenleyebilecek

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

CRISPR hiç şüphesiz yaşam bilimlerindeki çalışmalara büyük bir ivme kazandıracağı aşikar. Bu teknoloji ile çok kısa sürede sonuçlar alınmasının yanında maliyeti bakımından diğer teknolojilere göre çok daha uygun. CRISPR teknolojisi son 10 yıldır en çok ilgi duyulan gen düzenleme teknolojisidir. Bilim insanları, gen düzenleme teknolojisi CRISPR ile Deoksiribo Nükleik Asit (DNA) yerine Ribo Nükleik Asidi (RNA) hedef alabilen bir enzimin moleküler yapısının haritasını çıkarmayı başardı.

Techcrunch’ın haberine göre, ABD’de Salk Enstitüsünde görevli uzmanlar, gen düzenleme teknolojisi CRISPR ile RNA’nın hedef alınabileceği Cas13d enziminin moleküler yapısını ayrıntılarıyla saptadı. Çalışmanın, gen düzenleme teknolojisinde hücre içindeki fonksiyonların daha kusursuz yönlendirilmesine olanak sağlayacağına inanılıyor. Araştırmanın ayrıntıları “Cell” dergisinde yayımlandı. Münferit hücre içindeki kusurların ortadan kaldırılması için Cas9 enzimiyle DNA’nın hedef alındığı gen düzenleme teknolojisinin, sanılandan daha büyük genetik yıkıma neden olabileceğinden endişe ediliyor.

Bilim adamları, RNA’yı hedef alan CRISPR-Cas13d enzimiyle hücrelerin işlettiği mekanizmaların düzenlenebileceğini, genin üzerinde kalıcı ve potansiyel tehlike oluşturan değişiklikler yapılmayacağına işaret etti. Araştırma ekibinden Hanna Gray Fellow, “DNA sabittir, sürekli değişen, DNA’dan kopyalanan RNA iletileridir. Doğrudan RNA’yı kontrol ederek bu iletileri düzenlemek, hücrenin kaderini etkilemek açısından önemli olası sonuçlar barındırıyor.” ifadesini kullandı.
Kaynak: https://www.genengnews.com/gen-news-highlights/detailed-structure-of-crispr-enzyme-for-rna-editing-technology-described/81256259

Devamını Oku

Bilim

Ahtapot ve İnsan Beyni Arasında Benzerlik Keşfedildi

Yayınlandı

üzerinde

Yazan

Johns Hopkins Üniversitesi’nden nörobiyolog Gül Dölen ve evrimsel biyolog Eric Edsinger, insanlar ve ahtapotlar arasında genetik bir benzerlik keşfetti. Araştırmada ahtapotlara, MDMA ve ecstasy adlı kimyasal ilaçlar verildi. Kimyasal ilacın etkisinde olan ahtapotlar, insanların MDMA ve ecstasy kullandıktan sonra verdikleri tepkinin aynısını verdi.

Laboratuvar sonuçlarında; ahtapot ile insan beyni arasındaki anatomik farklılıklara rağmen, serotonin taşıyıcı geninde moleküler benzerlikler olduğu tespit edildi. Ahtapotların ilaçlardan sonra mutluluk, depresyon ve üzüntü duygularında değişimler yaşadığı gözlemlendi.

Gül Dölen ”İnsanlar da MDMA ve ecstasy alındığında mutluluk, depresyon ve üzüntü duygularında değişimler yaşıyor. Ahtapotların ilaca verdiği tepkiler de aynen böyleydi. Bu sonuçlar sayesinde, psikiyatri ilaçları ve antidepresanların dozları daha verimli ayarlanabilecek.” dedi.(+Nörotransmitter: Nöronlar arasında veya bir nöron ile başka bir hücre arasında iletişimi sağlayan kimyasallara nörotransmitter denir.)
(+Serotonin: İnsanda mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren bir nörotransmitterdir. Eksikliğinde depresif, yorgun, sıkılgan bir ruh hali görülür. Yapısal olarak monoamin grubuna girer ve triptofan aminoasitinden sentezlenir. )
Kaynak: https://www.sciencealert.com/california-two-spot-octopus-octopus-bimaculoides-prosocial-behaviour-mdma-ecstasy-serotonin?perpetual=yes&limitstart=1
Editör / Yazar: Kuzey KILIÇ

Devamını Oku

Bilim

Probiyotik Bakterilerinin Şok Edici Sırrı: Elektrik Üretiyorlar

Yayınlandı

üzerinde

Bugüne kadar, elektrik üreten bakterilerin çoğu garip ortamlardan gelmiştir.Ancak araştırmacılar hem mikrojen hem de probiyotik olmak üzere insan mikrobiyomunda 100’den fazla elektrik üreten değer bulmuşlardır. Bakterilerin elektrojenik yetenekleri, enfektivitede veya peynir ve yoğurdu nasıl fermente ettikleri açısından önemli olabilir.

Listeria bakterisi, hücre duvarları boyunca elektronları, her yerde bulunan flavin molekülleri (sarı noktalar) ile desteklenen küçük akıntılar olarak çevreye taşır. Mayınlar ve göllerin dibi gibi egzotik ortamlarda elektrik üreten bakteriler bulunurken, bilim adamları ev halkına daha yakın bir kaynağa yöneldiler: insan bağırsağı. Kaliforniya Üniversitesi’den bilim insanları, yaygın bir ishale neden olan bakteri Listeriamonocytogenes’in, bilinen elektrojenik bakterilerden tamamen farklı bir teknik kullanarak elektrik ürettiğini ve yüzlerce başka bakteri türünün de aynı süreci kullandığını keşfettiler.

Bu kıvılcım bakterilerinin çoğu, insan bağırsağı mikrobiyomunun bir parçasıdır ve birçoğu, gıda kaynaklı hastalık listeriyozuna neden olan ve aynı zamanda düşüklere de neden olabilen patojeniklerdir. Kangrene ( Clostridiumperfringens ) ve hastane kaynaklı enfeksiyonlara ( Enterococcusfaecalis ) ve bazı hastalıklara neden olan streptokok bakterileri oluşturan diğer bakteriler de elektrik üretmektedir.

Lactobacilli gibi diğer elektrojenik bakteriler, yoğurdun fermente edilmesinde önemlidir ve birçoğu probiyotiktir. Bu keşif bakterilerin bize nasıl bulaştığı konusunda çok şey söyleyebilir veya sağlıklı bir bağırsağa sahip olmamızı sağlayabilir. Aynı zamanda mikroplardan canlı piller oluşturmaya çalışanlar için oldukça sevindirici bir haber. Bu tür “yeşil” biyoenerjetik teknolojiler, örneğin atık arıtma tesislerinde bakterilerden elektrik üretebilir.
Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2018/09/180912133442.htm

Devamını Oku

Öne Çıkanlar